Archive for Ocak, 2012

Kar öncesi güneş ve ayaz

Hastaydım ama evde bebem vardı.

Hava da güzeldi, evde oturulur muydu, oturulmazdı tabii…

Parka gittik…

Sarı kedi bizi takip etti.

Güneş de…

Soğuk üşüttükçe güneş içimizi ısıttı…

Bebe eğlendirildi, sonra eve dönüldü.

Güzel bir gün geçirildi…

Aklımda sarı kedi-m-ler ve yaşadıkları keyifli anlar kaldı…

Bir kız çocuk etkinliği: Yemek pişirme

Benim çocuğum hiçbir zaman bebekle oynamadı, evcilik falan da oynamadı. Öyle çay partilerimiz falan da olmadı. Varsa yoksa araba, peluş oyuncaklar, hayvancıklar…

Yeni yeni “oyun hamurundan yemek yapma” oyunu oynuyor. Oyun hamurunu alıp elleriyle parçalayıp minik tenceresine koyuyor. Onu pişiriyor. Ben onun çocuğu gibi “Anne karnım acıktı” diyorum. Gülerek bana bakıyor “manyak mıdır nedir” dercesine:) “Daha pişmedi, çiğ bu anne” diyor. Yemek için hamle yapınca “Yenmez o, oyun hamuru” deyip ikaz ediyor beni.

Geçenlerde yine bir kurabiye yapım atölyesi gerçekleştirdik:) Bu seferki daha iyi sonuç verdi, tarif iyiymiş. İpek hanım’ın Çiftliği’nden keçi boynuzu tozu almıştım, keke, kurabiyeye katmak için. Kakao yerine kullanıldığını duymuştum. Ama ne mümkün… Keçi boynuzu tozu katmıştım geçen seferkine, çok kötü oluyor tadı. Sanırım keçi boynuzu tozları elimde patlayacak:(

Neyse, bu sefer hamuru kendi açtı, kalıbını bastı. Daha başarılı bir denemeydi. Bazen parmaklarıyla “mıncırsa” (ezme, ufalama eğilimi), vıcık ellerini masaya güzelce silse de tekrar olaya dahil edip kaldığı yerden devam etmesini sağladım:) Eline de yakışıyor…

Resimler anlatsın biraz da…

 

Dişlerim de dişlerim…

Sanıyorum iyi bir alışkanlık edindirdik Duru’ya.

Biz unutsak, üşensek de o unutmuyor.

Dün gece yattık, bir süre sonra aklına geldi bizimkinin. “Anne dişimi fırçalamadııım” dedi. Üşendim o an, ne yalan söyleyeyim, “yarın fırçalarız” dedim. “Yok, şimdi fırçalıycam” dedi. Bu kadar istekli olduğunu görünce “yürü üşenme, bak çocuk bile üşenmiyor” dedim. Gittim, bardağını getirdim. Bir güzel fırçaladı dişlerini.

Şimdilik diş macunu yok, sadece suya fırçalıyor, sanırım yeterli.

 

İngilizce merakı

Bir oyun başlatmıştık Serhan’la. Amacımız birazcık İngilizceye aşina olmasıydı Duru’nun.

O da pek ilgilendi. Kendisi katılmaya başladı bir süre sonra.

Oyun basit. Mesela “Domates ne demek İngilizce?” diye soruyoruz. “Ne?” diye soruyor Duru da. Biz de İngilizce anlamlarını söylüyoruz. Bazen “aferim koçum bildin” diyor bize, dalga geçiyor sıpa:)

Öyle olunca şimdi birkaç kelimenin İngilizcesini öğrendi. Domates (tomeyto), yılan (sıneyt-k’leri söyleyemiyor:), çok uzak (faaar evey), kelebek (batırfılay), kedi (ket), köpek (dog) aklıma gelenlerden bazıları. Hevesli öğrenmeye… Kendi soruyor şimdi.

Belki bir kitap alıp onun üzerinden ilerlemeli. Ya da ilk kelimelerim kitabından yola çıkıp obje isimlerini öyle anlatmalı. Bakalım, yapacağız artık bir şekil…

 

 

 

 

1 günlük hastalık

Cumartesi günü hastaydı Duru:(

Seherlere davetliydik, kahvaltı hazırlayacaktı bize güzel güzel. Kısmet olmadı.

Cumartesi sabah baktım ateşi var Duru’nun. Uyanınca da pek mızmızdı.

Serhan da kötüydü. Kahvaltıyı iptal ettik.

Duru saat öğleden sonrasına kadar uyudu, bir şey yemedi.

Öğleden sonra saat 2′ye doğru Serhan da kalkınca bir şeyler yedik. Duru’ya da çorba pişirmiştim. Yedi iştahla. Sonra da çıkardı hepsini.

Tüm gün koltukta oturdu. Yattı. Çizgi film seyretti. Akşam üzeri tekrar uyudu 1 saat.

Akşam makarna pişirdim yağsız. Çıkarmadı. Ateşi yine vardı ama ayaklanmıştı.

Gece koltukta yan yana yattık.

Pazar günü ateşi kalmamıştı, iyileşmişti…

Neydi bilemedim, geçti gitti. Bu konuda bana çok benziyor, ben de hasta olunca hiç naz kapris yapmadan kendi kendime iyileşirdim. Yaradan hep güç kuvvet versin ona böyle…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers