Archive for Nisan, 2012

Bir inci

Televizyonda belgesel seyrediyoruz. Kaplanlar var.

“Anne, ben kaplanları çok severim. Sirke gidelim. Sirkte kaplan çalışır mı?”

Yani, sirkte kaplan var mıdır demek istedi aslında ama çalışmak fiili çok komik ve doğru geldi bana.

Çocuk doğru söylüyor, sirkteki kaplanların işi de bu…

Babaanne, iyi ki doğdun…

23 Nisan’ın son etabı babaannenin doğum günüydü. Saat 8′e doğru oradaydık.

Sevim Abla ve babaanne (Kıymet annem) mutfaktaydı. Duru 3 günlük tatilin sonunda iyice bana yakınlaşmıştı. Çok aksiydi o gün:( Kim çağırsa yanına gitmek istemedi.

Annemle mutfağa gittik. Sevim abla ve babaanneyi hamurla uğraşır görünce dayanamadı, o da girdi onların arasına.

Tam yemek öncesi Sema Abla da geldi Afyon’dan, o da bir dünya yiyecek getirmiş. Sofrada yok yoktu…

O gece bir tek Selin eksikti aramızda…

Keyifle yedik içtik, hamur kızartması çok lezzetliydi, 3 kadının ayrı ayrı eli değmişti ne de olsa:) Duru da bayıla bayıla yedi.

Yemekten sonra pasta kestik. Ne yazık ki bizim makineyle yaptığımız çekim başarısız olduğundan burada bir resmimiz yok. Belki Sema Abla gönderir de eklerim sonradan.

Nice yıllara kızımın babaannesi, nice birlikte yaşlar olsun…

 

 

 

 

23 Nisan bölüm 2

23 Nisan çocuk bayramıydı ya, biz de tatildik ya, bütün gün Duru’yu gezdirmeli, eğlendirmeliydik bana göre…

Park dönüşü yorgun düşmüştük. Akşama babaannenin doğum günü vardı. sabahtan benim pamuk poğaçalardan yapmıştım. Mayası gelmiş, iyice kabarmışlardı. Dönüşte onları pişirdim, muhteşemdiler yine…

Onlardan yedik biraz. Herkes bir koltukta dinlenerek şarj oldu. Ben de gezinin kalan kısmı için hazırlık yaptım. Poğaçaları paketledim, Duru’nun suyunu, yemini tazeledim:) Sonra İsmail Abi’yi aradım, ablam çalışıyordu fakat onlar tatildi. Belki onlar da katılırdı ikinci kısıma. İşlem tamamdı, geliyorlardı…

Neyse, Bostancı tarafına gittik, sahilde buluştuk. Kalabalıktı çok. Oradaki kafelerden birine oturduk. Az ilerde çocuk parkı da vardı. Oturduk biraz çay içtik.

Sonra ben ve Emir Duru’yu parka götürdük.

Orada elle çevrilen, çocukluğumuzun salıncaklarından vardı. 2 tur bindi Duru…

Sonra biraz kaydıraktan kaydı.

Sallanan at ise favorisiydi.

Onun için gözyaşı bile döktü:( Zavallım, bir tane kız çocuğu atın üzerinden inmemek için ısrar ettiği için bizimki ağlamaya başladı. Atın başından da ayrılmadı, inmesini bekledi.Ne yapıp ettiysek ikna edemedik çocuğu, çetin cevizdi. Annesi geldi sonra, onu da dinlemedi.

Biz de çareyi Duru’yu başka bir oyuncağa yönlendirmekte bulduk. Zor ikna ettik Emir’le. Helikopter vardı, ona bindirdik biraz. Neyse, çocuk atın üzerinden inince hemen koştuk. Duru’nun yüzünde güller açtı. 1 at o kadar çocuk için çok az tabii. Neyse gönlü oldu, sırada bekleyen çocuklar vardı, “şimdi inelim, bu abla binsin, sonra tekrar bineriz” dedim, Allahtan inat huyu yok, şimdilik…

Epeyce tavukları kovaladı, tavuklar hop oturup hop kalktı Duru’nun yüzünden.

Tavuklar ortadan kaybolunca “taaavvuuuk, taaavuuuk” diye seslenip çağırdı onları, onlardan tabii ki de ses yoktu:)

Bir de köpek gördü, gidip gelip onu sevdi. Beyaz, minik bir şeydi. Tam bir hayvansever Duru…

Çimenlerde oturdu, koştu koştu…

Büyüyünce ne olmak istersin diye sordum Duru’ya, “Duru” olmak istediğini söyledi. “Çalışacak mısın sen de” dedim, “hayır” dedi tereddütsüz:) “Belki veteriner olursun, hayvanları iyileştirirsin” dedim. “Evet, hasta dinozorları iyileştiririm” diye cevap verdi:) Söylemiştim, dinozorlar her yerde…

Akşama doğum günü olduğundan bir an önce yola koyulmalıydık. İso’yla sarılıp kucaklaştılar. Emir’le de…

23 Nisan’ın 2. etabı da bitmişti, sıra doğum günü kutlamasnda, 3. etaptaydı…

 

 

 

 

23 Nisan’da hepimiz neşeyle dolduk

23 Nisan vesilesiyle tatildik bizler de. Hava da müthişti, çocukluğumdaki 23 Nisanlarda buz gibi olurdu… Dolayısıyla o gün hepimiz çocuklar gibi şendik…

Neyse sabah kalktık, kahvaltının ardından niyetim Duru’yu giydirip parka götürüp resimlerini çektirmekti. Babam geçen yıl, 23 Nisan’da giymesi için Duru’ya folklor kıyafeti almıştı. Fakat ne yapıp ettiysek giydirememiştik, kısmet bu seneyeymiş. İlk defa geçen akşam giydirdik, babamın gönlü de hoş olsun dedim, fakat sırf onun değil bizim de gönlümüz hoş oldu. Öyle yakıştı ki, Duru da sevince onu öyle giydirip çimenlerde resmini çekesim geldi. Hem ablamın hem de benim aynen böyle kıyafetli resimlerimiz var, babam çekmişti. Duru’nun da olsun istedim.

Oturduğumuz sitenin, ATA 2′nin parkına gittik. Her yer harika, yemyeşil, erguvanlar açmış. Hayran olduk doğaya. Duru’nun arkadaşları da oradaydı, Ahmet ve Elif, bir de başka bir kız çocuğu daha. Ahmet “Aaa Duru ne güzel olmuşsun” dedi, gözleri parladı onu öyle kıyafetli görünce. Duru da farkında güzel olduğunun, saçındaki tülü savura savura koşmaya başladı.

Birden bütün çocuklar hareketlendi, Duru koşuyor onlar onun peşinden koşuyor:) Tutup yakalayıp resim çekebilene aşk olsun:)

Neyse biraz durulunca hepsi dizildiler, bize de deklanşöre basmak düştü. Fotoğraflar gerçekten çok güzel…

İşte Ahmet, ne kadar tatlılar...

Çocuklar evlerine gitti sonra. Ben de Duru’yu biraz tek başına resimledim.

Bunlar da Serhan’ın çektiklerinden…

Burada da havuzdaki su kaplumbağasına bakıyoruz…

Hint filminden bir kare…

Epey vakit geçirdik parkta. Duru da yorulmuştu. Ben de fotoğraf aşkına Duru’nun peşinde koşmaktan helak oldum. Gitme vaktiydi. Duru da “eve gidelim” dedi.

Güzel bir anı oldu hepimiz için, ilerde bakıp bu resimlerine ne düşünecek acaba? Ben baktıkça “iyi ki babam böyle resimlerimi çekmiş” diyorum ve suratımda bir gülümseme beliriyor hemen. Eminim Duru da çok sevecek bu resimleri, baktıkça “iyi ki…” diyecek…

 

 

 

Hilal ve Gökay’ı ziyaret

Esinler bize 5 dakikalık mesafede neredeyse ama biz ikizlerin doğum gününden beri görüşmemişiz, yani ekimden bu yana:(

Hazır 3 günlük tatile çıkmışken pazar günü mutlaka Esinlere gitmeliyiz diye programımızı yaptık.

Gittiğimizde alt kattaydılar. Görmeyeli daha da büyümüşler. Bir anda ortada 3 tane bebe oldu. Başta biraz yadırgadılar birbirlerini ama sonra alıştılar. Terasa çıktık, hava güzeldi.

Çay, kurabiye, sohbet güzeldi. Çocuklara “vişne kahvesi” yaptı Esin, üçü de kahve fincanlarından içtiler:) Vişne reçeli biraz sulandırılır, kahve fincanlarında bebelere sunulur:)

3 çocuğun idaresi zor oluyor, hepsini idare etmek, gönlünü yapmak ayrı iş. Allahtan sorun çıkmadı, Gökay tam bir centilmendi o gün. Hilal zaten Duru’yla iyi anlaşıyor, fittir fittir gezdiler ortada. Bir ara Gökay yalnız kaldı, iki kız bir araya gelince dünyayı unutuyor, malum:)

Baktım bir ara Duru ve Hilal şezlonglara oturmuş sohbet ediyorlar.

Duru: Noldu gözüne, düştün mü?

Hilal: Evet, düştüm

Duru: Acıdı mı?

Hilal: Acımadı, geçti

Dedik ki, evet artık kendilerini kurtarmış bu bebeler:)

Gökay’ı da ben eğledim biraz, parkı, kuşları, ağaçları gösterdim, bol bol da öptüm, çok güzeldi.

Sonra üçü yan yana oturdular şezlonglara, Gökay Duru’yu öptü, Duru hilal’i öptü, Hilal de Duru’yu öptü:) Gökay Duru’nun saçlarını sevdi, güzel anlaştılar bu kez maşallah…

Hava kararmaya başlayınca aşağı indik. Biraz hamur oynadık 3 bebe. Gökay Duru’ya oklavasını veriyor, Duru da işi bitince tekrar Gökay’a teslim ediyor. Sırayla, birbirlerini bekleyerek oynadılar. Laftan anlıyorlar.

Uyku vakti gelmişti, ayarları bozmamak için ziyareti sonlandırmak gerekiyordu. Kapıda Gökay bizi uğurlarken “Yine gel” diyordu:)

Hepsini ayrı ayrı özlemişim. Ertesi gün Duru “Hilallere gidelim” diyordu, bu beni ayrıca sevindirdi…

Üçü de pırlanta gibiler, çok değerliler benim için…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers