Archive for Eylül, 2011

Duru’nun “mahlukat” dostları:)

 

Bu resimleri sevdim…

Sarılıp öpüyordu mahlukatlarını, çok seviyorum diye…

O bir Duru, saksıyı bile sevebilir.

2 akşam önce, yemeğini balkonda yedirirken çilek saksısını öpüyordu:)

Ne diyeyim ki daha:)

Sanatsal faaliyetler

Suluboya, pastel boya, kuru boya…

Her tür sanatsal faaliyet yapılır…

Pastel boyayla çok güzel resimler yapıyor, ben de beğenip duvara asınca çok hoşuna gidiyor.

Resimdeki ucunda daireler olan uzun çizgiler Duru’nun ağaçları, çok seviyoruum onun ağaç çizmesini… Önce aşağıdan yukarı doğru bir çizgi çizip sonra ufak daireler konduruyor üst tarafa, yaprakmış onlar:)

Çok beğendim bu resmini, pembe çubuk ve ucundaki yuvarlak bir ağaç, benziyor valla:)

Siyah kullanmasını ayrıca sorgulamak lazım aslında, depresyonda mı ki çocuğum?? Zigzaglar da çizmeye başladı, güzel duruyor…

Bu da kapıda asılı olan kağıdına yaptığı karalamaları. Duvarları çizmesin diye kapıya kağıt asmıştım, bir süredir ilgilenmiyordu. Geçen pazar günü babasıyla yaptılar bunları…

Bunu da taa 4 Eylül’de yapmıştı, “Anne baak kelebek” demişti, benzettim valla:)

Oyun hamuru için ona açma tahtası aldım, aksiyon olsun işte. Geçenlerde banyo yaptırmıştım, saçı uzun olduğu için ıslak olduğunda üzerini ıslatıyor, makineyle kurutturmuyor da. Ben de bağlıyorum kafasını. Üstüne bir de hamur çınca, gözlemeci ablalara benzedi. Onun bu hali bana Selin’in küçükken çekilmiş resmini hatırlattı, hamur açmak Bıyıklıoğlu genlerinde var galiba:)

Duru’nun “Bulut” sevgisi

Bulut’u siteyi takip edenler bilir, Duru’nun anne karnından arkadaşı:) Yani aralarında 1,5 ay var, Seher’le aynı anda hamileydik, birlikte yan yana yürüyüşler yapıp yan yana çalışmıştık, dolayısıyla bizim bebeler de yan yana yüzüyorlardı karnımızda:)

Ondan mıdır bilinmez, Duru Bulut’u ayrı bir sever.

Geçen gün sordum, “Bak bir sürü arkadaşın var, ne güzel, hangisini seviyorsun daha çok” dedim. “Bulut” dedi direkt düşünmeden:) “Çok tatlı o” dedi bir de arkasından:)

Dün sabah işe giderken babasına “parka götür beni” dedi. Serhan da akşam seni Maxi’ye götüreyim dedi, söz verdi. Akşamına söz verdiğimiz için Maxi’ye götürdük Duru’yu. Hava yağışlıydı, gök gürlüyordu, korktu biraz Duru, bacağıma sarıldı. “Yukarıda bulutlar birbirine çarpıyor, ses çıkarıyor, korkma dedim”, sevmedi bu sesi. Ben bile ürkerim, haklı çocuk…

Bu arada ilk kez malum şeyi istemedi, bir yere gideceği için unuttu herhalde.

Neyse Maxi’ye gittik, orada bir oyun alanı var. Orada oynadı epey, iki kız daha vardı. Kaydıraktan kaydı, zıpladı, top havuzuna girdi. Yoruldu epey.

Gitme vakti gelmişti.

Arabaya bindik. Oturur oturmaz “Benim bulutum nerde” diye sordu. Anlamadık önce, hangi bulut diye sorduk, gökyüzündeki mi dedik. “Evdeki” dedi, sanırım Bulut’la çekilen resmini hatırladı. Sonra Serhan “Seher’in Bulut’u” mu diye sordu, “Eveettt” diye sevindi:)

Sanırım kızım Bulut’a aşık:) Babasının suratı ise görülmeye değerdi:) Duru’nun Bulut’u yalnızca ve yalnızca Serhan olmalıydı:)

 

Duru-Gökay-Hilal buluşması…

Geçtiğimiz cumartesi Esin’lerdeydik.

5 dakikalık mesafede oturmalarına rağmen epeydir görüşemiyorduk, fırsat bu fırsat gidelim dedik. Duru da istedi, Hilal’e gitmeyi…

Çok büyümüşler, hastasıyım yavruların…

Hava da güzeldi, terasta oturduk, iyi geldi açık hava.

Bizimki meydanı bulunca koşturdu da koşturdu. Genellikle bağımsız takıldılar. Duru bisiklete binerken Hilal Serhan’ın kucağında oturmayı tercih etti. Gökay da minik hızlı adımlarıyla bir “futbolcu minyatürüydü” adeta:) Bir ara hortumla birbirlerini ıslatmaca oynadılar, susuz tabii:) Ne kadar susuz da olsa hepsinin ayakları sırılsıklam olmuştu hortumda kalan suyla:)

Bir ara üçü de oradaki şezlonglara oturdular. Zaten biri ne yaparsa öbürü de görüp aynısını yapmak istiyor, çok komikler:)

Küçük hanımlar

Nasıl da bakışıyorlar:)

Bizimki dayanamayıp öptü en sonunda:)

Akşama pizza partisi vardı. Yavruları da besledik, salam sucuksuz kısmından verdik. Bayıla bayıla yediler, bir kendi kuşumu besledim bir Hilal kuşumu:) Çok tatlılardı…

Uyku saatleri gelince yavrular aşağı indiler uyumaya. Biz de oturduk biraz. Duru’nun da uykusu gelmişti.

Çaresiz kalktık biz de, evli evine, uykusu olan yatağına. Başka yerde uyuma huyu da yok ki, evini istiyor illa.

Ertesi gün Pelin Esin’lere sürpriz bir ziyarete karar vermiş, bizi de aradılar. Ben de sevindim, Pelin’i de görmüyordum uzun süredir. Duru da istedi, Hilal’le Gökay’a gidelim deyince.

Buraya kadar hiçbir sorun yok.

Esinlere gidince olay başladı.

Kıyameti kopardı, öyle ağladı ki kusacaktı yine neredeyse.

Benim sinirlerim hiç kaldıracak durumda değildi, zira önceki gece de evde yarım kalan işlerimi toparlamak için geç yatmıştım.

Uykusuz olunca hiç çekilmiyorum.

Yine idare edecektim ama, Duru kesinlikle buna izin vermedi, ağlayıp bağırarak eve gitmek istediğini söylüyordu sürekli.

Bir ara sakinleşir gibi oldu, oynamaya daldı. Sonra Gökay bağırdı bir ara, bizimki korktu. Yine krize girdi.

Kalktık çaresiz.

Giderken Gökay ağlıyordu Duru’nun arkasından, ona da  üzüldüm, çocukların da bozduk dengesini.

Eve gitmeye kalmadan arabada sızıverdi.

3 saate yakın da uyudu.

Uykusu vardı herhalde ya da yorgundu, bilemedim.

Hiç bu kadar yapmamıştı.

Neyse, geçti gitti.

Olan Pelin’ime oldu, iki laf bile edemedik.

 

 

 

Duru ve halaları ile bir hafta sonu

Halalar diyorum çünkü Selin aramıza döndü, o da Duru’nun küçük halası sayılır.

2 hafta önceki cumartesi akşamı aldık onları. Trafikten epey geç bir saatte evde olabildik. Yolda bir benim bir Selin’in kucağına gitti, Selin’i 4 aydır görmüyorduk, özlemişiz…

Evde 11 gibi olunca Duru uyudu hemen, biz de Cem Yılmaz’ı seyrettik. Ertesi sabah Duru uyandı erkenden, Selin’i sordu. Selin de uyanınca Duru’ya banyo yaptırdım. Selin giydirdi onu, sonra ikisi oyuna daldılar. Saçı ıslak olduğundan halası kafasını bağlamış:)

Oyun hamurundan pasta, börek vs. yaparlarken ben de kahvaltı hazırladım. Büyük hala da kalktı, hızlıca hazırladık sofrayı.

Duru bir ara asabileşti, bu aralar böyle bir durum var üzerinde. Bana vurdu sinirlenip. Tepkimi direkt veriyorum, ya oradan gidiyorum ya da “anneye vurulmaz” diyorum sert bir tonla. O da bu sefer yakınındaki bir yere vuruyor, geçen gün mutfak çekmecesini dövüyordu en son. Ne yapmam gerek acaba??

Evi temizlemeye koyuldum ardından, hazır ev kalabalıkken Duru da oyalandı. Sema Ablanın yardımıyla silip süpürme işleminden sonra Duru’yu uyuttum. Uyanınca tekrar yemek faslı ve soluğu Hıdiv Kasrı’nda aldık.

Bıyıklıoğlu quarteti

Hava da güzeldi, hafiften serinlemeye başlıyor artık havalar. İyi mi kötü mü karar veremedim, böyle gitse keşke… Yürüdük hep birlikte. Her fitness alanında zorunlu molalar verdik Duru sayesinde. Parkurun çoğunu babasının omzunda tamamladı, neyse ki ense kuru kaldı, zira 2 saat önce tuvaletini yapmıştı Duru:)

Kafede çay içtik, tatlı yedik. Duru orada bir kız çocuğu buldu, onunla oynadı biraz. Sonra parka götürdük biraz. Kaydıraktan kaydı defalarca, Selin ve Serhan da peşindeydi. Oradan ayrıldığımızda hava kararıyordu neredeyse. Güzel bir gezi oldu…

Hıdiv Kasrı'nda havayı kararttık

Sonraki durağımız babaanneler idi. Babaanne ve Dede Bandırma’dan geldiler. Amca, yenge ve Işık da orada olunca tamamlandık. Sema abla biraz kitap okudu Duru’ya…

Bizimki kulak kesilmiş halaya

Sinek ısırıklı suratını ben de ısırmak istiyorum...

Yemekten sonra çay faslı derken zaman geçiverdi.

Bu arada Duru Selin’le odada asılı duran maskeleri denediler, böyle görüntüler çıktı ortaya:)

Çatlak kuzenler:)

Duru giderken büyük halasını da götürmek istedi, sen de gel dedi Sema ablaya:)

Bir hafta sonumuz da böyle geçmişti…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers