Archive for Mayıs, 2011

Önemli bir gelişme

Dün ilk kez “annee bitti” dedi:)

Şöyle ki malum, ayakta tuvalet olayını hallediyordu. Epey sürdü. Bir ara durunca “bitti mi” diye sordum, hayır var dedi. Gerçekte de devam etti yapmaya. Bir süre geçti, sonra dönüp bana “annee bitti” dedi.

Ay bir şaşırdım, garibime gitti.

Kendimi anlayamıyorum bu konuda.

Duru büyüyor, hep aynı kalacak değil ya.

Şaşırmamam gerek, ama elimde değil.

Böyle gelişmeler olunca kal geliyor bana.

Geçen gün de tuvaleti gelince “çiş” dedi, böyle böyle alışacak herhalde.

Her geçen gün şaşırtmaya devam ediyor beni…

 

Garip bir hafta sonu

Hafta sonu cumartesi büyük temizlik vardı evde, malum küçük hanımın doğum günü yaklaşıyor. Serhan sabahtan annem ve Duru’yu evden götürecekti. Duru günü tamamen benden ayrı geçirecekti. Anlattım önceki gün, yarın evde temizlik olacak, sen baba ve anneanneyle atti gideceksin dedim.

Son 1 haftadır hiçbir şeye sabrım yok, sinirlerim de ayakta. Duru da nasibini aldı bundan zavallım. O da aksine bir inat bir inat, bende sabır olmayınca bu inadı tolere edemedim her zaman ve maalesef  bağırmak zorunda kaldım birkaç kez. Bunun alışkanlık haline gelmesinden korkuyorum, nasıl ve ne şekilde ayar mekanizması takmalıyım şu sesime bilmiyorum, hakikaten çok rahatsız ediyor beni.

Cumartesi yorucu geçti, ev almış başını gitmiş. Ben de ince işleri yaptım, derken vakit nasıl geçti anlamadım, akşam oldu. Saat sekiz buçuk gibi geldiler. Ben aşağı indim arabaya, Gül’ü eve bırakacaktık. Baktım uyuyor koltuğunda Duru, beni gördü tepki yok, gözünü kapadı yine. Yorgun herhalde dedim. Neyse eve gittik uyandı bu, baktım bana hiç yüz vermiyor. Aaaa, bir günü ayrı geçirdik suratımıza bakmıyor yavru. Babayla güzel bir gün geçirmişler, babaanneye gitmişler, halayla oynamış orda, uyumuş. Sonra anneanneye gitmişler. Bütün gün babanın kucağındaydı diyor annem, Serhan’a düşmüş. 2 senedir taşı, 1 gün taşıma böyle olur işte:)

Sanırım özgürleşme yolunda ilk adımlarını attı Duru. O akşam bana bir büyümüş gibi geldi. Benim kanatlarımın altındaki Duru değildi o, bağımsızlaşmış, kendi kendine oturan, “annem annem” demeyen büyük bir çocuk gelmişti. Hem hoşuma gitti hem de buruldum. Bu annelik çok karıştırıyor insanın doğasını…

Geceyi bekledim, bakalım çağıracak mıydı yanına. Neyse sabaha karşı uyandı 1 kez, istedi beni yanına. Pazar günü de Pelin bizdeydi. Çok sevdi onu, hiç yabancılamadı. Kahvaltı hazırlarken falan bana bir şey yaptırmayan Duru bu kez normaldi, Pelin’le ve babasıyla vakit geçirdi. Durumu yadırgadım, kendimi boşlukta hissettim fena halde.

Pazar günü de birkaç inat krizi yaşadık. Her şeye hayır diyor. Yemeğe gitmiştik bir yere, orada oyun odası vardı. Güzelce oynadı, zor ayırdık.

Duru şu an tam dozunda, ne çok yapışık bana ne de çok ayrı. Yine de önceki durumu göz önüne alınca garip geliyor tabii. Belki büyüdüğünü kabul etmek, özgürleşmesini, anne kanatlarından ayrılmasını olağan karşılamak gerekiyor. Anne haricinde de dünyalar var, onu görüp yaşaması lazım.

Yeni bir süreç başlıyor 2’ye günler kala…

 

Minik Duru Rahmi Koç Müzesi’nde

Grupanya’dan fırsat satın almıştım, Rahmi Koç Müzesi’ne ve Görünmez Müzisyenler Sergisi’ne iki kişilik giriş. Duru için istiyordum özellikle, trenler, uçaklar, gemiler görecek hatta içine binebilecekti, hem biz de görmemiştik. Pazar günü gitmeye karar verdik.

Duru uyumadan evden çıkmalıydık, yoksa çok geç oluyor geziyi hep ertelemek zorunda kalıyorduk. Giydirdim, iki dakika mutfağı toplamak için gittim, Duru da koltukta çizgi film seyrediyordu. Baktım ses soluk gelmiyor, salona gittim, Duru’cuk koltuğa yatıp uyumuştu bile.

Epey de uyudu, kalkınca azıcık çorba içirdim, hemen çıktık evden, yine saat 3′ü bulmuştu.

Müze çok güzel, keyifli. Tarihe tanık oluyorsunuz. Otomobillere hayran oldum. Hepsi pırıl pırıl, belki ilk günkünden daha yeniler. Nasıl hepsini toplayıp bu kadar bakımlı bir hale getirmişler, şaşırmamak elde değil.

1. Dünya Savaşı’ndan kalma ilk yardım aracı ve sterilizasyon aleti bile vardı. İlk yardım aracının içine bakabiliyorsunuz, garip hissettim kendimi bakarken nedense, kim bilir nelere şahit olmuştur. Kimlerin hayatı kurtarılmıştır yanı başında, kimlerinkinin vedasına şahitlik etmiştir…

Durucuk halinden pek memnundu. Makinelerin, otomobil parçalarının nasıl çalıştığına şahit oldu, düğmelere kendisi bastı ve izledi. Çok şanslı şimdiki çocuklar çook, o yüzden bu kadar farklı ve ilerideler…

Müzenin bir bölümünde eski dönemde kullanılan bebek arabaları, bisikletler ve çocuk otomobilleri vardı. Hepsi öyle estetikler ki, Duru’yu içine bindiresim geldi…

Fakat en güzeli, Görünmez Müzisyenler adıyla sergilenen müzik kutularıydı. Hepsi o kadar güzel ve ileri teknoloji ki bana göre, hem de olağanüstü estetikler. En çok panayır alanlarında çocuklar sıkılmasın diye yaptıkları müzik kutusunu beğenedim, atlıkarınca şeklinde, dönüyor ve açık havada işlev gördüğü için sesi oldukça yüksek. Müziği de harika, hâlâ kulağımda melodisi. Bir de dans salonları için yapılmış orkestra şeklinde müzik kutusu vardı. Akordeon, saksofon, davul, zil, hepsinin bir arada olduğu bir sistem yapmışlar. Ses çok net, müzik harika. Duru da sevdi burayı, ama aklı dışardaydı tabii.

Müzik kutularından sonra çorbasını yedirdim. O gün, ilginç bir şekilde çok yürümedi, çoğunlukla babasının omzunda tamamladı müze turunu. Babanın da pili bitti doğal olarak.

Orada bir de atlıkarınca vardı. Bir tur bindirdik, çok sevdi. İkinci kez de bindi. Bitince kendi inmek istedi, tekrar demedi.

Duru’nun en çok bu huyunu seviyorum. Ne istediğini, ne kadar istediğini biliyor. Yemek konusunda da böyle bu, fazlası yok…

Uçağa, gemiye bindi. Bahçede herkesin içine binebileceği klasik, kıpkırmızı bir otomobil de vardı. Oturttuk bizimkini, kırk yıllık usta şoför gibi geçti direksiyonun başına, vites falan değiştirdi bir de:)

Tren bölümünü sevmedi pek, gitmek istedi oradan. Ben de oradaki pembe trene bayıldım. Duru da yorulmuştu herhalde, en son trenlere baktık çünkü.

Kısacası herkes gidip görmeli. Bütün otomobiller, trenler, pırıl pırıl, bayramlıklarını giymiş gibi ziyaretçilerini bekliyorlar.

Akşam babaanneye gittik. Geçen hafta da görmemişlerdi, özlemişler, Duru da onları özlemiş. Selin’le oynadılar. Selçuk abiyle ise aşk yaşadılar. “Selçuut Selçuut” diyerek seslendi durdu amcasına.

Pek bir şımardı bir ara. Hafta sonu ara ara zorladı beni, benim sabrım da azdı herhalde, sert çıktım birkaç kez, sonra da üzüldüm. Bir yerde sınırını belirtmem gerekiyor bazı durumlarda. Normal söylüyorum anlamıyor, kesin bir ses tonu kullanıyorum anlamıyor, en sonunda bağırıyorum maalesef. O zaman da öyle kötü oluyor ki suratı, çok üzülüyorum. Dudağı hemen aşağı sarkıyor, gözleri doluveriyor, “yapma bir daha tamam mı” deyince “Tamam” diyor buruk bir ses tonuyla. Büyüdükçe daha mı zorlaşıyor ne? Yine de maşallahı var, haksızlık etmeyeyim, bu kadar sakin çocuğu ömür billah bulamazdım.

Böyle işte, uzun süredir istediğimiz bir geziyi daha gerçekleştirdik. Güzel ve keyifliydi…

 

5′i bir yerde, yanında bir de küçük bonusu

Serhan’ı ne kadar zamandır tanıyorum hesaplayamıyorum bile:) Zannımca lise 1′den beri olmalı, yani 20 yıldan fazla… Ara ara yollarımız kesişti ama hep hayatımdaydı, aklımdaydı.

Geçtiğimiz cumartesi, 21 Mayıs’ta evlilğimizin 5. yılını kutladık. Ne zaman evlendik, ne zaman 5 yıl geçti anlamadım. Biraz klasik olacak ama sanki daha dün gibi.

Serhan; telaşlı ruhumun dingin ilacı o, huzurlu, olgun… Varlığı, hayatımı onurlandırıyor.

Minik meyve Duru’ya, o günün ikimiz için özel bir gün olduğunu, 5 yıl önce bugün evlendiğimizi anlattık, anlamasa da anlattık. Biliyorum ki hafızasına almıştır o.

Akşamına yemeğe gittik. Önce büyük adam gibi sandalyede oturdu. Biz de sevindik. Artık mama sandalyesine falan oturmuyor zaten, sıkılıyor. Azıcık ekmek yedi. Sonra başladı kıvranmaya, “in, in” demeye. İndi. Hani bizim masanın etrafında oyalansa sorun yok, denedim ama alıp başını gidiyor. Biz de peşinden tabii. Nöbetleşe yedik yemeklerimizi Serhan’la. Orada oyun odası da vardı, oraya götürdüm. Kalabalıktı, çıkmak istedi. Sonra masaların arasında dolaştık beraberce. Hareketli, enteresan bir yıldönümü yemeği oldu.

Ne diyeyim, nice hareketli yıldönümü yemeklerine diyorum:)

 

 

19 Mayıs hem bayram hem tatil

Bayramlar güzel günler. Hem bayram olması hem de tatil olmaları açısından:)

Canım dostumun, Ebru’mun doğum günüydü 18 Mayıs’ta. Hazır 19 Mayıs tatilken bir organizasyon yapmışlar. Polonezköy Leonardo’da brunch’a gittik. Yaklaşık 10 kişiydik, çocuklar hariç.

O güne ait hava durumu çok parlak değildi. Hava soğuk değildi ama arada yağmur çiseledi. Yine de güzeldi, çok da ıslatmadı zaten.

Öyle güzel bir yer bulunca Duru  ilk 10 dakikadan sonra kendini dışarılara vurdu tabii. Biz gittiğimizde Ebrular kahvaltıya başlamıştı. Çok özeniyorum oturup bir şeyler yiyen çocuklara. Duru’nun çok nadirdir dışarda yemek yediği.

Neyse tabakları aldık. Biz kahvaltı ederken Selçuk kahvaltısını bitirdiği için Duru’yu alıp epey oyaladı sağolsun. Birlikte parka gitmişler. Yağmur başlayınca geri geldiler.

Bizimkini yağmur durdurmaz tabii. Pantolonunu değiştirip tekrar kendimizi dışarı saldık. Güzel bir oyun parkı vardı. Ve alabildiğine yeşillik kocaman alan. Orada koşturduk. Ebru da bizimle geldi bir ara. Telefonundan Apaçi çaldı, Duru büyülenmiş gibi seyretti elinde iPhone, azıcık dinlendik:)

Bir ben, bir Serhan, bir Selçuk sırayla Duru’ya yetişmeye çalıştık. Gerçekten çok yorucuydu ama acayip keyifli bir gündü.

Duru Selçuk hastası. Parkta Selçuk’la oynadılar. Sonra gitmek istedi Selçuk, bizimki bırakmadı. “Selçuut, Selçuuut gel” diye diye göndermedi resmen. Selçuk da Duru’ya hasta. Karşılıklı…

Güneş de çok seviyor, iyice abla olmuş o da, ne zaman büyüdü, şaşırtıyorlar insanı. Duru da ona bayılıyor, Günooş Günoooşş diye peşinden koşturuyor.

Parkta bir kaydırak vardı, merdivenleri yok, tahta basamaklar kullanılarak el ve ayaklarla birlikte çıkılıyor. Serhan Duru’nun arkasından destek verdi, o da kedi çevikliğiyle çıkıp çıkıp kaydı keyifle.

Duru hiç uyumadığından arabaya bindiğimiz dakikadan itibaren bu vaziyette sızdı. Saat 7′ye geliyordu. Eve çıktık, yatırdık, uyanmadı bile…

Kısacası vakit nasıl geçti anlamadık. Ebru’yla vakit geçirmeyi, Selçuk’u da özlemişim çok. Günoş da çok tatlıydı. Duru da keyif aldı, Serhan da. Güzel bir 19 Mayıs’tı.

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers