Archive for Ocak, 2013

Duru ve Melis, nihayet…

Zamanın telaşından yoruldum. Yılbaşı geçti de Ocak da bitiyor diye… Ne yapıyorsun diye sorarsanız kocaman bir HİÇ olarak cevap verebilirim, günü tüketiyorum o kadar…

Bu kadar karamsar bir başlangıcı neden yaptığımı sorarsanız, yapmak istediğim bazı şeyleri ertelemek ve sonunda bazılarını hiç yapamamak da yoruyor insanı. Hafta sonu 2 gün hemen bitiyor ve yapmak istediğimi bir sürü şeye YETİŞEMİYORUM…

Bunlardan biri de Yazgül, Utku ve güzel kızları Melis’li bir buluşmayı 1 seneyi aşkın bir süredir gerçekleştiremememiz…

Nihayet Yazgül’le epey mailleştik, karar verdik, uyguladık ve geçen pazar kahvaltıda buluştuk.

Bebeler kocaman olmuş, biz görüştüğümüzde Duru 2,5, Melis 1,5 yaşlarındaydı herhalde. İkisi de laftan anlar, birbiriyle bir şeyler konuşur, oynar hale gelmişler. Aradaki ufak anlaşmazlık ve inatlaşmaları saymazsak iyi bile kaynaştılar diyebiliriz.

Boya kalemleri hızır gibi yetişti imdadımıza. En azından biraz olsun oturdular masada. Duru, gülen yüzünü orada da icra etti:)

10.30 gibi buluştuk, kalktığımızda saat 1′di. Keyifliydi, kızlar oynarken biz de bebelerden, sistemden, eğitim sisteminden, gelecekten konusup kâh içimizi kararttık, kâh paylaşımda bulunduk.

Daha sık buluşmalıyız bence… Umarım arayı da açmayız…

Sonrasında Palladium’a gidecekken Duru hanımın özel isteğiyle Göztepe Parkı’na gittik. Hava güneşliydi ama yine de soğuktu. Scooter’ini da almıştık Duru’nun. Orası kaymak için oldukça müsait. Bir de arkadaş edindi kendine, Duru’dan biraz büyük. Onun da scooter’i vardı. İkisi birlikte kaydılar, onları seyretmek çok eğlenceliydi.

Dönüşte Palladium’daki işimi hallettim. Oradan da eve… Duru’nun duşu, oyun, yemek derken pazar günü de bitti.

Duru’nun “anne yarın tatil mi” sorusuna, hayır diye yanıt vermek üzüyor beni, sağlık olsun ne yapalım…

 

İşim şımarıklık

Geçen akşam Duru’yla evcilik oynuyoruz. Nasıl oldu bilmiyorum, bu tip oyunları sevmez normalde. Dedesinin küçükken onun için aldığı çay-kahve takımını yeniden görünce evcilik duygusu depreşti herhalde:)

Neyse, sözde, o işe gidiyormuş, ben de onu evde bekliyormuşum. Eve gelince çay içip sohbet etme havasında gelişiyor oyun…

“Nasıl geçti günün kızım, çok yoğunsun herhalde, ne iş yapıyorsun” diye sordum.

Düşündü, gülerek “Şımarıklık” dedi:)

Ne öğretmen, ne doktor. Duru büyüyünce “şımarık” olacak korkarım:)

 

 

 

Duru’da bu aralar…

Bir acayip haller… Bu aralar kendin “Prenses Papatya” zannediyor çoğunlukla, yani bir at. Ben de Kraliçe Papatya imişim:) Evde eteğini külotlu çoraplarını giyip saçlarını da açarak dolanıyor.

Dün kulağıma eğilerek “Anne, ben Kaptan Mack’le evlenicem” dedi:) Ne diyeceğimi şaşırdım “O senin abin”, dedim salak salak. “Sûra da Cihan Öğretmen’le evlenecekmiş” dedi (drama öğretmenleri). Demek ki kızlar kendi aralarında konuşuyorlar. Ne ilginç, kız çocukları doğuştan evliliğe meyilli:) Bunu da hiçbir şey engelleyemiyor. “Sen büyük abla olunca evleneceksin, daha çok erken evlenmen için” falan dedim:)

Okulla arası iyi bu aralar. Öğretmenini özlüyor, midesi de bulanmıyor artık. Akşamları illa bir faaliyet yapıyoruz.

Tübitak’ın İlk Resim Kitabım, epey işe yaradı. Ordan beğenip beğenip yapıyoruz benzer bir şeyler. Ortaya çıkanlardan bazıları bunlar işte…

Onun dışında kahvaltı sofraları hazırlamayı seviyor, illa bir tane de vazo koyuyor sofraya. Böyle süslü, özenli şeyleri seviyor hep. Geçenlerde babaannesinde sofra hazırlarken üst üste iki tabak koydu, şaşırdık. Davet sofraları gibi şaşaalı şeyleri seviyor bebe:)

Birkaç keredir rüyasında kötü şeyler görüyor sanırım, çığlık atıyor. Biraz biraz korkular başladı. “Odamda yalnız kalmaktan korkuyorum, bir kadın çantasını atar, sonra kelebekler çıkar” dedi bana. Sanırım böyle bir rüya görmüş, yazık:(

Saçları çok uzadı, Rapunzel yolunda ilerliyor.

Her şeyi kendi yapmak istiyor. Ayakkabı ve botlarını kendi giyip çıkarıyor. Sayı saymaya, ber şaylar saymaya bayılıyor. Yüzlere kadar sayıyor neredeyse. Bale figürleriyle dans etmeyi seviyor. Belli ritüelleri var, bu beni biraz düşündürüyor. Bazıları saplantı boyutunda. Biraz daha izleyeceğim bakalım.

 

 

Karduru

Nedense çok hoşuma gitti bu laf: karduru. Kanguru gibi, hem de zıp zıp zıplayan Duru’yu çok iyi ifade ediyor.

Malum İstanbul da kardan nasibini aldı. Salı akşamı bir bastırdı, dün de evde mahsur bıraktı bizi. İyiki de bıraktı:)

Salı akşama doğru öyle bir yağdı ki her yer bembeyaz oldu birden. Çengelköy’de yol tuzlaması hak getire. Yokuşu çıkmaya çalışan minibüsün balatası sizlere ömür, o balatadan çıkan zehiri soluyarak bizler de nasibimizi aldık fazlasıyla…

Öyle böyle eve gittim. Gider gitmez Duru’ya dışarı çıkmayı teklif ettim, kabul etti hemen:)

Giyindik, hazırlandık. Makinemi de aldım yanıma. Kar çok yağıyordu, biz çıkınca da lapa lapa yağmaya devam etti.

Koştuk, kartopu oynadık, duvara kartopu attık. Duru kendini kaybetti adeta onca kar arasında. Bizim sokak hiç fena değildi, kar, arabaların üzerinde yüksek yüksek tepeler oluşturmuştu:)

Ben de Duru’yla çocukluğumu yaşadım tekrar.

Yere yattı, melek yaptı, ağzımızı açtık birlikte yağın karın tadına baktık.

Epeyce durduk dışarda.

Serhan da işten gelince ekip tamamlandı.

Yukarı çıktığımızda Duru’nun yanakları kıpkırmızı olmuştu, çok şirin görünüyordu. Eve giderken bozuldu biraz, ağladı. Sonra kendine geldi tabii.

Ertesi gün bizim oralar Uludağ kıvamında olunca işe gitmedim. Tüm gün Duru’yla yapıştık adeta. Kahvaltıdan sonra parka götürdüm onu.

Her yer bembeyazdı, yollar buzluydu, yavaş yavaş yürüdük. İyi ki de gitmişiz, park muhteşemdi. Her yer pamuk gibiydi.

Kendi halimizde eğlenirken oradaki bir ablayı keşfettik. Başka da kimse yoktu ortalarda. Kardan adam yaparken onu da çağırdım. 8 yaşında, güzel ve çok şeker bir kız çocuğuydu. İyi ki de çağırmışız, birlikte çok eğlendiler, ben de tabii…

Rampadan kaydı ikisi, Duru Jülyet’in önüne oturdu.

O kadar eğlendiler ki bana da içimde kalan bir şeyi daha deneme cesareti verdiler. Ben de kaydım poşetle, 39 yaşımda ve hayatımda ilk defa:) Çok heyecanlı ve eğlenceliydi. Cesaret bulunca 1-2 kez de kızımla birlikte kaydım:)

Defalarca kaydılar.

Ben de fotoğraflarını çektim onların. Sonra karda yürüdük. Biraz da parkın yukarısındaki alanda oyalandık.

Jülyet eve gidince biz de gittik, üşümeye başlamıştık çünkü…

Gittiğimizde yorulmuştuk ikimiz de.

Bütün gün bir şeyler yaptık birlikte. Kek, kurabiye, faaliyet, kesme, biçme, boyama… Bir gün önce aldığım, çok istediği nokta birleştirmeceli dinozor kitabı da epeyce vaktimizi aldı. 20-30′a kadar kendi kendine rakamları birleştiriyor, sonra yönlendirmek gerekiyor. Rakamlarla arası iyi. Geçen gün bir avm’deki oyun konsolunda sayı oyunu oynadı. Çıkan şeyleri sayıp, şıklar arasındaki doğru rakamı işaretleyebiliyor.

Zaman nasıl geçti anlamadım, yorulmuşum yalnız. Serhan gelince fark ettim.

Yemek yedik, biraz daha oturduk derken uyku vakti geldi. Birkaç akşamdır yan yana uyumak da yetmiyor Duru’ya, üstümde uyumak istiyor:) Bu da yeni âdeti, oturur vaziyette koltuğa uzanıyorum, o da üzerime gelip kedi gibi kıvrılıyor. Bu da geçer herhalde…

Keyifli bir gündü, çocuğumla ben de 1 günlüğüne çocuk oldum, çok eğlenceliydi…

 

Ela ve Duru buluşması

Tolga ve Esra bizim oturduğumuz siteye taşındılar. Daha doğrusu Tolga taşındı da Esra da bu ayın sonuna doğru gelecek temelli.

Yazın buluşmuştuk onlarla, fakat Ela’yla tanışamamıştık. Dün ani bir planla buluştuk, Esra bizi yemeğe davet etti.

Serhan beni alırken Duru’yu da almış yanına. Tabii arabaya binince uyumuş bizimki. Uyandığında tüm aksiliği üzerindeydi. Gitmek istemedi, ben Ela’yla oynamıycam yemek de yemiycem dedi. Ben de “Sen benim kucağımda oturursun, istemezsen kalkmazsın” dedim. Öylece gittik.

Duru önce inmek istemedi kucağımdan, epey bir yapışık oturduk. Ama Ela muhteşem bir performansla ne yapıp etti ve Duru’nun gönlünü fethetti, tek kelimeyle muhteşemdi.

Ela 6 yaşında, bıcır bıcır, eğlenceli, neşeli, son derece dışa dönük ve nazik bir çocuk. Durum böyle olunca bizim kız fazla dayanamayarak yelkenleri suya indirdi.

Birlikte oynadılar, dans ettiler, resim yaptılar, Ela kitap okudu, bizimki dinledi… Çok çok iyi anlaştılar.

Evden çıkarken tam giderayak her ihtimale karşı Duru için yedek kıyafet attım çantama, evde giydiği tişörtü ve taytı aldım. Duru ellerini yıkarken tişörtü ıslandı ve değiştirmek zorunda kaldım. Memnuniyetsiz bir şekilde giydi.

Bir süre sonra yanıma gelerek kulağıma eğildi: “Anne bu eski şeyi nerden buldun sen?” diye sordu:) Ne diyeceğimi bilemedim:)

Oradan kalktığımızda saat onbuçuğa geliyordu. Giderken kızlar birbirine sarıldılar. Ela “sanırım en iyi arkadaşımı buldum” diyerek Duru’ya sıkı sıkı sarılıyor, Duru da ona “seni seviyorum” diyordu:) Biz de bu sahneyi mutlu mutlu izledik.

Çok güzel bir akşamdı. Ev sahipleri Esra ve Tolga’ya ve minik kızları Ela’ya çok teşekkür ediyoruz. Yemekler, sohbet, her şey çok güzeldi. En kısa zamanda tekrarını diliyorum…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers