Archive for Şubat, 2012

Güne “krizle” başlamak

Hiç bu kadarı olmamıştı…

Hep bir şekilde ikna etmeyi başarmıştık, bugün yapamadık…

Teslim oldum…

Tam  da dün bir arkadaşımla facebook’ta yazışıyorduk. Derken konu çocuklara geldi. Ben de çocuk yetiştirmek çok “ağır” bir sorumluluk, bir insanın hayatını şekillendirmek “büyük” sorumluluk gibi sözlerle hissettiklerimi paylaştım. Arkadaşım bu sözlerimi haklı olarak beğenmedi, “ağır, zor” gibi kelimeler kullanırsan çocuk büyütmek o hale gelir, haberin olsun, o kelimeleri kullanmamanın yanında öyle düşünme de” diyerek beni güzel güzel uyardı.

Şamarı bu kadar çabuk  yiyeceğimi tahmin etmemiştim.

Bu sabah uyandık. Duru bizim gidiş saatimizi öğrendi. Kaçta kalkarsam o da o saatte uyanıyor. Hemen hemen hiç şaşmıyor bu. Bu sabah da öyle oldu.

Neyse, biraz oturduk birlikte. “Gitme, benimle kal”lar başladı. Baktım bu sefer durum ciddi. Ne yaparsam, ne söylersem olmuyor. “Elimi tut, elimi bırakma, birlikte seyredelim” gibi laflarla beni evde tutmaya çalışıyor.

Saat 9′a gelirken bir taraftan evden nasıl çıksam da Duru üzülmese, ben de daha fazla geç kalmadan ofise gitsem diye düşünüp duruyordum.

Ne 9′u…

Neyse, kahvaltı ettirdim Duru’ya… Sonra hazırlanıp Migros yollarını tuttuk. Belki orada bir şeyler dikkatini çeker de ben de “bay bay” der giderim, diye düşündük annemle. Daha önce işe yaramıştı. Umut dünyası işte…

Bir şey değişti mi, değişmedi…

Migros kapısının önünde ağlama krizi yaşadık. Ben de ne yapacağımı şaşırdım. Tuttum elinden gerisin geriye evimize döndük.

Kanmadı bu sefer, olmadı…

Evde de devam etti. Kaç kez dediysem, “Gitme, biraz sonra git, şimdi gitme” diyerek kucağımdan inmedi.

Sonunda uyudu… Melek gibi görünüyordu uyurken. Üzüldüm onu böyle üzdüğüm için. Keşke onunla olabilsem..

Saat 11.30 gibi çıkabildim evden. İşe gittiğimde öğle tatili geliyordu neredeyse.

Şunu iyi anlattı evren bana. Düşüncelere, kullandığın kelimelere dikkat edeceksin. Ağır, zor gibi negatiflere düşüncede ve söylemde yer vermeyeceksin.

Aslında demek istediğim o değildi, “ağır sorumluluk”tan kastettiğim başka bir şeydi. Ama ucu yine negatife varıyor.

Çocuk büyütmek, yetiştirmek “çok keyifli bir yolculuk” diyerek sözlerimi burada bitiriyor, tüm ebeveynlere kolaylıklar diliyorum.

 

Dün ben evde…

Annemler taşınıyorlar inşallah…

Cumartesi pazar tüm gün karı koca çok çalıştıklarından annemin yorgun yorgun Duru’ya bakmasına gönlüm razı olmadı. Pazartesi izin aldım ben de…

Günümüz güzel başladı. Anneanne, anne ve yavru mutlu mesuttuk başlarda. Anneme sıkça “git, sen git” demesinin yanlış bir şey olduğunu, hepimizin buna üzüldüğünü defalarca söylememize rağmen oyun mu etti bunu nedir, durmadan git diyor kadına…

Duru’nun “terrible two” döneminin en zirvesini yaşıyoruz bu aralar. Davranışları tutarsız, birden ağlamaklı oluyor, her oyundan çabucak sıkılıyor. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırıyorum.

Dün doğru dürüst kahvaltı bile etmedi. Annem ve ben aynı anda evde olunca hep bunu yapıyor. Dengesini şaşırtıyoruz çocuğun herhalde.

Biraz kitap okuduk. Bu aralar dinozorlara olan aşkının “büyüüüüüük” olduğunu anlatmıştım. Bu aşk hâlâ aynı hızda devam ediyor. Dün epeyce “Dinozorlar” kitabını inceledik. Bütün dinozor isimlerini biliyor. En çok da T-Rex’i seviyormuş…

Dün pek çok kez bana “vurdu”. Sonra yaptığının kötü bir şey olduğu aklına geliyor, sandalyeye, koltuğa kapanıp ağlıyor. Ben hiç ses çıkarmayınca gelip özür diliyor.

Bol bol koşturduk evin içinde. Ondaki enerji bitmiyor anlıyorum da aramızdaki yaş farkı büyük:) Uyum sağlamaya çalışıyorum bebeye:)

Neyse, saat 2 gibi uyuyunca onunla birlikte biz de uyuduk. İyi geldi uyumak. Kalktığımda daha iyiydim.

Sonra yemek ve yine oyun…

Bir ara “hayır, hayır, her şeye hayııır” diye bağırıyordu evin içinde.

Duru’mu çok iyi özetliyor bu cümle…

Fotoğraf makinesi merakı

Fotoğrafa oldum olası bayılırım. Taa ortaokul yıllarımdan beri gittiğim her yerde fotoğraf çekmek hobim olmuştur. Tabii o zamanlar şimdiki gibi dijital imkanlar olmadığından tatile ya da özel bir yere giderken 5-6 makara film alırdık.

Fotoğraf aşkım Duru doğduktan sonra doruğa ulaştı. Duru’nun ilk aylarında “sağ kolumun uzantısı” gibi işlev gören fotoğraf makinem Duru büyüdükçe yine yanımdan ayırmadığım bir olmazsa olmazım.

Dün akşam Duru’ya banyo yaptırdım. Saçlar kurudu, lüle lüle oldu. Bir ara oyun hamuruyla oynarken baktım yüzü çok güzel, hem de pek güzel… Fotoğrafını çektim birkaç poz. O da hemen kendi oyuncak fotoğraf makinesini aldı, efendim o da benim resmimi çekecekmiş. Karşılıklı birbirimizin fotoğraflarını çektik. Sonra içeri gittik. Bana şu cümleyi kurdu: Anne, benim ne zaman büyük, siyah, güzel bir fotoğraf makinem olacak?

Bu çocuk küçük falan değil, görüntüsüyle beni kandırıyor…

Verdiğim cevap: Git babana sor kızım…

Babasına soramadı nedense, ağzında bir şeyler geveleyip durdu.

 

 

Ali Deniz 1 yaşında!

Topak, minik adam da 1 yaşına girdi…

Sağlıkla, güzellikle, sevgiyle nice yaşları olsun…

Cumartesi akşamı Ali Deniz’in doğum günü kutlaması için Emine’lerdeydik. Konseptimiz “araba” idi. Birkaç gün öncesinden ufak hazırlıklarımız oldu Emine’yle, Seher yardım etti bize sağ olsun…

Cumartesi günü ben de poğaça yaptım. Ali Deniz’in pastasını, Duru’nun iki yıldır pastasını hazırlayan İlker Hanım yaptı. Görünüşü süperdi, karşıya teslimat biraz teferruat gerektirdiğinden pasta bize geldi.

Akşam hazırlıklarımızı tamamlayıp saat tam 6′da pasta da gelince evden çıkma vaktimiz de gelmişti.

Biraz giyinme ve hazırlanma aşamasından bahsetmem gerek size…

Duru’yu giydirdim güzelce. Etek giymek istedi. Ben de öyle yaptım. Harika görünüyordu.

Sıra bana geldi. Her zamanki afeminen tarzımla giyinmeye çalışırken gömlek giyme aşamasında yaygarayı kopardı Duru. O babanın gömleğiymiş, ben onu giymeyecekmişim, ayrıca pantolon değil etek giyecekmişim. Bak bak sen şu minik hanfendüyeee:) Güler misin, kızar mısın, ağlar mısın? O öyle perişan olunca ben de çaresiz etek ve üzerine şık ve  sade bir kazak giymeyi tercih ettim. Giydikten sonra Duru’ya beğendin mi diye sordum. Baktı baktı, memnun bir şekilde “Kadına benzedin” dedi:) Şaştım kaldım…

Makyaj yapmaya sıra geldi. “Ben biraz makyaj yapayım da kadına benzeyeyim” dedim Duru’ya. Bu sefer “kadına benzeme, anneye benze” dedi. Kendimi buldum onun bu sözleriyle:)

Gitmeden önce montlarımızı dolaptan alırken Duru beyaz ayakkabısını gördü ve onu giymek istediğini söyledi.

Böyle ufak yollu şoklar yaşadıktan sonra eteğim, hafif makyajım, siyah çoraplarım, poğaçalarım, lazımlıklı çantam, pasta, yıldızlı beyaz ayakkabılı Duru ve kocamla Osmaniye yollarına düştük…

Saat 7 gibi oradaydık herhalde.

Bir sürü çocuk da vardı içerde. Melih’in yeğeni Çınar ve Emine’nin yeğeni Defne’yle kısa bir süre oynadı, genellikle abi ve ablalarla oynamayı seviyor:(

Babaanne ve hala da sonradan oraya geldiler.

Gitmeden Güneş’i  sayıklıyordu. Güneş de Güneş, Güneş de Güneş… Ebrular gelmemişti henüz. Diğer çocuklarla çok fazla iletişimi olmadı. Güneş gelince dünyalar onun oldu, kan çekiyor herhalde:)

Minik topak adam Ali Deniz ise formundaydı. Hiç huysuzluk yapmadı. Çok da yakışıklı olmuştu. Önce yabancıladı bizi, kaşlarını çatarak baktı. Sonra alıştı. Hatta bir ara baktım, kollarıyla bana uzanıyor onu kucağıma almam için… Duru bundan hiç hoşnut olmadı, birkaç kez Ali Deniz’i kucağımdan indirmek zorunda kaldım bu yüzden.

Burada pasta kesilirken Defne’yle etrafı kolaçan ediyorlar:)

Ben pasta servisi yaparken Duru’yu halası ve Güneş beslediler iki koldan. Bol bol dolma yedi, her şey çok çoktu ve lezzetliydi. Yapanların ellerine sağlık…

Çok kalabalıktı yalnız. Herhalde 30 kişi vardı, 15 kişilik pastanın yarısı bu kalabalığa rağmen arttı.

Duru da formundaydı. Selçuk’un “Eteğin ne kadar güzel” dediğindeki hal ve hareketini hiç unutmayacağım. Duru’nun havası bir değişti ki görmeniz lazımdı… Kime çekti bu çocuk, bu endam, bu hava… Ne ben ne babası öyleyiz, herhalde teyzeye çekmiş bizim bebenin bu yönü…

Saat 11′e doğru kalktık. Birazcık hasta olduğumdan, biraz da Duru’nun kıskançlık krizleri yüzünden minik adamımı öpemeden, doğru dürüst sevemeden evin yolunu tuttuk.

Babaanne ve halayı evlerine bıraktık önce. Duru halasını da götürmek istedi.

Yolda da sızıverdi…

Mutlu ve sağlıklı ol Ali Deniz, sevdiklerin hep etrafında olsun… Bir dahaki görüşmemizde kaşlarını çatma artık bana, ben senin Pınar tiyzenim:)

 

 

 

Dinozorlar, ailemizden biri gibi…

Dinozorları seviyor, çok seviyor…

Çocukların dinozor sevgisi nereden kaynaklanıyor diye merak ediyorum. Yani, öyle böyle değil. Evde dinozor oyuncaklar, dinozor kitapları…

Geçen cumartesi günü de Forum İstanbul’a gittik. Murat da vardı, çok özlemiş Murat’ı. Çok da iyi anlaşıyorlar. Forum İstanbul’a gitmişken dinozorları görelim dedik, Jurrasic Land‘e gittik Girişte dinozor iskeleti koymuşlar, bir de dinozor maketi. Bu ikisini görünce içeri girmemek olmazdı.

İlk önce bir sürü dinozor iskeleti ve maketinin olduğu bir alana girdik. Bir de mağara yapmışlar, oraya çıkıp dinozor yumurtalarını görüyorsunuz. Sonra sizi başka bir bölüme alıyorlar. Araştırma-geliştirme laboratuvarı gibi bir şey kurgulamışlar. İlk önce bir odaya giriyorsunuz. Orada 4 boyutlu bir film seyrettiriyorlar. Bir araca binip dinozorların olduğu alana gidiyorsunuz. Sarsıntılı koltuklar, alttan hava üfleniyor, önünüze bir dinozor çıkıyor, kuyruğunu vuruyor falan. Film başlamadan önce Duru yanağımı okşayıp “Korkma anne, korkma” diye beni avutuyordu:) Neyse, film başladı, ben bile korktum, durumu sezdirmemek için konuştum sürekli Duru’yla:) Baktım bir ara korktu bu yavrucak, gözünü kapadım, sonra o da gözünü kapamaya devam etti. Neyse ki 5 dakika sürüyor Allahtan…

Sonrasında başka bölümlere götürüyorlar. Laboratuvar, hasta bir dinozorun tedavi edildiği ünite, yumurta ünitesi, etçil ve otçul dinozorların olduğu başka başka bölümler… Etçil dinozorların olduğu bölümde biraz korktu Duru, kucağımdan inmedi. Sürekli onların birer kocaman oyuncak olduğunu söyledim.

Jurrasic Land’deki bu gezi toplam 45 dakika sürüyor.

Bence keyifliydi. Duru için de öyle… Gezinin sonunda “Sadece kemikleri kalmış” deyip durdu:) Çocuklar için çok değişik, gidilip görülesi bir yer bence…

Duru sayesinde dinozorları da öğrendik. Triceratops, stegosaurus, T-rex, diplodocus, allosaurus… Bunların hiçbirini bilmezdim ben. Bazıları çok korkunç gerçekten. Bir yandan da korkar mı acaba diyorum ama hiç de öyle durmuyor.

Dün eve giderken küçük bir dinozorlu kitap daha aldım. Tübitak Yayınları’ndan. Çok sevdi, elinden düşürmedi. 10 kez okuduk belki.

Bir yandan da şunu düşündüm. Şimdiki çocuklar, en azından böyle büyük şehirlerde yaşayıp bu tip yerlere gidebilen “şanslı” çocuklar erken yaşlarda ne çok şeyle tanışıyor. Ve bizim çocukluğumuzdan bu yana ne çok şey değişti… O kadar “kaydedecek” şey var ki etrafta, o yüzden yeni nesil bu kadar zeki ve cin gibi…

İyi mi kötü mü bilmem ama Duru’nun dinozor sevgisi epey süreceğe benziyor… Biz de daha çok şey öğreneceğiz bu nesli tükenmiş, Duru’nun deyimiyle “devasa” hayvanlar hakkında:)

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers