Archive for the ‘17. ay’ Category

Dada ve Deytiin

Duru’nun salatalık hastası olduğunu cümle alem biliyor artık, o yemek yemesin salatalık yesin. Salatalığı bu kadar sevince de onun ismini söylemesi kaçınılmazdı. Kendine göre çevirdi yalnız. Salatalık onun dilinde “dada” oldu.

Yemekte salata kabını işaret edip “dada” diyip duruyordu. Baktık salatalığa diyormuş onu. Dün akşam yatmadan önce kitap okurken salatalığı gösterip “dadaa” dedi yine. Kelime çok uzun tabii, bizimki şimdilik 2 heceli kelimeleri söyleyebiliyor. Arkadaşın çok işi, acelesi var, o yüzden kısaltıyor kelimeleri, kestirmeden söylüyor. Akşam buzdolabını açarken de zeytini gördü, “deytiiin” diye heyecanlandı sevdiği bir arkadaşını görmüş gibi:)

Bakalım bayramda 9 gün birlikteyiz, çok heyecanlıyım. Çok özlüyorum onu, ikimize de iyi gelecek bu tatil.

Ekmek

Duru doğduktan sonra ona yaptığım yemekler dışında mutfakla pek alakam kalmadı. Zamanım olamıyor çünkü. Çok sevdiğim halde bir şeyler yapamamak beni müthiş rahatsız ediyor. Kekler, börekler, poğaçalar… Nerdeeee… Hafta içi de yemekleri sağolsun annem yaptığından yemek yapmayı unutacağım neredeyse.

Geçen ay İpek Hanım’ın Çiftliği‘nden Duru’ya erzak almıştım. Hepsi birbirinden güzeldi aldıklarımın. Özellikle zeytini, tarhanası müthişti. Bunların arasında ona ekmek yapma ümidiyle aldığım 4 tahıllı karışık un da vardı. Bir gün ekmek yapılmak üzere bekliyordu bir köşede gariban.

O gün nihayet 5 kasım’da geldi de ben bunları anca yazabiliyorum. Duru o akşam saat 10 gibi bize göre erken bir saatte uyuyunca bana bir heves geldi. Hemen işe koyulmalı, ekmeğimi yapmalıydım. Unun içinde buğday, mısır, yulaf ve çavdar var, pek besleyici. Bir de yaş maya almıştım, genellikle kuru maya kullanıyordum ama yaş mayanın daha sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Un da bu kadar sağlıklı olunca kafamdan tarif denedim. Mayayı ufalayıp ılık süt ve balla karıştırdım, üzerini streç filmle kapattım. Ben başka işlere bakarken o kalorifer peteğinin üzerinde coştu da coştu:) Geldiğimde neredeyse taşıyordu. Neyse, sonra bu maya karışımını un ve tuzla yoğurdum. Yapışkan bir hamur oldu, onun üzerini kapatıp sararak bir kenarda beklettim 2 katı olana kadar. Sonra onları minik yuvarlaklar yapıp fırına verdim. Bir güzel kabardılar, bir güzel koktular… Uzun süredir mutfakta bir şey yapamayan bana çok iyi geldi. Ekmekler pişip ben yattığımda saat 1′i geçiyordu ama mutluydum:)

Ertesi sabah heyecanla ekmeğimi Duru’ya sunmak için kahvaltıyı bekledim. Şekli onu cezbetmiş olacak ki eliyle gösterip istedi koca yuvarlağı. Aldı eline bir güzel kemirdi. Çok hoşuna gitti, baldan dolayı azıcık da tatlı olmuştu ekmek. Ben de acayip mutlu oldum tabii.

Unun yarısı duruyor. Onu da bu tatilde mis kokulu ekmeklere dönüştürmek gerek. Hem bana terapi olur hem de Duru’nun midesine sağlıklı katkısız ekmek gider…

Minik Duru 17 aylık

Canım kızımın bugün 17. ayı bitti. Nasıl geçti, ne zaman yürüdü, ne zaman büyüdü de evimizde dolanan bir şahıs ortaya çıktı anlamadım. Dün baktım, evde dolanıyor kendi başına, ayrı bir birey… Allah allah dedim kendi kendime, bu da nereden çıktı, nereden geldi de katıldı aramıza… Serhan’la da evliliğimizin 5. yılı içindeyiz ama mazimiz çoook eskilere dayanıyor. Aynı şeyi hâlâ onun için de düşünüyorum, nereden nereye diye…

Bu sabah aşağıdaki komşu, kızıyla birlikte evden çıkıyordu. Baktım kız kocaman olmuş. Onun adı da Duru. Bir yaştan sonra o kadar hızlı büyüyorlar ki… Anne evden çıkma telaşında, kız bıcır bıcır ona sürekli bir şeyler anlatma çabasında…

Duru da büyüyünce onun bu hallerini eminim çok özleyeceğim. Bana sarılışı, “Anni” deyişi, kelimeleri yarım yamalak söyleyişi, bacaklarıma sarılışı, ben odadan mutfağa gidince “anni” diyerek beni araması, beni bulduğunda kocaman bir gülümsemeyle bana sarılışı, işten eve gelince daha ellerimi bile yıkamama izin vermeden kucağıma gelmesi, bakışı, ifadesi, mis kokusu… Boğazıma bir şeyler düğümlendi. Anlaşıldı, benim vidalar yine gevşek bugün.

Duru’dan sonra iyice duygusal oldum, hormonlar düzelmedi bir türlü. Bugün 10 Kasım. Sabah sirenler çalarken kendimi zor tuttum ağlamamak için, her sene duygulanırdım ama bu sene daha başka oldum, bazen kendim kendime tuhaf geliyorum.

Reklamlarda Atatürk çıkıyor, anlatıyoruz Duru’ya. O da çok sevdi, şimdi reklamlarda Atatürk’ü görünce heyecanlanıyor.

Duru’cuğum bu ay hafiften asabileşmeye başladı. Daha dediğim dedikçi, ama yine de maşallahı var. Laftan çok anlıyor, sakin bir dille güzelce söyleyince yapmıyor istenmeyen şeyi. Şimdi yemek yerken masaya ayaklarını uzatma durumları var onda. Ben de onu düzeltmeye çalışıyorum, “Bak biz ayaklarımızı uzatmıyoruz” diyorum. O da bu lafımdan sonra ayaklarını uzatıp sonra gözümün içine bakıyor, bakalım ben ne diyeceğim diye. Ben de sakince tekrar söylüyorum, “bak bu doğru bir şey değil, masada yemek yenir, ayaklarımızı uzatmayız yemek yerken” diye. Anlıyor. Yine yapıyor arada, ama yanlış bir şey olduğunu anlıyor en azından.

Kahvaltıda zeytin hastası, onu göstererek “Deytiiin” diye istiyor. Hâlâ emir kipi ile söylüyor fiilleri, aç, at, gel, ver gibi. Gece daha az uyanır oldu. Yaşında çıkması gereken dişlerinin hepsi çıktı. Hâlâ çok sevecen, çocuk gördüğünde direkt gidip seviyor. Bir de “dede” diyor, özlüyor herhalde dedeleri…

Dün akşam uyutmadan önce kitap okuduk yine. Uykusunu getiriyor kitap okumak. Sonra ya emzirerek ya da kucağımda dolaştırarak, şarkı söyleyerek uyutuyorum. Dün yine kucağımdaydı, şarkı söylüyordum ona, onun kafası omzumda. Kaldırdı başını, “ıııh ıııhh” diye sevdi yanağımı, sonra öptü tekrar yatırdı başını omzuma. Bundan daha güzel ve öte bir şey yok işte hayatta. Allah ona da bu duyguları yaşamayı nasip etsin…

Birkaç yeni kelime

Deytiiinn: Zeytin

Anane, nenene: Anneanne (artık güzelce söylüyor)

Du, gı: Su

Kelimelerin sonunu uzatma huyumuz var hâlâ.

Hilal ve Gökay 1 yaşında!


Hafta sonu cumartesi günü çok sevdiğim Esin’in kuzuları Hilal ve Gökay’ın 1 yaş doğum günü partisindeydik.

Serhan İstanbul dışında olduğundan bizde hafta sonu mahsur kalan anneciğim de geldi bizimle. Duru’yu hazırladım, saat 3 gibi ordaydık.

İçeri girer girmez dünya güzeli bir prenses ve yakışıklı bir prensle karşılaştık. İkisi de inanılmaz tatlılar, Allah nazarlardan saklasın.

Bizimki oyuncakları görünce kendini kaybetti tabii. Hilal ve Gökay’ın oyuncakları epeyce oyaladı onu. Yumuşak köpeğe bayıldı, kucağından indirmedi. Orada Duru için keşfedilecek çoook şey vardı. Merdivenlerden inip inip çıktı. Çocukların odasına gitti, orada oyalandı bir süre. Allahtan karıştırma huyu yok yavrumun, söyleyince anlayıp bırakıyor ne aldıysa, maşallah, hep böyle gider umarım…

Kuzularla da oynadı. Bir ara baktım Duru, Gökay ve Hilal, 3′ü arka arkaya dizilmişler, çok hoşuma gitti bu görüntü:)

İrili ufaklı bir sürü çocuk vardı. Çok tatlıydı hepsi de.

Yedik içtik. Her şey de çok güzeldi. Özellikle de Esin’in kısırı ve böreği muhteşemdi. Bizimki orda da bir şey yemedi.

Sonra yukarı çıktık pasta kesmek için. Her taraf balonlarla süslüydü, bayıldı Duru bu duruma tabii:)

Duru o gün de çok oynaktı. Öyle ki, birisi örneğin balonlara “rengarenk” dese başlıyordu oynamaya:) Sertab’ın Rengarenk adlı şarkısını dinlemek bir yana, o kelimeyi duyması bile oynatmaya yetiyordu bizimkini. Kapı gıcırtısını da geçti bu durum:)

Sonra pasta kesildi, ardından hediye açma faslına geldi sıra. Biz kuzulara aktivite masası almıştık. Sıraladıkları için ayakta durmalarına yardımcı olur hem de ikisi birlikte aynı masada oynarlar diye düşündüm. Bizim hediyeyi açınca Duru’ya da gün doğdu, merakını giderdi. Kaç gündür poşette tutuyordum oyuncağı.

Açılan her oyuncağı önce Duru test etti, onayladı.

Hediye faslından sonra Duru’yla Gökay’ı yan yana getirdik. Bizimki sevdi tabii, elini tuttu Gökay’ın. Çok sevecen benim tatlı kızım. Gökay’a da bakar mısınız, ne kadar yakışıklı, minik aşkım benim…

Orda bir tane de “Abi” vardı, ama tam abi. En son minicikken görmüştüm onu. Belki daha yürümüyordu bile, o kadar ufaktı. Ben onun biraz daha büyümüş bir halini beklerken bir baktım ki kocaman delikanlı olmuş, şaşırdım. Duru diğer abileri olduğu gibi Mert abisini de çok sevdi tabii. Ondan pek yüz bulamadı yalnız:)

Yedik içtik, eğlendik, kuzuları kokladık sevdik… Gün bitti tabii. Güzel bir parti olmuştu.

Eve gittiğimizde Duru’ya yemek yedirdik. Sonra saat 10′a doğru uyudu, öyle bir yorulmuş ki zavallım nasıl yatırdıysam epeyce bir süre hareket etmedi bile. Gündüz hava güzel olduğundan onu parka da götürmüştük. Salıncak, çocuklarla oynamak, merdiven, köprü inip çıkmak derken orda da yorulmuştu epey.

Kuzular çok yaşasınlar, kocaman abi, abla olsunlar, hep mutlu, sağlıklı, güzel günler görsünler inşallah…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers