Archive for the ‘20. ay’ Category

Garip kelimelere bir yenisi daha

Bu çocuk İngiliz asıllı, topa da mep diyor. Gerçi bu sıralar mep mop oldu, yakında top olacak belli:) Topu atınca “baaall” diye bağırıyor.

Neyse gelelim konumuza. Yeni kelimemiz “Eyci”. Ben de ilk duyduğumda anlamadım, Emir söyledi. “Teyze, televizyonda hindi gördü, eyci dedi” diye. Hindiye “eyci” diyor. Demek bu çocuk h harfinin İngilizcede “eyç” olarak okunduğunu biliyor:) Şaka tabii, ama bu kelimeleri nasıl türetiyor anlamadım gitti.

Bu sıralar iyice adama benzedi, zaten anlıyordu artık anlamadığı bir şey yok. Her kelimeyi de söylüyor canı isterse. Mavi en sevdiği renk, onu tanıyor, “Maami” diyor.

Yeni bir yemek yedirme formülü buldum, malum benden yemiyor hanımefendi. Sıkılıyor hemen, mama sandalyesinin kemerini “aç aç aç” diyor biraz sıkılınca. Ben de televizyondaki çizgi kahramanlarla ya da ne varsa (dün babası maç seyrediyordu bir ara futbolculara bile) onlarla konuşup öyle yediriyorum. Onlarla diyaloğum şöyle:

- (Televizyona bakarak kaşığı uzatıyorum) Al ye bakalım minik ördek.

- (Biraz durup, dinler gibi yaparak) Ne, Duru mu yesin!!!

- (bu arada Duru’dan “Nee” sesleri yükseliyor) Al bakalım Duru, ördek bunu sana göndermiş,

diyerekten dün 1 kase çorbayı içirdim. Demek canı oyun istiyor hanımfendinin:)

Yanlış mı doğru mu bilmem ama karnının doyduğu kesin. Aksi takdirde ilk kaşıktan sonrası Duru’nun midesi yerine masaya, salonun parkelerine gidiyor.

Bu sıra en sevdiği kitap “Ay’da”. Her akşam birkaç posta bu kitaba bakıyoruz, “Ay’da” diyor öğrenmiş ismini de. Sabahları da ben işe giderken annem “Hadi gel aydede kitabına bakalım” diyerek onun ilgisini oraya çekiyor. Onun kitaplarını gardrobunun en alt çekmecesine koydum kendisi kolayca ulaşabilsin diye. Kitaplara aşina olmasını istiyorum. Onun da şimdilik böyle bir alışkanlığı var, inşallah böyle devam eder.

Parkta kaydırağa tırmanmayı ve mavi kaydıraktan aşağı kaymayı seviyor. Giderek daha da hareketleniyor.

Suyla oynamayı seviyor, bardağa su koyuyoruz, elindeki kaşık ya da çatalla karıştırıp hem kendini hem de beni besliyor. Tabii arada da üstünü başını.

Bu sıra şahıs isimlerinin sonuna -im iyelik ekini eklemeye başladı. “Annem”, “babam” diyor, bugün de “anneannem” demiş.

Hep ama hep ilgi istiyor, odak noktası olmak istiyor. Birazcık başka biriyle konuşsam hemen bir haylazlık yapıyor.

Geçmişte onun yaptığı şeyleri anlatmamı seviyor. Mesela “Geçen hafta parka gitmiştik, sen orda koştun, sonra…vs” diye anlatınca büyük insan gibi dinleyip yorum yapıyor kafasıyla, ses tonuyla, o olayla ilgili kelimeler söylüyor. Muhabbet ediyoruz bir nevi:)

Dün akşam daha sakindi, tutarsızlıkları yoktu en azından, keyifli vakit geçirdik. Azıcık burnu akıyor, inşallah ilerlemez.

Sabah her normal insan gibi banyoya gittiğimde arkamdan yaygara kopardı, ağladı resmen. Bir de azıcık kaybolayım deli gibi beni arıyor, yine bırakıp gitti bu kadın diyor resmen, bana bu konuda hiç güveni yok:( O kadar da haber vererek gidiyorum sabahları işe, yine de böyle oldu:(

Düzenli, aldığı şeyleri yerine koyuyor ya da koydurtuyor. Bu sabah masada boyalarıyla oynadık, sonra sıkıldı inmek istedi. İnmeden önce de kalemleri aldığı kutuya geri koydu, öyle indi sandalyeden. Şaşırdım, maşallah dedim…

Bu akşam pasta keseceğiz babasına, hem de Duru’nun da 20. ayı şerefine. Mum üfleyeceğiz. Dün mutfakta oynarken mum gördü, “Yarın pasta keseceğiz, mumu püf diye üfleyeceğiz” diye anlattım. “Mum” demeye başladı. Bu akşam daha iyi anlayacak bu kutlama işinden sanırım. Belki “dıç” da yaparız, Duru da sevinir.

İki küçük kol düğmesi, yanında da bonusu

Küçücük ufacıktılar. Ufak dediysem de çok değil hani, orta son-lise 1. Aynı dershaneye gidiyorlardı, ikisi de kıpır kıpırdı. Kız, hem kıpır hem de kıvırcıktı. Oğlanınsa hem yüzü hem kalbi güzeldi.

Bir gün, dershanenin önünde içeri girmeyi beklerlerken oğlan el salladı, kız da üzerine alınıp neşe içinde el salladı ona. Sonra kıpır, ama sarı ve düz saçlı başka bir kız gelip oğlanı öptü. Kıpır kıvırcık utandı, niye alınmıştı ki üzerine… Boynunu eğdi, bir şey olmamış gibi arkadaşlarıyla konuşmaya devam etti.

Gel zaman git zaman kader bu ikisini başka bir dershanede karşılaştırdı, bu kez sınıfları yan yana idi. Her tenefüs buluşuyorlardı. Hem genç hem kıpırlardı, bir de üstüne kız kıvırcıktı:)

Bu kıpırcıklar yıllar yıllar içinde pek çok kez yan yana gelip pek çok kez ayrıldılar. Önce üniversitede aynı kampüs, sonra kızın işyeri ve oğlanın okulu aynı güzergâh vs… İki küçük kol düğmesi gibi her seferinde yolları kesişiyordu. İkisi de ayrı hayatlarında fırtınalar yaşadılar. Bir araya geldiklerinde dinginliği, sakinliği buldular, birbirlerinin limanı oldular. Bir daha ayrılmamak için söz verdiler birbirlerine. 3 sene sonra da aşkları onlara en güzel hediyeyi verdi, kıpır ve kıvırcık bir kız çocuğu:)

İşte bugün, o güzel yüzlü, güzel kalpli adamın doğum günü. Serhanım, iyi ki benim için doğmuşsun. Zaman zaman kader bizi ne kadar ayırmış olsa da, yollarımızı yine aynı kader birleştirdi. Ve ben, seninle yaşlanmak istiyorum, minik kızımızın büyüyüşüne, evliliğine, onun da minik bebeğini kollarına aldığı âna, hatta o minik bebeğin büyüyüşüne seninle birlikte tanık olmak istiyorum. Seni seviyorum…

Bugün minik kıpır kıvırcığımın, Duru’mun da 20. ayı bitti. İyi ki ben sizi, siz de beni seçmişsiniz…

Serhan’ın dönüşü ve kavuşma

Dün akşam Serhan Fransa’dan döndü. Bu sefer Duru, babasının yokluğunu çok anladı, daha önce de yazdığım gibi hep sordu babasını. Gece, sabah, uyku arasında, uykudan önce, yemekte, iş dönüşü… Allah ayırmasın…

Neyse, dönüşü muhteşem oldu ama:) Merdivenlerden çıkarken anne diye bağırıyordu Duru. Sonra babasının sesini duyunca heyecanlandı, “Baaabaa” diye, sesinin en cırtlak tonuyla bağırmaya başladı. Çok heyecanlıydı. Babasını karşısında görünce şımardı. Serhan onu kucağına alınca koala gibi sarıldı ona, sırtına “patpat” yaptı. Sonra yüzüne baktı, babasının dudağına bir öpücük kondurdu. Çok duygulu bir andı.

Onunla işi bitince bana geldi. Meme faslımızı yaşadık. Yemek yemek istemedi dün doğru dürüst, ufak yollu çıldırdım. Elini vurup vurup her yeri pilav ve fasulye yaptı. Ben de indirdim onu sandalyeden. Sonra oynadık biraz, uykusu geldi, kendiliğinden “ee ee” diyerek uykusunun geldiğini anlattı bana, ben de odamıza götürüp uyuttum onu.

Gece uyandı birkaç kez, bu gece çok yorgundum nedense, arada kalkarken fark ettim.

Duru artık daha erken uyanıyor, saat 7.30 civarı ayakta. Eskiden 9′a kadar uyurdu. Neyse ki geç kalkan biri değilim de zorlanmıyorum. Sabah bir parti oynaştık, çok güzeldi, yumuşacık öptüm yanaklarını, gıdısını, onun da hoşuna gitti bu aksiyon:)

Emir bizde, o nedenle çok zorluk çıkarmıyor ayrılırken. Yine “anne anne” diye ben nereye gidersem geliyor peşimden ama annem balkona çıkarıyor, hadi bana el salla diyorum, öylece ayrılıyoruz.

Kelime dağarcığı

Artık her tür kelimeyi söylüyor Duru, çok uzun ve karışık olmadığı sürece. Kendince uydurduğu kelimeler var hâlâ, debace gibi.

Yenilerden birkaçı:

Aayan: Ayran

Maaami: Mavi

Aabi: Alfabe (A B demek istiyor)

Bir de hayvanların seslerini sorunca taklit ediyor. Yani koyun ne der, inek ne der gibi.

Eski işyerimden Oktay abisi Duru’ya bir kitap hediye etmişti, içinde hayvanlar var, çok seviyor onu. Orada bir goril var, siyah ve nasıl abi  görüntüsü var anlatamam, resmen ağır bir abi oturmuş sanki. Duru kitabı aldı eline, “abi abi” diyor, bir baktım gorili gösteriyor bana, abiye benzetmiş hayvanı:)

Aklıma geldikçe yazacağım…

Hafıza

Geçenlerde Emine’lere gitmiştik, daha önce de bahsetmiştim. Deniz’in odasıyla, yatağıyla Deniz’den önce tanıştı. Yatağına yatırmadım ama aslan şeklindeki yastıkla oynamıştı Duru. Çilek Mobilya’dan almışlar, çok sevimliydi…

Posta kutumuza Çilek Mobilya’nın kataloğunu bırakmışlar. Ben de bu tip şeyleri alıyorum, Duru’yla resimlerine bakıyoruz oturup. Yine pazar günüydü herhalde, bunun resimlerine bakarken Deniz’in odasını ve aslan şeklindeki yastığını görünce “Emine Emine” demeye başladı. Böyle olunca önce ufak bir şaşkınlık geçirip ardından sevinerek durumu toparlıyorum, “Aaa evet, Emine teyzende görmüştük değil mi” gibi cümleler kuruyorum:) Daha önce de beni benzer şekilde hafızasıyla şaşırtmıştı Duru. Hafızaya almış görüntüyü, her şeyi hafızaya almaya hazır, o nedenle de gördüğü, işittiği şeyleri süzgeçten geçirmek gerekiyor. Daha neler göreceğiz bakalım…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers