Archive for the ‘3. yıl’ Category
Dinozorlar, ailemizden biri gibi…
Dinozorları seviyor, çok seviyor…
Çocukların dinozor sevgisi nereden kaynaklanıyor diye merak ediyorum. Yani, öyle böyle değil. Evde dinozor oyuncaklar, dinozor kitapları…
Geçen cumartesi günü de Forum İstanbul’a gittik. Murat da vardı, çok özlemiş Murat’ı. Çok da iyi anlaşıyorlar. Forum İstanbul’a gitmişken dinozorları görelim dedik, Jurrasic Land‘e gittik Girişte dinozor iskeleti koymuşlar, bir de dinozor maketi. Bu ikisini görünce içeri girmemek olmazdı.
İlk önce bir sürü dinozor iskeleti ve maketinin olduğu bir alana girdik. Bir de mağara yapmışlar, oraya çıkıp dinozor yumurtalarını görüyorsunuz. Sonra sizi başka bir bölüme alıyorlar. Araştırma-geliştirme laboratuvarı gibi bir şey kurgulamışlar. İlk önce bir odaya giriyorsunuz. Orada 4 boyutlu bir film seyrettiriyorlar. Bir araca binip dinozorların olduğu alana gidiyorsunuz. Sarsıntılı koltuklar, alttan hava üfleniyor, önünüze bir dinozor çıkıyor, kuyruğunu vuruyor falan. Film başlamadan önce Duru yanağımı okşayıp “Korkma anne, korkma” diye beni avutuyordu:) Neyse, film başladı, ben bile korktum, durumu sezdirmemek için konuştum sürekli Duru’yla:) Baktım bir ara korktu bu yavrucak, gözünü kapadım, sonra o da gözünü kapamaya devam etti. Neyse ki 5 dakika sürüyor Allahtan…
Sonrasında başka bölümlere götürüyorlar. Laboratuvar, hasta bir dinozorun tedavi edildiği ünite, yumurta ünitesi, etçil ve otçul dinozorların olduğu başka başka bölümler… Etçil dinozorların olduğu bölümde biraz korktu Duru, kucağımdan inmedi. Sürekli onların birer kocaman oyuncak olduğunu söyledim.
Jurrasic Land’deki bu gezi toplam 45 dakika sürüyor.
Bence keyifliydi. Duru için de öyle… Gezinin sonunda “Sadece kemikleri kalmış” deyip durdu:) Çocuklar için çok değişik, gidilip görülesi bir yer bence…
Duru sayesinde dinozorları da öğrendik. Triceratops, stegosaurus, T-rex, diplodocus, allosaurus… Bunların hiçbirini bilmezdim ben. Bazıları çok korkunç gerçekten. Bir yandan da korkar mı acaba diyorum ama hiç de öyle durmuyor.
Dün eve giderken küçük bir dinozorlu kitap daha aldım. Tübitak Yayınları’ndan. Çok sevdi, elinden düşürmedi. 10 kez okuduk belki.
Bir yandan da şunu düşündüm. Şimdiki çocuklar, en azından böyle büyük şehirlerde yaşayıp bu tip yerlere gidebilen “şanslı” çocuklar erken yaşlarda ne çok şeyle tanışıyor. Ve bizim çocukluğumuzdan bu yana ne çok şey değişti… O kadar “kaydedecek” şey var ki etrafta, o yüzden yeni nesil bu kadar zeki ve cin gibi…
İyi mi kötü mü bilmem ama Duru’nun dinozor sevgisi epey süreceğe benziyor… Biz de daha çok şey öğreneceğiz bu nesli tükenmiş, Duru’nun deyimiyle “devasa” hayvanlar hakkında:)
Duru’nun “kalem”le dansı:)
Şimdi de kendi sandalyesi…
Bütün sandalyeyi itinayla boyamış. Ses etmedim ben de, oturduk birlikte boyadık kalanını. İş işten geçmiş bir kere…
Geçenlerde televizyonun altındaki duvarı bir güzel karalamış kurşun kalemle. Annem mutfakta iken. Sonra da annemi çağırmış, “Sana bir sürprizim var anneanne, ta ta ta taaamm” diye göstermiş:) Annem de ne desin ki:) Kurşun kalem de öyle illet bir şey ki o kadar silmeme rağmen çıkmadı. silgi deneyeyim bir de…
Odasının kapısına kağıt koymuştum karalasın da duvarları falan rahat bıraksın diye. Bir yaşa kadar işe yaradı ama artık yaramıyor. Neresi denk gelirse boyayabilir, Duru’nun insafına kalmış artık…
Son haller, fena haller
Duru’nun büyüdükçe hem fiziksel hem ruhsal özellikleri değişiyor. Giderek daha da güzelleşiyor. Giderek daha da agresifleşiyor… Bir kere yumruk ilk fırsatta havaya kalkıyor. Yumruğunu öyle kaldırınca ben anlamazlıktan gelip “Hmm, öpmem için kaldırdın herhalde” diyorum, sonra yumruğunu öpüyorum. Böylece bazı atakları geçiştiriyoruz.
Her şeyden sıkılıyor bir anda. Resim yapıyoruz, birden karalamaya, sert sert kalemi sürtmeye başlıyor.Pedegoga gitsem neler der acaba, diye geçiriyorum içimden. Acaba yaşının normal bir davranışı mı yoksa bu büyüme sendromunun bir gereği mi, bilemedim. Ona, bu davranışının normal olmadığını, bizi üzdüğünü söylüyorum. Bazen kendime hakim olamıyorum, nasibini alıyor benden, bağırıyorum, üzülüyorum sonra da…
Bunun yanında İngilizce epey kelime öğrendi. Her aklına geldiğinde kelimelerin anlamını soruyor. Söylediklerimizin hemen hepsini öğrenmiş. Fil, kelebek, cam, kapı, kedi, köpek, dinozor, su, domates, yılan… Bunlar aklıma gelenler. Dün gece yine karyolada uyumaya çalışıyoruz. “Battaniye ne demek” diye sordu. Ben de “blanket” dedim. Hmmm, bunlar İngilizce anne, ama biz onu anlamıyoruz” dedi bilmiş bir ses tonuyla:)
Favori kitabımız “Dinozor” bu aralar, İş Bankası Kültür Yayınları’ndan. Bayılıyor ona, 4-5 kez okuyoruz arka arkaya. Her seferinde “Ama onların sadece kemikleri kalmış” diyor, içini rahatlatırcasına. İlk kez 2 gece önce yatmadan kitap okumamı istedi. Genelde “Ilgaz Anadolu’nun” ve “Bu kalp seni unutur mu” bizim bu dakikalarımıza eşlik ediyordu. Bana kitap okutunca çok hoşuma gitti. Ama baktım 4, 5, 6 kez ark arkaya okudum, uyumaya niyeti yok… Benim ses kısılmak üzere… “Anne senin sesin kötü biraz” dedi sonra da:)
Gece bez olayı epeydir fena gitmiyor, nazar değmesin, 2 aya yakın bir süredir, çok yorgun olduğu ya da inadı tutup yatmadan lazımlığı ziyaret etmediği zamanlar haricinde bez bağlamıyorum. Dışarısı için Mothercare’den daha ufak bir lazımlık aldım ona. En azından sırt çantama sığıyor. Gittiğim yerde, tuvalete giriyoruz, yere gazete kağıdı serip lazımlığı koyuyorum. Oturup yaptıktan sonra tuvalete döküp siliyorum güzelce. Üzeri çıkandan aldım, tas gibi, rahatça yıkanıyor. Evdeki taht-lazımlık artık sadece evde hizmet veriyor Duru’ya:)
Duru’da hem olumlu hem olumsuz gelişmeler böyle işte. Büyümek böyle bir şey olsa gerek, masumiyet giderek kayboluyor, ego geliştikçe minik ve savunmasız kızımın yerinde yeller esiyor. Kendim için tek dileğimse “daha sabırlı ve sakin olabilmek”…
Maaile doğumgünü kutlaması
Serhan’ın doğum günüydü 10 Şubat’ta. Perşembe gününe denk geldiğinden aile içi kutlamasını pazar gününe erteledik.
Pazar günü brunch için babaanne, dede, hala, amca, yenge, kuzenler bir araya geldik.
Gün Serhan’dan çok Duru’nun günüydü. Selin’i çok özlemiş, tüm gün kucağından inmedi. Herkes bir arada olunca çok da keyifliydi. Işık’la bile epeyce oynadılar. Babaanne ve dedeyle de hasret giderdi Duru.
Amcalar erken kalkacağından saat 3′e doğru pastayı kestik.
Bu kadar kalabalık olunca Duru’nun canı uyumak istemedi tabii. Akşama doğru zar zor ikna edip uyuttum. Onunla birlikte herkes uyudu:)
Yemekten sonra babaanneler kalktılar. Duru’yu da gönderdim onlarla. Bana el sallayarak, güle oynaya gitti.
Bu durum beni hem sevindirdi hem de bir buruldum. Beni takmadan güle oynaya gitti dedim içimden:)
Bir yandan temizlik yaparken aklım da Duru’daydı. Çok garip bir duygu. Alışmışım hep yanımda olmasına…
Neyse, bir ara baktım Serhan beni aramış. Hemen aradım. Yolda çok zorlamış Duru. Önce “annemi özledim” demiş. Sonra ağlamaya başlamış. Annemlere geçmişler sonra. Ben arayıp sesimi duyunca başladı ağlamaya:(
Apar topar çıkmışlar oradan. Onlar döndüklerinde evin tüm işlerini bitirmiş, her şeyi yerine yerleştirmiştim.
Beni gördüğünde mahzunlaştı çok:( Kucağımdan inmedi. Ben de ona yapıştım resmen. Sonra da yatağına yatıp uyudu…
Demek daha anne kuzusu dedim kendi kendime… Bir yere bırakıp gitsem apar topar geri döneceğim. Arkadaşımın düğününe gittiğim gibi geri dönmüştüm, annemler susturamamışlardı:( Daha zamanı değil demek ki…
Bir doğum gününde daha birlikteydik. Nice birlikte kutlayacağımız doğum günlerine…
“Çok işim var, seninle uğraşamam”
Akşamları bazen babasının odasına götürüyor beni. Bilgisayarın başına oturuyoruz. “Sana çok seveceğin bir şey açıcam anne” diyor, kapalı bilgisayarın önünde. “Araba sever misin” diyor, ben de “evet” diyorum. Sonra hayali filmimizi izliyoruz birlikte:) Kırmızı arabalar, ağaçlar, mavi kuşlar falan var filmde.
Sonra masanın üzerindeki ajandayı açıp “meşgulmüş” numarası yapıyor. Kendi elinin resmini çiziyor, bir şeyler karalıyor. Efendim çok işi varmış, ders çalışıyormuş. “Çok işim var seninle uğraşamam” diyor bana. Hiç de kullanmadım bu lafı onun yanında, nereden öğrendi kim bilir?






