Archive for the ‘5. ay’ Category

Sarı saçlarından kim suçlu?

Serhan tabii ki:)

Benim sarışınlıkla uzaktan yakından alakam yok, gayet siyah saçlıyım.

Küçükken simsiyah saçlarım varmış benim, doğduğumda erkek zannetmişler:)

Serhan ise lüle lüle, sapsarı saçları olan bir çocukmuş, kız gibiymiş…

Duru’nun sarıya dönük saçları babasının geninden. Lülelerin bir kısmı bana bir kısmı Serhan’a ait…

Uzadıkça biraz düzleşiyor sanki, bakalım ne olacak??

Allah ortaya şöyle karışık bir çeşit yapmış, öyle güzel ki dadından yinmiyor:)

Makas ve kesme tutkusu

Duru’da yeni bir aktivite var bu aralar: Kesip biçme işleri…

Seher taa geçen yıl Duru’ya makas almıştı Imaginarium’dan. 3 adet makas ve hepsi farklı şekilde kesiyor kağıdı. Plastik olduğundan ele de zarar vermiyor. Duru kesmeyi beceremediğinden öylece duruyordu.

Fakat 15-20 gündür adeta makas fanatiği. Evin her yeri kırpılmış kağıtla dolu. Hele ilk keşfettiğinde o kadar kendini kaptırıyordu ki uzun süre oturduğu yerden kağıt kestiği oluyordu.

Annem göstermiş nasıl kesileceğini. Yapamayınca arada sinirleniyor da… Keserken zorlanıyor olacak ki bir yandan da ağzını açıyor güç almak için:)

Sonra bayramda babası oyun hamurundan saçları çıkan bir bebek almış. Hamuru bebeğin içine itiyorsunuz, kafasındaki deliklerden hamurlar çıkıyor saç gibi, onu da setin içinde yer alan makasla kesiyorsunuz. Biraz zor ittiriliyor içeri hamur, bir büyüğün yardımı olmadan zor. Neyse, oyunun bu kısmı unutularak iş sadece oyun hamuru kesmeye dönüştü. Bir dönem de deli gibi oyun hamuru kesiyordu Duru. Tabii her yer sarı, kırmızı, turuncu kurumuş oyun hamurlarıyla doluydu…

Hâlâ çok seviyor. Ben bıçakla pasta falan keserken “birlikte keselim mi” diyor, hoşuna gidiyor bir şeyler kesmek.

Diğer bir hobisi de mandalina soymak. Ortadan küçük bir delik açıyorum gerisini o soyuyor.

Şimdi, tahtadan yapılmış meyve-sebze kesme oyunlarının ne işe yaradığını anladım. çocuk için önemli bir şey demek bu. Başardım diye de ayrıca seviniyor.

Hakikaten hiçbir şey kesemiyorken ben de bunu yapabilseydim ben de epey merak sarardım bu işe.

Bazen boyama yapıyor, kafasına eserse… Boyama kitaplarındaki şekilleri taşırmadan boyamaya çalışıyor, çabası takdire şâyan, güzel de boyuyor yaşına göre bence…

Stickerlar eskisi kadar cazip olmasa da arada oyalıyor onu. Artık kitaba, kağıda değil de mobilyalara, alnımıza, yanağımıza yapıştırıyor yalnız:) Geçen gün bir sürü sticker söktüm gardırobundan…

Dünyaya onun gözlerinden bakmak lazım, her şey, her aktivite yeni onun için… Ne kadar garip geliyor böyle düşününce…

Minik Duru bin bir surat

Duru lazımlığa oturunca illa bir kitap, bir oyuncak bir şey istiyor. Kitabı eline alıyor “oku bunu bana” diyerek bana okutuyor çoğunlukla…

Bu seri Duru’nun bebekliğinden beri elinden düşmedi, Tudem yayınlarından çıkan, 6 kitaptan oluşan bir seri bu. Her kitap bir şeyi tanıtıyor, Taşıtlar, Doğa, Dinozorlar, Kavramlar gibi… Bir arkadaşım Duru için hediye etmişti. Özellikle “Vücudum” kitabını elinden düşürmedi…

Yine lazımlık konumundayken elinde bu kitap, inceliyoruz beraber. Bir sayfasında çocuklar duygu durumlarına göre ifade vermişler yüzlerine. Aynı şeyi Duru’da denedim. Gülüyor, küsüyor, düşünüyor, heyecanlanıyor ama ağlamayı bilmiyor:) Evet, resmen “ağla bakalım, nasıl ağlıyorsun” diyorum ağlama sesi çıkarırken yüzü gülüyor çocuğun:)

Düşünen Duru...

Neşeli Duru...

Küsük Duru...

Uykucu Duru...

Daha değişik şeyler de denenebilir. Eğlenceli oluyor, aklınızın bir köşesinde bulunsun. Yapacak bir şey bulamadığınızda deneyebilirsiniz…

Uzuun bir bayram tatili

Biraz gecikti bu yazı, fotoğrafları ekleyene kadar 2 hafta geçmiş üzerinden…

Neyse, bir bayram daha geçti.

Senelik izinlerimizden 2 gün daha alınca, ailece 9 günlük kocamaan bir tatil yaptık.

Annem de âzat oldu böylece, evinde, yuvasında, kocasıyla oturdu mutlu mutlu…

Bayramda genellikle ev gezmelerindeydik.

Şöylece özetleyeyim:

İlk gün babaanne, ikinci gün ablam ve annemler, üçüncü gün Ebrular, dördüncü gün Emineler, sonraki günler evde ve dışarıda olmak üzere geçti koskoca tatil.

Babaannede çok neşeliydi Duru, kudurdu desem yeridir. O kadar hareketliydi ki terden sırılsıklam oldu. Giderken herkesi yanında, evine götürmek istedi:)

İkinci gün önce ablama gittik kahvaltıya, oh mis, valla gözüm döndü çeşitten:) Duru İso’suyla çook mesuttu. Öğleden sonra Duru’yu uyuturken yanında sızmışım ben de, kalktığımda içerde Emir hariç herkes bir köşede horluyordu:) Siesta yaptık, yediğimiz onca şeyi anca uykuda sindirebilirdik:) Neyse, akşamın kör trafiğinde annemlere gittik. Orda da yemek faslı derken 2. gün de bitmişti.

Üçüncü gün Ebru’lardaydık. Anne ve ablası da oradaydı, onları da görmüş olduk. Güneş ve Egemen’le oynadı, kuşları Limon’u kolunda taşıdı yine. Yemek yedik birlikte, güzel bir akşamdı.

Dördüncü gün Emine’lerdeydik. Geçen yıl Emine ve Melih’in Duru için aldıkları ebiseyi giydirdim, bu yıl tam oldu üstüne…

Bebeleri bir ara parka götürdü yine babaları:)

Biz de oturup azıcık lafladık, börek pasta yedik. Annem ve Emine’nin annesi de vardı. Onlara da bize de iyi geldi bu ziyaret.

Tatilde 2 düğün çıkardık aradan, gerçi 1,5 desek yeridir, çünkü Hanife’nin düğününe gitmemizle dönmemiz bir oldu, babam aradı. Duru annemleri perişan etmiş illa evimi ve annemi isterim diye. Dış kapıya yöneliyormuş, evimi özledim annemi özledim diye ağlamaktan helak olmuş yavrum. Babam hiç dayanamaz ağlamalara, hele söz konusu Duru olunca adam resmen çöküntüye uğramıştı eve gittiğimizde. Duru babamın kucağında uyumuş, sızmış daha doğrusu. Yatırmışlar koltuğa, uyurken bile iç çekiyordu. Öpüp koklayarak uyandırdım. Sarıldı, yüzümü sevdi. Babama “Annemler yemeğe gittiler” demiş, oysa biz ona toplantıya gittiğimizi ve çocukların oraya gidemeyeceklerini söylemiştik. Cin gibi… Bu olay bana şunu anlattı: Bir daha Duru’nun gidemediği yere anne ve babası da gitmeyecekmiiiş, bunu öğrendik…

Hasan’ın nikahı olaysızdı, Bulut da vardı, ikisi meydanda koşturdular. Bir ara bizim kız başka bir çocukla yan yana duruyordu tesadüfen. Minik adama bir baktım triplere girdi resmen, sonra da gidip çocuğu itti, anlamadım ben önce. Annesi şöyle tercüme etti Bulut’un bu hareketini, Duru’yu o çocuktan kıskanmış:) Vay dedim kendi kendime, minik adam sahiplenmeye de bilirmiş:)

Cumartesi akşamı Hasan’ın nikahından sonra Ece ve Murat’la buluştuk, yemeğe gittik bir yere. Gelirken dışarıda park gördü ve gitmek istedi. Hava buz. Neyse içeri girdik, orada bir oyun alanı vardı. Biraz oynadık sonra tek başına bıraktık onu, kendi sallanıyor, kayıyor kaydıraktan falan, her şey yolunda görünüyor gibi. Ben psikopat gibi bir yandan tavuk kanatlarını kemirip bir yandan da Duru’yu takip ediyorum… Baktım bizimki kapıdan çıktı, hızlı adımlarla dış kapıya doğru ilerledi ve çıktı gitti. Koştum arkasından, “nereye gidiyorsun sen” dedim, “parka” diye cevap verdi. Kızdım biraz. Kadınların arkasına takılmış gidiyor sıpa. Allah korusun, çok ama çok dikkatli olmak gerek…

Bunun dışında:

• Tatil bol çişliydi. Parkta, evde, arabada kazalar oldu.

• Duru bize biz Duru’ya yapıştık adeta. 9 günlük ev hayatı çok iyi geldi bana. Fakat bu durum bize yol, su, elektrik olarak geri döndü, tatil sonrası bebemiz depresyonda hafiften:(

• Bol bol el öptü,“ iyi bayramlar” dedi, aile büyüklerinin pamuk ellerini ceplerine sokturdu Duru:) Selin’in kedisi Boncuk Duru’nun elini tutmuş patisiyle bir ara. Gelip bize şöyle dedi heyecanla: Boncuk elimi öptü, iyi bayramlar dedi:)

• Dedesiyle arası iyiydi, pazar günü durduk yere sarılıp “Dedecim seni çok seviyorum” dedi ilk defa, şaşırdım, bir ara hiç ilgilenmiyordu zavallı adamla. Oysa babam da hastası Duru’nun. Geçen gün evdeyiz, bisikletine bakıp “Dede ne güzel almış değil mi anne” dedi:)

• Bayramdan sonra çocukta para kavramı oluştu, bir adet kumbara edindik kendisine. Şimdi bozuk paraları veriyoruz, atıyor içine.

Bir bayram da böyle geçti, güzellikle, sağlıkla… Şükür…

 

 

Kurabiye denemeleri

Duru büyüdükçe aktivite bulmakta zorlanıyorum. Hem daha çok şeyden anlıyor, daha çok şey yapabilme özgürlüğüne sahip olabiliyor insan fakat değişik şeyler bulmak gerekiyor her seferinde, bu da biraz sıkıntı yaratıyor tabii.

Her akşam eve “Bu akşam ne yapsak acaba” fikriyle dönüyorum.

Geçen akşam börek yaparken o da kaşıkla alıp börek içi koymuştu yufkaya, hem de pek keyif aldı. Onun elinin değdiğinden midir nedir pek lezzetli oldu, ilk kez evde börek uzun süre kalmadan bitirildi:)

Bundan cesaret alan ben dün akşamki faaliyet konumuzu “kurabiye yapımı” olarak belirledim.

Ama önce Duru’yu ikna edip banyo yaptırmam gerekiyordu.

Neyse bizim sokağa girince baktım annemle ikisi camdalar, beni bekliyorlar. Taaa uzaktan, kapalı camın arkasından duydum Duru’nun sesini, “Yaşasıın annem” diye bağırıyordu, adımlarım sıklaştı otomatikman:) Çok tarifsiz bir duygu gerçekten…

Eve çıktığımda hemen torbalara bakar, “sürpriz var mı?” diye sorar. Ben de Migros’a uğrayıp biraz alışveriş yapmıştım. Ona da dergi aldım “Meraklı Minik”, keyifli bir dergi… Görünce sevindi.

“Önce banyo yapalım, sonra yemek yiyip istersen dergiye bakarız istersen kurabiye yaparız” dedim. Hiç istemiyor banyoyu, böyle küçük teşvik kıtırları atmak gerekiyor. Tam girerken karnım aç dedi, ağladı, sokamadım banyoya. Önce makarna sonra bisküvi yedi, “hadi” dedim, “Son” dedi bir bisküviyi daha götürdü:) İkna etmek zor oldu, öyle böyle zorla girdi banyoya. O suyu kapatıyor ben açıyorum, gülmekten katılıyor bu arada. Zor koşullarda banyosunu tamamlamayı başardım:)

Yemekten sonra ortalığı toplarken ben, o da Meraklı Minik dergisinin kartlarıyla uğraşıyordu.

Bu arada kurabiyenin hamurunu yoğurdum.

Neyse, geldi sandalyesine oturdu. Önüne bir tabak biraz da hamur koydum.

Öyle iyi yakışıyor ki eline zannedersiniz büyümüş de küçülmüş.

Hamur biraz daha sert, kalıp çıkarmaya uygun olsa şeklini falan yamultmadan yapıp tepsiye koyacak hani.

Hmmm, ne kadar da ciddi…

En çok dinozor şekilli kurabiyelerden yaptı:) Aydede şekilliler Duru’un elinde birer dinozora dönüştü:)

Arada “Babam yesin” deyip bir tane de minicik yuvarladı eliyle.

Eller vıcık tabii…

Temizlik faslından sonra beklemeye başladık pişmesini. Kurabiyeler dombili bir şey oldu. Bir süre öylece seyretti kurabiyelerin pişmesini, içeri gitmek istemedi. “Bak şu tombiklere ne güzeller” deyip durdu:)

İlk pişenlerden verdim, oturdu yedi bir güzel…

Yiyor...

“Hmmm” diye beğenme sesi çıkarmayı da ihmal etmedi. Kendi eli değdi ya:)

Beğeniyor...

Bu arada pijamasına dikkat etmemişim, olayla pek alakalı gözüküyor:) Hmmm yummyy:)

Sonra uyumaya gittik içeri.

Gittiğimizde, aklı yarım bıraktığı yıldız kurabiyesindeydi.

“Kurabiyem orda kalacak” gibi bir şey söyledi, yani sabah kalktığında onu orada görmek istiyormuş.

Oysa annem çoktan midesine indirmişti bile:)

Evet, anladım ki yavaştan kek-börek-pasta imalatlarına başlayabiliriz kızımla…

 

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers