Archive for Kasım, 2012

Bugün havuç tohumu peki yarın ne?

Diye yazacaktım ki işler yoluna girdi, şimdilik…

Geçtiğimiz pazartesi okuda epey bir sorun oldu yine. Duru cuma günü hasta olduğu için okula gidemedi, tabii hastasın gitme demedik, “okul tatilmiş bugün, sen de evde oynarsın“ dedik. Yazık, anneme “hiç halim yok anneanne” diyormuş ve o gan tam 4-5 saat uyumuş.

Neyse, böyle olunca 3 gün okuldan uzak kaldı. Araya hafta sonu girdi. Öyle olunca da sil baştan. Pazartesi sabahı beni göndermek istemedi. Ağladı, ağladı:( Allahım ne yapıp da ikna etsem derken aklıma Pınar Hanım’dan gelen havuç tohumları geldi. “Bak, bunlar havuç tohumu, sana veriyorum, bunları anneannenle kahvaltıdan sonra ekin, 3 tane ek tamam mı” dedim. İkna oldu. Ben de işe gittim, tahmin ettiğim kadar geç kalmadım allahtan.

O gün okulda epey sorun yaşamış. Öğretmeni aradı beni, Tuba. Ağlamış ve iki kez tuvaletini kaçırmış azıcık. Hafta sonu bir sorun mu oldu dedi bana, yok olmadı dedim. Bu aralar yine beni göndermek istemiyor yanından dedim. O da üzülmüş epey.

Eve gittiğimde Duru beni kırmızı gözlerle karşıladı. Ağladığını söyledi. “Öğretmenim ağlarsan yarın okula gelme dedi” diye söylerken bile gözleri doluyordu:( Hiç gelemiyor lafa, fakat onu kötü bir niyetle söylemediğini biliyorum Tuba’nın. Sadece ağlamayı bir silah haline dönüştürebiliyor Duru bazen, onu engellemek için biraz tavır koymuş.

Neyse, sonraki günler daha iyiydi. Bu sabah da uyurken çıktım evden. Dün akşam çokça “Okulda sevmediğim bir şey olursa yemeyeceğim tamam mı” deyip durdu. Ben de tadına bakmasını, sevmezse yemek zorunda olmadığını söyledim defalarca.

Bakalım, bugün nasıl geçecek?

Laf ebesi

Geçen pazar babaanneyi ziyaret ettik, Cerrahpaşa’da idi. Kapıdaki görevli yüzünden teker teker çıktık yukarıya. Bu arada Duru, aşağıda bizi bekledi. Halası da onun yanına indi. Çok özlemişler birbirlerini.

Duru müjdeyi verdi bir süre sonra: “Halaa, biliyor musunu Güneş bana aşıkmış”:)

Hala, güldü tabii ne yapılır başka:) Bir yandan da durumu toparlamaya çalışıyoruz. E tabii, bütün çocuklar birbirlerini seviyor sınıfta falan diye. Serhan, “Ben de sana aşığım kızım, annen de” dedi, çocuk kandıracağız aklımız sıra… Yemezler, “hayır” dedi tabii ki. Halası “Peki baban annene aşık mı” diye sordu, cevabı evet oldu. “Peki annen babana aşık mı” diye sordu, yine cevabı evetti.

Bizim yavru, aşk, sevgi, arkadaşlık adına ne varsa çözmüş, biz onu gidiyor gibi görürken  o dönüş yoluna geçmiş sanki:)

Aşk ve sevgi kelebeği

Bir önceki yazımı “bakalım daha neler duyacak ve göreceğim” diye bitirmiştim.

Duydum:)

Dün akşam Serhan Duru’yu evden almış, beni karşılamaya geldiler.

Görünce çok sevindim tabii, sürpriz oldu.

Duru’yu aldım kucağıma yola koyulduk, arka koltukta tabii.

Neyse, bir süre geçti. Kafasını öne eğdi, mahçup bir tavırla ve alçak bir sesle:

“Anneee, Güneş bana aşık olduğunu söyledii. Ben de ona seviyorum dedim”

Kafam bulandı birden, duyduklarıma inanamadım. Yahu, bu çocuk daha 3,5 yaşında!

Soğukkanlılığı elden bırakmadan ve abartmadan birkaç şey söylemeye çalıştım:

“Aaa, kızım ne güzel, arkadaşlar birbirini sever tabii, sen de ona sen de benim iyi arkadaşımsın de” gibi şeyler…

Serhan’ın durumunu düşünemiyorum, zavallım, kız babası:)

Serhan başka şeyler de anlatmaya çalıştı bana İngilizce, Duru’nun anlamaması için, durum şöyle imiş, efendim bunları yemek yerken babasına ve anneannesine de anlatmış, ayrıca başka erkek çocukları da başka kız çocuklarına aşıkmış ya da tam tersi ne bileyim…

Allahım, bütün bunları nereden öğreniyorlar, güleyim mi, donayım mı, kalayım mı bilemedim:)

Hele söylerkenki mahçup tavrını hiç unutmayacağım. A çocuğum nereden biliyorsun sen bu gibi durumlarda utanmayı…

Sanırım bir dinozor değil bir sevgi kelebeği yetişiyor evimizde…

 

 

İlk veli toplantısı

Pazar günü okulda “veli toplantısı” vardı.

Saat 2′de başladı. 1 saat sürer, biter diye beklerken neredeyse 4 saat kaldık.

Duru merak edip sordu tabii ben gitmeden, “Şimdi de Tuba öğretmen anne babalara bir şeyler anlatıp öğretecekmiş, o yüzden çocuklara tatil, sadece anne babalara” diyerek, babasıyla baş başa bırakarak çıktım evden. Esin aldı beni.

Gittiğimizde saat 2′yi biraz geçiyordu ve şaşırtıcıdır ki sınıfa en son giren 2 veliydik. Bu kadar dakik olmaları enteresan geldi bana, genellikle ben önce gelip beklerdim insanları:)

Tuba öğretmen her zamanki, şıklığı, güzelliği, canlılığı ve sadeliği ile hem de hasta olmasına rağmen, 4 saate yakın enerjisinden bir şey kaybetmeden anlattı bizlere okuldaki durumu ve etkinlikleri. Sağ olsun var olsun…

Tüm branş öğretmenli tek tek gelip derste neler yaptıklarını, nasıl bir yol izlediklerini anlattılar. En komiği de Cihan öğretmenle olan diyalogdu:)

Öğretmenler tek tek sınıfa girerken ben Cihan öğretmeni merak ediyordum. Duru’nun ağzından, Tuba ve Semiha öğretmenlerden sonra ismini en sık duyduğum öğretmen Cihan’dı çünkü… Kadın zannediyordum, değilmiş, tahmin etmeliydim:)

Cihan öğretmen sınıfa girdi, “siz Cihan öğretmensiniz demek” dememe kalmadan, “Duru’nun annesi misiniz” diye sordu bana:) “Duru’yla aşk yaşıyoruz biz, aramız çok iyi ” dedi. Bir yandan da Tuba öğretmen bana bakarak muzip muzip gülümsüyor:) Cihan öğretmen tam çocukların bayılacağı gibi, enerji bombası. Bizimle de kısa bir workshop yaptı, derslerin nasıl geçtiğine dair bir fikir oluştu bizlerde…

Kısacası okul çabalıyor. Öğretmenler dolu, hepsi bir şeyler vermek için uğraşıyor çocuklara.

Sonra kokteyl kısmına geçildi, kurabiye, poğaça, meyve suyu eşliğinde sohbet devam etti…

Yeni senede velilerin de katılacağı workshoplar olacakmış, çocuklarla birlikte çok eğleneceğiz gibi duruyor.

Faydalı bir gündü. Velileri tanıdık, çocuklar okulda neler yapıyor, görmesek de dinledik…

Deren Ada’nın teyzesi de toplantıdaydı. Her gün Duru’nun ağzından ismini duyuyorum, bir de İrem’den sık bahsediyor. Sanırım 3 kişilik bir dünya kurmuşlar kendilerine. Deren Ada’nın teyzesi de aynı şeyi söylemiş, evde Duru’dan bahsediyormuş sık sık. Ne güzel…

Özellikle Tuba öğretmene performansı için bir kez daha teşekkür ediyorum buradan. Çok iyi bir evsahibiydi, sabırla anlattı, cevapladı soruları.

Dönüşte Esin’le Migros’a uğradık. O ayrı bir yazı konusu olur, öyle garip bir market deneyimiydi yani:) Burada anlatmayayım, zaten ben ve Esin’den başka da kimsenin başına gelemezdi:))

Benim evde olmamam Serhan’a yaradı. Kızıyla aşk meşk içinde buldum ikisini. Seyahatte olduğundan çok da özlemişti. Öyle ki yemekte her zamanki yerime oturtmadı beni, oraya babası oturacak ve yemeğini o yedirecekmiş. İtiraf ediyorum ki sinirlendim ve KISKANDIM!

Neyse, sonra derhal silkinip kendime geldim, insanoğlu olarak bu kadar zayıf olmamalı idim:) Sakinleşip yemeğe devam ettim, Duru da babasının kucağında oturarak yemeğini yedi.

Sonra onlar bilgisayar başına gittiler, bu kez ses etmedim. Bilgisayara alışsın istemiyorum, sonradan bazı alışkanlıkları değiştirmek çok zor oluyor. Ayaklarımı uzatıp koltuğa uzanmanın dayanılmaz hafifliğiyle, uzun süredir seyredemediğim televizyonun başına geçtim. Nasılsa her yavru bir gün anayı bulacaktı:)

Bilgisayarda işi bitince baktım pıtır pıtır bir ayak sesi… Bebe anasını bulmuştu:) Geldi, koltukta yapışıverdi üzerime. Ben de öpüp kokladım:)

Pijamalar giydirildi, Duru’nun yayına uzanıldı:) Öpme, koklama faslı… Duru’dan bir ses “anne, uyuu hadii, yaramazlık yapma”:)

Yan yana uyumuşuz..

Bakalım, daha neler görüp işiteceğiz Duru sayesinde…

 

 

Lastik lastik jimnastik

Çok lafa gerek yok… Duru’yla kimi zaman ben kimi zaman babası “sirkçilik” oynuyoruz:)

O da gayet iyi uyum sağlıyor…

Fotoğraflar gayet güzel anlatıyor zaten, o nedenle susuyorum…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers