Archive for Mayıs, 2013

Anneler Günü’nü de kutladık

Günün en güzel şeyi kızımın kollarını kocaman açarak “Anneler günün kutlu olsun” deyip beni öpmesiydi. O olmasaydı ben anne olamazdım ki, bilsem daha önce yapardım…

Günün ikinci güzelliği akşam üzeri ani bir kararla ablamlarla buluşup mangala gitmemizdi. Çok uzun süredir yapmıyorduk, ablam çok yoğun çalışıyor, özlüyor fakat görüşemiyoruz…

Apar topar hazırlandık, evden bir şeyler götürdük, doğru Polonezköy ördekli yere…

Oraya vardığımızda neredeyse saat 6.30’du. Hava ılıktı ama üşütmedi neyse ki.

Duru Cabbar’a bindi, sayıklayıp duruyordu zaten uzun süredir.

Biraz salıncak, biraz tavşan besleme… Emir’i de çok özlemiş, sarılıp durdular birbirlerine.

Komşuda pişti, bize de düştü:)

Hava kararmıştı kalktığımızda, soğumaya da başlamıştı.

Açık havada epeydir yapamadığımız bu toplaşma çok çok iyi oldu.

Selin’in doğum gününü kutladık

Yaklaşan anneler günü nedeniyle son 1 haftadır Duru anneler günümü kutlayıp duruyor. Öyle ki her akşam eve gittiğimde “Anneler günün kutlu olsun, seni çok seviyorum” diyerek sarılıyor. Bir de okulda şarkı öğretmiş öğretmeni, “Çocuğa bakar anne, evine tapar anne” sözlerinin geçtiği. Duru onu söyledikçe benim gözler sulanıyor. Hakikaten bir şarkı anneliği daha iyi anlatamazmış. Fakat “Analar çeker yükü” dizesini söylerken geçen ana kelimesi öyle komiğine gidiyor ki her seferde gülme krizi tutuyor Duru’yu, tabii beni de. Böyle karışık duygular yaşıyoruz işt:)  Cuma günü akşam eve gittiğimde öğretmeninin gönderdiği anneler günü kartı ve Duru’nun yaptığı kolyeyi görünce de anne olmanın güzelliğine güzellik katıldı. Neyse, böyle duygusal anlar yaşanıyordu aramızda, hâlâ da yaşanıyor, dün akşam yine öyle bir kucaklaşma yaşandı aramızda anneler günü münasebetiyle:)

Cumartesi akşamı hem anneler gününü önceden kutlamak hem de Selin’in doğum günü için babaannelerin yolunu tuttuk. Selin’i özlemişiz. Duru da özlemiş, baştan pek yüz vermedi ama sonra bir yapıştı pir yapıştı:)

Çok güzel oynadılar.

 

Duru hala ve babaannesinin anneler gününü de kutladı.

Sonra pasta kestik, kutlaştık. Büyük bir iştahla yedi pastayı Duru…

Kuzenlerin böyle anlaşmaları hoşuma gidiyor, kardeş sayılır onlar, birbirlerine ihtiyaçları olacak…

 

Yeni bir keşif

Duru’nun at sevgisi küçücük boyunu aştı. Sırf at değil bütün hayvanları çok seviyor. Örümcek görünce eline peçete alıp onu incitmeden alıyor ve başka yere götürüyor mesela:) Oh, ben de börtü böcekten pek korkarım, ona belli etmedim tabii bunu, benim alamadığım mahlukatı Duru alır bari, iyi oldu:)

Böyle hain planları kafasında uçuştururken boş durmuyor tabii bu vatandaş. Sürekli bir yerler araştırıyorum Duru için. Fırsat siteleri epey işime yarıyor bu durumlarda. Yine onlardan bulduğum bir yer oldu, İstanbul Atlı Spor Kulübü…

Duru’yu daha önce Kaan Bey’e götürüyorduk, orada Papatya’ya biniyordu. Oradan da memnunduk fakat pistte 5 turla sınırlı kalıyor at binişi. Bir de burayı denemek istedik.

İyi ki de denemişiz. Çok güzel bir yer burası. Yarım saat doğada at yürüyüşü daha cazip geldi.

Saat 12’de idi randevumuz. Bekletmeden aldılar bizi. Viona isimli bir pony getirdiler. Midilliden hallice:) İçinde çocuk ve büyüklerin olduğu 6-7 kişilik bir grupla yollara düştük, biz de grubun arkasından tabana kuvvet…

Atlarla orman yürüyüşüne katıldık. Oraya gitmesek öyle bir yer olduğunu bilmezdik. Nasıl yeşil, nasıl güzel… Önde bizim küçük hanım atta salınıyor, arkada biz etrafa ağzı açık ayran budalası gibi bakına bakına yürüyoruz.

Bir iyi geldi ki bize… Yeşillik, yürüyüş, doğa… Terapi gibiydi.

Yarım saat yürüdük. Sonra oradaki kafede oturup çay içtik. Bu arada Duru at oldu, eşkin gidiş, tırıs gidiş, adeta, dörtnal komutlarımı uyguladı.Bu da Duru’nun “at” pozu:)

Tostunu da yiyip yorulduğunu anlayınca da gidelim dedi…

Biz orayı çok beğendik. Hem oradaki görevliler, hem ortam, temizlik… Yine gideceğiz, tavsiye ederim…

 www.iask.org.tr

Siftahı yaptık

Duru deniz sezonunu açtı.

28 Nisan’da İsmail Abi ve Emir’le buluştuk. Hava çok güzel, yurdum insanı tüm sahil boyunca mangalları tüttürüyor. Öyle olunca da bize sahil kısmından ekmek çıkmadı.

Daha önce Darıca tarafında “Harikalar Sahili” diye bir yer olduğunu duymuştum. Serhan da bildiğini söyledi, hep birlikte düştük yollara. Meğerse bildiği yer orası değilmiş. Orası mangal diyarından daha da beterdi:) Çaresiz, oralara gitmişken biraz yürüyüş yapıp lunaparka gittik. Duru’nun gönlü oldu işte…

Dönüşte Bayramoğlu’ndan geçtik. Sezon açılmadığından oturup 2 çay içecek yer bulamadık. Bayramoğlu’nun bir plajı vardı, oraya gittik, gidince de Duru Hanım durur mu, hemen çoraplar ayakkabılar çıktı, ayaklar denize sokuldu. Suda kendini kaybetti. Biraz daha sıcak olsa eminim ki geçen yıl Ağva’da yaptığı gibi coşacaktı suda.

Biraz oynadı suyun içinde. Midye kabukları buldu. Ayakları üşümüş olacak ki, gidelim dedi. Kuruladım ayaklarını, hakikaten de üşümüştü. Çoraplarını giydirdim… Deniz çok güzel görünüyordu. Pırıl pırıl, sakin… Bizim bile giresimiz geldi…

İsmail Abi’yi ayrı bir seviyor, resimden de anlaşılıyordur.

Koala gibi yapışıp kalıyor adeta:)

Velhasıl kaç gündür havaların ısındığını gören küçük hanımın dileği kabul olmuştu. Denize gidelim diye tuttura tuttura denize soktu ayaklarını, sezonu açtı…

Fakat bir şey içemeden döndük ya ben ona yanarım:)

 

Gurur verici bir anekdot

Pazar günü yolda giderken her yerde bayrak ve Atatürk posterleri asılı, insan bir hoş oluyor tabii böyle güzel şeyler gördükçe. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Duru: Anne, Atatürk şimdi nerde?

Serhan: Ankara Anıtkabir’de

Duru: Hmm, demek İstanbul’da değil

Ben: Evet kızım, o şimdi Ankara’da, Anıtkabir isimli bir binanın içinde.

Duru: Onu özleyeceğiz değil mi? (Gözler dolu, ses titrek)

Ben: Evet kızım, hem de çok… (gözümde yaşlar)

Çocuklarımızın Atatürk’ü severek, özleyerek yetişmeleri kadar güzel bir şey yok. Onun hak ettiği de bu…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers