Archive for the ‘12. ay’ Category

1 ayı devirdik

Duru 3 yaşına 15-20 gün kala mm olayını bırakmıştı. Ona kalsa daha devam ederdik ama azalta azalta günde 1′e, bazen 2 günde bire düşürmüştük en son.

20 Mayıs’tı en son buluşmamız, ondan sonra bir daha da olmadı.

Yaklaşık 1 yıldır azalta azalta bu duruma geldik. 1 ayı geçti…

Böyle bitmesi en başta benim için iyi oldu. İlk denememde kıyamamış, salya sümük ağlamaktan helak olmuştum. Çünkü bence annenin psikolojisini de çok etkileyen bir dönem. Öncelikle annenin hazır ve kararlı olması gerekiyor.

Sonra 1 sene daha devam etti. 1 yıl boyunca önce gündüzleri 2′ye, sonra 1′e en son da gece emmelerini kestik. Zaten son zamanlarda kendisi otomatikman emmeden uyuyordu artık:)

En son da sabaha karşı ya da saat 7 gibi uyanıp ben işe gitmeden bir yokluyordu. Son etapta da bunu hallettik. Başta biraz bozuldu, huysuzlandı, kapris yaptı, arkasını döndü ama bu sefer kararlı olduğumdan hem de fazlasının yarardan çok zarar getireceğinden dolayı geri adım atmadım.

Epey bir süre tekrar tekrar denedi, istedi. “Artık büyüdün, ablalar mm emmez, gel seninle başka bir şeyler yapalım” diyerek dikkat dağıttım. O süreç de çok çok zorlamadı bizi.

Şimdi bazen aklına geldikçe dalga geçerek “memoo” diyor, sadece seviyorum anne diyor:) Ne de olsa üç yıldır süregelen bir arkadaşlık, alışkanlık var…

Bu olaya da hepsinde olduğu gibi hislerim ve Duru’nun davranışları yön verdi. Azaltarak bitirme yöntemi çok başarılı. İnternetten okur, nasıl yapılır ki bu, imkansız diye düşünürdüm ama oldu…

Ve iyi ki de bu yaşa kadar devam etmiş.

Canım kızıma tekrar tekrar teşekkür ediyorum bana böyle güzel bir duyguyu doya doya yaşattığı için…

Ve büyük gün geldi çattı, geçti gitti bile…

Böyle her şey olup bittikten sonra yazmak da garip oluyor. Her şey taze taze güzel..

Neyse, vaktim yoktu ne yapalım, idare edeceğiz artık.

Sabah 4′te yatıp 7′de kalktım. Zımba gibiydim,yanidaha iyi olamazdım. Yaradan yardım ediyor:)

Her sene yaptığım gibi bu yıl da Duru’nun bütün gününü ara ara kameraya çekme işlemine başladım. Duru ilk uyandığı anda beni elimde kamerayla görünce şaşırdı tabii:) Doğum gününü kutladım.

Sonra Duru için aldığımız hediyeyi verdik. Parti her ne kadar dinozor temalı olsa da hediyemizin dinozorlu olmamasına dikkat ettik, zira dinozorun her türü evimizin muhtelif köşelerini kaplamış durumda. Duru’ya en çok sevdiği ikinci şeyi, at daha doğrusu Pony’nin tren setini aldık. Beğendi sanırım:)

Sonra hemen pire modumu takınıp işleri birbiri ardına bitirmeye başladım. Önce poğaça, o mayalanırken masa hazırlığı, Duru’nun kahvaltısı derken saat hemen geçiveriyordu. Sıcak da bir yandan… Kısır ve patates salatasını anneme havale ettim, ikisi de çok güzel oldu. Evin genel durumu için son dokunuşlar da tamamdı.

Çok sıcak olduğu için zeytinyağlıları misafirler gelice çıkaracaktım. Diğerlerinin de üzerini kapattım.

Saat 1 gibi hazırlanmaya başladık. İşte Duru’nun elbisesi, müthiş bir Teyze kreasyonu. Elleri dert görmesin…

İlk önce Emine’ler geldi. Minik fındığım Ali Deniz önce pek yüz vermese de sonra ortama hemen uyum sağladı. Onun çokoprensi kapıp kaçmasını unutamayacağım:)

Duru ikinci hediyesini aldı. Pembe bir gitar. Hemen denemelere başladı.

İkinci misafirimiz Pelin’di. Baktık elinde kocaman bir paketle geliyor, öyle böyle değil hakikaten kocaman. Yine güne damgasını vurdu hediyesi, sallanan bir at almış Duru’ya. Hem kovboy şarkısı çalıyor, hem nal sesi çıkarıyor hem de kuyruğunu sallıyor, çok şirin:)

Önceki fili, köpeği, telefonu da Pelin almıştı. Gerçekten Duru’yu çok iyi tanıyor ve nelerden hoşlanabileceği hakkında çok doğru tahminleri oluyor, en önemlisi Duru’ya değer verip araştırıyor. Sağ olsun…

At o kadar ilgisini çekti ki, aşağıdan başlayarak kapıya gelene kadar ona seslenen Bulutçuğu yerinden kalkıp da karşılamadı bile:(

Sonra diğer misafirlerimiz de gelmeye başladılar. Duru’yu en sevindirenlerden biri Murat oldu, zira kızım Murat abisinin fanatiği:) Korkarım önümüzdeki sene konsept “Murat” olacak ve Murat’lı pasta yaptıracağım:)

Neyse, babaanne-dede-hala, amca-yenge-Işık-Selin, Ebru-Selçuk-Güneş, Seher-Tolga-Bulut, Esin-Gökay-Hilal de gelince parti başladı. Saat yine geç olduğundan herkes acıkmıştı.

Seher’in minik kekleri, Selin’in makarna salatası ve babaannenin getrdiği böreklerle menü tamamlanır gibi oldu. Tek eksik ablamın getireceği turtalardı. Yemeklere başlandıktan sonra ablamlar geldi. Neyse ki yaptığı tartları son anda yetiştirebildik misafirlerimize…

İşte ben, ne yaptığımı bilmez halde bir yanda limon sıkıyor bir yandan objektife sırıtıyorum. Yanımda en büyük yardımcım, annem..

Yemek faslından sonra biraz müzik açtık bebeler oynasın diye. Müziğimiz de tabii ki dinozorlu parçalardı. Bu arada bizim evin hali  böyleydi, metrekareye düşen bebe sayısı oldukça fazla:)

Başta Duru Güneş’le dans ediyordu. Bulut, Duru’nun yanına gidiyor, geliyor, ilgi göremeyince daha da hareketleniyordu. Sonra olaya müdahale ettik de ikisi dans etmeye başladılar.

Bulut’un dans şovu müthişti yine.

Centilmen kızım burada partnerini yerden kaldırıyor:)

Onları öylece seyretmek çok eğlenceliydi:)

Ali Deniz’se sevinç çığlıklarıyla abilerine, ablalarına eşlik etti ortada.

Sıra pasta faslına gelmişti. Duru hem yorulmuş hem de uykusu gelmişti. T-rex’imi istiyorum diye tutturunca olanlar oldu. En son imdadımıza Emine, doğru T-rex’i getirerek yetişti. Bir ağlama krizinin eşiğinden döndük yine.

Neyse, pasta görsel olarak her ne kadar istediğim gibi olmamışsa da yine de üzerindeki üç dinozorla partimize renk kattı.

Pasta keserken Bulut da bizimleydi. Geçen seneki resimleriyle ne kadar da farklılar. Bakınız:Mumu üfledikten sonra sıra Bulut’la Duru’nun şeker hamuru yeme ritüeli başladı, tıpkı geçen seneki gibi.

Ve Hilal:İnsanlar düğün pastalarını bu şekilde yeseler nasıl olurdu acaba?

Komik sahneler yaşandı yine:)

Pasta kesilirken Bulut üzüldü, çünkü onun için bu partinin sonu demekti:)

Pastanın tadı güzeldi, bu yıl daha kalabalık olduğumuz için pek fazla artmadı neyse ki. 15 kişilik pasta 25 kişiye yetti.

Bu da bebelerden geriye kalan dinozor parçaları…

Sonra biz de gelen misafirlerimize hazırladığımız hediyelerini verdik. Çerçeveleri ve kalemlerle yumurtaları. Yumurtaların içinden yine yılan çıktı:( Zaten suya konmayı beklemeden hepsi yumurtalarını kırdılar.

Selincik Duru’ya hediyesini veriyor…

Bir saatten sonra Duru, Sevim Abla’nın aldığı güzel elbiseyi giyip ortalarda onunla dans etmeye devam etti…

Bir ara Duru babasıyla gitar çalma talimleri yaptı.

Burada da kovboy kızlarına benziyor, atının üzerinde…

Burada Güneş’le sarmaştılar adeta…

Babam yine en son geldi.

Ben doğum gününden hiçbir şey anlamadım. Kimseyle doğru dürüst ilgilenemedim, iki laf edemedim, bir orada bir buradaydım. Bir baktım ki bitmiş doğum günü…

Misafirlerimiz saat 8 gibi gittiler. Son enerjimi de evi temizleme, tabakları yerlerine yerleştirme gibi işlemler için harcadım. Duru hiç uyumamasına ve o kadar yorulmasına rağmen yine de uyuması saat onbuçuğu buldu.

Ben yattığımda ise saat 12 idi.

Ben aslında yoğum dedim yatağa kendimi bıraktığımda, büyük bir organizasyonu daha alnımın akıyla atlatmış olmanın getirdiği hafiflikle nasıl uyuduğumu hatırlamıyorum.

En başta kendimin,  sonra annemin, ablamın, Seher’in ve emeği geçen herkesin eline sağlık:) Gelen, giden, gelemeyip arayıp soran, hediye gönderip incelik ve jest yapan, yanımda kalbimde olan tüm dostlara hem Duru hem kendi adıma teşekkür ediyorum buradan…

 

 

 

Duru… 3…

İnsan tuhaf oluyor, inanamıyor… Diyor ki, daha dün gibi, kolumun yarısı kadardı, kucağımda ufacıktı, göğsümdeydi. Bir yerden sonrası çok hızlı geçiyor, sanırım o da 1 yaş sonrası.

Daha çok var, yaklaştı, geliyor, az kaldı derken Duru’nun 3. yaşı da geldi de geçti bile…

O benim büyümüş de küçülmüş güzel yavrum, öğretenim, sevdirenim, süslüm, bilmişim, büyük laflı küçük insanım… Canım, seni çok ama çok seviyorum. Bize her gün yeni bir şey öğretiyorsun, sayende şimdi de dinozorların adını, türünü öğrendik. Ne mutlu ki bize bir şeyler öğreten bir evlada sahibiz. İnan, bu öğretmekten çok daha ayrı bir keyif ve çok da şaşırtıcı…

Sen de büyüyüp çocukların olduğunda beni daha iyi anlayacaksın. Sen bizi çok mutlu ediyorsun, olgunluğun ve anlayışınla gururlandırıyorsun, umarım sen de, hem ben hem de baban için benzer şeyler hissediyorsundur.

Bir yerin acıdığında “yok acımadı, şimdi geçer” demene, durduk yere beni, babanı öpüp sarılarak “seni çok seviyorum” diye söylemene, oyuncak atını, bitkileri öpüp vedalaşmana, hayvan ve bitkilere olan sevgine, “annem, annecim” demene, sabahları işe giderken bizi yoldan çevirip“öpmedim ama” demene, biz bir şey yaptığıızda “aferin, başardın” deyip takdir etmene, kitaplarını ezberleyip ben ara verdiğimde kaldığım yerden ezbere okumana, sevgi dolu kalbine, cesaretine, yumuşacık yanaklarına, gözlerine, kıvırcık saçlarına, mis gibi kokuna, her şeyine hastayım.

Sözümün özü şudur ki laflar yetmez seni ve sana olan hislerimi anlatmaya. Sadece gözlerime bakman yeter… Sevgimin ışıltısını orada göreceksin. Nice 3′lere, birlikte, canımın kuzusu…

Hazırlıklar-Part Two

Eve döndükten sonra yorgunluğum biraz daha artmıştı sanki ama durmak olmazdı…

Duru uyuyunca biz de Serhan’la alınacaklar listesindekileri almaya gittik.

Döndüğümüzde saat epeyce geç olmuştu.

Niyeyse üzerimde öylesine bir leyla hali vardı, sanki hepsi hemen olacakmış gibi geldi bana.

Hazırlıklara başladığımda saat 7 gibiydi sanırım.

Durumun vehametini o an anladım. Amanın dedim birden, panik havası esti, eteklerim zil çaldı…

Hamurları birbiri ardına hazırlamaya başladım. Önce çokoprens tarifiyle işe başladım. Bu arada ablamlar geldi. Dolma sarma ekibi tamamlanmış oldu böylece.

Allahım nasıl zor bir hamurdu bu, şekil verene kadar canım çıktı, ama sonuç iyiydi Allahtan.

Ondan sonra elmalı pastayı, sonra harfli kuru pastayı, ardından çörekotlu topları yaptım. Tatları güzel oldu.

Bu arada ablam ve Serhan bana amerikan, patates ve mantar salataları için malzeme doğradılar.

Kurabiye faslı bittiğinde uzun bir süre hamur ve tereyağı görmek istemediğime karar verdim:)

Mantarı haşlanırken bu arada amerikan salatasını yaptım.

Geriye patates salatası ve kısır kalmıştı. Bir de mayalı poğaça…

Serhan balonları şişirdi, Duru onlardan ev yaptı kendine. Uyumaya giderken bütün balonları da odasına götürdü.

İmalat bittikten sonra sıra salon süslemeye, tabak-çanak vs. çıkarmaya geldi.

Bir saatten sonra bende bilinç falan kalmamıştı zaten sadece ellerim işliyor ayaklarım da gitmek istediğim yere götürüyordu beni:)

Her şey bittiğinde ortalığı şöyle bir toplayıp fazlalıkları dolaplara sıkıştırıp saat 4′te yattım.

Yattığımda kafamın içi samandı, belim yoktu, ayaklarım ve ellerim ise kullanılmaktan 2 numara büyümüşlerdi:)

 

 

Hazırlık öncesi küçük bir mola

Cumartesi erkenden kalktım. Gece 3′te mi ne yatmıştım, şimdi hatırlamıyorum. Bugün yapabileceklerimin en fazlasını yapmalı, yarına çok iş bırakmamalıydım.

Hava çok güzeldi, Duru da “aşağı mı iniyoruz anne” deyince hiç aklımda yokken kahvaltıya Çengelköy’e inme fikri yerleşti birden beynime. Zaten çocuğumla ilgilenemeyecektim hazırlıklardan dolayı. İyi olur dedim. Portatif Pınar iş başında, hemen kahvaltılıkları hazırlayıp anneanneyi kaptığımız gibi minibüsle sahile indik. Serhan yoldan geldiği için yorgundu…

Bu resim de apartmanın kapısında çekildi. Gül, çiçek gördü mü hiç affetmez, koklar, öper, resm çektirir. Benim kızım o güllerden daha güzel:)

Her zamanki yerimize gittik, simitlerimiz, kahvaltılıklarımızın yanına çayları aldık. Biraz kahvaltı ettikten sonra bizim kurtlu yavru yerinde zor durduğundan lokmaları boğazımdan birbiri ardına yuvarlayıp soluğu deniz kenarında aldık.

Orada balık tutan bir amca vardı, Duru’nun ilgisini çekti hemen. Kımıl kımıl gümüş renkli istavritler birbirinin ardından geliyordu. Kovada da balıklar vardı. Her şey adım adım gelişti:)

Duru önce kovaya yaklaştı.

Sonra kovanın dibine girdi.

Kovaya elini soktu, balıklara dokundu.

Kovadan eline  balık aldı.

Balık tutan amca, tuttuğu balığı Duru’ya verdi, Duru da alıp kovaya attı.

Yolda düşürüp tekrar eline aldıklarını saymıyorum. Hiç korkmadan yaptı. Başta biraz çekindi ama verdim cesareti:) Annesine çekmesin, korkak olmasın diye:)

Oradaki çocuklar da bir bir yaklaştılar Duru’nun civarına. Duru’dan büyük olan bir çocuk da ondan cesaret alıp yaklaşık yarım saat sonra balıkları elleyebilir hale geldi. Duru’nun üst baş sırılsıklam oldu ve çamurlandı. Olsun, kirlenmek güzeldir:)

Deniz kenarında neredeyse 1 saat geçirdik. Bir sürü çocuk, ellerinde balık, yosun, vıcık, çamur, hepsi bir arada, beşi, onu bir yerdeydi…

Hevesimizi aldıktan sonra amcaya teşekkür edip çay bahçesinde bizi beklemekten helak olan anneannenin yanına gittik. Önce eller yıkandı, sonra çaylar ödenip dondurmaya yenmeye gidildi.

Dönüşte Migros’a uğradık, listedekilerin bir kısmını aldık.

Doğum günü hazırlıkları öncesi hepimize iyi bir motivasyon oldu:)

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers