Archive for Eylül, 2010

Minik Duru 1 hafta anne-baba kuzusu

Geçen hafta Serhan’la birlikte yıllık iznimizin ikinci haftasını kullandık. 1 hafta çok iyi geldi. Şehir dışına da çıkmadığımızdan gerçekten dinlendik bu kez. Bir de kızıma olan “hayranlığım” bir kat daha arttı.

İnsanın evladına hayranlık duyması çok garip bir şey. Bunu ara ara düşünürdüm. Bu bir haftada bu daha da pekişti. Daha doğrusu ona hayranlık duyduğumu kesin ve net anlamış oldum. Durup durup baktım ona, minik burnuna, gözlerine, yüzüne… Davranışlarıni inceledim. Gelişimini inceledim, ne kadar hızlı öğrendiğini gördüm onu izlerken. Bize olan davranışları… Duygusallığı… Minicik kalbinde ne kadar büyük bir sevgi yeşerttiğini gördüm… Şükrettim…

Bu 1 haftada neler yaptık? Aslında çok şey yapamadık, çünkü hava pek bir kötüydü şansımızdan. Genellikle evdeydik. Zaten bizim küçük hanım öğle uykusundan saat 3 gibi uyandığından evden çıkmalarımız 4′ü buluyordu. 4′ten sonra da bir yerlere gidiyorduk.

Bir gün Hıdiv Kasrı’na gittik. Biraz yürüyüş yaptık, çocuk parkında Duru’yu salladık, kaydıraktan kaydırdık. Eskiden salıncağı sevmezdi ama artık bayılıyor. Eve ufak portatif bir salıncak almak lazım, kış da geliyor zaten.



Dönüşte yemek yediğimiz yerdeki oyuncak otomobili de çok sevdi Duru. Yüzündeki ifadeye bakar mısınız, ne kadar önemli bir iş yapıyor, direksiyon çeviriyor…

Onunla evde vakit geçirmek çok güzeldi. Şimdi iyice bebeklikten çıktığından büyük bir insan gibi her denileni anlayıp kendini de anlatıyor. 24 saat vakit geçirince onun ne kadar çok büyüdüğünü de gördüm. Keyfi de yerindeydi bizimleyken, çok mutluydu. En çok dans etmeyi seviyor. “O piti piti karamela sepeti”ni söyleyip oynatıyorum onu. Kendi oynamak istediğinde de “O piti piti” diyor, ben de söylüyorum, oynuyor. Ama nasıl oynamak, popo bir o yana bir bu yana, kafa önde, eller, ayaklar pek havalı. Tam yemelik:) Bir de Sertab’ın “Rengarenk” şarkısına bayılıyor, çalıyoruz oynuyor.

Bu arada Duru’nun kavramlar kitabındaki pek çok nesneyi tanıdığını görünce çok şaşırdım. Her şeyi tanıyor, sorunca gösteriyor, hafızaya almış. İyi çalıştırmış annem:)

Bir gün babaanneye gittik. Duru; Selin, hala, dede, babaannesiyle tek tek ilgilendi, öptü, sevdi onları. Dedeyle ayrı bir ilgilendi yine. Sonra da ailenin kızları olarak boy sırasına dizilip poz verdik.

Bir akşam da Ebru’lara gittik. Hava güzeldi bahçelerinde oturduk. Duru Selçuk’a hasta. O konuşurken hep gülerek izler onu. Herhalde hareketli, kıpır kıpır konuştuğu için çok ilgisini çekiyor Selçuk. Resimde bile gülerek bakmış ona.

Güneş’in oyuncaklarıyla güzel güzel oynadı, Güneş de oyuncaklarını paylaştı bizimkiyle, çok tatlılardı.

Birer gün de hem benim hem de Serhan’ın şirketine uğradık. Arkadaşlarımıza götürdük küçük hanımı. Fıldır fıldır dolandı ortalıkta. Herkesi ayrı ayrı öptü ama kimsenin kucağına gitmedi, ne de olsa keşfedecek çok şey vardı ortamda.

Onun dışında en güzel günümüz Polonezköy’deki Country Club’a gittiğimiz cumartesiydi. Havalar kötü gitmişti o nedenle bir türlü gerçekleştirememiştik bu gezimizi. Neyse ki tatilin bitmesine ramak kala Allah kıyak geçti Duru’cuğa:)

Havayı güzel görünce saat 4′ten sonra gittik oraya. Bizim eve yarım saat neredeyse. Polonezköy’ün içinde ama ara bir yoldan epeyce içe ilerlemek gerekiyor. Kapıda bir giriş ücreti ödeniyor, istenirse içeride yeme içme olanağı da var.

Hava ılık, güneş sıcacık. Kapıdan girdik içeri. Aman Allahım o nasıl bir yer. Sanki bir tablo ya da ne bileyim böyle köy gibi bir yer. Kocaman çimenlik, çimende otlayan inekler, koyunlar, ortada gezinen kazlar, ördekler, gölde siyah kuğular, albino tavuskuşları, daha ne ararsanız, rüya gibi…

Bir de hamak koymuşlar. İnsanın burda ömrü uzar.
Bizimki hayvanları gördükçe çıldırdı tabii. Çığlıklar attı, koştu… Hatta burnu akıyordu biraz da, korkarak götürdük aslında ama hiçbir şeyi kalmadı maşallah orda.

Bir sürü hayvan vardı. Gölde siyah kuğular vardı, hepsi de insana alışmış, görünce geliveriyorlar. Kuğular kafalarını kaldırarak adeta “Duru Duru” diye ses çıkarıyordu, gerçekten şaka değil. Şaşırdık:)

Cüce keçiler bile vardı, Heidi’ninkilerden. Duru’nun elini yaladılar:) Onlar da evcilleşmiş, görünce bizi bir-iki hepsi geliverdiler yanımıza.

Ortamın havasından, suyundan mı ama bir şeyinden, tüm hayvanat, nebatat ve beşer dostluk, kardeşlik ve sevgi yumağı idi, olması gerektiği gibi.. Hatta bir tavuk keçinin tüylerini didikliyor, keçi de halinden memnun oturmuş etrafı seyrediyordu:)

Daha pek çok hayvancık vardı ortamda, tabii bol da tezek:) Deve, lama, kanguru, geyikler, kuşlar, pelikan, domuz, eşek, tavşanlar… Daha da aklıma gelmeyen neler kimbilir. En güzeli de çoğunun kafes arkasında değil aramızda gezmesi, onlara dokunabiliyor olmamızdı. Duru’nun şimdiye kadar sadece kitaplarından, oyuncaklarından gördüğü hayvanlara burada eliyle dokunabiliyor olması güzeldi tabii. Ben birazcık korktum en başta, alışkın değilim hayvanlara. Otlayan kıvırcık merinos koyuna dokundum, tüyleri sertti, irkildi hayvancık da:)

Duru’nun onları sevmesi hoşuma gidiyor, korkutmamaya çalışıyorum onu da, kendime hakim oluyorum.

Duru babasıyla midilli sevdi.

“İnee” diyerek ismini söylediği, çok sevdiği ineği ilk defa burda yakından gördü, çok heyecanlandı.

Bu tavuğa bayıldım, önce Kübra’nın sonra Nermin’in nikahlarına giderken böyle yaptıracağım saçımı:)

Bir de buna bayıldım, ne güzel yaratmış Yaradan. Tam bir sanat harikası, her zaman söylerim, Yaradan çok zevkli gerçekten…

Bizimki iyice geçti kendinden. Ben bile geçtim, o nasıl geçmesin…

Bir de çok garip bir tavşan vardı ortalıkta. Beyaz, biraz ilerliyor sonra durup bekliyor. Zıp zıp tavşan, arkasında Duru… Tavşan duruyor, bizimki seviyor onu.

Duru orda arkadaş bulmadı mı, buldu tabii ki. Yemek yenilen yerde küçük çocuklar için minik bir park var, ben Duru’yu orda sallarken babası da beyaz geyikleri taze otla besliyordu. Yanımıza çok tatlı bir çocuk geldi. Alp adı, 2,5 yaşında. Kaydıraktan kayıyor, “Bebek bak” diyor bizimkine, kaydıraktan kayarken hava atıyor ona:). Sonra “Cee” oyunu oynadılar, Duru gülmekten çatlayacaktı bir ara. Alp’i sevdi, öptü, o da bizimkinin elini öptü. Geldi, Duru’yu salladı. Çok şekerlerdi. Birlikte tavşan peşinde koştular sonra, çok romantikti:)

Gün yavaş yavaş bitiyor, hayvanlar yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlıyordu. Evli evine köylü köyüne hesabı. Bizim de eve gitme vaktimiz gelmişti anlaşılan. İstemeye istemeye, ağır adımlarla, kapıya doğru ilerledik. Biz giderken tavuklar da tellerin üzerine tüneyip günü uğurlarken dedikodu yapıyorlardı bir yandan:) Ben ve Duru da aralarına katıldık…

Muhabbet güzeldi, artık gitmek gerekti ama…

O günü de öylece bitirdik, tadı damağımızda kaldı. Geç keşfettik burayı, bakalım hava güzel olursa bir hafta sonu daha kaçmak lazım.

Güzel bir 1 haftaydı. Hepimize çok iyi geldi. En kötü yanı duruma fazla alışıp silbaştan yeni bir düzen kurmak oluyor, hem ben hem Duru için.

Pazartesi onu çok özledim tabii. Kokusu burnumda tüttü, bir an önce eve gitmek için saat saydım resmen. Apartmandan içeri girince merdivenler bitmek bilmiyor, abartmıyorum. Görünce sarıldık birbirimize, bir süre öylece kaldık, o da çok özlemiş beni.

Gece 11 buçukta zor uyuttum. Çok tatlıydı yine. Küpleriyle oynamaya bayılıyor hâlâ, 3-4 küpü üst üste dizip dizip deviriyor. Şimdi taklit dönemi de başladı. Dün televizyondaki Abiye Kuzu’nun gülüşünü taklit ediyordu. Bizim evde boy aynası yok. Bir yerde boy aynası görünce karşısına geçip yüzünü türlü şekillere sokup gülmeye bayılıyor. Tam dönemiymiş şimdi, çocuk kendinin ayrı bir birey olduğunu algılarmış artık, o yüzden aynanın karşısına geçip kendini seyretmeyi severmiş.

Kelime dağarcığı da gelişti. Aç, at, attı, gel, ver, ine (inek), hadi ya:) gibi şeyler söyleyebiliyor. Yemesi hâlâ sorunlu, pilav ve makarnaya bayılıyor yalnızca. Biz de içine sebze, kıyma katıp yediriyoruz. Ayranı, salatalığı da seviyor.

1 haftanın özeti bu mudur, budur.

Tatilden birkaç kare

Oydulay, ilk hedefinij akdenijdiy, ileyiiii!


Duru, yakışıklımın kucağında


Orada da muhtelif koltuklara oturttu kendini.


Duru, İsmail eniştesiyle tatil boyunca aşk halindeydi...


Üçümüzün aynı karede olabildiği nadir pozlardan, Emir sağolsun...


İrili ufaklı herkes yavrusuna sarıldı:)


Günbatımında anneanne ve Duru birlikte...


Ayasaranda'da günbatımı muhteşemdi...


İki kumru manzaranın tadını çıkarıyor


Gökyüzünde yangın vardı...


Duru salıncakta sallanırken ben de bu güzelliği görüntüledim...


Her bir yemeği reddeden Duru, makarnayı hapur hupur yedi.


Üst baş battı, her yer yoğurt ve yağ içindeydi.


Bu kocaman topa hasta oldu


Bu pozlarını çok sevdim.


Uzun ince bir yoldayım, daha yolun başındayım, keşfedecek çoook şey var...

Bir görüntüyle eskiyi anımsama

Çeşme’ye gidişte Duru çoğunlukla kucağımdaydı demiştim. Bir ara kucağımda uyuyakaldı. Ona bakınca aklıma çektiğim eski fotoğraflardan biri geldi hemen:

Duru burada neredeyse 1 aylık.

Kucağımda yatan kocamanım ise 15 aylıktı. İfade aynı ama hatlar birazcık büyümüş.

Bu arada bizimki dişlerini fırçalatmıyor. Ben de o uyuduktan sonra ellerimi yıkayıp parmağımla dişlerini temizliyorum. Tatil dönüşü yine bir ağız bakımı sırasında baktım ki ağzı diş dolmuş. Sessiz sakin diş çıkarmış bizimki. Üstte 2 köpek dişi, altta diğer taraftaki azı yanı, yine üstte dipte bir azı yanı dişi. 4 diş birden. O kadar ateş ve huzursuzluk, aşının yanında dişten de kaynaklanıyormuş yani.

Bu arada tatilde kelime dağarcığına 1-2 kelime daha ekledi. “Ağaç”ı çok güzel söylüyor. “Ne dedin” benzeri bir kelime söylüyor bir de. Tatil dönüşü motor becerileri de oldukça gelişmiş. Küpleri güzelce üst üste koyuyor büyüklüklerine göre.

Dün akşam “O piti piti karamela sepeti terazi lastik jimnastik” gibi anlamsız bir şarkıyı söyleyerek Duru’yu oynattık. Önce utanır gibi oldu, bacaklarıma saklandı. Sonra mutfağa gitti, poposunu sallaya sallaya orada oynadı güzelce:) Çocuklar utanmayı da biliyorlar daha bu yaştan.

Çok telden çaldı bu yazı, aklıma geleni yazdım işte:)

Bayramda Çeşme, deniz ve Minik Duru


Bayram tatil, tatil de gezmek demek. Havalar giderek soğuduğundan yazın son günlerini değerlendirmek istedik biz de… Bayramda bir yere gidince de bayram bayram gibi olmuyor aslında. Büyüklerin elleri öpülemiyor.

Annem bu sene tatile gidemedi Duru’yla haşır neşir olduğundan. 1 gün Kerpe’ye götürebilmiştik, o da günübirlikti zaten. Biraz dinlenmek, denizle içli dışlı olmak ona iyi gelecekti.

Aslında niyetimiz her yıl gittiğimiz Erikli’ye gitmekti bu sene de, ama cesaret edemedik. Soğuk olabilirdi. Ben daha önce Çeşme’de Kerasus Otel’i bulmuştum internetten, çok beğenmiştim. Ayasaranda Koyu’nda, özel plajı vardı. Gidenlerin yorumlarından da genellikle herkes memnun gözüküyordu, özellikle denizini anlata anlata bitiremiyorlardı.

Öyle olunca buraya gitmeye karar verdik, ablamlar da gelince cümbür cemaat bayramda Çeşme’deydik.

Yolculuk sakin geçti. Duru bu sefer kusmadı en azından. Daha sık mola verdik belki ondan ya da bizimki biraz daha büyüdü. Duru artık koltuğuna oturmuyor maalesef, ne yaptım ettiysem de çok fazla oyalayamıyorum onu koltuğunda, direkt kucağıma geliyor ve sonrası malum: Meme…

Nitekim yaklaşık 6 saat boyunca kucağımdaydı Duru. Uyuduğu zaman oturttum koltuğuna, orada güzelce uyudu. Uyanınca yine kucağıma geldi.

Sabah 5 gibi ablamlarla buluştuk, 2 araba peşpeşe gittik. Öğlen 2 gibi ordaydık. Çeşme’nin biraz dışındaydı otel, daracık bir yoldan kıvrıla kıvrıla giderek otele varılıyor.

Kerasus Otel kendi halinde, sakin, çoğunlukla çocuklu ailelerin tercih ettiği bir yer. Kaliteli insanlar var. Personeli acayip güleryüzlü. Bir yorumda “personelin sinirleri alınmış gibiydi” diye okumuştum, hakikaten doğruymuş. Hepsi o kadar güleryüzlüydü ki…

Otele varır varmaz bizimki derhal fıldırmaya başladı. Her yer yeniydi onun için, nereye gideceğini şaşırdı, o gittikçe ben de arkasından tintin ettim:)

Odalarımız ayarlandı, bizim odalar yan binadaymış. Apart odaydı, mutfak bile vardı içinde, bilsem Duru’nun tenceresini götürür yemek yapardım. Odalar vasattı ama manzara muhteşemdi. Karşımız Sakız Adası ve masmavi deniz… Zaten 3 güncük kalacaktık. Biz nerelerde kalmış adamlarız dedim kendi kendime, Bozcaada’da Notre Dame’ın Kamburu’nun otelinde bile kalmıştık, hikayesi biraz uzundur, anlatmayayım şimdi:)

Neyse hemen hazırlanıp aşağı indik, bir şeyler yedik. Bizimki orda kendine kedi buldu hemen, kovaladı durdu. İsmail Abi’ye de bir şımardı bir şımardı, poz yaptı aynen:)

Sonra denize indik. Allahım bu nasıl bir deniz… Akvaryum gibiydi, zaten mavi bayraklı. Yalnız sahil taşlıktı, ayaklarımızın altı delindi neredeyse. Denizin içi kumdu neyse ki.

Deniz soğuk olmasına rağmen bizimki hiç tereddüt etmedi girmekte. Pek bir eğlendi babasının kucağında.

Duru top görünce çıldırıyor. Bir çocukta bu topu görmüştü, çıldırdı tabii, hem kırmızı hem parlak. Teyzesinin içi rahat etmedi, otelin marketinde aynı toptan görünce aldı ona. İyi ki almış, Duru’dan çok bize yaradı, bize deniz topu oldu aynı zamanda:)

Duru’ya daha önceki tatile giderken bir havuz almıştık. Denizden çıkınca, o havuzu doldurup Duru’yu içine oturtuyorduk. O da keyifli keyifli oynuyordu içinde…


Duru kendi yaşıtlarıyla ilk defa bu kadar yakın oldu. Normalde de parka falan gidiyorduk ama orda pek oynayacak ortam olmuyordu. Burda sakin sakin oynarken bir bakıyoruz bir çocuk yanına geliyor, sonra bir başkası, bir başkası derken Duru ortada, diğer çocuklar onun etrafında, anaokulu gibi oldu bir ara ortalık…


Çocuklar çok tuhaf. Aynı oyuncaklardan kendisinde olsa bile başkasınınki daha cazip geliyor. Bizimki yan taraftaki ufaklığın oyuncaklarıyla, ufaklık da bizimkinin oyuncaklarıyla oynadı bir ara.

Arkadaşlarını da zaman zaman “cici” diye sevmeyi ihmal etmedi.

Yemekte, denizde, lobide hep bir arkadaş buldu kendine, daha doğrusu çoğunlukla onlar Duru’yu buldu.


Hatta bir tanesine öyle bir sarıldı, ayaklarını çocuğa öyle bir doladı ki ikisi birlikte düşüyordu neredeyse.

Yine üçüncü akşam yemekte bir çocuk buldu. Nasıl sevdi onu, gidip gidip göbeğine cici yaptı. Aynı abi sonra bizim yemek yediğimiz salona gelince başladılar kovalamaca oynamaya. Abi 4 yaşında, bizimki daha yavru. Ama performansı görülmeye değerdi:)

Abi odadan gidince çok mutsuz oldu. Aynı görevi ben, babası ve Emir yapmaya çalışsak da bizimle kovalamaca oynamak çok haz vermedi Durucuğa…

Otelde bir de minik çocuk parkı vardı. Akşam odaya dönmeden, gün batarken serin serin salıncağa bindirdik küçük hanımı.

Orda bir de dönence mi denir tam olarak bilemiyorum, hani eskiden bayramlarda, mahalle aralarında kurulan, çocukların bindiği dönen şeylerin modern versiyonundan vardı. Önünde emniyet kilidi yoktu ama Duru’yu bu geleneksel zevkten mahrum etmek olmazdı. İsmail Abi havludan derhal bir kilit sistemi yaptı. Duru, Emir, İsmail Abi hep birlikte dönenceye bindiler, onlar dönerken biz de seyrederken eğlendik…

Duru’nun yemek yemesi her tatilde olduğu gibi burda da olaylıydı. Etrafta o kadar çok ilgi çekici şey vardı ki onları bırakıp yemek yemek bir angarya gibi geliyordu ona. Mama sandalyesinde en fazla 5 dakika oturuyor, sonra hemen aşağı inip fıldırmak istiyordu. O fıldırırken ben de onun peşinde fıldırıyor, lokma elimde kuş besler gibi Duru’yu beslemeye çalışıyor, arada da çıldırıyordum haliyle… Bir ara baktım, ben bir taraftan, ablam öbür taraftan, annem diğer koldan Duru’yu beslemeye çalışıyoruz. Baktık oluru yok, en sonunda kendi haline bıraktık olayı…

Benim mesai sabah 7.30′da başlıyor, akşam 10-10.30 gibi nihayetleniyordu. Duru bu saatler boyunca hiç oturmuyordu, aradaki öğle uykusunu, küçük havuzunda durduğu dakikaları saymazsak. Öğlen saat 11 gibi huysuzlanıp plajda uyuyordu 1-2 saat. Öyle yoruluyordu ki ağzı açık uyumuş burda yavrum.

Adeta kimseyi istemiyordu, anne anne diye geliyordu peşimden. Tüm tatil koala pozisyonundaydık, sarmaştık yumuşacık. Bizimkiler biraz oyaladı da allahtan karnımı doyurup temel ihtiyaçlarımı karşılayabildim:)

Akşam yemekleri kalabalık oluyordu, bir tane ek salon vardı, kimse olmuyordu orda, rahatça yemeğimizi yedik. Bu resimde de Duru’yu zor zaptediyorum, indi inecek aşağı, sıkılmıştı, ordaki marketin camına gidip topları, oyuncakları seyretmek istiyordu.

Bir de merdiven çıkıp inmek acayip hoşuna gidiyordu. Ben diyeyim 20, siz deyin 30 kez 4-5 basamaklık merdiveni çıkıp çıkıp indik. Hem de bir ayağını bir basamağa atıp ötekini hemen bir üsttekine ata ata tırmanıyordu merdivenleri. Ordaki bir kadın bile acıdı bana, ben sizin kadar dayanıklı değilim dedi:)

Biz Duru’yu uyutmaya götürüyorduk saat 10 gibi. İsmail Abi, Serhan ve Emir de orda bilardo oynadılar akşamları. Biz odada dinlenirken onlar da kendi aralarında eğlenebildiler böylece.

İkinci gün teyzesi ona bir de araba şeklinde bot aldı ordan. Bizim daha önce aldığımız sarı botu hiç sevmemişti Duru. Bunun direksiyonu falan var diye nasıl olduysa minibüs şoförü edasıyla oturuverdi içine, epey bir durdu denizde…

Tatilin ikinci gecesi odamıza musallat olan hain bir sivrisinek kızımın bütün yüzünü ve kollarını yedi:( Neyse ki sabah kızımın öcünü aldım… Üstüne bir de düşünce minik danam benekli dana oldu:( Bu da profilden görünüşü. Öbür yanakta 4, alında da 1 ısırık daha var…

Duru denizde babasıyla aşk yaşadı yine. Ben de onları fotoğraflamakla görevlendirdim kendimi. Bizim hanımın fazla sabrı yoktu ama, benden birazcık ayrı kalınca basıyordu yaygarayı…

Dünya Basketbol Kupası şarkısı Duru’nun en sevdiği şarkılardan biri oldu. Onu nerde duysa hemen eller havaya vaziyetinde oynamaya başlıyor. Teyze de bunu görünce şarkıyı söyledi durdu, o söyledikçe Duru eller havada oynadı bir güzel. Birlikte pek bir eğlendiler.

Duru, ben ve annem sabah erken uyandığımızdan herkes uyurken yürüyüşe çıkıyorduk. Sabah serinliğinde, kuş seslerini dinleyip karabiber, palmiye, hatta sakız ağaçları içinden geçerek yürüyüş yapıyorduk.

Orda duran bir traktör Duru’nun çok ilgisini çekti nedense, her sabah uyanıp direkt onu görmeye götürüyordu beni. Hatta İstanbul’a dönünce de kitaptan traktörün resmini gösteriyor bana…

3 gün çabucak geçti. Son gün kahvaltı faslı, biraz deniz derken saat 2 gibi odadan çıktık. İzmir’in içinden geçerek yola koyulduk.

Yolda yine kucağımdaydı. Oturtamadım bir türlü. O kucağımda uyurken emniyet açısından ben de uyuyamadım. Dönüşte biraz feribot sırası bekledik. Sabah 3 gibi İstanbul’daydık.

Evimize geldiğimizde Duru uyandı. Merak ve sevinçle evi incelemeye başladı. Oyuncaklarını özlemiş. Biraz oynadı. Sonra “Bak şimi bunlar burda bizi beklesin, gel şimdi uyuyalım biraz” dedim, geldi kucağıma. Emzirdim, uyuttum.

Yattığımda “bitip okeye döndüğümü düşündüm” gibi sıradan ve soğuk bir espri yapmadan geçemeyeceğim:) Durumumu daha iyi anlatan başka bir soğuk espri bilmiyorum çünkü:) Her ne kadar yorulsam da Duru’yla, Serhan’la ve ailemle olmak çok iyi geldi bana.

Şimdi sırada Armutlu var. Duru’nun ikinci ziyareti olacak oraya. Geçen sene gittiğimizde daha 4 aylık falandı. Oralar da çok güzel. Bu sene daha iyi tadını çıkaracak inşallah, umarım hava iyi olur…

Minik Duru’nun kitap sevdası

Duru bugünlerde kitaplara meraklı. Hep meraklıydı ama okumaya değil yemeye:) Şaka bir yana kitaplar hep ilgisini çekti Duru’nun. Daha yeni yeni oturuyorken önüne kitap koyardık, evirir çevirir, tersse düzeltir, sayfalarını açar tek tek bakardı.

Vaktimiz salonda geçtiğinden oynadığı oyuncakları ve kitapları da salonda duruyor. Akşam işten eve geldiğimde emme faslından sonra yaptığımız şey kitap okumak. Ona daha önce Mav serisinden 2 kitap almıştım, içinde kedi karakterleri ile günlük olayları anlatıyor. Onlardan birini, hangisini isterse, eline alıp bana getiriyor, kucağıma oturuyor, ben de ona sayfaları açıp kitabı “anlatıyorum”. Okuyunca dikkati dağılıyor çünkü, ordaki objeleri gösterip kitabı anlatmak daha çok dikkatini çekiyor. Gündüz de annem yapıyormuş aynısını.

Dün akşam önce birlikte baktık kitaba. Sonra biraz başka şeylerle oynadı. Biraz sonra başka bir kitabını alıp babasına götürdü, pamuk pamuk oturdu babasının kucağına. Birlikte kitap okudular. Bir de uyumadan önce biraz okudum. Sonra baktım gözlerini ovuşturuyor, uyutmaya götürdüm.

Çocuklar hakkında her ne kadar okuyup araştırsam da bazı şeylerde çocuk zaten sizi yönlendiriyor. Önemli olan onun isteklerini anlayabilmek…

Kitap konusunda da öyle oldu. Daha önce kucağıma alıp okumak isterdim kitabı, sıkılırdı, inerdi kucağımdan, kendisi sayfalarını açıp bakmak isterdi. Şimdi kendisi getiriyor birlikte okuyalım diye…

Kitabı sevsin, okusun. Bu yaşlarda başlarsa ilerde daha çok sever diye umuyorum.

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers