Archive for Ekim, 2010

Her akşam başka bir şey

Dün akşam Duru’ya yemek yedirmeye çalışıyorum yine. Sofrada turşu var, salata var, yemeğini yemiyor, salatalık, pancar turşusu istiyor eliyle göstererek. Ben de sakin olmaya çalışarak bunlarla yemeğe başlar, sonra asıl yemeğini yer umuduyla veriyorum ağzına istediklerini.

Ona da çorba yapmıştık, içine ekmek doğradım. Güç bela 1 kaşık verdim. Sever çorbayı Duru. “Nasıl kızım çok güzel değil mi” diyince eliyle beğenme işareti yapıp “hmmm” dedi. Nereden öğrendiyse?? Şaşırdım, tabii benim bu coşkulu tepkimi görünce olay oyuna dönüştü. 1 kaşık çorba, “nasıl çorba, güzel di mi” sorusu, elle işaret, annenin öpücüğü… Öylece 1 kase çorbayı bitirdik şükür.

Eskiden karnabahar falan da yerdi, daha anlamazken. Dün ekmeği karnabahar yemeğinin suyuna batırıp verdim, onu bile anlayıp geri çıkardı derhal. Nasıl alıştıracağım bilmiyorum. Sebzeyi pilavın içinde yiyor, ben de öyle yapacağım mecburen.

Dün epeyce bir kitap okuduk yine. Obje kitaplarını özlemiş herhalde, yarım saat onlarla vakit geçirdik. Sonra saat 11′e doğru “hadi uyuyalım artık” dedim. Niyeti yoktu ama emerken uyudu.

Dün akşam da öyle geçti. 3 gün birlikteyiz. Cumartesi onu Nermin’in nikahına götüreceğim. Önceki nikahlarda alkış faslında korkup ağlamıştı, bakalım kızımız artık büyümüş mü??

Aydiii-eeee

Bu da nesi, diyor insan ilk kez duyunca. Bilmesem ben de öyle derdim. “Aydii-eee” Duru dilinde “Aydede” demek.

Yolculukta, orda burda giderken gökyüzünde yıldızları Ay’ı gösterip “aydede” diyorduk. O da aydedeyi kendine göre “aydii-eee” olarak çevirdi.

Duru’da 1-2 haftadır, gördüğü objelerin ismini söyleme durumları başladı. Mesela televizyonda araba görünce “aaba” diyor, abi-abla görünce onları işaret ederek “aabi aba” diyor. Bir de beyaz saçlı, sakallı adam görünce de “dede” diyor. Dün gazetede Einstein’ın resmini görmüş ona “dede” diyordu:)

Ona birkaç kitap almıştım. Bir kısmını çekmecede tutuyordum, tek tek çıkarıyorum sıkılmasın diye. “Uykucu Arı” diye bir kitap da almıştım, onu çıkardım dün akşam. Orda Ay resmi vardı, baktım işaret ediyor “Aydii-eee” diyerek. Resimlerine bakıp oyalandı epey.

Telefonda konuşma oyununu çeşitli objelerle oynuyor. Dün akşam, ekmek poşetini almış, sapından tutup kulağına götürerek “Anoo” diyordu. Sonra koluna takıp gezmeye başladı evin içinde.

Yine geç uyuyor, benim pil bitiyor:) Bilmem kaç kez emdikten sonra hâlâ uyumayınca son dokunuşu kucakta yapıyoruz. Kucağıma alıyorum, yumuşacık sarılıyor, gezerek, masal anlatarak uyutuyorum en sonunda. Neyse ki gece çok fazla uyanmadı dün akşam. Ben de uyuyabildim azıcık.

Duru ve Boncuk

Önceki yazılarımda bahsetmiştim. Duru, Selin’in kedisi. Babaanneye gittiğimizde bizimki çıldırıyor Boncuk’a. O da onu seviyor, yatıyor Duru’nun önüne, yeter ki oynasın birileri onunla. Duru ona yumuşacık dokunuyor, o da Duru’ya aynı şekilde. Tırnaklarını çıkarmadan, patileriyle yumuşak yumuşak dokunuyor ona. Araları iyi şimdilik. Duru’nun bir hayvancıkla yakın münasebette olması da iyi aslında, benim gibi korkak yetişmesin. Geçenlerde de kafenin birinde otururken ordaki köpeği sevdi. İçim gitmedi mi, gitti tabii ama onu da bu zevkinden mahrum bırakmak istemiyorum. Ellerini sildim hemen, Allaha emanet en başta tabii.

Bunları da Boncuk’la oynarken çektim…

Aaaaaççç aaaaççç

Geçenlerde, sanırım 15-20 gün olmuştur. Bir sabah, ona aldığım kıyafetlerin birinden çıkan etiketi almış Duru eline. Minik parmağını üzerine koyup “aaaççç aaççç” diyordu. Bir süre izledim onu, çok tatlıydı, fosurcuk parmağını etiketin üzerine koymuş “aaaçç aaaççç” diyordu kendi kendine. Ben de sarılıp öpmüştüm onu, benim hoşuma gittiğini anlayınca devam ettirmişti şımararak.

Sonra bu olay aramızda espri konusu oldu resmen. “Nasıl yapıyordun kızım hani aaçç aaçç diye” dediğimde, muzur muzur gülerek elini aynı şekilde öyle yapıyor, ben de onu öpüyorum. Bu resimleri de geçen pazar günü çektim, yine o anlardan birinde…

Böyle fos fos, yumuk yumuk ellerini görünce, yiyesim geliyor onu.

Duru’nun ilk ve tek arkadaşı: Bulut

Bilmem kaç aydır Duru’yu Bulut’la karşılaştırmak istiyordum, ama bir türlü olamamıştı malesef. Hep bir şeyler girdi araya. En son Mayıs ayında (1 Mayıs’ta), sabah kahvaltısında görüştürmüştük onları. Vay be, ufaklarmış o zaman (yine vay be dedim:)

Geçtiğimiz cumartesi günüydü, o gün kafaya koymuştum artık, ne yapıp edip ayarlayacaktım bu buluşmayı:) Biz müsait olduğumuzda saat 7.30′du. Bakalım Seherler müsait miydi? Evet müsaitlerdi ve neyse ki bizi kabul ettiler sağolsunlar. Koşa koşa onlara gittik.

En son bilmem kaç ay önce görmüştük Bulut’u, resimlerinden idare ediyorduk:) Çok tatlı olmuş, efe gibi, sarı kafa, beyaz ve tombik. Yanakları da yumuşacıktı. Öptüm.

Görüşme genellikle uyumlu geçti. Anlaştılar birbirleriyle. Bizimkinin park, plaj ve dışarda orda burda gördüklerinin haricinde pek yakınlığı olmamıştı çocuklarla. Hiç yaşıtı yok etrafında. Bulut bu anlamda da ilk oyun arkadaşı idi onun.

Duru sevdi Bulut’u, “cici cici” yaptı ona. Bulut da bir ara ona sarıldı, kolunu attı omzuna, ikisi birden düşeceklerdi neredeyse:) Onları izlemek çok keyifliydi gerçekten.

Bir ara kovalamaca da oynadılar.

Bulut, Duru’ya bir şey göstermek için tutuyor kolundan, götürmeye çalışıyor. Bizimki de gitmeyince üzüldü çocuk. Gitti annesine sarıldı, canım benim, benimle gelmedi diye annesine şikayet etti Duru’yu adeta.

Bir ara koşarak çarpıştılar. Allahtan morarma falan olmadı ikisinde de. Sonra Bulut Duru’nun kafasına patlattı bir tane. Allahtan bizimki anlamadı. Bulut bizimkinden 2 ay daha büyük olduğundan tam “ben”ci döneminde, doğal olarak hiçbir şeyini paylaşmak istemiyor. Seher’in verdiği çay kaşıklarını paylaşamadılar. Allahtan ağlayıp huzursuzluk çıkarmıyor ikisi de.

Saat 11′e doğru kalktık. Seher ve Tolga’nın evleri biraz dağıldı ama çocuklar da bizler de eğlendik. Sorunsuz, uyumlu, eğlenceli bir akşam oldu.

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers