Archive for Mart, 2013

Ağva’da bir hafta sonu

Uzun zaman önce fırsat sitelerinden birinden almıştık. Grand Becassier’de 1 gce konaklama hakkımız vardı.

Geçen hafta sonu kullandık. Hava pek güzel değildi ama pazar günü beliren sıcacık güneş içimizi ısıttı. Yine de çok üşümedik.

Cumartesi 3 gibi oradaydık. Eşyaları bıraktık odaya. Sonra bahçeye indik. Harika bir bahçesi var, kocaman ve yemyeşil.

Duru kendini kaybetti tabii. O kadar ki, bahçe musluğunu açıp ellerini yıkamak isterken bütün üstünü ıslattı:) Neyse odaya çıktık üzerini değiştirmeye. Ben kıyafetlerini bulmaya çalışırken o da camdan etrafı seyrediyordu. Çerçevenin tadını beğenmiş olacak ki yanına gittiğimde pis oda çerçevesini yalıyordu. O an film koptu bende. Ben bağırınca o da ağlamaya başladı tabii:( Üzüldüm ama iş işten geçmişti… Üzerini değiştik, sonra yine bahçeye… Allahtan yağmur çizmelerini almışım, bahçe yağmur yağdığı için çamurluydu biraz. Duru bahçede geçirdiğimiz yaklaşık 1 saatin sonunda Omo reklamındaki bebelere dönmüştü, bütün eşofmanı çamurlanmış, yüzü gözü de çamur içinde kalmıştı:) Yine çıktık odaya çaresiz… Kaloriferde kuruttuğum pantolonunu giydirdim. Ağva tatili hareketli başlamıştı:)

Sonra sahile indik. Dalgalar o kadar büyüktü ki Duru korktu, bana da bir ürküntü geldi:) Babasının kucağında yapıştı kaldı yavrucak…

Bu resimden o kadar belli olmuyor ama gerçekten çok büyüktü…

Kumda yürüdük biraz, sonra da oradaki kafelerden birinde kahve içtik. Çok ilginç ki oradaki hemen her kapalı mekanda sigara içiliyordu. Tabii gittiğimiz yerde de tüttürüyordu bir kadın ve bir adam. Neyse, Duru duvardaki “Sigaraİçmeyiniz” tabelasını gördü. Bağırarak “Anne, burda sigara içmeyin yazıyor ama bu abiyle abla sigara içiyorlar, yasak di mi” deyince biz de izin aldıklarını, aslında yasak olduğunu söyledik. Doğru diyordu bir yandan da… Giderken sigara içen adam Duru’yu sevdi, “doğru söylüyor, özür dileriz” diyerek bir de küçük hanımdan özür diledi:)

Akşam yemeğini otelde yedik, güzeldi her şey. Duru da yedi epeyce. Grand Becassier temiz bir otel. Tek eksisi odaları, biraz küçük ve eski.

Pazar günü pırıl pırıldı hava. Güneş içimizi ısıttı. Kahvaltıdan sonra kendimizi otelin iskelesine attık. İskeleye boylu boyunca uzandık, güneşte öylece kalmak çok iyiydi…

Duru, biraz benim biraz babasının üzerinde güneşe karşı yattı keyifle.

Onun dışında parmağını yalayıp yön tayini yaptı, bitkileri inceledi…

Kısacası hepimiz şarj olduk…

Yine bahçede oynadık biraz, sonra da otelden ayrıldık.

Dönüşte her zamanki gözlemecimize gittik. 1 gün önceden süt siparişi vermiştik. Oradaki köpekleri sevdi Duru, gözlemesini yedi, salıncakta sallandı… Hiç ayrılmak istemedik…

Hepimize çok iyi geldi bu hafta sonu. Hep gidesim var…

İlk aşk

Duru birkaç zamandır okulundaki bir arkadaşından bahsediyor, ismi Buğra. Buğra’yı ben de gördüm, çok şeker bir çocuk. Annesiyle de tanıştım, dünya iyisi, eminim ki Buğra da öyledir…

Duru Pazartesi gününden itibaren artık sabahtan gidiyor okula. Dolayısıyla arkadaşlarıyla daha çok vakit geçiriyor.

Neyse, ben annesiyle çocuğunu sevedurayım, Duru da Buğra’yı sevmiş olacak ki bir süredir ağzından düşürmüyor ismini.

Dün reklamın birinde bir müzik duydu, geldi kulağıma eğildi “Anne, biliyomusun bu şarkı benimle Buğra’nın büyüyünce düğün şarkımız olacak” dedi:) Ben de öylece kaldım, bir şey demedim. Sen nereden biliyorsun düğünde bir şarkı çalındığını, nereden biliyorsun evliliği… Kız çocukları doğuştan programlı evlenmeye…

Neyse, uyku vakti geldi, yatırdım yatağına. Benim de mutfakta işim vardı. O arada içerden sesler geliyor. Kendi kendine konuşuyor. Arada “Buğra” ismini duyuyorum. Onu telefonla arıyor, akşama gelirken kart getir falan diye sipariş veriyor:) İçeri gittim, “Aa kızım gece gece kiminle konuşuyordun, kimi aradın bakalım” dedim. Mahçup mahçup “Buğra’yı” dedi. “O da uyumamış demek” dedim… Sonra her akşam kucağına alıp birlikte uyuduğu pandasını göstererek “Bugün bu çocuğun babası gelmedi” dedi. Cevabı bilerek babasının kim olduğunu sordum, tabii ki Buğra cevabını verdi. “Demek en iyi anlaştığın arkadaşın Buğra, insanın iyi bir arkadaşının olması çok güzeldir” diyerek bu konuya kendimce bir nokta koydum:)

Bu sabah da uyanmış, “Anneee, biliyomusun biz yemek yiyoruz ya, ondan sonra Buğra’yla sınıfa çıkıyoruz, ona zıpla diyorum o da zıplıyor, beraber zıplıyoruz” dedi:) Tok karnına kendi zıplıyor, çocuğu da zıplatıyor:)

Sura’yla arası bozuk yine, sözde Sura Duru’nun kulağını çekmiş…

Bir de sınıfa yeni bir arkadaş gelmiş. Bir süre ismini düşündü. Kıvanç’mış. “onun gözü de mavi, babama çekmiş” dedi. Kız çocuklarında hep babaya bir hayranlık var, Duru’da da öyle…

Böyle işte… Daha çok erken değil mi??

Evrim

Duru kadar değişen bir bebe daha görmedim.

Buyrun kendiniz karar verin:

 

Oyalama faaliyetleri: Hayali kek yapımı

Birkaç akşamdır değişik oyalanma taktikleri geliştirdik birlikte. Çarşamba günü kukla tiyatrosu vardı okulda. Akşama da bizim evde vardı. Dün de evdeki oyuncak kutusunun kapağını kek kalıbı gibi kullanmaya başladı. Ben de ona hemen bir önlük bağladım, eline karıştırma aparatını verdim, bir tane de tas… Duru televizyon programında kek tarifi veren bir aşçı oldu. Ben de kameraya çektim. Birkaç kez tekrarladık. Epey oynadık. Son oyunda artık sıkıldı, “bugün evhanımlarına hangi kek tarifini vereceksiniz” diye bilmemkaçıncı kez takdim ettikten sonra sıkılmış olacak ki “ev hanımı falan yok, hepsi gitmiş, hadi annecim elimizi yıkayalım” diyerek oyunu kendisi bitirdi.

Bazen de ona kahve veriyorum 2 kaşık, bize suyla karıştırıp kahve yapıyor. Ben de çok severdim küçükken. Bir de suyun içine bilimum ot, ekmek, vs. koyduğu karışımları var, bana hazırlıyor, ilaç niyetine, baş ağrısını geçiriyormuş:)

Bu aralar hayali oyunlar kurma, bir şeyler olma peşinde…

 

Bilinmeyen kelime için bir öneri ve mesleki laflar

Geçen akşam yan yana yatıyoruz Duru’yla. Aklına bir kelime gelmiş, bir çizgi filmden duymuş, fakat yanlış anlamış olmalı ki kelimeyi ben anlayamadım. Bana anlamını sordu. Ben de bilmediğimi söyledim. Şöyle dedi: “Şimdi sen yarın işe git, iş bilgisayarını aç. İnternete o kelimeyi yaz, öğrenip bana söyle tamam mı:)” Cevap veremedim, sadece güzel bir fikir olduğunu söyledim. Nereden biliyor internetten bir şeyler aranabildiğini bilmiyorum.

Bir başka durum şöyle: Geçenlerde benim editör olduğumu, editörlerin okuduğumuz kitapları da yaptıklarını söyledim, başka nasıl anlatılır bilemiyorum. Birkaç saat sonra o da editör olmaya karar verdi: “Ben büyüyünce adaptör olucam, kitap yapıcam:)”

Geçen akşam oyun oynuyoruz, hayvanları da yanımıza aldık. Onlar bir işte çalışıyormuş sözde ve hepsinin bir mesleği varmış gibi yaptık. Konu yine bana döndü:) Fil ne iş yapıyor diye sordum. “Hayvan ve dinozor çıkıntısı alıyor” dedi. Anlam veremedim tabii, aklıma paleontologlar geldi, hani kemik vs. gibi bir şey mi demek istiyor acaba diye düşündüm. “Ben anlayamadım tam, bana biraz açıklar mısın” deyince olayın gerçek yüzünü anladım. Ben ona, işyerinden hayvan, dinozor resimlerinin printer çıktısını alıp getiriyorum. Bir-iki kez kendi de gördü beni işyerime geldiğinde, ona çıkış almıştım birkaç tane boyasın diye. Meğerse benim mesleğimi öyle anlamış yavrum:) Hani sen bana işten dinozor resimleri getiriyorsun ya deyince çözdüm olayı:)

Böyle işte, bu aralar anneye bir özenti var, ben ne isem o da ondan olmak istiyor. Mesela İstanbul Sporlu olmak istiyor nedense, benim de o takımı tutmamı istiyor. Biz Fenerliyiz değil mi anne diyor bazen de:)

Son bir şey daha. Dün tiyatroya gittik, Küçük Balık Bambam oyunun adı. Güzel bir oyundu. Çıkışta babaanne, dede, hala, amca ve yenge ile buluştuk. Orada bir park vardı. Sevim kaydıraktan kaydı, hoşuma gitti, Duru’ya gösterdim, “bak Sevim ne güzel kaydı” dedim. O da o sırada elinde bir çubuk, toprağa bir şeyler çiziyor, yazıyor… “Böyle bir şey olamaz” dedi, yürüdü gitti:) Öylece kaldık hepimiz:)

Böyle işte, benim çok bilmiş kızımda son laflar sözler böyle…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers