Archive for the ‘11. ay (nisan-mayıs)’ Category

Yeni bir keşif

Duru’nun at sevgisi küçücük boyunu aştı. Sırf at değil bütün hayvanları çok seviyor. Örümcek görünce eline peçete alıp onu incitmeden alıyor ve başka yere götürüyor mesela:) Oh, ben de börtü böcekten pek korkarım, ona belli etmedim tabii bunu, benim alamadığım mahlukatı Duru alır bari, iyi oldu:)

Böyle hain planları kafasında uçuştururken boş durmuyor tabii bu vatandaş. Sürekli bir yerler araştırıyorum Duru için. Fırsat siteleri epey işime yarıyor bu durumlarda. Yine onlardan bulduğum bir yer oldu, İstanbul Atlı Spor Kulübü…

Duru’yu daha önce Kaan Bey’e götürüyorduk, orada Papatya’ya biniyordu. Oradan da memnunduk fakat pistte 5 turla sınırlı kalıyor at binişi. Bir de burayı denemek istedik.

İyi ki de denemişiz. Çok güzel bir yer burası. Yarım saat doğada at yürüyüşü daha cazip geldi.

Saat 12’de idi randevumuz. Bekletmeden aldılar bizi. Viona isimli bir pony getirdiler. Midilliden hallice:) İçinde çocuk ve büyüklerin olduğu 6-7 kişilik bir grupla yollara düştük, biz de grubun arkasından tabana kuvvet…

Atlarla orman yürüyüşüne katıldık. Oraya gitmesek öyle bir yer olduğunu bilmezdik. Nasıl yeşil, nasıl güzel… Önde bizim küçük hanım atta salınıyor, arkada biz etrafa ağzı açık ayran budalası gibi bakına bakına yürüyoruz.

Bir iyi geldi ki bize… Yeşillik, yürüyüş, doğa… Terapi gibiydi.

Yarım saat yürüdük. Sonra oradaki kafede oturup çay içtik. Bu arada Duru at oldu, eşkin gidiş, tırıs gidiş, adeta, dörtnal komutlarımı uyguladı.Bu da Duru’nun “at” pozu:)

Tostunu da yiyip yorulduğunu anlayınca da gidelim dedi…

Biz orayı çok beğendik. Hem oradaki görevliler, hem ortam, temizlik… Yine gideceğiz, tavsiye ederim…

 www.iask.org.tr

Siftahı yaptık

Duru deniz sezonunu açtı.

28 Nisan’da İsmail Abi ve Emir’le buluştuk. Hava çok güzel, yurdum insanı tüm sahil boyunca mangalları tüttürüyor. Öyle olunca da bize sahil kısmından ekmek çıkmadı.

Daha önce Darıca tarafında “Harikalar Sahili” diye bir yer olduğunu duymuştum. Serhan da bildiğini söyledi, hep birlikte düştük yollara. Meğerse bildiği yer orası değilmiş. Orası mangal diyarından daha da beterdi:) Çaresiz, oralara gitmişken biraz yürüyüş yapıp lunaparka gittik. Duru’nun gönlü oldu işte…

Dönüşte Bayramoğlu’ndan geçtik. Sezon açılmadığından oturup 2 çay içecek yer bulamadık. Bayramoğlu’nun bir plajı vardı, oraya gittik, gidince de Duru Hanım durur mu, hemen çoraplar ayakkabılar çıktı, ayaklar denize sokuldu. Suda kendini kaybetti. Biraz daha sıcak olsa eminim ki geçen yıl Ağva’da yaptığı gibi coşacaktı suda.

Biraz oynadı suyun içinde. Midye kabukları buldu. Ayakları üşümüş olacak ki, gidelim dedi. Kuruladım ayaklarını, hakikaten de üşümüştü. Çoraplarını giydirdim… Deniz çok güzel görünüyordu. Pırıl pırıl, sakin… Bizim bile giresimiz geldi…

İsmail Abi’yi ayrı bir seviyor, resimden de anlaşılıyordur.

Koala gibi yapışıp kalıyor adeta:)

Velhasıl kaç gündür havaların ısındığını gören küçük hanımın dileği kabul olmuştu. Denize gidelim diye tuttura tuttura denize soktu ayaklarını, sezonu açtı…

Fakat bir şey içemeden döndük ya ben ona yanarım:)

 

Gurur verici bir anekdot

Pazar günü yolda giderken her yerde bayrak ve Atatürk posterleri asılı, insan bir hoş oluyor tabii böyle güzel şeyler gördükçe. Aramızda şöyle bir diyalog geçti:

Duru: Anne, Atatürk şimdi nerde?

Serhan: Ankara Anıtkabir’de

Duru: Hmm, demek İstanbul’da değil

Ben: Evet kızım, o şimdi Ankara’da, Anıtkabir isimli bir binanın içinde.

Duru: Onu özleyeceğiz değil mi? (Gözler dolu, ses titrek)

Ben: Evet kızım, hem de çok… (gözümde yaşlar)

Çocuklarımızın Atatürk’ü severek, özleyerek yetişmeleri kadar güzel bir şey yok. Onun hak ettiği de bu…

23 Nisan neşe doluyor insan

Çocuğumu götürecek doğru dürüst bir program bulamadım, ne yazık…

Esinlerle konuşmuş, Özgürlük Parkı’nda karar kılmıştık, ama ne yazık ki yanlış karar vermişiz. Her yer ana baba günü. Trafik yüzünden zar zor ulaşabildiğimiz parktan arkamıza bakmadan kaçtık.

Yürüyerek Bağdat Caddesi’ne gittik. Bebelerle bir şeyler yedik. Gökay ve Hilal’i de özlemişim, kocaman olmuşlar.

Sonra Göztepe Parkı’na gittik. Orası çok daha iyiydi, her yer lalelerle doluydu. Alan da daha müsaitti. Parkta oynayıp enerjilerini attılar. Özellikle Hilal ve Duru çok iyi anlaştılar. El ele tutuşup yürüdüler, koştular, birbirlerini beklediler.

Onların böyle anlaşmalarına bayılıyorum. Ne kadar az görüşseler de kaldıkları yerden devam edebiliyorlar.

Sonra çimenlere oturup kek yediler.

Biraz dinlendikten sonra Esinler yola devam etti, biz de Mert’i de alarak önce onu eve bıraktık sonra eve döndük.

Nasıl geçtiğini anlamadım, eve geldiğimizde saat 8’di. Yemek, oyun ve uyku, klasik bir pazar sonu…

23 Nisan partisi

22 Nisan’da okulda Duru’ların partisi vardı. Onun için cumartesi kırmızı beyaz elbise arayışına girdim. Tabii hiçbir yerde doğru dürüst kalmamış, çünkü okullar hep bu iki renkte olan giysileri almışlar. Bir şey daha öğrendik böylece. Neyse puantiyeli bir elbise buldum.

Pazartesi sabahı hâlâ kötüydüm. Her yerim ağrıyordu. Annem de daha beter. Duru’yu hazırladım, güzel giydirdim. Gitmeden birkac poz çektim, bana böyle pozlar verdi:)

Okula bıraktım.

Duru gelene kadar kek yaptım, ortalığı topladım, yemek pişirdim. Bir baktım ki zaman gelmiş. Aşağı inip kızımı karşıladım, sarıldık, yapıştık:)

Güzel geçmiş, şiirler okumuşlar, şarkılar söylemişler.

“Atatürk öldü ama kalbimizde yaşıyor” diyor.

Çocuklarımız Atatürk sevgisiyle büyüsün hep…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers