Archive for Şubat, 2011

21. ayda yeni kelimeler

Aya: Ayak

El: El

Gü: Gül

Baak: Bak (Bir şey göstermek isteyince baaak diyor.)

Dönyo: Dönüyor (kendisi dönerken kendi etrafında, dönyo diyor)

Ev: Ev

Ku: Kuş

“Nasılsın” diye sorunca “İyim, iyi” gibi cevaplar veriyor.

Boll: Top (İngilizce:)

Topu görünce “boll” diyordu. Ben de hazır doğru kelimeyi doğru yerde kullanıyor dedim, İngilizce top ne demek diyerek bu kelimeyi öğrettim. Artık “İngilizce top ne demek” diye sorunca “booll” diyor, hem de çok güzel bir telaffuzla:)

İne: İğne (Yavru Köpek kitabında, veteriner köpeğe iğne yapıyor, onu gördükçe “ine, ine” diyor.

Bugünlerde klimalar çok ilgisini çekiyor yine. Hafta sonu dışarı çıktığımızda abartısız her evdeki klimayı eliyle işaret etti bana, bir de eliyle dönüyor diye hareket yapıyor. Yazın gittiğimiz otelde klimalar çok ilgisini çekmiş, gidip yakından bakmıştı. Oradan hatırlıyor. Demek ki şu anda 1 yaşındaki şeyler hatırlanıyor da sonradan unutuluyor. Mesela ben hiçbir şey hatırlamıyorum o yaşlara ait. Yeni bilgiler gelince eskileri siliniyor demek ki.

Oyun hamuru ile denemeler

Duru’ya oyun hamuru almıştık, 1-2 kez verdik eline, “mep” (top) yapmaktan öteye gidememiştik.

Geçen cuma akşamı aklıma geldi tekrar çıkardık. Epey ilgilendi, kendi kendine oynadı. Ona bir tane kuş yaptım, çok sevdi, elinden bırakmadı. Kuşa kendisi göz yaptı, benim yaptığım burnu da kendisi ekledi. Ortaya şöyle bir şey çıktı:

Bir süre sonra hamurları mıncırmaya başladı, minik minik koparıp attı yerlere. 4 renk olan oyun hamuru artık tek alacalı renge sahip. O akşamdan sonra hepsi birbirine girdi nitekim.

Serhan’ın doğum gününü kutladık…

Geçtiğimiz cumartesi günü Serhan’ın doğum gününü kutladık. Serhan’ın anne-babası, ablası, abisi, eşi ve Işık geldiler. Benimkiler hasta olduklarından katılamadılar maalesef:(

Perşembe akşamı pastamızı alıp kendi çapımızda kutlamıştık doğum gününü, ailelerle kutlamak da hafta sonuna kaldı tabii.

Cuma akşamı Duru’yu uyutur uyutmaz imalata başladım. Zeytinyağlı kereviz, amerikan salatasını yaptım. Sabah da kabak tatlısını pişirdim. Serhan kahvaltıdan sonra Duru’yu parka götürdü, ben de genel bir temizlik yaptım. Duru’yla hiçbir şey yapamıyorum, benimle vakit geçirmek istiyor, haklı çocuk.

Neyse, akşam üzeri de yemekleri yaptık derken artık hazırdık. Minik fıstığımı giydirdim, misafirlerimizi beklemeye başladık.

Misafirlerimiz saat 7′yi geçerek geldiler. Duru’nun dedesine sarılışı görülmeye değerdi gerçekten, onu bir başka seviyor.

Sema Abla da geldi sonra. Duru’ya da bir sürü hediye cici getirmiş. “Bak kızım hala sana hediye almış” dedim, o gün bugündür hediye kelimesi dağarcığına yerleşti Duru’nun. “Hala ne aldı?” diyorum, “hediye” diyor. Neyse yemekler yenildi, sonra çay faslına geçtik. Sevim Abla da hediyesini verdi, battaniye almış bize, onu serdik Duru üzerinde oynadı bir müddet, bayılıyor böyle yumuşak tüylü şeylere. O günden sonra beni yatak odasına getirip battaniyeyi gösteriyor (hatta annemi de elinden tutup götürüyormuş), “Tiya” diyor, yani teyze bize bu hediyeyi verdi demek istiyor:)

Pastaları kestik, mum üfledik hep beraber. Fotoğraf çektik bol bol.

Duru’nun da hoşuna gidiyor artık pasta faslı, geçen gün Migros’un ekinde pasta gördü, “püf püf” diyor, gösteriyor bana.

Saat 11″e doğru artık sersemlemeye başladı. Amcasının kucağında iyice mayıştı. Ben de uyuttum Duru’yu, hemen uyuyuverdi, yorulmuştu.

Bir doğum günümüz de böyle geçti.

duruneleryapiyor.com 1 YAŞINDA!!

Ne çabuk geçti 1 yıl…

Geçen sene 3 Ocak’ta başladım işe. Kızımdan ayrı kalmak çok zordu. Onun her şeyini kaçırıyordum, hele ilk 1 hafta kabus gibiydi.

İşe yeniden adapte olma süreci, bunun yanında evde bekleyen 6,5 aylık minik bir kız çocuğu… Neyse ki katı gıdaya geçmişti de içim biraz daha rahattı, hem de annem bakıyordu. Her gün günde iki kez süt sağıp akşam kızıma götürüyordum. Gerçi derindondurucuda stokta çok süt vardı:) ama sütümün azalmasını istemiyordum.

Durum böyleyken çok sıkıntılı bir döneme girdim. İmdadıma işyerinden arkadaşım Erkan yetişti. Bloğumun fikir babası odur.

“Duru’ya bir site yapalım, hem sen yazarken vakit geçer hem de ilerde Duru okur, keyifli olur” dedi. Anneler çocuklarına yazılı günlük tutmak yerine blog yapmayı tercih ediyordu artık.

Altyapıyı Erkan kurdu, nasıl kullanacağımı da öğretti. Erkancım, sana da tekrar teşekkür ederim buradan, iyi ki varsın:)

Ufaktan başladım yazmaya.

İlk yazım burda, 28 Ocak 2010′da yazmışım, nasıl da belli acemiliğim, ne yazacağımı bilemiyordum ki başlarda. Sitemin bilgi verici değil daha çok kızımın adına tuttuğum bir günlük tadında olmasını istedim. Duru’nun neler yaptığını anlatan bir blog olacağından ismi de “Minik Duru neler yapıyor?” olmalıydı.

Önce birkaç deneme yazısı yazdım. Sonra geçmişe dönük olayları da kayıt etmem gerektiğini düşündüm, hamileliğim, Duru’nun doğumu, isim koyma töreni vs. Evdeyken Duru’yla ilgilenmekten günlük tutmaya çok da vaktim olmamıştı, önemli şeyleri yazıyordum bir deftere. Hafızayı devreye soktum, zaten sahne sahne aklımdaydı her şey. Yalnız tarihler biraz siliniyor o kadar…

Yazıları biraz biriktikten sonra 11 Şubat’ta Erkan siteyi yayınladı.

Şimdi sitede yayınlanmış 181 yazı var, bu da 182.si. Duru büyüdükçe, yaptığı şeyler daha fazlalaşıyor, dolayısıyla yazılar da sıklaştı.

Şimdilik aylık 2000′e yaklaştı ziyaretçi sayım, bununla ilgili de bir beklentim yoktu, bu da bonusu oldu.

Bakalım, elimden geldiğince, yazmaya devam edeceğim.

İlerde Duru okusun. Anne ve babasının onu ne kadar sevdiğini okusun satırlarda. Bir adımının, söylediği bir kelimenin onlar için ne kadar değerli olduğunu bilsin. Anneannesinin ne kadar fedakâr bir kadın olduğunu görsün. Ailenin diğer bireyleriyle, onu sevenlerle yaşadıklarını, ilişkilerini, fotoğraflarını, öğrendiklerini, gelişimini, dönemlerini okusun, kendi büyüyüşüne şahit olsun. Benim gözümden, benim dünyamdan…

Umarım ilerde okuduğunda eğlenirsin kızım…

Garip kelimelere bir yenisi daha

Bu çocuk İngiliz asıllı, topa da mep diyor. Gerçi bu sıralar mep mop oldu, yakında top olacak belli:) Topu atınca “baaall” diye bağırıyor.

Neyse gelelim konumuza. Yeni kelimemiz “Eyci”. Ben de ilk duyduğumda anlamadım, Emir söyledi. “Teyze, televizyonda hindi gördü, eyci dedi” diye. Hindiye “eyci” diyor. Demek bu çocuk h harfinin İngilizcede “eyç” olarak okunduğunu biliyor:) Şaka tabii, ama bu kelimeleri nasıl türetiyor anlamadım gitti.

Bu sıralar iyice adama benzedi, zaten anlıyordu artık anlamadığı bir şey yok. Her kelimeyi de söylüyor canı isterse. Mavi en sevdiği renk, onu tanıyor, “Maami” diyor.

Yeni bir yemek yedirme formülü buldum, malum benden yemiyor hanımefendi. Sıkılıyor hemen, mama sandalyesinin kemerini “aç aç aç” diyor biraz sıkılınca. Ben de televizyondaki çizgi kahramanlarla ya da ne varsa (dün babası maç seyrediyordu bir ara futbolculara bile) onlarla konuşup öyle yediriyorum. Onlarla diyaloğum şöyle:

- (Televizyona bakarak kaşığı uzatıyorum) Al ye bakalım minik ördek.

- (Biraz durup, dinler gibi yaparak) Ne, Duru mu yesin!!!

- (bu arada Duru’dan “Nee” sesleri yükseliyor) Al bakalım Duru, ördek bunu sana göndermiş,

diyerekten dün 1 kase çorbayı içirdim. Demek canı oyun istiyor hanımfendinin:)

Yanlış mı doğru mu bilmem ama karnının doyduğu kesin. Aksi takdirde ilk kaşıktan sonrası Duru’nun midesi yerine masaya, salonun parkelerine gidiyor.

Bu sıra en sevdiği kitap “Ay’da”. Her akşam birkaç posta bu kitaba bakıyoruz, “Ay’da” diyor öğrenmiş ismini de. Sabahları da ben işe giderken annem “Hadi gel aydede kitabına bakalım” diyerek onun ilgisini oraya çekiyor. Onun kitaplarını gardrobunun en alt çekmecesine koydum kendisi kolayca ulaşabilsin diye. Kitaplara aşina olmasını istiyorum. Onun da şimdilik böyle bir alışkanlığı var, inşallah böyle devam eder.

Parkta kaydırağa tırmanmayı ve mavi kaydıraktan aşağı kaymayı seviyor. Giderek daha da hareketleniyor.

Suyla oynamayı seviyor, bardağa su koyuyoruz, elindeki kaşık ya da çatalla karıştırıp hem kendini hem de beni besliyor. Tabii arada da üstünü başını.

Bu sıra şahıs isimlerinin sonuna -im iyelik ekini eklemeye başladı. “Annem”, “babam” diyor, bugün de “anneannem” demiş.

Hep ama hep ilgi istiyor, odak noktası olmak istiyor. Birazcık başka biriyle konuşsam hemen bir haylazlık yapıyor.

Geçmişte onun yaptığı şeyleri anlatmamı seviyor. Mesela “Geçen hafta parka gitmiştik, sen orda koştun, sonra…vs” diye anlatınca büyük insan gibi dinleyip yorum yapıyor kafasıyla, ses tonuyla, o olayla ilgili kelimeler söylüyor. Muhabbet ediyoruz bir nevi:)

Dün akşam daha sakindi, tutarsızlıkları yoktu en azından, keyifli vakit geçirdik. Azıcık burnu akıyor, inşallah ilerlemez.

Sabah her normal insan gibi banyoya gittiğimde arkamdan yaygara kopardı, ağladı resmen. Bir de azıcık kaybolayım deli gibi beni arıyor, yine bırakıp gitti bu kadın diyor resmen, bana bu konuda hiç güveni yok:( O kadar da haber vererek gidiyorum sabahları işe, yine de böyle oldu:(

Düzenli, aldığı şeyleri yerine koyuyor ya da koydurtuyor. Bu sabah masada boyalarıyla oynadık, sonra sıkıldı inmek istedi. İnmeden önce de kalemleri aldığı kutuya geri koydu, öyle indi sandalyeden. Şaşırdım, maşallah dedim…

Bu akşam pasta keseceğiz babasına, hem de Duru’nun da 20. ayı şerefine. Mum üfleyeceğiz. Dün mutfakta oynarken mum gördü, “Yarın pasta keseceğiz, mumu püf diye üfleyeceğiz” diye anlattım. “Mum” demeye başladı. Bu akşam daha iyi anlayacak bu kutlama işinden sanırım. Belki “dıç” da yaparız, Duru da sevinir.

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers