Archive for the ‘3. yıl’ Category
Ali Deniz ve Duru’yla Durusu’da bir gün…
Geçen yıldan beri konuşuyorduk Eminelerle, Durusu diye bir yerden bahsediyor ve mutlaka gidelim diyorlardı. O gün, cumartesi imiş…
Cumartesi sabah erkenden kalktım, kahvaltılıkları hazırladım. Sonra da Duru’yu ve kendimi. Serhan ve annem de hazır olunca düştük yollara.
Biz direkt gidelim dedik vakit kaybetmemek için. Bilseydik Eminelerle giderdik. Yolu biraz uzak ve bilmeyenler için karışık. Gps’iniz varsa ona güvenin, biz güvenmedik yanlış yollara saptık:) Durusu Park Resort olarak girerseniz Gps sizi dosdoğru oraya götürür.
Oraların bu kadar yeşil olduğunu bilmezdim. O kadar yola değdi aslında. Durusu, aslında bir tesisin, at çiftliğinin ve müstakil evlerin olduğu kocaman yemyeşil bir alan. Aşağıda gölü de var, Terkos. Biz gölkenarına gittik.
Hava çok sıcaktı, kendimize gölge bir alan bulduk. Yerimiz iyiydi, kalabalığa karışmadan kendi halimizde oturup kafamızı dinledik.
Ali Deniz uyuyordu arabada, Emine uyandırıp, üzerini değiştirip yanımıza getirdi. Bayılıyorum ona, maşallah diyor başka bir şey demiyorum…
Duru, bu kez daha bir ablaydı Ali Deniz’e karşı. Sevdi onu, o da Duru’yu. Ali Deniz yürürken Duru onun elini tutmak istedi. Yeni yürümeye başladığından el tutmak istemiyor, doğal olarak Duru’nun da elini tutmak istemedi. Benimki buna içerlemiş, sonradan konuşurken öğrendim. “Ali Deniz’i sevdin mi kızım, ne güzel değil mi” diye sordum. O da “Evet ama o benim elimi tutmak istemedi” dedi.
Çok keyifli bir kahvaltı yaptık. Emine’nin termosta geterdiği çay çok iyi gitti. Duru bol bol salatalık ve elma yedi. Açık hava hepimizin iştahını açtı.
Sonra biraz çayırda yürüdü babalar ve bebeler. Biz de kız kıza sohbet ettik.
Akşam üzeri atlara bakmaya gittik. Sonrasında niyetimiz et alıp geri dönüp mangal yapmaktı fakat hava serinlemeye başlamıştı.
Atlara bayılıyorum. Duru da öyle. Beyaz bir at buldu, sevdi. “Bu benim oğlum” dedi:) Elindeki otu yiyince tekrar koparıp tekrar verdi. Ben de sevdim, çok güzel ve özel hayvanlar atlar…
Atları da sevdikten sonra geri döndük. Ali Deniz uyumadığı için huysuzlanmaya başlamıştı. Serhan’la bir süre aşk yaşadılar, beni de sevsin öyle Ali Deniz, ama erkekleri daha çok seviyormuş maalesef:(
Ali Deniz’in kafasına tülbent bağladık, şapkamız yoktu, güneşse çoktu… Bakar mısınız şirinliğe:)
Saat 4 gibiydi herhalde, dönüşe geçtik. Yoldan yoğurt aldık. Çok acayip bir yoğurt, üzerinde kalın bir yağ tabakası var. Bu yoğurtsa bizim yediklerimiz ne acaba??
Oradan ayrıldık. Çok ama çok keyifli bir gündü bizim için… Yalnız Ali Deniz bağımlılık yaratacak bende…
Duru yolda uyudu. Bayıla bayıla uyudu hem de… Öptüm öptüm öptüm…
Eve gittiğimizde hepimiz yorulmuştuk.
Dinozorda son nokta
Duru her tür dinozoru biliyor artık, hepsinin ismini mükemmel bir şekilde telaffuz edebiliyor. Ben bile bir kısmınınkini söylemekte zorluk çekerken -ki söyleyince “Aferim anne, başardın” diye takdir görüyorum, Duru hepsini biliyor, tanıyor…
Şu an en sevdiği 2 çizgi film Dinozor Timi ve Dino Dan. Biri öğlen biri akşam oluyor. Dinozor Timi’ndeki Baz karakterine sanırım aşık:) Bazı’ı özledim deyip duruyor. O da yeşil saçlı bir çocuk:)
Dün bana yine bir dinozor ismi söyledi, şu an hatırlamıyorum ve ilk kez duydum, “Anne, XX bir etoburdur, yani et yer” dedi. Kaldım öyle, biz etobur otoburu anca ortaokul-lisede biyoloji dersinde öğrenmiştik. Pes dedim içimden…
Bakalım, daha neler görüp duyacağız…
Yeşillikle dolu 1 Mayıs
1 Mayıs tatildik. Gerçi ben 3 gündür tatildim ama, bu son günü iyi değerlendirsek iyi olacaktı:)
Saat 11 gibi Duru’yu parka götürdük annemle. Giderken t-rex’li tişörtünü giymek istedi. Giydirdim. Her yer kavak poleni dolmuştu, allerjim için muhteşem bir ortam yaratılmıştı:) Arkadaşları vardı orada. Annem hepsini tanıyor tabii. Bu durumlarda garip oluyor insan, Duru’nun bir sürü şeyini kaçırıyorum:( Neyse, sağlık olsun da…
Duru’yu bana hiç benzetmediler, o da ayrı:)
Epey bir vakit geçirdik orada. Duru iyice oynadı, koşturdu, arkadaşlarına “benim t-rex’li tişörtüm var” dedi sürekli. 2 saate yakın oyalandık. Eve gittiğimizde Serhan kalkmıştı. Sonra İsmail Abi’yi aradım, belki yine Bostancı tarafına gideriz dedik. Onlar da uygunmuş. Duru; Emir ve İso’nun geleceğini duyunca sabırsızlandı. Bir şeyler yedik, düştük yollara…
Maltepe’ye gelmeden sahilde kocaman yeşillik alanlar var. Oradaki kafelerden birine oturduk, önümüz çimen… Güzeldi.
Bu arada yukarıdaki muhteşem resmi Emir çekti, bayıldım…
Duru, havuzdaki kuğuları besledi. Kuğuların çimen ve çiçek yediklerini Duru sayesinde öğrenmiş oldum. Otları yolup yolup havuza attı, onlar da açmışlar ki iştahla yediler.
Doyunca da kıyıdan ayrılıp havuzun ortalarına doğru gittiler…
Bir ara gözleme yapılan kısma gittik. Duru gözleme istedi. Sonra Emir onu elleriyle besledi.
Gitmeye yakın ördekler karaya çıktı. Duru kovaladı onları.
Zaman zaman Duru ördeklerin peşinden, bazen de ördekler Duru’nun peşinden gitti. Birbirlerini hemen benimsediler:)
Sonra bir tane kaz buldu. Yavruları olmuş. Kazların, hele anne kazların bu kadar çılgın olabileceklerini bilmezdim. Duru’ya parçalayacakmış gibi bakıyordu. Duru “gel”den anlamıyor. Onu da ördekler gibi sakin ve zararsız kabul ediyor. Isıracak diyorum anlamıyor. Kaz tam hamle yaparken ben de tuttum çektim Duru’yu. Bu sefer başladı ağlamaya… Korktu…
Bunu yapmak istemezdim ama canı yanacak diye korktum, ben de bir anneyim…Günün sonu biraz tatsız bitse de hemen toparladık durumu. Yavrularının olduğunu, anne kazların, yavrularını korumak için biraz sinirli olabileceklerini anlattım. Saat 7′yi geçiyordu, hava iyice serinlemeye başlamıştı. İso ve Emir’e veda edip evin yolunu tuttuk…Güzel bir 1 Mayıs’tı… Nice mutlu 1 Mayıs’lara…
İlk “pazar ve minibüs” deneyimi
1 Mayıs tatil olduğundan ben de pazartesi gününü de alarak 4 günlük uzun bir tatil yaptım.
Pazartesi Çengelköy sahilde pazar kuruluyor. Çalışıyorken pazara gitmemiz mümkün olmuyor. Hafta sonları Pendik’te organik pazar var ama oraya da gidemiyoruz.
Hazır tatilken annemle birlikte Duru’yu da alıp pazara gittik.
Duru daha minikken pazara gitmişti ama o zaman daha yürümüyordu bile. O nedenle bu onun adamakıllı ilk pazar deneyimi olacaktı.
Küçüklüğünde çok sevdiği ve camdan yollarını gözlediği “mavi müs” yani mavi minibüse binerek gidecektik. Bunun için ayrıca heyecanlandı.
Lazımlıklı siyah çantamı ve diğer gerekli şeyleri sırtıma alarak yola çıktık.
Minibüs gelince bindik, sahilde indik. “Çok heyecanlıyım” diyordu Duru yine. Bir de minibüs her durduğunda “geldik mi?” diye sordu durdu.
Pazarın girişinde alçıdan köpek heykelleri vardı. Duru tabii bayıldı ona, “oğlum” diyerek sevdi, hatta öptü:) Bayılıyorum onun bu sevecenliğine, gerçekten…
Pazara girdik, özlemişim ben de. Uzun zamandır gitmiyordum. Her şey taptaze… İlaçlı mı, zehirli mi onu bilmem ama gerçekten görüntüleri çok güzeldi… Muz aldık Duru’ya, kendisi taşıdı, hiç bırakmadı elinden. Tezgâhların önünde durdukça o da sebzelere, meyvelere dokundu. Epeyce bir şey aldık…
Dönüşte sahildeki Çınaraltı’nda mola verdik. Biz Türk kahvelerimizi yudumlarken Duru da üst üste 2 muzu devirdi. Evde 1 tanesini zorla yer. Açık hava hepimize iyi geldi…
Dönüşte yine minibüse bindik, kuaförüme uğradık. Onun da aynı yaşlarda oğlu var, adı Mert. İkisi koşturdular dışarda. Biz gidiyoruz deyince Mert küstü, gitti yolun kenarına oturdu mahsun mahsun:( Duru ona çiçek koparıp verdi. Önce çiçeği yere attı Mert. Biz giderken ağlıyordu, baktım yerdeki çiçeği istiyordu:)
Eve yürüdük. Yorulduk biraz ama değdi. Duru da böylece pazar nedir, görmüş öğrenmiş oldu.



