Archive for Mart, 2011

Ömerli’de At Çiftliği

Cumartesi günü havanın güzel olacağı duyumunu almış, mutlaka dışarı çıkmamız gerektiğini düşünmüştük. Geçen hafta Serhan’ın fuarı olduğundan bir yerlere gidememiştik de.

Ne yapsak diye düşünürken Murat aradı, cumartesi günü Ece’nin binicilik kulübüyle Ömerli’de bir at çiftliğine gideceklerini söyledi. Yanımıza bir şeyler alır, orada brunch yaparız diye kararlaştırdık.

Cumartesi hakikaten müthiş bir hava vardı dışarda. Duru’ya balkonda kurabiye, peynir ve sütten ibaret pratik bir kahvaltı atıştırttık. Severek de yedi, sevindik. Bu arada balkonun adı “Dabon”. Annemi de göndermedik, kadın 5 gün eve kapanıyor, zorla onu da götürdük. Evden peynir, domates falan aldım yanımıza. Yoldan da poğaça, simit türevi şeyler aldık. Sonra Muratlarla buluştuk. Her şey iyi gidiyordu. Duru’da bir durgunluk vardı yalnız. Meme de emdi yolda. Derken durgunluğun nedenini anladık, bütün yediği içtiği ne varsa kustu. Bütün araba ve onun üstü başı battı. Biraz da korktu mu ne, ağladı yavrum. Neyse kenarda durduk, üzerini değiştirdim ve yolun geri kalanını kusmuk kokuları içinde tamamladık:)

Gideceğimiz yere vardık nihayet. Çok güzel bir yer, sakin, yeşil… Tam kafa dinlemelik. Oraya gelen zaten at binmek için geliyor, öyle mangal vs. muhabbeti falan da yok. Önce kahvaltımızı ettik, sonra Duru’yla oynadık. Her yer alabildiğine yeşillik. Ece de oynadı sağolsun Duru’yla, zaten Duru hastası Ece’nin. Ona köpek almıştı, o günden beri evde “Ece Ece” diye dolanıyor.

Hepimize terapi gibi geldi. Kafamız dinlendi. Gerçi benim alerji tavan yaptı ama olsun. Evde de dursam aynı olacaktı sonuçta. En önemlisi Duru çok mutluydu. Babası ona bir tane de top aldı, “Cimbombom” demeyi de öğretti, şartlı refleks oldu. Topun rengine bayıldım, Duru da sevdi:)

Atları sevdik. Daha doğrusu bir tanesini sevdim, yanakları çok güzeldi, yumuşacık. O da sevsin diye başını çıkardı penceresinden. Bir hayvanım olsa atım olsun isterdim, çok değişikler, asiller. Şeker yedirmeye cesart edemedim henüz, ama onu da yapacağım ilerleyen günlerde:) Bir an öyle kaptırmışım ki kendimi, “annesinin güzeli, canımm” diye diye severken seyisin gelmesiyle dünyaya döndüm, çok da utandım ama bana ne:)

Murat’la Ece at bindiler, o ara Duru’ya bir şeyler yedirdim. Saat 4′ü geçerek kalktık.

En kısa zamanda tekrar gitmeli. Yavrusunu kapan gelsin valla…

Hafta sonu dolu dolu

Geçtiğimiz hafta sonu tam  zamanlı anneydim, yani 24 saat bire birdik Duru’yla:) Diğer zamanlar çalıştığım için yarı zamanlı sayılıyorum, hafta sonları da Serhan oluyordu yanımda. Ama bu hafta sonu ne iş ne de Serhan vardı.

Hava da iyi olsaydı tadından yenmeyecekti. 2 gün boyunca yavruma azıcık da olsa doydum. Yorulmadım mı, yoruldum tabii. Özellikle beni gördükçe aklına meme gelmesi pilimi yeterince bitirmeye kâfiydi.

Sabahları kalkınca lazımlığa oturtuyorum artık. Kendi de görünce “çişş” diyor zaten. Bu iki gün, öğle yemeklerinden sonra da oturttum, kakasını yaptı bir güzel. Aralarda da denemem oldu ama boş geçtik çişleri, beze yaptı. Neyse en azından lazımlıkla barış içinde yaşıyor, maşallah diyorum. Önce oturmak istemiyor, şakayla oyunla karışık oturtuyorum, oturunca da kalkmak istemiyor orası da ayrı mesele.

Neler yaptık bu iki gün? Bol bol oynadık, miyav miyav, cee yaptık (Duru emekleme pozisyonunda miyav miyav diyerek kaçıyor, ben de yakalıyorum, müthiş heyecanlanıp çığlık atıyor), camdan baktık, paltomuzu giyip balkona çıktık, kekik koparıp yedik, şarkı söyledim ben o da dinledi, karşıdakı evleri anlattım balkondayken, yemek pişirdik, sarılıp uyuduk… Dün çok az uyudu, kereviz yapayım derken uyandı, “anne” diye çağırdı yanına. Ben de aldım getirdim, tezgaha oturttum, önüne de verdim birkaç kaşık tabak, o da yemek yaptı ben de. Sonlara doğru sıkıldı, oyaladım güç bela. Bir ara eline soyulmamış kerevizi alıp “aaa ananas”dedi:) komiğime gitti.

Camdan bakarken de karşıda minibüsler falan var. Mavi minibüs demeyi öğrendi, “mavi müs” diyor, onun yarım yamalak konuşmasına bayılıyorum:)

Arada bol bol sarılıp “annemm” dedi. Çok mutluyduk ikimiz.

Dün gündüz az uyuduğu için akşam altıbuçukta memede uyuyakaldı. Yerine yatırdım. Sonra uyandı, baktım hâlâ uykusu var. Göğsümde uyudu, ben de kıyamadım, kolumda uyuttum onu. Arada gözünü açıyor, bakıyor ki yanındayım hemen uyuyuveriyor. Böylece 1 saat uyumuşuz.

Akşam yemek yerken gündüz yaptığım kerevizden de getirdim. Hatırladı onu, “kevij” dedi. Bir de yemekten sonra “doydun mu” diye sorduğumda “doydum” diye cevap verdi bana:)

Akşam Serhan, anneanneyi de alıp geldi. İkisini de özlemiş. “Anneannemm” diyor, arkadaşı onun ne de olsa. Bir de arkadaş, kardeş kavramlarını telaffuz etmeye başladı. “Adadaş” diyor, karşıdan geçen bir çocuk görünce. Bir oyun grubu falan bulsam iyi olacak. Senin de arkadaşın var diyorum, Bulut var, Esin teyzenin çocukları Hilal’le Gökay var diyorum, kafasını sallıyor “Hııı” diyor.

Gece zor uyudu, akşamki uykunun etkisi herhalde. Memede uyumadı, yatağa koydum, yanına da ben yattım bir o yana bir bu yana döne döne uyudu sonunda, saat 11′i geçiyordu.

Sabah erken uyandı, 8′e geliyordu saat. Bize el sallayarak uğurladı evden. Bu da beni müthiş memnun ediyor, bir dönem çok zor oluyordu ayrılmak, her şey geçici…

2 gün iyi geldi. Çok garip, hem yoruldum hem dinlendim. Bir yerlere yetişme telaşı da yoruyormuş beni. 2 gün Duru’yla evde kalmak iyiydi özetle…

 

 

Lazımlığa tesadüfen:)

Bu sabah ben işe gitmek için evden çıkıyordum ki “annee” sesini duydum ve odasına gittim Duru’nun. Salona geldik, emzirdim. Baktım altı kuru, “Gel lazımlığa oturalım” dedim. “Hadi” dedi, oturdu. Neyse, artık çıkmam gerekiyordu, çişini de yapmıştı. “Hadi artık kalkabilirsin” dedim, kalkmadı “çiş çiş” dedi. Onu öylece bırakıp çıktım evden.

Öğlen annem aradı, yine Duru aratmış. Ben çıktıktan sonra kakasını da yapmış Duru. Ben de telefonda “Aferim, kakanı da mı yaptın, akşam gelince sticker yapıştıralım” dedim, hoşuna gitti bizimkinin. Amacımız sadece çiş yaptırmaktı, kaka da bonusu oldu:) Akşama skicer yapıştıracağız.

Mavi fil

Cumartesi günkü doktor kontrolünde birkaç soru sordular bize. Bu sorulardan biri; Duru’nun en az 6 anlamlı kelimesinin olup olmadığıydı. Evet, her geçen gün hızlıca artan bir kelime dağarcığı var Duru’nun.Diğer soru; iki kelimeyi bir arada kullanıp kullanmadığıydı. Cevap, hayır! Normalde 2 yaşına kadar imiş bunun süresi. Gerçi anne meme falan diyor ama “anne gel” demiyor da “gel” diyor mesela. Bunu fark edip söyletmek istemiştim, birçok kez tekrar etmiştim, fakat inatla söylemek istemiyor.

Neyse, doktordan çıktık. Yanıma onun çok sevdiği mavi fili var, onu da almıştım, verdim eline. “Bu ne Duru’cum, mavi fil” dedim. “Söyle bakalım, iki kelime, mavi fil” diye tekrar ettim. “Maavi fi” diye tekrarladı:) Çocuğumun ilk cümlesi 12 Mart günü, doktor çıkışı, mavi fil oldu:)

Hâlâ anne gel demiyor, ısrar etmiyorum… Bekliyoruz bakalım.

Hıdiv Kasrı açılışını yaptık!

Pazar günü inanılmaz bir hava vardı İstanbul’da. Kardan sonra havanın hemen ısınması bütün İstanbul’u şaşırtmıştı, şaşıranların arasında biz de vardık.

Kahvaltı yapar yapmaz hazırlanıp yollara düştük. Hıdiv Kasrı’na gittik.

Puseti uzun süredir kullanmıyoruz. Hıdiv Kasrı’nın girişinden yürümeye başladık. Duru da bizimle yürüdü. “Tooşş toooşşş” diyerek koştuk birlikte. İlk yarıya kadar geldik. Sonrasında biraz babası biraz ben kucağımıza aldık, arada da yine kendisi yürüdü.

Babasının omzuna bindi yine, çok eğlendik hepimiz:)

Bazen saçından, bazen de kulağından tutarak babasının omzunda etrafı seyretti.

Kendisi sarı bir çiçek olan kızına babası sarı bir çiçek koparıp verdi.

Fitness alanındaki yaprakları ayıklayarak babasına verdi, daha gitmesek devam ederdi bu eylemine:)

Ağaçları sevdi yine.

Bu da Duru’yla yollarda iken…

Bu da öğreten adam ve kızı, birlikte doğayı keşfediyorlar:)

Oradan ayrıldıktan sonra annemi aldık. Florya’ya gittik bu kez. Hafta içi çok kapalı kalıyor ikisi de, azıcık da olsa soluk olur diye düşündük. Biraz yürüyüş yaptık, Duru’yu çocuk parkında kaydıraktan kaydırdık. Babası onu kaydırağa çıkarıyor merdivenlerden, 1 dakika bekle diyor, aşağı iniyor. Duru, babasını aşağıda gördükten sonra oturup kendini kaydıraktan aşağı bırakıyor. Bunu uzaktan gördükçe kalbim hop etti, o tarafa bakmamayı tercih ettim. Bir de 23 Nisan’da mahalle aralarında kurulan dönen salıncaklardan vardı, ona bindirdik, güzel güzel döndü, midesi falan bulanmadı allahtan. Güneş yavaş yavaş giderken hava da soğumaya başladı, kalktık çaresiz.

Havalar bundan sonra daha iyi gider, biz de daha çok kırlara, bahçelere gideriz inşallah…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers