Archive for Ekim, 2011

29 Ekim kutlu olsun herkese…

Her bayram Duru’ya anlatıyoruz, özellikle milli bayramlar çok önemli, onun da bilmesi gerekiyor.

Bu 29 Ekim de bunu yaptık, bayramı, Atatürk’ü anlattık.

Bayram bayraksız olur mu, olmaz tabii. Sabahtan ikimiz el ele tutuşup Migros’un yolunu tuttuk. Yolda bayrakları gördükçe bana gösterdi, çok seviyor zaten bayrağımızı, “Anne bak Türk bayrağı” diye diye Migros’a vardık. Orada bulmaktı ümidim fakat bayrak gelmemişti henüz. Sonra aklıma sitenin içindeki bakkal geldi, heyecanla gittik oraya. Baktık, tezgahın üzerinde tam Duru’ya göre bayraklar var. Hediye etti bize sağ olsun, Duru’nun ifadesini görmeliydiniz. Keşke bizler de çocuklar kadar çabuk sevinip mutlu olabilsek…

Kızıma bayrak bulmanın sevinci ve gururuyla evimizin yolunu tuttuk el ele. Yol boyunca sıkı sıkı tuttu bayrağını, sallaya sallaya mutlu mesut yürüdü yamacımda… (Bir de yeni bir şey, kaldırımın kenarından akrobat gibi yürüdü, dengesini de kaybetmiyor cadı. İlk kez rastladım.)

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun, minicik Duru’mun içindeki coşku, gözündeki bu pırıltı umarım her zaman devam eder ve tam bir “Cumhuriyet çocuğu” olarak yetişir…

“Anne çişim geldi”

Dün gece ilk kez uyandı uykusundan ve “Anne çişim geldi” diye seslendi bana.

Muhtemelen çiş yaparken bunu hissetti ve uyandı. Olsun, bu da bir gelişme. Geceleri bezliyorum her ihtimale karşı, kuru uyandığı da oluyor ıslak da, kuru uyandığı sabahlar daha fazla.

Gece koşa koşa getirdim lazımlığı, oturdu, azıcık da yaptı, karanlıkta göremedim. Bezi ıslaktı.

Böyle böyle geceler de düzene gidecek inşallah.

Minik kuşlar

Ne zamandır görüşemiyorduk Ebrularla, çok özlemiştim…

Kalktık gittik cumartesi akşamı.

Duru da pek bir sevindi Günoşuna gidecek diye.

Artık Günoş’a Güneş diyor, o da ayrı…

Neyse, gittik…

Muhabbet kuşu vardı onların, 1 tane idi, sonra iki, iki de yavru olunca 4′e çıkmış sayıları, baba Uğur ölmüş maalesef.

2 yavru ve 1 anne kalmış.

Duru kuşları görünce çıldırdı tabii. İçeri saldılar, 3′ü de uçuyordu. Fenerbahçe’deki Romantika’yı hatırladım, orda da serçeler uçardı içerde.

Kuşlar pek uysal, hele 1′i öyle güzel ki, yavru, adı Limon…

Duru onu, o da Duru’yu pek sevdi.

Duru’nun kolunda öylece durdu, hiç kaçmadı. Hatta boynuna bile tırmandı, azıcık irkildi Duru ama hiç çaktırmadı diyeyim:)

Duru o akşam kuşları ve Güneş’iyle çok mutluydu.

Bize hiç sorun çıkarmadı, Güneş de çok güzel ilgilendi kardeşiyle. Elleriyle besledi, boyalarını, oyuncaklarını paylaştı.

Öyle içten sarılıyorlar ki birbirlerine…

Çok duygulandım.

Güneş, benim canımın canı, Duru da benim…

Onları böyle görmek sevindirdi beni, kardeş gibi ne güzel.

Ebru da benim kardeşim, oturup lafladık biz de. Selçuk’u da Ebru’yu da özlemişim.

Oradan kalktaığımızda saat 1′e geliyordu neredeyse. Duru hiç gitmek istemedi. Güneş de kalmamızı istiyordu. Büyüdükçe, aradaki yaş farkı azaldıkça daha iyi oluyor ilişkileri.

Bol kuşlu ve sevgi dolu bir akşamdı…

 

 

Duru ve Bulut’un sirk macerası

Şu indirim siteleri işe yarıyor valla. Daha önce de Duru’yu Rahmi Koç Müzesi’ne götürmüştüm bu vesileyle. Geçenlerde de Darix Togni Su Sirki biletleri düşünce Seher’le alıverdik.

Babam bizi Medrano’ya götürmüştü seneler evvel. Çok bilir öyle şeyleri, nasıl hoşumuza gitmişti, ablamla seyretmiştik. Hatta maymunla çekilmiş bir fotoğrafım bile vardır, korkmuşum ki gözlerim faltaşı gibi açılmış, ama hiç çaktırmamışım:)

Neyse, geçmişten günümüze dönelim derhal. Saat 5 seansına gittik. Hava da nasıl soğuk… Seher ve Serhan da gitmemiş daha önce, hem küçük bebeler hem de biz büyük bebeler olarak, sirki seyredecek olmanın heyecanıyla biletlerimizi aldık:)

Sirk ortamı beni hep etkilemiştir, çok farklı bir dünya, beni çok çekmiştir her zaman. Belki de bir dönem oralarda bir sirk kızıydım ne bileyim:)

İçeri girdiğimizde palyaço karşıladı bizi. Duru korktu, ağlamaya başladı. Kucağımda içeri götürdüm, neyse ki sustu. Işıklar falan çok güzeldi, etkilendim…

İçerde büyük kedi kılığında bir tip geziniyordu, Duru ondan da korktu:) Gelmesin yanına diye saklandı yamacıma. Neyse ki krize dönüşmedi.

Bir de fotoğraf çektirmek için minik bir aslan yavrusunu dolaştırıyorlardı. Tabii biz de çektirdik, bir daha bir aslana nasıl el sürebilirdik ki? Üzüldüm de bir yandan, zavallı daha o kadar ufaktı ki, flaşlar patlıyor sürekli, rahatsız oluyordur mutlaka. Duru da sevdi, ben de sevdim, yumuşacıktı…

Yerimiz fena değildi, Bulut önümüze oturanları ayak darbeleriyle kaldırınca daha da keyifli oldu sirki izlemek:)

Sirkin ilk yarısı su temalıydı, dans, akrobasi ağırlıklıydı.

Çocukların da ilgisini çekti gösteri. Bulut arada dönüp Duru’yu kesiyordu, ne yapıyor diye merak ediyordu herhalde:)  Bir ara beni dürtüp “pşşt” dedi, sahneyi gösterdi bana, koptum:)

Sirkin ikinci yarısı hayvanlar da geldi. Kaplanlar, yılan, at, köpek… Meksika şarkısında Bulut’un dansını ve Seher’le yaşadığı duygusal anı ise ancak görmek gerekir:)

İkisi de sıkılmadan izlediler, iki saat orada oturmak zor iş hakikaten, demek bizim bebeler o olgunluğa erişmiş artık:)

İşte bizim cüceler böyle seyrettiler gösterileri...

Çıkışta Duru ve Bulut el ele tutuşup resim çektirdiler:) Çok komikler, sanki ikisi yalnız gelmiş gibiydiler. Bulut pek bir sahiplendi bu kez Duru’yu, elini bırakmak istemedi:) Oralar çamur olduğundan bazı yerlerde bebeleri kucağımıza aldığımızda bile hâlâ el ele tutuşuyorlardı …

Sonra Nautilus’a gittik, 2 saatin birikmiş enerjisini harcamak için uygun bir ortamdı. Bulut’u tutabilene aşk olsun, Duru da onun peşinde… Biraz koşturduktan sonra Duru’ya ayakkabı bakmak için ayrıldık Seher’lerden…

Güzel bir gösteriydi, çocukların ilgisini çok çekti, tabii bizim de…

 

 

 

 

Minik Duru çetin ceviz:)

Armutlu’dan dönerken yolda sebzeci meyveciler vardı. Ordan biraz domates, erik falan aldık, biraz da taze ceviz.

Ertesi akşam Duru, kırılmak üzere tepside bekleyen cevizleri görünce kırıcam diye tutturdu.

Babasına başvurduk, baba kız çetin cevizleri kırmak için şekilden şekile girdiler:)

Buyrunuz, işte böyle…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers