Archive for Nisan, 2013

Küçük kızımdan büyük laflar

Geçtiğimiz hafta sonu cumartesi hava mükemmeldi. Duru bir süredir trafik levhalarına aşırı ilgili. Neredeyse artık tüm işaretlerin ne anlama geldiğini biliyor:)

Öyle olunca da Hadianne.com’dan gelen bir mailden “Konuşan Trafik” isimli bir tiyatro oyunu olduğu haberini aldım ve hemen oyun için rezervasyon yaptırdım. Kadıköy’de, saat 11.00’de idi tiyatro. Oyun 55 dakika sürdü. Kuralları, belirli işaretleri şarkıyla öğretiyordu. Bazı bölümlerinde biraz sıkıldım ama oyunun geneli eğlenceli ve anlaşılırdı. Özellikle oyuncu abiye bayıldı Duru:) Oyunun sonunda çocuklara bir de sertifika dağıttılar. Bir kağıt parçasının çocukları nasıl mutlu ettiğini görmek de güzeldi, iyi bir düşünceydi bence de… Sonuçta Duru mutlu mesut çıktı oyundan…

Çıkışta Moda’ya kadar yürüdük, epeydir gitmemişim, çok uzun bir yürüyüş parkuru var. Orada yürüdükten sonra yukarı çıkıp bir şeyler yedik. Parkta biraz vakit geçirdik. Sonra da dondurma isteğiyle yanıp tutuşan kızımızı memnun ettik, biz de nasiplendik bu durumdan tabii:) Dondurma sezonunu açmış bulunduk böylece…

Eve gidip biraz dinlendikten sonra babaannelere doğru yola çıktık.

Yolda meyve almak için durduk. Oradaki parkta biraz oynamak istedi Duru. İndik. Yavrum, pamuk gibi koştu oralarda. Sonra büyüklerin spor yapması için bulunan bir aleti çevirirken nasıl olduysa çenesine geldi:( Çok acımış, sonradan fark ettim. Çok ağlamadı çünkü, biraz ovaladım. Sonra bir arkadaş buldu ve onunla oynamaya başladı. Bir süre sonra baktığımda çenesi şişmişti. Ve ertesi gün simsiyah morardı:( Baktım elini koymuş çenesine, enerji veriyorum diyor bir de bana…

Babaanneye gittik. Orada da bir posta kafasını çarptı. Neyse hasarsız atlattık.

Yemek yerken Duru kulağıma bir şeyler fısıldadı, anlamadım. Sonra “Bütün sıkıntıları çok yakında son bulacak” dedi. Ben şaşırdım, kimin diye sorunca “Babaannemin” dedi… Hepimiz şaşırdık. Çocuğa malum oldu herhalde, iyi olacak diye de sevindik… Epeydir sıkıntıları var, yürümekte güçlük çekiyor ve tedavi oluyor. Duru bu sürecin farkında aslında, bu sözleriyle de onu ispat etti. O da iyileşmesini istiyor, inşallah da şifa bulur bir an önce:(

Ertesi gün benim bir seminere katılmam gerekiyordu. Baba kızı baş başa bırakıp çıktım evden. Dışarı çıkmışlar, bir oyun alanına gitmişler. Çok güzel oynamış orada. Döndüğümde anlattı. “Keşke sen de görebilseydin annecim” dedi… Onun böyle güzel sözlerine bayılıyorum…

 

 

 

 

 

 

Duru yaza hazır

Pembe Gardırop’la artık akraba gibi olduk. Hem sahibi Boray’ı hem kızı Okyanus’u seviyorum, tanışmamıza vesile olan ayrıca çok çok sevdiğim Kübracığıma da buradan sevgilerimi gönderiyorum:)

Tanıdığım, sevdiğim için değil. Pembe Gardırop’un yalnızca kız çocukları için hazırladığı ilkbahar-yaz koleksiyonu gerçekten harika. Çok zevkli tasarımlar. Kumaşlarını Amerika’dan özel olarak getirtmiş. Kumaş değil sanki her biri birer sanat eseri. Öyle olunca da bu güzellik elbiselere yansımış. Tabii asıl ustalık Pembe Gardırop’un yaratıcısı Boray’da. Kumaşlara en uygun modeli bulup bunu kaliteli işçilikle birleştirmek her babayiğidin harcı değil. Ne diyeyim, el emeği, göz nuru, tasarımcı zevki bir araya gelmiş, iyi ki de gelmiş…

Bir süredir yeni koleksiyonu hazırladığını biliyor, sabırsızlıkla da bekliyordum. Beklediğime değdi. Elbiselerin hepsi birbirinden güzel. Seçmekte epey zorlandım, en sonunda “Çiftlik” modelinde karar kıldım. Hem renkleri harika hem de çantası var. Duru maviyi çok seviyor, çantasına da bir şeyler koyar diye düşündüm. Hemen internetten siparişimi verdim, Bonus ve Finans kartlara taksit de yapılıyor.

Ertesi gün geldi, paketi açmadım. Duru’nun açmasını istedim.

Akşam eve gittiğimde ilk işim paketi Duru’ya vermek oldu. Daha önce Duru da tanışmıştı Boray ve Okyanus’la, “O abla sana dikip göndermiş, kimbilir ne kadar güzeldir” deyince heyecanlandı:)

Paketi ayrı güzel, içinden çıkan apayrı… Gerçeği fotoğraflardakinden çok daha güzel… Çok çok kaliteli bir kere. Tam da Duru’nun üzerine göre oldu, sanki özel dikilmiş gibi. Çok beğendi, üzerinden çıkartmadı.

Hopladı, zıpladı, bebem sevindi:) Elbiseyi çıkarttık sonra ama çantasını üzerinde taşıdı. Okula götürmek istedi:) Yazın sandaletlerle çok güzel olacak, üstünden hiç çıkarmayacağım, eskiyene kadar giysin:) En güzeli de 4 yaş için yalnızca 1 adet üretilmiş olması… Bir de minik hediyesi için tekrar teşekkür ediyorum Boray’a…

Siz de girin bakın Pembe Gardırop’un sitesine. Eminim sizin de kanınıza girecektir:) Hem siz mutlu olun hem bebeniz mutlu olsun:)

Kızlar, bebeler ve kocalar ile pazar buluşması

Nihayet buluşabildik. Emine’yle her hafta bir akşam düzenli görüşüyoruz da Ebru ve bebeler ve kocalarla bir türlü bir araya gelememiştik. Nihayet pazar günü bizdeydik, kahvaltıda…
 
Güzel bir kahvaltı hazırladım. Bebelerle birlikte 10 kişiydik.
 
Çok keyifliydi. Her şey yolundayken Selçuk’un Duru’yu birden sıkıştırmasıyla ipler koptu. Ağlamaya başladı bizimki, bir süre bana sonra babasına yapıştı. Selçuk erken kalkınca Duru da normal hayatına döndü:) “Selçuk dönmeyecek di mi anne” diye de teyit etti benim tarafımdan:) Aslında onu çok sever fakat böyle sesli sıkıştırmalara alışkın olmayınca ürktü minik kuş:)
 
Duru, Emine’nin getirdiği peri kanadına bayıldı. Zaten misafirler geleceği için çok heyecanlıydı. Özenle giyindi, kahvaltı bile etmedi, misafirlerle birlikte yapacağım kahvaltıyı dedi. Gerçekten kanatları takınca beyaz bir periye benzedi Duru…
Emine’ler de 2 gibi kalktılar, Ali Deniz’in uykusu gelmişti, her an arızaya bağlayabilirdi durumu. Çok tatlı ve yakışıklı benim minik adamım:)
 
Ebru ve Güneş kaldılar. Güneş Duru’ya kitap okudu bir ara, bizimki de iyice mayıştı, uyuyverecekti neredeyse…
Saat 7′ye kadar oturduk. Sohbet ettik. Zaman nasıl geçti anlamadım. Duru, Güneş ablasıyla güzel güzel oynayınca biz de Ebru’yla iki kelam etme fırsatını bulduk, çok çok iyi oldu.
Güneş’le Duru bir gösteri sundular bize, çok komiklerdi. Güneş nerede ne yapması gerektiğini Duru’ya hatırlatıyordu, o da yapıyordu.
Fakat bir süre sonra yorgun düştü ve dinlenmek için kucağıma geldi. Saat 1′den beridir uyumak istiyordu da ben birkaç numarayla zor ikna etmiştim uyumaması için.
 
Doya doya oturduk, doya doya konuştuk… Uzun süredir yapamamıştık bunu. O yüzden çok keyifliydi benim için.
 
Yine gelin, arayı çok açmayın…
 
 

Amcanın yeni yaşı hoş geldi sefalar getirdi:)

Cumartesi akşamı Amca ve Yenge’ye yemeğe davetliydik. Hıdiv’den eve dönüp, hazırlanıp çıktık yola… Duru amcası için özel hazırlandı, tül eteğiyle çok şık olmuştu:)

Sevim yine döktürmüştü, üstelik hastaydı da, o halde bir sürü şey yapmış. Yedik, hepsi de nefisti, ellerine sağlık…

Duru amcasıyla aşk yaşadı o gün. Türlü numaralar yapıp ilgisini çekmek istedi sürekli. O da yakından ilgilendi yeğeniyle.

Sonra pasta kestik. Duru pastanın minik çikolatalarıyyla ilgilendi, ince işçilikle küçücük boncukları mideye indirdi.

O kadar yorulmuştu ki ilk kez arabaya binmeden oracıkta uyuyakaldı. Öğlen Hıdiv’den oksijen yüklenmiş, akşam da kımıl kımıllığıyla enerjisini bitirmişti. Öyle olunca iş amcaya düştü. Serhan arabayı getirirken, Duru da amcasının kollarında uyuyarak arabaya kadar gitti.

Uzuuuun bir gündü… İyi ki doğduuun Seyçuk Aaaabiiii:)

Bir garip cumartesi

Bir garip Orhan Veli gibi oldu:)

Cumartesiye kötü başladık. Duru öksürük krizine girip üç kez kustu. Öyle bir nöbetti ki ne yapsak kâr etmedi. En sonunda Serhan kalktı ve reiki uygulaması yaptıktan sonra mucizevi bir şekilde öksürük kesildi. Epeyce hırpalandı yavrum…

Bizim akvaryumda garip haller var. Sanırım filtre kirlenmiş, peşpeşe 4 balık Hakkın rahmetine kavuştu:( Dolayısıyla Serhan akvaryumun bakımını yapmak üzere işe koyuldu.

Kapak açık vaziyette su doldurmak için mi bilmiyorum banyoya gitmişken salondan hiç ses gelmemesi benim içime kurt düşürdü. Gidip baktım, bir de ne göreyim! Duru kafasını sarkıtmış akvaryumun içine, saçlar suyun içinde yosun edasıyla dalgalanıyor, eller de suyun içinde, sanırım balıklarla dost olmaya çalışıyor! Bunu gören ben kedimi kaybederek fazlasıyla bağırdım… Birden kafasını kaldıran Duru saçlarını arkaya savurarak salonun dörtte birini akvaryum suyuyla buluşturdu. Çok sinirlendim, sonra tabii yine pişman oldumL Neyse, gelip özür diledi, sarıldık, öpüştük koklaştık ardından…

Bu tip durumlarda sükunetimi koruyamamam, kendimi geliştirmem gereken yönlerimden biri. Daha sakin tepkiler verebilmeliyim, henüz başarılı olamadım:(

Neyse, akvaryum temizlendikten sonra hazırlanıp yola koyulduk, hedefimiz Hıdiv Kasrı idi.

Hava muhteşemdi cumartesi.  Tişörtle dolaştım. Scooter’ını da aldık bu sefer. İyice uzmanlaştı bu konuda, güzel biniyor. Arada durduk, yürüdük, koştuk… Piknik yaptık azıcık, poğaçasını kemirdi…

Çimenlerde yuvarlandı, geçen yıl da kendini kaybetmişti. Her yeri çamur oldu, sefası olsun:)

Kırmızı böcekleri inceledi, eline aldı:) Kımıl kımıllar… İçim kalksa da bir şey demedim Duru’ya. Bana çekmedi bu konuda, benzememesi için de elimden geleni yapıyorum onu korkutmayarak…

Ağaca sarıldı, ayakkabılarını da çıkardı. Biz de çıkarıp toprağa,  çimene bastık bir süre, toprakladık kendimizi…

Bol bol fotoğraf çektik. Geçen yıl Nisan ayında, babasıyla yürüdüğü aynı yolda yine ikisinin fotosunu çektim. Çocuk olmuş artık Duru iyice…

Serhan da Duru’nun çok güzel fotoğraflarını çekti, model güzel, çeken de iyi olunca ortaya çıkan sonuç harikaydı.. Birkaçını koyabildim, hepsi ayrı ayrı güzel…

Ne havaya ne de yeşilliğe doyabildik…

Programımızın bu kısmı bitmişti.

Akşama amcanın doğum gününe davetliydik…

Çok iyi geldi hepimize burası…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers