Archive for the ‘22. ay’ Category

22. ay biterken bay bay tep:)

Kendisi o kadar sevgi dolu ki, her şeye “bay bay” deyip öpüyor. Geçen gün balkon kapısının yanındaki duvarı öpüyordu:) Bugünlerde taşıtlar çok ilgisini çekiyor. Kamyon, otobüs, taksi, çöp kamyonu vs. hepsini ayrı sevip gösteriyor, isimlerini söylüyor. Bu arada dil konusunda çok hızlı ilerliyor. Yeni birkaç kelime:

Tep: Çöp

Opotüs: Otobüs

Tatti: Taksi

Dabbaaş: Basket

Dadata: Salatalık

Bunlar hatırladığım birkaçı. Dün arabada giderken gösteriyor bana orayı burayı, çok eğlenceli. Konuşmasını destekliyorum. “Ay çok güzel konuşuyor, ne kadar güzel söylüyor benim kızım” dedikçe daha bir gaza geliyor, daha çok şey söylemek istiyor.

Bugünlerde her şey onun. Mepim (topum), annem, babam, anneannem, civcivim daha aklıma gelmeyen bir sürü şeyin isminin sonuna -im ekini ekleyerek kullanıyor. Bazı şeyleri kendi yapmak istiyor, “ben” diyor. Mesela mama sandalyesinin kilitlerini takmak istiyorum, kendisi öğrendi ya, “ben” diyor hemen, kızıyor bana.

Dün akşam yemekte babaannelerdeydik. Duru, halasıyla oyun yaparak bütün salatalıkları mideye lüpletti:) Halasına sesleniyor gülerek, “dadata” diyor, halası da hemen bir adet salatalık dilimi takdim ediyor ona. Yine çok kuduruktu, ortada oynadı durdu Selin’le. Onun bu hallerine bayılıyorum.

Gelelim sadede. “Mavi müs” yani mavi minibüs hâlâ favori taşıtımız. Bir kere rengi mavi, ne bileyim bizim evin karşısında gidip geliyorlar. Arada cama çıkartıp baktırıyoruz, kendisi talep ediyor zaten. Dün de çöp arabasına taktı. Yolda gördük bir tane, sonra bir süre “bay bay tep” diyerek çöp kamyonuna selam ve sevgilerini gönderdi. Çok değişik bir çocuk, bayılıyorum ona. En tatlı, en komik zamanlarını yaşıyoruz, elimde olsa da hep yanında olabilsem. O zaman da sabırsız olabiliyorum bazı konularda, hayat daha zor olurdu belki, bilemiyorum.

“Bay bay tep”, Duru’nun kendi isteğiyle kurduğu ilk 2 kelimeli cümle. Pek bir anlam ihtiva etmiyor olsa da bu açıdan benim için çok önemli:) Dünü tarihe kaydettim, yani 10 Nisan’ı… 22. ayı biterken ilk cümlesini de kurdu. Bay bay 22. ay, hoş geldin 23. ay… Zaman 2′ye 2 var…

Dün gece

Dün işten biraz erken çıktım, bir önceki vapurla gitmek için. Duru’ya akşama taze taze yesin diye balık almıştım. Hazır ona yapıyorken kendimize de yaparız diye düşündüm, hazır erken de çıkmışken.

Neyse, eve gittim, uzuuun bir meme faslından sonra annem Duru’yu oyalarken ben de balık olayını hallettim. Sonra Serhan geldi, sofraya oturduk. Duru ne yaparsa bana yapıyor, bir mızmızlık, bir huysuzluk. Ne anneme ne de babasına yapıyor, benimle sorunu. Sorun da değil, hep onunla olayım istiyor, hep meme emsin, hep yanında olayım istiyor. Haklı, ama ben her zaman ılımlı olamıyorum:(

Balığı severek yedi, kendi elleriyle alıp alıp yuttu güzelce:) İstavriti eline alıp yemek istiyor ama çok kılçıklı. “Onun sivri iğneleri var, direkt yersek boğazımıza batar” diye açıkladım. Sonra çupranın iskeletini gördü, onu istedi. Ağzına sokmaya kalktı, sonra ağzı acıdı biraz, ağlamaya başladı. Bu arada her yeri balık oldu. Ben sükunetimi korumaya çalıştım. Neyse, annem indirdi sandalyeden ellerini yıkadı. Geldi yanıma. Yemeğimi bitirip hemen aldım kucağıma.

1 saat sonra sıra uyku faslına geldi. Çok zor uyudu. Şimdi uyuyacak diyorum, bakıyorum cin gibi bana bakıyor. Neyse zar zor uyuturken ben de uyumuşum, 1 saat sonra koltuktan kalkıp yerine yatırdım. Derken onbir buçuk gibi yeniden uyandı. Yine uyutmaya çalıştım. Çoraplarını falan çıkardım, sıcak geldi herhalde diyerekten. Epey uğraştıktan sonra uyudu, yatırdım yerine. Gece kaçtı bilmiyorum yine uyandı. Bu sefer Serhan’a dedim ilk defa “kalk” diye. Neden bilmiyorum, yoruldum herhalde. Yaklaşık 2  senedir 1 kez bile kaldırmadım Serhan’ı. O da anlam veremedi, uyku sersemi “ne yapayım” diye bana sordu. Şaşırdım da kendime, sonra kendime gelip yine ben kalktım. Yine zor uyudu. Çok emdi, uyumadı. “Susadın mı, su vereyim mi” diye sordum, “hadi hadi” dedi. İçti bir güzel, susamış. “Süt bitti, gelince vereceğim” dedim “Tamam” dedi. O böyle kabullenince daha çok üzülüyorum, kendime kızıyorum sonra. Ama bazen o kadar çok zorluyor ki bu meme meselesi… Neyse, yine çoraplarını çıkardım, emzirdim biraz daha, zar zor uyudu. Sabaha kadar uyanmadı. Üzerini açmış, ayaklar da çıplak, neyse ki uyku tulumu vardı. Sabah yine emdi ama tekrar uyumadı.

Değişik bir geceydi. Nöbete kalktım hakikaten, önceden de kalkıyordum ama emip uyurdu. Bu kez farklı oldu.

Sabah Caillou bebeğini arıyor evde: “Kayyuuu, Kayyuuu” diye sesleniyor. Mami, Me-mi gibi değişik adlar verdiği bu kahramana ilk kez dün akşam ve bu sabah doğru ismiyle hitap etti. Onun arkadaşının adını da biliyor, sorunca “Liu” diyor:)

Bir de dün akşam ilk defa “Anne geldi” dedi, annem dedirtti ama söyledi yani. Dili iyice çözülmeye başladı. Hâlâ mavi minibüs hastası, sabah anneannesiyle bakıyorlardı “mavi müs ” diyerekten.

Belki de büyüme atağı geçiriyor, iki gecedir böyle çünkü, zor uyuyor. Hayır olsun bakalım…

 

Neler söylüyor, neler yapıyor?

Videoya çekiyorum her yeni şeyi ama yazmaya gelince unutuyorum neler dediğini, yaptığını.

Yakında 22 ay bitecek, 2′ye 2 kaldı resmen. Su gibi…

Yeni kelimelerden en şirinleri:)

Namanoz: Maydanoz

Atapot: Ahtapot

Mavi müs: Mavi minibüs (Bunu epeydir söylüyor, anca yazıyorum)

Namnamnam: Makarna

Nananana: Coca-cola

Soru: Maymun ne yiyor?

Cevap: Num (Muz)

Soru: Arı ne yapıyor?

Cevap: Bal

Sarı, kırmızı, en büyük?

Cimbombom (Babası öğretti tabii ki)

Deedim dittim: Geldim gittim

Datte: Gazete

Dabon: Balkon

Dabo: Banyo

Cümle olayımız yok. Her derdini kelime kelime, mimik, parmak gibi unsurlarla anlatıyor.

Şu sıra yine kovalamacayı seviyor. Ben kovaladıkça o kaçıyor ve çığlık atıyor heyecandan.

Genelde sakin bir çocuk. Sinirleniyor arada. Eğer benim sakinliğim üzerimdeyse “tamam canım, sakin ol” falan deyip yatıştırıyorum. Ama ruh halim karışıksa her zaman olmuyor bu tabii, o zaman bağırıyorum biraz, sonra da üzülüyorum:(

Tuvalet olayında lazımlığa otururken itiraz etmiyor en azından. Kendisi “çiş” diye talep etmiyor henüz. Biz oturtursak varsa, yapıyor. Oturunca kalkmak istemiyor, “çiş” diyor.

Saçını taratmak istemiyor artık. En çok kullandığı kelimelerden daha doğrusu ikilemelerden biri “hadi hadi”. Kitap okuyalım mı kızım gibi bir soru sorunca “Hadi Hadi” şeklinde bir cevapla karşılaşıyoruz çoğunlukla.

Anneanne hafta sonu eve gidince ağzında sürekli “anneanne” türküsünü duyuyoruz Duru’dan. Bazen anne, baba, anneanne birbirine karışıyor. Geçen cuma Serhan annemi evine götürürken Duru’yu uyutuyordum. Bir ara anneanneyi gördü, giyinmiş. “Eve eve, anneanne, dede, mama” dedi. Türkçesi: “Anneanne evine gidiyor, dedeye mama yapıp dönecek”:)

Bu sıra memeye acayip düşkün. Geçen hafta sonu bunaldım biraz bu yüzden. Hiçbir şey yaptırmıyor, sürekli meme istiyor, sakız gibi. Diş mi çıkaracak acaba, eli de ağzında sürekli. 2 akşam önce işten geldim, emziriyorum, artık ne kadar oldu bilmiyorum, bunaldım tabii. “Hadi kalk artık kızım, meme bitti” dedim. Beni duymazdan gelip bir de üstüne gülerek gözünü kapatıyor, sanki o orada yokmuş gibi:) Güldüm, tabii emzirmeye devam.

En sevdiği oyuncakları Ece’nin aldığı büyük köpek, Emine’nin aldığı köpek, Caillou ve Pelin’i aldığı kedi. Hele o kedinin gitmediği yer yok, park, ev gezmeleri, her yere götürmek istiyor.

İkidir kahvaltıdan sonra çıktık evden, arabada kustu. Yazık, bitince de “tamam” diyor, geçti gitti demek istiyor, kuzum o benim.

Geceleri uyanıyor hâlâ, sabahları ben işe giderken uyuyor oluyor genellikle. Uyanınca da biraz huysuzlanıyormuş tabii anne baba diye. Sonra unutuyor diyor annem.

Başka başka, bir de şimdilerde mama sandalyesinin kilitlerini açmaya bayılıyor. 10-15 kez takıyor, sonra bitince kendini alkışlıyor, bizden de alkış bekliyor. Dün akşam da Pelin’in aldığı el kuklasıyla oyun yaptım, epey oynadık onunla da.

Onun yumuşacık saçlarına, güzel yanaklarına hayranım. Uyurken onu seyretmeye bayılıyorum. Seviyorum onu. Sabah odasına girdim işe gitmeden önce, mis gibi kokuyordu. Uyurken nasıl güzel bir koku yayıyor…

Bebeklerle alakası yok hâlâ. Araba seviyor. Bir de peluş oyuncaklar. Mavi renge hasta. Sakladığım oyuncakları çıkardım, yeniymiş gibi sevindi.

Geçen pazar Emine’nin yavrusunu görmeye gittik yine. Onun ismini de biliyor, Emine’nin yavrusunun adı ne diye sorunca “Deniz” diyor. Deniz’i kucağıma alınca huysuzlandı biraz, anne anne demeye başladı. Sonra “Bak ne kadar güzel, minik kardeş” falan diyince daha bir kabullendi durumu. Bir de Esin’lere uğradık geçen cumartesi. Gökay’la Hilal’i ilk defa yürürken gördü. 3 çocuk koşturdular evin içinde. Gökay’a karşı daha savunmasız Duru. Ama Hilal’i itti gibi oldu bir ara, hemen tepki gösterdim. Sonra yaptığını anladı, ona oyuncak verdi. Al demiyor da vi vi (ver) diyor:) Allahtan anlayışlı çocuk. Demek Duru da arada canavarlaşabiliyor. En çok ona üzülüyordum, parkta falan itiyorlar diye, azıcık kendini savunsun da istiyorum.

Dün akşam biz işten gelince kapının önünde müthiş bir sevgi gösterisiyle karşılaştık. Çığlıklar, kikirdemeler, zıplamalar. “Anem, babam” diyip durdu.

Bir de hâlâ çok düşkün bana. Azıcık içeri gideyim, “Annem annem annem” diye ağıt yakarak, acıklı bir ses tonuyla yanıma koşuyor hemen. Gözünde de yaş hazır hemen. Aslında birazcık kendiyle kalabilsin istiyorum artık, bana çok bağlandı. Memeden sonra geçer diye umuyorum.

Şimdilik yazacaklarım bu kadar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ömerli’de At Çiftliği

Cumartesi günü havanın güzel olacağı duyumunu almış, mutlaka dışarı çıkmamız gerektiğini düşünmüştük. Geçen hafta Serhan’ın fuarı olduğundan bir yerlere gidememiştik de.

Ne yapsak diye düşünürken Murat aradı, cumartesi günü Ece’nin binicilik kulübüyle Ömerli’de bir at çiftliğine gideceklerini söyledi. Yanımıza bir şeyler alır, orada brunch yaparız diye kararlaştırdık.

Cumartesi hakikaten müthiş bir hava vardı dışarda. Duru’ya balkonda kurabiye, peynir ve sütten ibaret pratik bir kahvaltı atıştırttık. Severek de yedi, sevindik. Bu arada balkonun adı “Dabon”. Annemi de göndermedik, kadın 5 gün eve kapanıyor, zorla onu da götürdük. Evden peynir, domates falan aldım yanımıza. Yoldan da poğaça, simit türevi şeyler aldık. Sonra Muratlarla buluştuk. Her şey iyi gidiyordu. Duru’da bir durgunluk vardı yalnız. Meme de emdi yolda. Derken durgunluğun nedenini anladık, bütün yediği içtiği ne varsa kustu. Bütün araba ve onun üstü başı battı. Biraz da korktu mu ne, ağladı yavrum. Neyse kenarda durduk, üzerini değiştirdim ve yolun geri kalanını kusmuk kokuları içinde tamamladık:)

Gideceğimiz yere vardık nihayet. Çok güzel bir yer, sakin, yeşil… Tam kafa dinlemelik. Oraya gelen zaten at binmek için geliyor, öyle mangal vs. muhabbeti falan da yok. Önce kahvaltımızı ettik, sonra Duru’yla oynadık. Her yer alabildiğine yeşillik. Ece de oynadı sağolsun Duru’yla, zaten Duru hastası Ece’nin. Ona köpek almıştı, o günden beri evde “Ece Ece” diye dolanıyor.

Hepimize terapi gibi geldi. Kafamız dinlendi. Gerçi benim alerji tavan yaptı ama olsun. Evde de dursam aynı olacaktı sonuçta. En önemlisi Duru çok mutluydu. Babası ona bir tane de top aldı, “Cimbombom” demeyi de öğretti, şartlı refleks oldu. Topun rengine bayıldım, Duru da sevdi:)

Atları sevdik. Daha doğrusu bir tanesini sevdim, yanakları çok güzeldi, yumuşacık. O da sevsin diye başını çıkardı penceresinden. Bir hayvanım olsa atım olsun isterdim, çok değişikler, asiller. Şeker yedirmeye cesart edemedim henüz, ama onu da yapacağım ilerleyen günlerde:) Bir an öyle kaptırmışım ki kendimi, “annesinin güzeli, canımm” diye diye severken seyisin gelmesiyle dünyaya döndüm, çok da utandım ama bana ne:)

Murat’la Ece at bindiler, o ara Duru’ya bir şeyler yedirdim. Saat 4′ü geçerek kalktık.

En kısa zamanda tekrar gitmeli. Yavrusunu kapan gelsin valla…

Hafta sonu dolu dolu

Geçtiğimiz hafta sonu tam  zamanlı anneydim, yani 24 saat bire birdik Duru’yla:) Diğer zamanlar çalıştığım için yarı zamanlı sayılıyorum, hafta sonları da Serhan oluyordu yanımda. Ama bu hafta sonu ne iş ne de Serhan vardı.

Hava da iyi olsaydı tadından yenmeyecekti. 2 gün boyunca yavruma azıcık da olsa doydum. Yorulmadım mı, yoruldum tabii. Özellikle beni gördükçe aklına meme gelmesi pilimi yeterince bitirmeye kâfiydi.

Sabahları kalkınca lazımlığa oturtuyorum artık. Kendi de görünce “çişş” diyor zaten. Bu iki gün, öğle yemeklerinden sonra da oturttum, kakasını yaptı bir güzel. Aralarda da denemem oldu ama boş geçtik çişleri, beze yaptı. Neyse en azından lazımlıkla barış içinde yaşıyor, maşallah diyorum. Önce oturmak istemiyor, şakayla oyunla karışık oturtuyorum, oturunca da kalkmak istemiyor orası da ayrı mesele.

Neler yaptık bu iki gün? Bol bol oynadık, miyav miyav, cee yaptık (Duru emekleme pozisyonunda miyav miyav diyerek kaçıyor, ben de yakalıyorum, müthiş heyecanlanıp çığlık atıyor), camdan baktık, paltomuzu giyip balkona çıktık, kekik koparıp yedik, şarkı söyledim ben o da dinledi, karşıdakı evleri anlattım balkondayken, yemek pişirdik, sarılıp uyuduk… Dün çok az uyudu, kereviz yapayım derken uyandı, “anne” diye çağırdı yanına. Ben de aldım getirdim, tezgaha oturttum, önüne de verdim birkaç kaşık tabak, o da yemek yaptı ben de. Sonlara doğru sıkıldı, oyaladım güç bela. Bir ara eline soyulmamış kerevizi alıp “aaa ananas”dedi:) komiğime gitti.

Camdan bakarken de karşıda minibüsler falan var. Mavi minibüs demeyi öğrendi, “mavi müs” diyor, onun yarım yamalak konuşmasına bayılıyorum:)

Arada bol bol sarılıp “annemm” dedi. Çok mutluyduk ikimiz.

Dün gündüz az uyuduğu için akşam altıbuçukta memede uyuyakaldı. Yerine yatırdım. Sonra uyandı, baktım hâlâ uykusu var. Göğsümde uyudu, ben de kıyamadım, kolumda uyuttum onu. Arada gözünü açıyor, bakıyor ki yanındayım hemen uyuyuveriyor. Böylece 1 saat uyumuşuz.

Akşam yemek yerken gündüz yaptığım kerevizden de getirdim. Hatırladı onu, “kevij” dedi. Bir de yemekten sonra “doydun mu” diye sorduğumda “doydum” diye cevap verdi bana:)

Akşam Serhan, anneanneyi de alıp geldi. İkisini de özlemiş. “Anneannemm” diyor, arkadaşı onun ne de olsa. Bir de arkadaş, kardeş kavramlarını telaffuz etmeye başladı. “Adadaş” diyor, karşıdan geçen bir çocuk görünce. Bir oyun grubu falan bulsam iyi olacak. Senin de arkadaşın var diyorum, Bulut var, Esin teyzenin çocukları Hilal’le Gökay var diyorum, kafasını sallıyor “Hııı” diyor.

Gece zor uyudu, akşamki uykunun etkisi herhalde. Memede uyumadı, yatağa koydum, yanına da ben yattım bir o yana bir bu yana döne döne uyudu sonunda, saat 11′i geçiyordu.

Sabah erken uyandı, 8′e geliyordu saat. Bize el sallayarak uğurladı evden. Bu da beni müthiş memnun ediyor, bir dönem çok zor oluyordu ayrılmak, her şey geçici…

2 gün iyi geldi. Çok garip, hem yoruldum hem dinlendim. Bir yerlere yetişme telaşı da yoruyormuş beni. 2 gün Duru’yla evde kalmak iyiydi özetle…

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers