Archive for the ‘1. ay (Haziran-Temmuz)’ Category

Doktorum civanım

29 Haziran Cumartesi doktor kontrolü vardı. 4 yaş. Ablamlar götürdü bizi.

Bir süredir Duru’nun midesinden yukarı doğru gaz çıkıyor fakat bunu çıkaramıyordu. Bir akşam da aynen benim yaşadığım gibi göğsünde gaz ağrısı hissedince Duru’nun reflü olabileceği gelmişti aklıma. Gece uykusunda da öksürüyordu, muhtemelen mide asiti geliyordu boğazına. Yıldız Hanım’a bunları anlattığımda reflü teşhisi koydu. İlaç verdi, şurup.

Tartım ölçüm bitti. 19,4 kg, boy da 107 cm geldi. Sıra aşıya gelmişti. Yıldız Hanım Duru’nun doktor konusundaki hassasiyetini bildiğinden epeyce kasılmış sanırım DBT aşısı yaparken. Duru’da tık yok. İrkilmedi bile. Yıldız Hanım’ın eli mi hafif yoksa benim çocuğumun acı eşiği mi yüksek anlayamadım. “Bilseydim o kadar kasılmazdım, başım ağrıdı” dedi. Neyse, korktuğumuza değmedi, çünkü Yıldız Hanım’ın ilk aşısı idi bu.

Reflü için verdiği ilacı bir süre kullanıp sonra konuşacaktık.

Aşı, sonrasında kolunda epeyce ağrı yaptı, birkaç gün sürdü bu ağrı. Onda bile sesi çıkmadı yavrumun. Ateş yapmadı ama çok fazla kol ağrısı oldu. Gece uyurken “Anne kolum kalkmıyor” diyordu kuzum…

Benim dayanıklı akıllı kızım…

Ve sahnelerde Duruuu…..

 22 Haziran’da Duru’nun yıl sonu gösterisi vardı. Ne heyecanlı bir şeymiş bu… Bir yandan Duru’yu sahnede görecek olmanın heyecanı, diğer yandan “ya ağlarsa” korkusu…

Neyse, cumartesi sakin sakin kalktık. Gösteri kısmını pek dile getirmeden kahvaltı ettik vs. Saat 4’te orada olmamız gerekiyordu. Kavacık’ta Ahmet Mithat Kültür Merkezi’nde. Teyzeler ve hala da oraya geleceklerdi. Sınırlı misafir kapasitesi olduğundan herkesi çağıramadık.

Duru’ya kot etek ve Deha tişörtünü giydirip saçını topuz yaptım. Öyle istemişlerdi. Saat 4’te oradaydık. Benden ayrılırken yine ağladı tabii, korktum sahnede de öyle olcak diye. Seni izleyeceğim ben dedim. Yerimizi alıp beklemeye başladık. Arkalarda idik, beni görür de arıza çıkarır diye çok önlere oturmadık. Neyse perde açıldı, tüm çocuklar sahnede İstiklal Marşı için bekliyordu. Duru çok güzel okudu, öyle ciddiydi ki, iki eli yanda, tüm ciddiyetiyle okudu marşı, çok duygulandık. Ardından Türkçe ve İngilizce şarkılar okudular.

Arada beni arıyordu, el ettim ama görmedi tabii ışıklardan. Bir ara Yeşim Öğretmen’e sordu, o da burada dadi herhalde. Zaman zaman yüzünde endişe ifadesiyle şarkıları çok çok güzel söyledi. Hiç de ağlamadı. Çok gurur duydum.

Hala sonradan geldi. Onu görünce çok sevindi Duru, sahneden “halaa” diye el salladı:) Neyse, perde kapandı, sonra sırayla çıktı çocuklar.

Dramada meyve oldular, Duru karpuzdu. Yanındaki sevimli patlıcan da Gökay. O da ayrı alemdi:)

Öğretmenlerinin meyveleri yıkarken Duru’nun yaptığı hareketler hala gözümün önünde:)

Çok eğlendiler hepsi de…

Hepsi çok güzeldi. Özellikle Tuba öğretmenin hazırladığı Tayfalar rondu bence çok çok iyiydi. Bir de kostüm olarak birer tane çizgili tişört giydirebilselerdi çok daha mükemmel olacaktı gösteri. Ben izlerken çok keyif aldım. Duru özellikle Buğra’sıyla birlikte o kadar eğlendi ki onları izlerken ben daha çok eğlendim.

Duru gerçekten iyiydi, kendi çocuğum diye söylemiyorum. Hepsinde çok iyiydi. Çok da eğlendi. Hepsini hakkıyla yaptı. Dansta prenses gibiydi. Bale ve müzik öğretmeni zaten Duru’nun çok yetenekli olduğunu söylemişti. Böyle bir çocuğa sahip olduğumuz için çok çok şanslıyız…

Gösteri 2,5 saat sürdü. Biz bile izlerken yorulduk, kim bilir o minikler ne kadar yoruldular. Bravo hepsine…

Gösterinin sonunda tüm çocuklara belge dağıttılar. Mezunlar kep attı:) Bizimki belgesini alır almaz yanıma geldi. Sinirliydi biraz, yorulmuş, şekeri de düşmüştü. Arkada sandviç yemişler ama çıkınca bizden istediği ilk şey “çikolata” idi.

Öğretmenine veda edemedik. Sınıf arkadaşlarından biri Duru’ya biraz hoyratça sarılınca bizimkinin ayarı bozuldu tabii, yorgun da… Ağlayarak günü bitirdik. Öğretmenleriyle fotoğraf bile çekemedim. Neyse, gösteri boyunca gıkı çıkmadı ya, bu bana yeter.

Çıkışta anneanne, teyze, enişte, hala ve kuzen hep birlikte Küçüksu’da bir yere gittik. Orada da birkaç erkek çocuğuyla futbol oynadı:) Enerjisi bitmemiş demek ki:) Her yeri simsiyah olmuştu top oynamaktan, kirlenmek güzeldir:)

Duru’nun ikinci sahne deneyimi idi bu. Eğer sayarsak, ilki geçen yıl gittiğimiz tatil köyündeydi, birlikte aynı sahneyi paylaşmıştık. İnsan çok heyecanlanıyor, merakla bekliyor, duygulanıyor. Annemi şimdi daha iyi anladım. Demek, o da beni seyrederken aynı şeyleri hissediyormuş, hep anlatırdı bana…

Sonraki gün gösteriyi izledik videodan. Buğra’yla bir ara birbirlerine bakıp gülüp eğlenip şarkı söylüyor Duru. Bana şöyle dedi: “Anne bak, Buğra’yla nasıl da birbirimize bakıp şarkı söylüyoruz”:) Kalıverdim öylece. Okulun gönderdiği videoyu izlemedim henüz, fakat fotoğrafları gördüm. Birkaç kare haricinde güzel değil, beğenmedim. Öylesine çekilmişler, ne kadraj var, ne açı… Keşke böyle güzel bir gösterinin fotoğrafçısı ve fotoğrafları da iyi olsa… Neyse ki biz çektik, en azından onlar var.

Mutlu bir günü daha bitirdik. Kızım bana güzel bir deneyim daha yaşattı. Daha nicelerine, birlikte, sağlıkla inşallah…

1 yıl sonra Kaan ve Duru

Geçen yılki tatilimiz çok güzeldi. Bir sürü çocuklu aile vardı gittiğimiz yerde ve hepsi de çok iyi insanlardı. Deren’lerle de orada tanışmıştık. Telefonda görüşüyor fakat bir türlü yüz yüze görüşememiştik. 16 Haziran Pazar günü Deren’in çalıştığı bankanın bir organizasyonu vardı Küçük Çamlıca’da. Orada buluşmak için sözleştik.

Tam 1 yıl sonra tekrar görüşmek çok güzeldi. Geçen yıl böylelerdi işte:

Duru ve Kaan geçen yıl da çok iyi anlaşmışlardı, bu yıl da kaldıkları yerden devam ettiler. Aralarında en ufak bir sürtüşme dahi olmadı. Çok da büyümüş, çok da akıllı…

Ben Deren’le, Serhan da Aşkın’la vakit geçirdik. Çok keyifli bir gündü. Çocuklar coştukça coştu. Biz de saatler nasıl geçti anlamadık.

En sonunda bir futbol maçı vardı, onu seyredip ayrıldık oradan.

Fakat çocuklar o kadar iyi anlaşmıştı ki Kaan duru’yu evine götürmek istedi:) Deren’ler bizi eve bıraktılar, sonra hep birlikte yukarı çıktık. Kahve içtik, bebeler de biraz daha birlikte vakit geçirdiler.

Şimdi tatildeler. Dönüşte görüşeceğiz. Duru kaç gün Kaan’ı sayıkladı. Akşamına “Kaanlar bize gelsin” diye diye uyudu.

 Herkes için çok güzel bir gündü, özlemişim böyle bir gün geçirmeyi… En kısa zamanda tekrarlamak dileğiyle…

Toplu taşıma araçlarını tanıyalım☺

15 Haziran yazısı bu da, geriden geriden gidiyoruz bakalım…

Arabamız yok artık, bir süre de olmayacak. Aslında iyi de oldu bir yandan. Bir yandan da kötü. Çocukla zor oluyor. Kalabalık tıklım tıkış otobüslere binemiyorsun. Kuyruk bekle bekle nereye kadar. En sonunda taksi, o da epeyce maliyetli. Bu işin zor yanı. Güzel yanıysa park derdin olmadığından istediğin her yere gidebiliyorsun. Kadıköy’e gittik mesela. Direkt otobüsle ulaşamadık, çok kalabalıktı. Üsküdar üzerinden gittik. Kadıköy’e varınca da yürüdük epey. Bizim küçük hanımın canı balık isteyince mola verdik oradaki balıkçılarda. Yürüyerek aşağı inerken Kızılderili müziği yapan bir grup gördük. Duru’nun çok ilgisini çekti. Bir süre dinledik. Gitmek istemedi epeyce. Para vermiştim Duru’ya, müzisyenlere vermesi için, gitmedi. Hadi birlikte verelim dedim, yine korktu yanaşmadı☺ Tüyler falan vardı, geleneksel kostüm giymişlerdi. Sonra parayı göstererek “Bununla mısır alırız” dedi☺ Güldüm, mısır bulmak üzere yola çıktık☺ İkinci durak Fındıkzade idi. Babalar günü nedeniyle dedeyi ziyaret etmek istedik. Eminönü üzerinden gittik. Eminönü ayrı bir alem, yurdumdan manzaralar, çeşit çeşit… Aradığımız mısırı orada bulduk. Kendimizi tramvaya attık, toplu taşıma araçlarını sonuna kadar kullandık yani☺ Dedeye gittiğimizde yorulmuştu haliyle. Onca yol yürümüş, gıkını bile çıkarmamıştı bu sıcak havada. Pili biraz şarj olunca icraatlarına başladı tabii☺ Dedesi ona karpuz almış, afiyetle mideye indirdi. Sonra bisküvi, sonra börek. Yemek derken bir dinozor yumurtası bırakma vakti gelmişti☺ Halası okursa bunun ne demek olduğunu anlar, sevgiler buradan ona da☺ Halası ona güzel bir elbise almış, tutturdu giyeceğim diye. Giydi, onunla gitti eve de. Dönüşte otobüse bindik. Eminönü’nden de motora… En son minibüs kuyruğunu görünce taksiye atladık. Duru’nun pili takside bitmişti… Günü dopdolu yaşadık. Uzunca ve yorucu bir gündü. Arabasızlığın verdiği dayanılmaz hafiflikle hepimiz deriiin bir uykuya daldık☺

Biraz ara

Hiç içimden gelmedi yazmak. Durumlar çok karışıktı. Elim kolum kalkmadı, elimden bir şey de gelmedi.

Bitti mi bitmedi. Daha yeni uyandık uykudan. Önümüzde uzun bir yol var, gideceğiz gündüz gece…

En güzel yarınlar çocuklarımızın olsun, barışla, mutlulukla, sevgiyle…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers