Archive for the ‘Kriz halleri’ Category

Kestanenin “k”sı düştü dile:)

Cumartesi-pazar yoktu Serhan. Hatta cuma akşamından yoktu. Cuma mesaideydim, eve gece 12′de geldim. Serhan da olmayınca Duru bunalıma girmiş resmen. Eve geldiğimde kafayı gömmüş yatıyordu. Bir asabi bir asabi, beni de istemedi, bağırdı. Babasını özlemiş:( Hıçkıra hıçkıra ağladı. Zor sakinleştirdim. Mesainin üstüne tuz biber oldu bu da. Uyuduğunda saat 2′ye geliyordu…

Neyse ertesi gün daha iyiydi. Kahvaltı ettik, hava da güzeldi. Dışarı çıktık, parka gittik biraz. Dönüşte pizza yaptık. Afiyetle yedik. Morali düzeldi. Parktan topladığımız yapraklarla ağaç oluşturduk. Epey vakit geçti, Duru’nun da hoşuna gitti…

Pazar günü evdeydik. Hava kötüydü zaten. Duru’ya Tübitak yayınlarından “İlk Resim Kitabım”ı almıştım. İçinde bir sürü şeyler var yapacak, birlikte onları kestik, boyadık, çizdik, yapıştırdık… Duru da çok hevesliydi, epey uğraştı.

Çok enteresan, babası aradığında onunla konuşmak istemedi. Belki de kendince tavrını koydu…

Akşam yemeğinden sonra dede bize kestane yaptı. Onu da yiyince Duru’nun dili çözüldü:) K’ları T olarak söyleyen Duru K’ları K gibi söylemeye başladı:) Buna kendisi de şaşırdı, bir süre pratik yaptı:

“Anne, bak, pe-li-Kan”

“Anne, Ka-buK”

….

İçinde K harfi geçen kelimeleri bulup kulağıma yavaş yavaş, heceledi.

Tıpkı yeni yürüyen bir çocuğun temkinli adım atması gibi, çok ilginç. Bu harf onun için yeni olduğundan biraz da bastırarak söylüyor:) 16 Aralık 2012, K’nin dile düştüğü tarihtir:)

Tabii ben manyak bir anne olarak çocuğumdaki bu ilerlemeden de burulacak bir taraf buldum:(

Benim k’ları söyleyemeyen, yok’lara yot diyen bebeğim, büyüyordu…

Vallahi iflah olmam ben…

Neyse, Serhan geç geldi. Duru da ben de uyuyorduk o geldiğinde.

Biz kavuştuk ama baba-kızın kavuşması sabaha kaldı.

Uyumadan önce “Babam gelecekti hani, gelmedi” diye sordu bana.

Pazartesi sabahı kavuşmaları da biraz “nazlanarak” oldu, tavrını sürdürdü Duru. Hemen koşmadı babasına…

Babasının ona aldığı “My Little Pony” serisinden minik atı ve çikolataları görünce çözüldü tabii…

Bu ayrılık zor oldu bu kez, önümüzde Ankara maçı var, 3-4 gün yok yine bizim bey, bakalım küçük hanım buna ne diyecek??

 

 

 

 

Bugün havuç tohumu peki yarın ne?

Diye yazacaktım ki işler yoluna girdi, şimdilik…

Geçtiğimiz pazartesi okuda epey bir sorun oldu yine. Duru cuma günü hasta olduğu için okula gidemedi, tabii hastasın gitme demedik, “okul tatilmiş bugün, sen de evde oynarsın“ dedik. Yazık, anneme “hiç halim yok anneanne” diyormuş ve o gan tam 4-5 saat uyumuş.

Neyse, böyle olunca 3 gün okuldan uzak kaldı. Araya hafta sonu girdi. Öyle olunca da sil baştan. Pazartesi sabahı beni göndermek istemedi. Ağladı, ağladı:( Allahım ne yapıp da ikna etsem derken aklıma Pınar Hanım’dan gelen havuç tohumları geldi. “Bak, bunlar havuç tohumu, sana veriyorum, bunları anneannenle kahvaltıdan sonra ekin, 3 tane ek tamam mı” dedim. İkna oldu. Ben de işe gittim, tahmin ettiğim kadar geç kalmadım allahtan.

O gün okulda epey sorun yaşamış. Öğretmeni aradı beni, Tuba. Ağlamış ve iki kez tuvaletini kaçırmış azıcık. Hafta sonu bir sorun mu oldu dedi bana, yok olmadı dedim. Bu aralar yine beni göndermek istemiyor yanından dedim. O da üzülmüş epey.

Eve gittiğimde Duru beni kırmızı gözlerle karşıladı. Ağladığını söyledi. “Öğretmenim ağlarsan yarın okula gelme dedi” diye söylerken bile gözleri doluyordu:( Hiç gelemiyor lafa, fakat onu kötü bir niyetle söylemediğini biliyorum Tuba’nın. Sadece ağlamayı bir silah haline dönüştürebiliyor Duru bazen, onu engellemek için biraz tavır koymuş.

Neyse, sonraki günler daha iyiydi. Bu sabah da uyurken çıktım evden. Dün akşam çokça “Okulda sevmediğim bir şey olursa yemeyeceğim tamam mı” deyip durdu. Ben de tadına bakmasını, sevmezse yemek zorunda olmadığını söyledim defalarca.

Bakalım, bugün nasıl geçecek?

Duru da öğreniyor:)

Bu sabah iyi kalktı maşallah. Haftalardır, daha doğrusu okula başladı başlayalı sabah kalktığında ilk sorusu “Anne bugün tatil mi?”, sonrası malum, ağlamalar, “anne sen işe gitme, seni özlüyorum, annemi istiyorum”. Sonra da ben okula gitmek istemiyorum. Her sabah işe geç gidiyorum, önce Duru’nun gönlünü hoş edip ondan sonra eh işte, biraz sakinleyince düşüyorum yollara…

Bu sabah iyiydi ama. Yine ilk sorusu “anne tatil mi bugün” oldu. Biraz sarıldık, oturduk. Kitap okudum falan. Sonra birkaç kez öksürdü. “Anne çok öksürüğüm var, bugün okula gidemem değil mi” dedi:) Duru da öğreniyor hinlikleri.

Öğlen aradılar yine, Duru ağlıyor “seni özlüyorum” diye:( Sonra birkaç şey söyledim, gülen çocuk ol falan diyerek moralini yükselttim:) Güle oynaya gitmiş bugün, maşallah…

Bakalım, 1 ay olacak neredeyse, umarım artık biter ağlamalar…

Dedeyle bir anekdot ve okul sorunsalı

Duru: Dede, sana bir iyi, bir de kötü haberim var…

Dede: Neymiş yavrum?

Duru: Önce ağladım, sonra sustum…

Dede: :) )

Okul hâlâ sorun. Sorunu büyütmeyeyim çabuk geçer diyorum yine olmuyor. Pazartesi kusmuştu, dün resmen dil cambazlığı yaparak gönderttim okula. Kesinlikle gitmek istemiyorum diye ağlamış. Zavallı annemin de doğal olarak morali bozuluyor, yine kusar gibi olmuş, yemek bile yedirmemiş. Ben aradım, Duru’yla konuştum. “Tuba öğretmen sana dinozor hazırlamış, onları gösterecekmiş fakat sen gitmeyince üzülmüş, bugün bekliyor” dedim. Dinozor kelimesi anahtar bizim için, onu duyunca gitti. Kapıdan ağlayarak alıyorlarmış içeri:( Annemde moral sıfır tabii. Ben iki gün yaşadım onu, çok zor, biliyorum. Gün içinde çok iyiymiş, zaten 1 dakika sonra susuyor diyor annem…

Okul başladığından beri sabahları beni de bırakmıyor, ağlıyor, kucağıma yatıyor… Ne yapacağımı nasıl davranacağımı bilemiyorum. Hakikaten bu kadar zor olacağını tahmin etmemiştim. Tüm zorluğu annemde fakat işteyken de o kadar zor oluyor ki… Kafam sürekli orada, acaba mutlu mu, ağladı mı, stresli mi, sıkılıyor mu… Zorla göndermekle iyi bir şey yapmıyor muyum acaba. Evde de yazıktır, bugün Tuba öğretmenle de konuştum, o da aynı şeyi düşünüyor. Sınıfta o kadar iyi ki diyor. Duru ağlayarak acaba beni-bizi mi kullanıyor yoksa hakikaten nefret mi ediyor orada olma halinden…

Çok zordayım a dostlar…

 

Bir acayip hallerdeyim

Dedim ya, tatil boyunca da böyleydi Duru. Bir acayip bu aralar. Memnuniyetsiz, huzursuz… İç dünyasında neler yaşıyor bilmiyorum. Sabahları yine beni çok zor gönderiyor. Onu televizyonun başında bırakıp gitmek çok ağırıma gidiyor. Başka çarem yok ama. “Bırakma beni, işe giderken çok özlüyorum seni” diyor. Üzülüyorum. Bunu bir türlü atlatamadı, kabullenemedi.

Babayla arası daha iyi bu aralar, çok düşkün. Seviniyorum. bazen de belli olmuyor, itiveriyor zavallıyı. Durup durup bizi sevdiğini söylüyor. Biz de onu sevdiğimizi tekrar ediyoruz.

Dün ona makas aldım, kırmızı. Eve gittiğimde verdim. Fırlatıp attı, beğenmedim dedi. Mavi istiyormuş.

Kıyafet beğendiremiyorum. Deseni yan tarafta olan bir şeyi giymek istemiyor. Takıntıları var. Kazayla ellerim ıslak değersem ona sinirleniyor. Teyzesi bayramda kıyafet almış ona, giymedi, çaresiz değiştireceğiz. Her şey onun istediği zamanda olacak. Kolayını buldum ama, çoğu zaman kurtarıyor durumu. Mesela hadi tuvalete gidelim diyorum, tabii beklenen cevabı veriyor bana “Hayır” diyor. Ben de “tamam sen bilirsin” diyorum. Hemen arkasından “Tamam annecim geliyorum” diyor. İplerin onun elinde olduğunu hissetmek istiyor, ben de elimden geldiğince hissettirmeye çalışıyorum. Dikleşmek çözmüyor olayı, onun suyuna gitmek gerekiyor çaktırmadan. Tabii arada “ben senin annenim” i de hissettirmek lazım, yoksa işler çığırından çıkıveriyor.

Laflar büyük adam lafı zaten. Geçen sabah babasını uyandırmaya çalışıyordu. Uyanmayınca “Aman senin de muhabbetin çekilmiyor” dedi:) Nereden öğrendin bu lafı dedim, “Keloğlan’dan” dedi. Bu lafı kullanması hoş değil ama lafları tam yerinde kullanıyor olması büyük beceri bence:)

Çok da komik. Geçen akşam su içiyor. Birden durdu, “Anne, çok su içmemeliyiz değil mi” dedi. Yok, tam tersine çok içmeliyiz dedim. “Ama o zaman gece yatakta içimiz tuhaf olur, tuvalete koşmak zorunda kalırız“ dedi gülerek:) Kaldım öylece:)

Dün Ebrulara gittik. Güneş Duru’nun hangi takımı tuttuğunu sordu. “Horse” takımı dedi:) Çok sevdiği için atlar bu aralar dinozorlardan daha da ön planda…

Çok karışık çoook. Asabi, komik, bilmiş, zıpır, hareketli, duygusal, sevgi dolu… Bu haller acayip haller değil de ne peki??

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers