Archive for the ‘1. ay’ Category

Tatilden birkaç kare daha

Minik Duru su kuşu

Yıllık izin zamanımız gelmişti. Bu yıl da geçen sene gidip çok memnun kaldığımız Didim Palm Wings Beach Resort’un yolunu tuttuk.

Pazar sabaha karşı saat 4′te Duru’yu kaldırdım. Sanki hiç uyumamış gibi birden cin kesildi. “Gidiyor muyuz” diyerek ayaklandı. Tuvalete bile söylenmeden gitti. Sonra arabaya bindik. Derken epeyce uyudu…

Yolculuk rahat geçti. Süt içirmediğim için yolda hiç kusmadı. Bir de “yolculuk biraz uzun ve tehlikeli, o yüzden koltuğunda oturmalısın” dediğimiz için yol boyunca kendi koltuğunda oturdu. Aferim ona…

Saat 2 gibi otele vardık. Odamız geniş ve merkeze çok yakındı. Şanslıydık…

Yemek faslından sonra plaja indik. Deniz geçen yıl bıraktığımız gibi yine çok güzeldi. Biraz soğuktu yalnız. Tatilin son 3 gününe kadar da soğuk olarak kaldı.

Günlerimiz çok keyifli geçti. Duru sayesinde biz de güzel insanlarla tanıştık. Kaan’ın annesi Deren, Koray ve Nisanur’un annesi Serap ve Zeynep’in annesi Nilgün’le denizin içindeki sohbetlerimiz çok keyifliydi. Babalar da çok iyi anlaştılar. İlk kez bu tatilde yaşadık bunu… Kısacası bu tatil benim en rahat geçirdiğim tatildi. Duru kendine bir sürü arkadaş edindi.

Dolayısıyla bizimle pek ilgilenmedi diyebilirim. Kaan, Zeynep, Ceren, Simten, Koray tam Duru’nun yaş grubuydu.

Nisanur ve Deniz de abla grubundaydı. Birlikte çok güzel zaman geçirdiler onlar da…

Duru özellikle Kaan’la çok iyi anlaştı. Plajdaki kankası oldu adeta…

Ayrı olduklarında Duru Kaan’ı soruyordu bize. Kaan da Duru’yu soruyormuş. Çok konuşmuyorlar ama birlikte oynarlarken büyük bir ciddiyet vardı yüzlerinde, sanki oyun oynamıyorlar da önemli bir iş yapıyor gibiydiler, çok enteresandı…

Biraz da yemeklerden bahsedelim. Onlarca çeşit  arasından Duru kahvaltıda sadece pankek yedi.

Başka da bir şey sokamadık ağzına. Akşam yemekleri daha iyiydi. Ana yemek tabii ki makarnaydı, yanında köfte, et, tavuk yedi ağırlıkla. Bir akşam Serhan Duru’ya ahtapot, bir akşam da dil denetti. İkisine de bayıldı, şaşırdım ben de. Her akşam “Babacım ahtapot var mı” diye soruyordu:) Denizde çok yüzüp bütün gün kumda dolaşınca arada ne bulursa yiyordu. Bir keresinde de Kaan’ın patateslerine ortak oldu…

Duru bu tatilde yüzmeyi keşfetti. Cansimiti aldık ona.Önce kıyıda denedi simiti. Alıştıktan sonra yavaş yavaş açıldı…

Simitle yüzmekten çok keyif aldı. O kadar bütünleşti ki denizden çıkınca bile etek gibi onu elleriyle taşıdı:)

Bu kadar seveceğini bilseydik gider gitmez alırdık, bilemedik… Kollukla yüzmek istemedi çünkü.

Duru geçen yıl inmediği sahneye bu yıl çıkmak istemedi. Nedeni de sahnedeki mask resmiydi. “Gözleri yok onun karanlık” dedi, yavaş yavaş korkuları başlıyor Duru’nun…

Bir akşam nasıl olduysa Kaan’la birlikte sahneye çıkıp tren grubuna katıldılar. Görüp görebileceğimiz de o oldu.

Bu da Duru’nun dansından birkaç resim:)

Kaan’la gösterileri izliyor burada da…

Son akşam Serap’ın eşinin doğum günüymüş, sonradan öğrendik. Bizi kahve içmeye davet etti. Yemekten sonra oraya gittik.

Fındık kurduna bakar mısınız… Nasıl da yanaşmış yandan yandan:)

Kaan ve Zeynep’in anne ve babaları da vardı. Pasta kesildi. Çocuklar ayrı bir masada oturup yediler pastalarını.

Bir sürü çocuk bir araya gelince ne olur, tabii ki birlikte coşarlar. Coşmanın sonu da kavga… Çaresiz telefonları verdik bir süre oyun oynayıp sakinleşsinler diye. Kaan yanında sadece Duru’yu istedi, ikisi oturup araba yarıştırdılar.

Sonra da teker teker uyuyakaldı bebeler.

Akşamları da pili bittiğinden çoğunlukla üstündekilerle uyuyakalıyordu Durucuk…

Çok güzel bir akşamdı. Hem insanlar hem sohbet güzeldi. Serap muhteşem bir insan, buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Giderayak yaşanır hep böyle şeyler. Keşke daha önceki akşamlar da buluşabilseydik dedik. Mail adresleri facebook hesapları alınıp verildi.

Plajın sonunda kayalıklar vardı, kayalıklarda da yüzlerce balık.

Aynı bizim akvaryum gibi, metrekareye düşen balık sayısı çoktu yani:) Serhan ve Duru’yla birlikte balıkları besledik. Pankeke bayıldılar.

Hatta bir gün yine balıklara pankek verirken  Duru “Ben de istiyorum, ben de bir balığım” diyerek denizin içinde 2 tane pankeki mideye indirdi:) Komiğime gitti:)

Bu sene Duru Serhan’la çok daha iyiydi. Bütün tatil boyunca “Babacım” diyerek yanından ayrılmadı.

Her kız çocuğu gibi Duru da babayı buldu sanırım:)

Hitap şeklinin “Annecim” ve “Babacım” olması da ayrı bir keyif verdi bize.

Duru bu tatilde çok uyumluydu, çok keyifliydi ve çok büyümüştü. O kadar sosyaldi ki ağzımız açık izledik onu. Plajın bir ucunda birine laf yetiştirip öbür ucuna koşarak başka bir çocuğa gidip sohbete devam etti. “Merhaba senin adın ne” demediği insan kalmadı herhalde. Bütün plaj tanıdı onu neredeyse:)

Son gün deniz çok güzeldi, sıcacıktı. Giderayak güzel bir hediye vermişti bize.

Serap ve Deren’lerle vedalaştık. Yemekte tekrar karşılaştık Deren’lerle. Kaan karşı masadan Duru’ya karpuz getirdi, sonra oturup bir güzel afiyetle yedi:) Bayılıyorum çocukların bu saflığına…

Son günlerde Duru eve gitmek istediğini söyledi artık, sanırım sıkılmıştı.

Otelde ona duş aldırdıktan sonra biraz sinirli gözüküyordu. Bir yandan da gitmek istemiyordu sanırım.

Yola çıktığımızda saat 2′ydi sanırım. Önce Foça’ya uğradık. Çok şirin bir yer, dondurması da muhteşemdi. Evleri, sokakları… Keşfetmek lazım bol bir zamanda. Oradan Ayvalık’a, Selçuk Abilerin yanına gittik. Biraz da orada zaman geçirdik.

Dönüş yolu daha zahmetliydi. Eve sabah 5.30′da vardık:(

Sonrası yine aynı:( Eve gelince ne olur, valiz boşalt, yıka, ortalığı derle topla vs…

 

 

 

Duru işte

Ne zamandır istiyordum. Duru’yu işe götürmek için doğru zamanı kolluyordum. Ortamın rahat olması gerekiyordu ama. Hiç aklında yokken “Anne ben de işe geleceğim” deyince tatilden önceki son cuma ani bir kararla Duru’yu işe götürdüm.

Çantayı hazırladım. İşe gideceğini duyunca çok sevindi, heyecanlandı Duru.

Serhan bizi Üsküdar’a bıraktı. Yol boyunca “daha gelmedik mi” soruları bitmedi.

İşe gelince bana yapıştı tabii. Çok tedirgin oldu, uzun süre üzerinden atamadı.

Seher’le Tolga gelince rahatladı biraz.

Öğlen yemeğe çıktık. Pek bir şey yemedi. Yanıma börek ve köfte aldım. İşe dönünce bilgisayarın karşısında yemeğini yedirdim. Bütün gün bilgisayarımda dinozorlar açıktı.

Arzu ne yapıp ettiyse de Duru’yu yanına yaklaştırmada pek başarılı olamadı:( Ama azmini takdir ettim Arzu’nun, en sonunda şekerle kandırdı Duru’yu. Birlikte dışarı çıkıp şeker aldılar. Dönüşte “sana bikini alayım mı” demiş Arzu. “benim bikinim var demiş bizimki de:)

Levent öğle yemeğnden sonra Duru’ya aldığı dinozor sticker’lı kitapla Duru’nun kalbini 12′den vurdu. Birlikte oturup kitaba sticker yapıştırdılar. Bu arada dinozorların ismini sayıyor, Levent de buna şaşırıyordu:)

Akşama doğru sıkıldı biraz. Ben de biraz erken çıktım.

İlknur ve Büşra’yla birlikte Teşvikiye’den Beşiktaş’a yürüdük. Gık demedi maşallah. Sonra motora binip Çengelköy, oradan da minibüsle ev…

Benim için de Duru için de güzel bir gün oldu.

Bu sabah ben işe giderken “ben de seninle işe geleceğim” diye tutturdu. Makul bir dille anlattım.

Çaresiz öpüp koklayıp tek başıma işin yolunu tuttum…

Ben giderim o gider

Kafamda tin tin eder…

Kafamda bir sürü düşünce var. Dolu, dopdolu…

Ve ne yazık ki bu hep böyle gidecek…

Bir süre yazılarıma ara veriyorum. Zira ben, kocam, Duru ve annem, dopdolu kafamı da yanıma alarak birazcık yeşile, maviye gideceğiz…Umarım burada ve orada her şey yolunda gider…

Dönüşte Duru’nun yepyeni maceralarıyla buluşmak dileğiyle…

Bir düğün daha geldi ve geçti

Pazar akşamı bir düğüne daha gittik. Düğün Kalender Orduevi’ndeydi.

Duru düğün için çok heyecanlıydı tabii.

Ben de kuaföre gittim, saçıma fön çektirmek için. Bir gün önceden Duru’ya sen de gelmek ister misin diye sordum, o da şiddetle hayır dedi ve benim de gitmemi istemedi. Meğerse korkuyormuş ve bana bir şey olacak zannediyormuş.

Neyse, gittik kuaföre, içeri girdik. Sıramı bekliyorum. Duru da yanımda. Sonra bana sıra gelince “gitme anne”ler başladı. Serhan’ın yanına gönderdim ben de. İkisi arabada oturdular. 5 dakikada bir “Anneye bir şey olmayacak değil mi” diye soruyormuş Serhan’a:( Sonra yanıma geldiler. Baktı ki her şey yolunda tekrar arabaya döndüler.

Kuaförden sonra Duru’yu giydirdim. Sonra da ben giyindim. Sıcakta ne makyaj duruyor ne saç tabii. Yine de fena olmadım hani:) Duru ise tam bir karnaval çocuğuna dönüştü, bayıldım kendi yavruma…

Yola çıktık. Biz oraya vardığımızda nikah yeni bitiyordu. Ortam harikaydı. Yemyeşil bir alan, karşıda yapay bir şelale, ortalıkta dolaşan bir sürü yavru ördek, kaz… Duru görünce direkt ördekleri kovalamaya başladı.

Nikah bitince herkes soluğu Duru’nun yanında alınca kıyamet o zaman koptu işte… Ağlayarak bana bir yapıştı ki zor sakinleştirdim. Tüm düğün boyunca da yapışık kardeştik. Ayağımda topuklular, uzun elbisem ve kucağımda Duru…

İçeri girdiğimizde beni tekrar dışarı çıkarıyordu. Bu düğün gerçekten benim için çok zorlu geçti. Serhan’a bile gitmedi. Bir ara amcası sağ olsun oyaladı da iki lokma yemek girdi mideme.

Sonlara doğru açıldı biraz biraz. Birlikte dans ettik. Pastadan sonra kalkalım dedi, ben de memnun oldum, artık pilim bitmişti çünkü.

Duru çok güzel olmuştu o gün. Çiçek, kelebek gibiydi. Dolayısıyla da herkes sevmek, sıkıştırmak istedi.

Ben geceyi, Sindrella gibi başlayıp Külkedisi olarak sonlandırdım. Gecenin sonunda ne saçımdan ne makyajımdan eser kalmıştı:)

Ayaklarım kurtar beni diyordu, arabaya binip oturunca anladım. Bantlı ve ince topuk ayakkabıyla çimende yavru peşinden gitmek, kucakta koala misali taşımak kolay olmadı. Elbisemin boyun kısmı da feci acıtmştı.

Çok şikayet ettim biliyorum ama pek bir yoruldum o gece.

Gelin, damat, ortam, misafirler, yemek, havai fişek gösterisi her şey çok çok güzeldi…

Ömür boyu mutlu olsunlar…

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers