Archive for Şubat, 2010

Uçtu uçtu 40 uçtu

Duru doğmadan önce her tür adet saçma gelir, daha doğrusu nasıl ve neden yapıldıklarını da bilmezdim. İnsanın çocuğu olunca her şeyi öğreniyor.

40 uçurma adetini hep duyuyordum fakat nasıl yapıldığını bilmiyordum. Meğerse 40 uçurmak için ziyarete gittiğin kişi bebeğe un (yaşlansın, saçları bembeyaz olsun), pirinç (bereketli olsun), şeker (ağzı tatlı olsun), yumurta (yumurta gibi güzel olsun-bununla pek bir alaka kuramadım ya neyse) verirmiş. Bir de o gün bebeğe banyo yaptırılırmış.

Neden 40 acaba? Herhalde bebek 40 gün sonra daha bir alışıyor dünyaya. Daha bir insan oluyor. Derdini daha iyi anlatır ve siz de onu daha iyi anlar hale geliyorsunuz. 40′ta bir keramet vardır herhalde deyip 40 rakamını daha fazla kurcalamıyorum.

Artık bebekleri dışarı çıkarmak için 40′ını beklemeye gerek kalmıyor. Doktor kontrolü, ufak ziyaretler derken Duru’yu dışarı çıkarıyorduk zaten. Havaların sıcak olması da avantajdı tabii, battaniyeye, monta gerek kalmadan üzerine bir body giydirip ince bir şey örterek dışarı çıkarıyorduk. İlk ev gezmesinde sanırım 1 aylıktı, İsmail eniştesinin doğum gününü kutlamak için onlara gitmiştik. Ablamın aldığı minik pembe elbisesini giydirip hazırlanmış, babasının işten gelmesini beklemiştik. O da dışarı çıkacağını biliyor gibi pek neşeliydi. Ablam Duru için çok güzel bir hediye paketi hazırlamıştı. Minik keselerin içine yumurta, pamuk, un, pirinç, şeker koymuş (buna kısaca “40 seti” diyebiliriz), bir de pijama takımıyla altın almıştı. Duru böylece ilk ev gezmesinde ilk hediyesini de almış oldu.

Duru gittiğimiz yerlerde eskiden beri bize sorun yaşatmamıştır pek. Çoğu bebekten daha uyumlu ve sakindi, böylece bize de bol bol gezme fırsatı vermişti tabii.

Duru’nun 40′ı ise 19 Temmuz Pazar gününe denk gelmişti. Önce 40 banyosunu yaptırmıştık. Su kovasının içine altın yüzüğümü atıp, Duru’yu dualarla yıkamıştık bir güzel. O gün Duru’yu Esinlere götürmüştük. O da bize ufak poşetlere koyarak 40 seti vermişti.

Sonrasında 40 ziyaretlerimiz devam etti. Babaannesi de bize yine 40 seti vermiş, pijama takımı almıştı. 28 Temmuz’da da Ebru teyzesine ziyarete götürmüştük. O da çok özenir böyle şeylere, çok güzel bir sepetin içine 40 setini koymuş, bir de göz boncuğu şeklinde nazarlık hediye etmişti Duru’ya. Sevim Abla da yumurta, şeker, un, pirinçle birlikte pijama takımı vermişti. Emine de onlara yaptığımız ziyaretten bizi bir mendile bohça yaptığı 40 setiyle uğurlamıştı.

Biz Duru’yu ev gezmelerine götürdükçe herkes bize erzak veriyor gibiydi. Sonuçta bir sürü yumurtam, pirincim, unum ve şekerim olmuştu. Ben de yumurtaları omlet, pirinçleri pilav, un ve şekeri de kek, börek yaparken kullandım. Bu 40 uçurma çok iyi bir adetmiş. Hem geziyor hem de ev ekonomisine katkıda bulunuyorsunuz:)

Ebru'nun Duru'ya yaptığı sepet

Sepetteki minik kesecikler

Emine'nin 40 bohçası

Tay tay tay

Duru hareketli bir bebek. Daha ilk aylarında el ve ayaklarını öyle hızlı hareket ettirirdi ki hayretle izler, erken yürüyecek herhalde derdik. Duru’ya annem bakıyor. Yeğenime de o baktığından onun da ilk adımları atmasına vesile olan annemdir. Duru daha önceden ayakta, sandalyeye tutunarak duruyor, henüz adım atmayı pek beceremiyordu. Annemle gündüz bol bol çalışıyorlar bu konuda. Bir baktım dün akşam Duru’cuk adımlar atıyor. Ellerinden tutunca yürüyor. Bu durum onun da hoşuna gidiyor tabii. Daha önce sırtını sandalyeye yaslayarak ayakta kendi durabiliyordu. Bu sabah da hiçbir yere tutunmadan, kendisi ayakta durabildi. Bu gidişle 1 yaşına kalmadan yürüyecek herhalde.

Duru’yu beklerken

Bebek bekliyor olmak, hayatınızın belki de en güzel ve en keyifli zamanlarını yaşamanızı sağlıyor. En azından benim için öyleydi. İlk birkaç ay pek fazla bir şey anlamıyorsunuz. Onun tekmelerini, kıpırtılarını hissettiğiniz anda aranızdaki bağ daha da kuvvetleniyor. Hayatınıza yeni biri gireceğinden onun için hazırlık yapmanız da gerekiyor. Dünyaya gelecek bu canlının anne ve babasından başka hazırda bulunan hiçbir şeyi olmadığından, onun adına her şeyi düşünüp almanız ve sıfırdan yapmanız gerekiyor. İşin bu kısmı da çok zevkli. Uyuyacağı yatağı, banyo yapacağı küveti, giyeceği minicik kıyafetleri, oyuncakları, puseti, arabası derken ortaya pek çok ihtiyaç çıkıyor.

İnsan önce nereden başlayacağını bilemiyor. Ben internetten epey bir araştırmıştım neler gerekli olduğu konusunu. Hazır listeler vardı. Onlardan da faydalandım, daha önce bebeği olanlara da danışmıştım. Duru 6 aylık olana kadar bir şey almadım. Sonrasında yavaş yavaş tulum, body gibi giyecekler almaya başladım. Hepsi birbirinden güzel ve minikti. En az benim kadar annem, ablam ve arkadaşlarım da -özellikle Ebru- heyecanlıydı. Hemen her gün Duru için bir şey alıyor, beni telefonla arayıp o gün neler aldıklarını heyecanla anlatıyorlardı. Onların bu kadar heyecanlı olmaları beni ayrıca mutlu edyordu. Duru’nun bu açıdan da çok şanslı ve kısmetli bir bebek olduğunu düşünüyorum.

Odanın duvarları için en sevdiğim renk olan morun açık bir tonunu seçtik eşimle. 23 Nisan tatilinin olduğu hafta sonunda eniştem, babam ve eşim birlikte boyamışlardı odayı. Doğuma yaklaşık 1 aydan fazla zaman vardı fakat saten boya kullanıldığından kokusu da epey bir zaman sonra çıkmıştı.

Duru’nun mobilyalarını babam yapacaktı, kabaca ne istediğimi tarif etmiştim. Kafasında farklı bir tasarım vardı aslında ama beni kırmadı ve sağolsun harika bir oda yaptı minik torununa.

Oda boyandıktan ve eşyalar da geldikten sonra sıra Duru için aldıklarımızı yerleştirmeye gelmişti. Ablamla birlikte hem Duru’nun minik kıyafetlerini sevmiş hem de yerleştirmiştik. Yüzünü bile görmediğin minik canlı, insana düzenini değiştirtiyordu, en garibi de bunları hem kendinin hem de etrafındakilerin inanılmaz bir keyif ve mutluluk içinde yapmasıydı.

Duru için doğum şekerini de eşimle birlikte yapmıştık. Karnım burnumda olduğu son haftalarda Eminönü’ne gidip nasıl bir şey bulabileceğimize baktık. İnsanlara şekerin yanında hatıra olarak kalabilecek bir şey de vermek istiyorduk. En sonunda oradaki hanların birinde bu minik magnetleri bulduk. Serhan bunları daha önceden annemle aldığımız mor keselerin üzerine silikonla yapıştırdı. İçine de çikolata ve renkli badem şekerlerini koyup verdik. Çok şirin olmuşlardı.

Bu da Binnaz, adını ablam koymuş. Hastane kapısı için neler yapılabileceğini internetten araştırmıştım. Leylek temalı bir şey istiyordum. En sonunda şirin bir tasarım buldum, önce kendim yapmak istedim, baktım olacak gibi değil. Bir bilene danışayım dedim. Ablam sağolsun, internettekinden daha da güzelini yapmıştı.

İnsan bebeğine her şeyin en iyisini yapmak istiyor. Ben de öyle istedim, elimden geldiğince de yapmaya çalıştım. Şimdi düşünüyorum, keşke şunu da yapsaydım dediğim bir şey kalmamış içimde, şükürler olsun… Tabii bunda benim her zaman yanımda olan ailemin ve arkadaşlarımın da rolü büyük. Hepsi sağ olsunlar, var olsunlar…


İsim koyma töreninden akılda kalanlar

İsim koyma töreni, bebeğin ailesiyle bir araya geldiği ilk önemli gün… Onun da artık bir birey olduğunu bugün daha iyi anlıyorsunuz.

Duru’nun isim hikayesi de ilginçtir. Bir gün Serhan’la Migros’ta alışveriş yaparken bir anne çocuğuna seslenmişti: “Duru”. O anda durup Serhan’la birbirimize bakmıştık. Henüz bir bebek düşünmediğimizden isimlerle de pek alakamız yoktu. Kız olursa Zeynep ya da Defne olabilir diye düşünüyordum kendimce, Duru aklımın ucundan geçmiyordu.Bu isim kulağımıza o kadar güzel gelmişti ki aynı anda “Bir gün kızımız olursa adını Duru koyalım” diye düşünmüştük. Allahtan kızımız oldu ve biz isim aramak zorunda kalmadık.

Duru’nun isim törenini doğumundan 5 gün sonra, yani 15 Haziran Pazartesi akşamı yapmıştık. Her ikimizin de çekirdek ailesi gelmişti. Halası Ankara’da olduğundan katılamamıştı.

Yeme içme faslından sonra sıra isim koyma anına gelmişti. O anın enerjisi çok farklı oluyor ya da ben öyle düşünüyorum; kutsal bir an… Yoğun bir enerji hissetmiştim… İsmi Duru’nun kulağına babam okumuştu. Güzel de bir konuşma yapmıştı, o kadar heyecanlıydı ki sesi titriyordu. O konuşurken Duru da babamı dinliyor, sanki onun söylediklerini anlıyordu. Ben de çok duygulanmış ağlamıştım. Duru’nun göbek adının da doktorumuzun ismi olan Aylin olmasına karar vermiştik.

Güzel ve farklı bir akşamdı. Minik kızımın dünyaya geldiğini, bundan böyle “Duru” ismiyle anılacağını sanki bu akşam bütün evrene ilan etmiştik…

Üst diş de göründü!

Duru yaklaşık 1 haftadır hasta. Ben hasta olunca doğal olarak ona da geçti. Ne kadar öpmeyim, yaklaşmayım desem de onu öyle görünce dayanamıyorum. Yanak, bacak, göbek, kol neresi denk gelirse öpüyorum. O zavallıcık da öksürüyor şimdi…

Dün onunla oynarken ağzından“kırt kırt” diye bir ses çıkardığını duydum. Durucuk üst sağ dişini de çıkarmış, ordaki fazlalığı yadırgadığından alttaki dişini ona sürtüyordu. Bir baktım, hakikaten de ufacık bir beyazlık görünüyordu üst damağında. Emzirirken de bir-iki ısırma girişiminde bulundu. Sonra da benim tepkimi merak edip gözümün içine baktı ne yapacağım diye. Ben de“Uff acıdı” dedim, anladı sanki. Bakalım, ilerde göreceğiz minik dişleriyle neler yapacağını…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers