Archive for the ‘2. ay’ Category

Biraz mola

Bayram sonrasına kadar ailece hizmet dışıyız.

Herkese güzel, huzurlu bir bayram diliyorum…

İspanyol güzeli

Dün akşam babaannelerdeydik.

Sema Abla uzun bir yurtdışı gezisine gitmiş, dönerken de bize bir sürü hediye getirmişti. Bir kısmını Serhan’la göndermişti, hepsi de çok güzeldi hediyelerin. Ama asıl bombayı kendine saklamış, mutlaka kendisi vermek istemişti Duru’ya, iyi ki de öyle yapmış…

Dün akşam yemekten sonra aklına geldi birden Duru’nun, “Hala elbisem nerde” diye sordu. Biz Duru’ya hiçbir şe söylemedik giderken, daha doğrusu unutmuşuz, ama Duru unutmamış:) Bu çocuk aç kalmaz:)

Neyse ben mutfaktayken bir baktım yanıma bir İspanyol fındığı geliyor:) Bir de yakışmış ki…

Sonra bu elbisenin aslında ne olduğunu anlattık ona. Flamenko’nun bir dans türü olduğunu ve bu elbisenin o dans yapılırken giyildiğini söyledik. Sonra “Flamenko seyredicem” diye tutturdu, epey de merakla seyretti yani:)

Poz verirken de bir havaya giriyordu ki… Biliyor da güzel olduğunu.

Bu da yelpazeli versiyonu:)

Elbisesini çok sevdi, çıkartmak istemedi. Herhalde çıkartıp orada bırakacağını düşündü. Götürebileceğimizi söyledikten sonra çıkarmaya razı oldu.

Pek süslü, pek güzel, tam da üzerine göre… Tekrar teşekkür ediyoruz halamıza…

Anasının kızı olmak da böyle bir şey olsa gerek:)

Ve o gün geldi çattı…

Serhan için evlilik yıldönümü nedeniyle değişik bir hediye almıştım: Yunuslarla yüzme. Nedense bir şekilde onun bunu çok seveceğini içimdeki bir ses söyledi.

Kısmet dünmüş, saat ikide de gösteri vardı, onu izledikten sonra yüzecekti Serhan.

Duru da çok heyecanlıydı. Yunuslarla o da yüzmek istiyordu. Sadece babaların yüzebileceğini söyledik ona. Duru için aldığım yunuslu pijamayı da tişört niyetine giydi, gitmeye hazırdı artık:)

Saat 1 civarı Eyüp Dolphinarium’da olduk. Duru yolda uyudu, uyanınca da huysuzlandı biraz.

Biletlerimizi aldık, gösteri başlayana kadar Duru’nun “ne zaman başlayacak” sorularına cevap üretmek durumunda kaldık. En sonunda Serhan saatini göstererek, “Bu uzun çubuk şuraya gelince gösteri başlayacak” deyince bizimki cevaptan hoşnut oldu ve saate bakarak zamanını geçirdi:)

Gösteri başlar başlamaz gözlerim doldu, herkes gülüyor, ben ağlıyordum. Çok üzdü beni çok… Etrafa da belli etmek istemedim. Kocaman balina, yunus, fok, mors, hepsi küçücük yerede ömürlerini geçiriyorlar… Eminim ki çok iyi bakılıyorlardır, belki ben fazla hassasiyet gösterdim ama gösteri boyunca üzüldüm…

Neyse can sıkmak istemiyorum. Hepsi çok yetenekli, bakıcıları da yetenekli tabii, bu kadar şeyi öğretmek hiç kolay olmamalı… Ağızlarındaki özel bir düdükle veriyorlar komutlarını, hayvancıklar da bu komutları eksiksiz yerine getiriyor.

“Bülbülü altın kafese koşmuşsun ah vatanım demiş”, aynen o misal, aklımda hep bu vardı…

Arada Duru babasıyla gidip beyaz balinayla resim çektirdi. Beyaz balina Duru’nun elini yakaladı resmen. İnsan biraz mı tedirgin olmaz, olmadı…

Yetmedi ona tabii, yeterince sevemedi, sarılamadı ya başladı ağlamaya… Ara ara bu krizler devam etti gün boyu.

Gösteri bittiğinde Serhan giyinmeye gitti. Duru da yine huzursuzdu, o da yüzmek istiyordu yunuslarla. Her ne kadar anlatsak da anlamadı, en sonunda oradaki görevlilerden biri geldi de yunusları sevdireceğini söyledi. Böyle bekledi yavrum…

Serhan ve bir kişi daha birlikte yüzdüler. Çok özel bir deneyim bu bir insan için. Serhan sanki kırk yıldır yunuslarla yüzüyordu, hiç yabancılık çekmedi. Hep ona “Dolphin” derim, boşuna değilmiş hani:)

Burada üç yunus yan yana, zannedersiniz hasret gideriyorlar… Canım, nasıl da mutlu…

Topu topu 10 dakika sürse de bu muhteşem yaratıklarla bire bir vakit geçirmek güzel olsa gerek…

Ben bir elimde kamera bir elimde fotoğraf makinesi yine Cevat Kelle modunda, her anı çekmeye çalıştım.

Duru kenarda görevli abiyle sıranın kendisine gelmesini bekledi.

Yüzme bittikten sonra Duru da yunusları sevdi. Ondan mutlusu yoktu…

Babası giyinmeye gittikten sonra yine ağlamaya başladı, “büyük yunus istiyorum”  diye. Bilet alırken orada oyuncak yunus görmüş, ondan istiyormuş. Paramızın ancak bu gösterilere yettiğini, belki başka zaman uygun olursak alabileceğimizi anlattım ama nafile… Bende sabır da giderek azalıyordu…

Serhan geldikten sonra fotoğrafları almaya gittik. Sonra da yunus oyuncağının satıldığı yere. Küçücük yunus için 50 lira isteyince bende kablo koptu. Duru krize giriyor, tişörtümü çekiştiriyor, bende sabır falan kalmıyordu. En sonunda kucakladığım gibi doğru dışarı çıkardım. “Bize fazla fiyat söylüyorlar Durucum, bu yüzden alamıyoruz” falan dedim, o da daha sakinleşti, sonra da sustu.

Günün en güzel tarafı Serhan’ın mutluluğuydu, o da bana yetti…

 

 

 

Sinema sezonumuz açılmıştır…

Cumartesi günü Kenan Bey Binicilik’ten sonraki durağımız Ice Age 4 oldu.

Zira yorgun bacaklarımı dinlendirmek için 2 saat oturmak da iyi gelecekti bana:)

İlk kez sinemaya gittik birlikte. Ben de uzuuun zamandır sinemalardan uzak kalmıştım. Benim için de ilk sayılır yani:)

Palladium’daki Cinemaximum’u tercih ettik. Gösterim 14.30′daydı. Önce bir şeyler yedik. Sonra doğru sinemada aldık soluğu.

3D olmayan versiyonu tercih ettik, 1,5 saat o gözlüklerin arkasında bakmasını istemedim Duru’nun.

Salonda film başlamadan biz Serhan’la konuşurken bizi “hşşşt, sessiz olun” diye susturmayı da ihmal etmedi:)

Film başladıktan sonra kah kımıldanarak, kah ayağa kalkarak ilk yarıyı tamamladık. Sanki biraz sıkıldı gibi geldi. Aksiyonlu sahnelerde heyecanla “anne şimdi nolucak” dedi sürekli, pek hoşlanmadı o sahnelerden. Bir de yüksek ses onu rahatsız etti. Arada gidip mısır aldık. Afiyetle yedi, arada beni beslemeyi de ihmal etmedi:)

Filmin sonunda beğendiğini söyledi, bana göre de sanki biraz sıkılmıştı.

Ben çok beğendim, eğlendim. Uzun zaman sonra sinemaya gitmek de iyi geldi.

Eve gitmeden önce kahve molası verdik kendimize. Duru yeni bir dondurma çeşidi denedi ilk ke, “Frambuazlı”… Sade ve fıstıklıdan şaşmazdı oysa ki, değişik geldi bana da…

Sonbaharda dinozorlu bir film geliyormuş, bundan sonra da ona gideriz herhalde…

Bu kez ben…

At sevdamız bölünerek çoğalıyor. Önce Duru, ardından Serhan, şimdi de ben… Son kuponu kendim için kullandım.

Cumartesi sabah yine yollara düştük. Kenan Bey Binicilik bizden bıkacak ama biz bıkmayacaktık:)

Artık bizi tanıdılar. Duru Papatyasına kavuştu.

Hatta bu kez iyice aştı kendini, oradaki Turan abisiyla Papatyayı yularından tutup ahırına kadar götürüp park bile etti:)

Sıra bana geldiğinde heyecanlıydım. Sanki biraz yüksek gibi geliyordu bana uzaktan, üzerinde nasıl duracağım dedim kendi kendime ama çaktırmadım da durumu bir yandan:) Ben hazırlanırken Duru huysuzlanmaya başladı, o da binmek istiyormuş. Neyse ki oradaki abilerden biri yetişti imdadımıza. Duru’yu kucağına aldı, onu da bindireceğine söz verdi. Krizi atlattık. Bu kulübün en iyi tarafından biri de bu, herkes çok iyi ve Duru’yu çok seviyorlar:)

Giyinip kuşanıp atın yanına gittim. Egon isimli attı benim kısmetime düşen, iyi ki de o gelmiş bana. Hocamız da çok iyiydi, sakin sakin anlattı.

Korktuğum gibi olmadı. Çok da keyifliydi. Kas gücü ve kondisyon gerektiriyor. İlk sefer için fena değildim, 1-2 denemeden sonra mantığı kaptım derhal. Öncelikle rahat olmak lazım. Ele çok kuvvet vermeden tamamen bacak kaslarıyla hareket etmek gerekiyor. Dolayısıyla bacak kaslarının kuvvetli olması gerek.

Ben çok ama çok keyif aldım…

İnmeden önce Duru’yu da verdiler yanıma, ikimiz en üstteki pozu çektirdik.

Sonra söz verildiği gibi Duru Egon’un yanına gitti. Biraz üzerine bindi, biraz sevdi, gönlü oldu işte…

Bense indiğimde sanki hâlâ at üzerinde gibiydim, bir müddet zorlandım yürümekte:) İlk sefer diye herhalde.

Sonra Duru’yla pek çok kez! atların olduğu yerlere gittik. Orada bulunan atlardan biri ağzını açıp kapayarak ses çıkarıyordu. Görevlilerden biri onun “şımarıklık yaptığını” söyledi:) Atların da çatlağı var demek:) Filmde oynatsan oynar, o derece yani:)

Epey bir süre kalp tempom seviyesini düşürmedi. Duru da çok mutluydu, hiçbirimizin gidesi gelmedi.

Sanırım bana da dans, tiyatro aşkından  sonra bir de at aşkı bulaştı. 2 gün geçmesine rağmen bacak kaslarım hâlâ acısa da yine deneyeceğim… Hadi hayırlısı bakalım…

 

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers