Archive for Şubat, 2013

Deha’da bu kez bizler vardık

Duru’nun okulundaydık geçtiğimiz hafta cumartesi. Bu kez sandalyelerde minikler değil biz büyükler oturduk.

Amaç, hem velilerin kaynaşması hem de derslerin nasıl işlendiğinin bire bir bizlere gösterilmesiydi.

Her branş öğretmeni geldi. Bizler sanki çocuklarmışız gibi onlara ne yapılıyorsa bize de aynısı yapıldı.

Müzik dersinde Orff metodu uygulaması vardı. Leo Delibes’nin “Sylvia”sında, kağıt bardaktan yapılmış lastikten telli müzik aletimizle ritim tuttuk. Şişe kapaklarıyla müzik yaptık. “Jimba jimba jimba bababuşka-böyleydi sanki…” hâlâ kulaklarımda:) Keyifliydi.

Sonrasında resim öğretmeni geldi. Bize çamurdan obje yaptırttı. Serhan’ın diplodocus’u epey ses getirdi, oldukça başarılıydı bence de. Benim de karnım acıkmış olmalı ki çamurdan tencere yaptım:)

Resim dersinden sonra Serhan eve gitti, ben kaldım.

İngilizce de keyifli geçti. Derslerin sadece İngilizce geçtiğini, şarkılarla, mimik ve jestlerle kelimelerin çocukların hafızalarına nasıl yerleşebildiğini anladık. Drama öğretmeni Cihan Hoca içeri girer girmez “Duru’nun annesi” olarak tanıtıldım yine, ne yapıyorsa Duru bu kadar:) Drama uygulaması yaptık, yaratıcı fikirler çıktı ortaya…

Esin de yanımdaydı, o nedenle gün, ayrıca eğlenceli geçti benim için…

Karneyi de aldık, Duru’yla ilgili çok fazla söylenecek şey yok, ağlamaların dışında durum iyi…

Eve giderken dinozoru da aldım yanıma, babasının eserini görmeliydi Duru.

Keyifli bir gündü, zaman nasıl geçti anlamadım.

Çocuklar da anlamıyordur herhalde…

 

 

Paylaşmak güzeldir

Şükür ki kızım paylaşmayı biliyor, çok güzel bir duygu bu…

Ne yese getirip bize de verir, kendi bir şey yese bize de yedirir, sen de ye der.

Bu sabah kapıdan çıkıyoruz. Babası ona bozuk para verdi. O da aldı. Sonra ben de istedim, bakalım ne yapacak, merak ettim. 1 lira bozuk para verdi Serhan bana da:) Ben de onu Duru’ya vermek istedim, almadı, “o da sende kalsın annecim” dedi… Ben de sarılıp onu öptüm. Sonra elindeki bozuk paralardan birini daha bana vermek istedi, almadım, “onlar senin kumbarana atarsın” dedim.

Böyle küçücük bir yüreğin böyle güzel özellikler taşıması beni hem çok mutlu ediyor hem çok duygulandırıyor…

Yine şükrederek yazımı bitiriyorum…

Uyku ritüeli

Baba kucağı hem rahat hem yumuşak. Bir de Serhan’ın sakin elektriği devreye girince Duru babasının kucağında mışıl mışıl bir uykuya kolayca dalıveriyor. Bu,  sadece gündüzleri gerçekleşiyor…

Onun dışında akşam uykularında hiçbir zaman bir uyku düzeni olmadı Duru’nun, olamadı, yapamadım daha doğrusu. Bazen 10, bazen 11, kimi zaman 12… Zor uyuyan bir çocuk genelde, ancak çok yorgun olunca sızıp kalıyor…

Bu aralar şöyle uyuyor kendileri:

Saat 10′u geçerek yatma çalışmaları başlıyor. Genelde 11′e doğru desek daha uygun olur:( Zaten biz eve 8′i geçerek geliyoruz. Öyle olunca da yemek, oyun derken bu saati buluyor ancak, çalışan ann ve çocuğunun kaderi… Neyse, önce diş fırçalanıyor, sonra pijamalar giyiliyor. Artık kendisi giyip çıkarabiliyor pijamalarını! Dün gece de hiç karışmadım, kendisi giydi, hem üstü hem altı… Sonra evde kim varsa tek tek “iyi geceler öpücüğü” veriliyor, yatağına yatıyor. Yetmiyor oradan da bağırıyor “herkese iyi geceler” diyerek… Su içiyor, önce 2 yudumdu, bunun saplantı haline gelmemesi için istediğin kadar iç diyorum. Sonra yastığını “yumuklanma”dan kurtarıyor:) Pat pat vurarak kabartıyor. Nihayet başını yastığa koyuyor. Asıl bundan sonra başlıyor olay…

Kitap okumaya başlıyorum, merak ettiği yerlerde başını kaldırıp “Bakiym annecim” diyor, sonra “Aaaa” diye şaşırıyor, tekrar yatıyor. Sonra ikinci kitaba geçiyoruz. Daha okumamı istiyor ama “sesim kötü oldu, biraz boğazım ağrıyor” diyerek diğer kitaplardan kurtarıyorum:) Çünkü ben okudukça o cinleşiyor:)

Kitap okuma faslı bitince “Anne kucağında uyuycam” diyerek kucağıma geliyor. Bazen boylu bayunca, bazen de koluma sarılarak uyku faslına geçiyor nihayet. Epeydir böyle bu. Salondan odasına, kucağıma geçtik…

Onunla birlikte ben de uyuyorum tabii. Dün Serhan gelip uyandırdığında saat 00.30′du. Baktım bacaklarım uyuşmuş, yakında ben Duru’nun kucağına yatabileceğim neredeyse:) Bakınız böyle:

Sonra yatağın yolunu zor buluyorum. Bugüne, Duru’nun okuluna sürpriz günü için bir şeyler yapacaktım, bu sayede sabaha kaldı. Sabah 7.30′da kalkıp minik peynirli poğaçalar yaptım, anca okula yetecek kadarmış porsiyonu da, tadı damağımda kaldı, bir daha yapacağım sonra…

Böyle işte… Durucum, benim minik kuzum, ilerde bunları okuyacaksın inşallah, “vay be neler de yapmışım” diyeceksin. Bense hep özlemle hatırlayacağım senin okuduklarını…

İlk darbe

Duru, arada aklına geldikçe okulla ilgili şeyler söylüyor.

“Anne, biliyor musun artık ben Sura’yla arkadaş değilim”

Anladım ki kendine başka bir kanki bulmuş.

“Artık Zeynep Ada’yla konuşuyorum, Sûra başka arkadaş buldu”

Üzüldüm nedense… Kızım ilk dost kazığını yemiş gibi duruyor. O üzülmemiş gibi görünüyordu, durumu kabullenmiş, yerini Zeynep Ada’yla doldurmuş.

Bakalım, kimler gelip kimler geçecek daha kim bilir…

 

 

Laflar laflar…

“Anne, bu yastık yumuklanmış”

(Yastığın içi yatmaktan topak topak olmuş, onu söylüyor)

Duygulanmak ne demek Duru?

“Sevgilenmek”

(“Sizi çok seviyorum” dedikten sonra klasik “biz de seni seviyoruz kızım” cevabı ve “Duygulandınız mı anne” sorusundan sonra)

“Paylaşmak güzeldir anne”

Geçen gün balkondaki saksıdan maydanoz kopardılar babasıyla. Ekim dikim işleri yaptılar biraz, laleler ekildi. Neyse, maydanozu kendi yemiyor sadece, bize de getirip ısırtıyor. Bana da getirdi, ben de hepsini yedim, öküz anne gibi:) Bilemedim, meğerse çocuğum paylaşmak istiyormuş. Başladı ağlamaya. Ağzımdan geri çıkarsam olmaz… Çaresiz başka maydanoz bulduk hemen de sustu.

Geçen akşam oturuyoruz. Kendini göstererek soru soruyor:

“Böyle olsaydın napardın”

Böyle bir soru beklemediğim için şaşırdım:

“Nasıl yani?”

“Benim gibi”

“Bilmem, çok hoşuma giderdi” dedim. Ardından başladı şarkı söylemeye:

“Napardım bilmeeem, seni bir gün bile görmeseemmm”

Sonrasında bir süre bu şarkıyı söyledik birlikte:)

Emir bizdeyken scrabble oynadık iki akşam. Duru da sıkılmadan oturup bana yardım etti. Harfleri ben söyledim, o koydu. Arada kımıldanıp sapıtıyor tabii. “Sıkıldıysan kalkalım’ diyorum, ona da yanaşmıyor. Oyunu bitirene kadar oturdu, helal olsun diyorum, büyük adam gibi…

Öyle laflar ediyor, öyle şeyler yapıyor ki, şaşıp kalıyorum.

Yetememekten korkuyorum bir de…

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers