Archive for Kasım, 2011

Duru’yla bu aralar…

Genellikle parçalı çok bulutlu, yerel sağanak yağış görülüyor… Her zaman az bulutlu ve açık olacak değil ya, bunun yağmuru da var, kışı da, fırtınası da… Önemli olan benim ne kadar güneşli olduğum…

Bu aralar ağlama huyu var. Ona buna ağlıyor. Başını önüne eğip dudağını bükerek “ağlama numarasına” başlıyor, buna “kendini zorla ağlatmak” da diyebiliriz. Sonra da hemen “mm” istiyor olayın ardından, bu da onun bahanesi oluyor.

Vakti çoktan geldi de geçiyor, istiyorum ki kendisi vazgeçsin. O süreç beni korkutuyor. Birden çekip almak “hiç adil değil” Duru’nun deyimiyle:) Nasıl yapmalı, nasıl etmeli?? İşin içinden çıkamadım billah:) Çıkana kadar da 3′ü bulacağız herhalde. Allah’ın hakkı 3, gökten 3 elma düştü, 3 turunç güzeli, 3 tunç tas has kayısı hoşafı, 3 gün 3 gece düğün… Ne çok şey varmış 3′le ilgili, bir hikmet var 3′te herhal:) Dua edeyim de 7 uyuyanlar, 7 cücelerle ilişkilenmesin bu “mm” olayı:)

 

Hafta sonumuz hareketli geçti

Cumartesi akşamı uzun süredir çağırmak istediğim fakat bir türlü zamanı uyduramadığımız arkadaşlarımız geldiler. Hande-Veysel ve 2 çocukları Arda ile Kerem, Aykut-Yeşim ve kızları Selin. Uzun süredir bu kadar kalabalık bir grubu ağırlamamıştım, geçen hafta Kübra’larla acemiliğimi atmıştım üzerimden ama yine de bir panik hali vardı üzerimde:)

Neyse eve gittim ki su yok. Malzemeleri alıp annemlere taşıdım. Duru orada oyalandı biraz, yine de benimle vakti geçirmek istiyor tabii. Ben bir yandan Duru’yu oyalarken diğer yandan mantar yıkamaca, barbunya pişirmece gibi birtakım aktiviteleri yapmaya çalıştım. Saat 12 gibi Duru’yu uyuttum. Ben de işime baktım, Serhan da yoldan gelmişti, o da uyudu biraz dinlenmiş oldu.

Gece saat 1 gibi çıktık annemlerden. Eve gittiğimizde su yoktu hâlâ.

Ertesi sabah üretime başladım erkenden:) Duru uyanmadan yol almam lazımdı. Epey bir şeyler yaptım. Sonra kahvaltı faslı falan derken Duru babasıyla Maksi’ye gitti. Dönüşte çok özlemiş beni, niyeti belli:) Bu sıralar nedenli nedensiz ağlıyor, sonra işi “mm” ile bağlıyor.

Temizlik, yemek derken zaman geçiverdi, akşam oldu. Duru’yu giydirdim. Geçen yıl teyzesinin aldığı eteği giydi. Kendini de pek bir beğendi, gidip babasına “Bak baba ne güzel oldum di mi?” diye sordu sürekli. Önce Aykut ve Yeşim geldi, tabii Selin de. Duru hiç yabancılık çekmedi, olaya direkt adapte oldu. Sonra da Handeler geldi. Arda’nın bir iPad’i vardı, onunla oynadılar. Sanki kırk yıldır iPad kullanıyordu Duru. Yemek faslına geçtik. Çocuklar oyun oynarken biz de masada sohbet ettik biraz. Konu tabii ki yine çocuklardı:) Bir ara o kadar gürültü oldu ki, onları Duru’nun odasına gönderdik. 4 çocuğun olduğu yerde sessizlik diye bir şey olamazdı zaten.

Bizimki aralarına güzelce karıştı. Kimi zaman sesi çok yükseliyordu, “Beniiiimmm” diye ortalığı yırttığı oluyordu bir şeyi paylaşmak istemeyince ama çoğunlukla eğlendi.

Saat 12 olunca çocuklarda yavaş yavaş pil bitmeye başladı. Kerem’i annesi koltuğa yatırınca Duru da onun yanına yatmak istedi. Minicik yere sığdırdı kendini. Sonra pijamalarını giydirdim, eline de bir battaniye verdim Kerem’e örtmesi için. Gitti üzerine örttü:) Sonra yine yanına yattı abisinin. Rahat edemeyince yere minder koyup oraya yatırdım Duru’yu…

Saat 1′e doğru misafirlerimiz gittiler. Duru o saate kadar uyanık kaldı. Giderken Hande onunla güzel güzel konuştu. Çok etkilenmiş bundan, en çok Hande’yi ve Selin’i sevdiğini söyledi bize:)

Şunu fark ettiğim bir akşam oldu: Ben masada oturup sohbet edebiliyorken artık Duru arkadaşlarıyla oynayabiliyordu. Elimden tutup beni de götürmedi odasına. Arkadaşlarıyla kurduğu bir dünyası vardı artık… Değişik bir duyguydu gerçekten. Masada sohbet ederken bir anda kendimi, bunu fark ederken buldum. İçimden hafifçe  tebessüm ettim, korku da vardı içinde bu gülümsemenin… Büyüyordu artık, eteğimden uzaklaşıp kendi dünyasını yaşamaya doğru yolculuğu başlamıştı… Ben içimde bunları yaşarken masada çocuklardan konuşmaya devam ettik…

 

 

 

 

Güle güle şapkalı balık

Balığımızın biri sizlere ömür, üzüldüm:( Kırmızı kafalı olanı. Çok yiyordu, yemleri 2′şer vermeye çalışıyorduk ama yine de bazen hepsini bunun yediği oluyordu:(

Dün diğeri de pek stresliydi, bakalım inşallah o kalır.

Duru’ya balığın “kaçtığını” söyledik. “O gitmek istedi, bir daha gelmeyecek” dedik. Bir şey demedi, başka soru da sormadı. Diğerini seyrettik biraz…

Evde hayvan beslemek istemiyorum, sırf bu yüzden:(

Konuşmada çizgi film replikleri

Duru; Caillou ve Pepe hastası, sanırım çoğu yaşıtı da aynı durumdadır. Dolayısıyla oradaki her görüntü, her söz hafızaya aynen kaydediliyor.

Mesela “Evet Kaptan”, “Başüstüne Kaptan” gibi bir şeyler söylüyordu geçenlerde kendi kendine, kim söylüyor dedim “Caillou‘da söylüyorlardı” dedi.

Duru’nun uyku saati iyice şaştı, çok çaresizim bu konuda:( Dün 12′ye geliyordu neredeyse, ağlama, salya sümük, bir mücadeleyle uyutuyorum. Önce yatağına yatıyor, şarkılar söylüyor, dönüyor. Sonra çişim geldi diye kalkıyor. Yine yatıyor. Sonra karnım acıktı diyor. Gecenin 11′inde çorba istiyor, ısıtıyorum. Zar zor 2 kaşık yiyip “Doydum” diyor. Sonra ben yatmaya gidiyorum diyorum. Peşimden geliyor isteksizce. Yine uyuyamıyor. En sonunda çıldırıp bağırıyorum:(

Böyle bir anda ben yatakta iken o kalkıp koridora gitti omuzlarını aşağı düşürüp, ağır adımlarla… Yere oturdu ve “Bu hiç adil değil” dedi. Gecenin o saatinde “yanlış duydum herhalde” diyerek tekrar sordum. Aynı cevabı verdi yine. Duruma uygun bir cümleydi ama… “Kimden öğrendin” diye sordum, “Pepe’den” diye cevap verdi. Kafamı yatağa gömüp çaktırmadan güldüm…

Bazen çaresiz kalır ya insan… Hani duyguları da karışır. Gülse mi ağlasa mı bilemez… Şaşıp kalır, daha kaba tabiri de var, şaşıp kelimesindeki harflerle yazılan ama yazmayacağım… Sen küçücük insancık olarak, o cümlenin kullanıldığı duyguyu anlayıp yeri gelince nasıl kullanabiliyorsun a benim minicik dev yavrum:) Ne diyeceğimi şaşırdım billah:)

 

 

 

Doğum günü kutlamaları

37 de bitti… Bu rakam çok garip geldi bana, çok büyük. 40′a 2 kaldı, ama ruhum 23-24. Soranlara da öyle diyorum, 23 bitti 24′e girdim diye:)

İşin şakası tabii… Beden yaşlanıyor ama nasıl oluyorsa ruh yaşlanmıyor. Şimdi şimdi anlıyorum, insanlar yaşlandıkça daha da çocuklaşır denir ya. Aslında öyle değil tam olarak, her geçen yıl fiziksel olarak daha yaşlı gösteriyor insanı, bu sefer görenler “her geçen yıl iyice çocuklaşıyor” diyorlar. Ruhun yaşı hep aynı, kaç hissedersen o…

Neyse gelelim sadede, felsefi çözümleme de bir yere kadar değil mi:)

Doğum günüm perşembeydi. Eve gidince Duru sarıldı “İyi ki doğdun anne” dedi:) Büyümüş dedim içimden…

Ben, Serhan, Duru ve annem yemeğe gittik dışarıya. Oradaki oyun alanında güzel vakit geçirdi Duru. Yemeğini de bir güzel bitirdi oyun sevdasına.

İçeri girer girmez çocuklardan birine yöneldi, diyalog şu: “Meyaba, senin adın ne, benim adım Duru”

Yürü be dedim içimden:) Hep böyle ol, kendine güvenli, kendinden emin:) Şaştım kaldım…

Neyse, Serhan’la dönüşümlü yedik yemeklerimizi.

Eve gidince de pasta kestik. Birlikte kestik pastayı Duru’yla, en büyük hobisi bir şeyler kesip biçmek.

En çok Duru’ya yarıyor bu tip organizasyonlar. Hoşuna gidiyor, böyle mumlar, pastalar falan…

Pazar günü de ailece kutladık. Babaannedeydik yemekte, anneanneyi de götürdük bu sefer. Onlar için de iyi oldu, vesileyle iki laf edip görüştüler. Duru da Selin’le birlikte Mezdeke’de oynadı bol bol:)

Baktım bir ara Selin’le sarmaş dolaş olmuşlar:)

Bir doğum günü daha böylece nihayetlendi, seneye hep birlikte tekrar görüşelim…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers