Archive for the ‘13. ay’ Category

Cesaret cesaret…

Durucuk uzun süredir ayaklansa da tek başına cesaret edip yürüyemiyordu, yani yürüyordu da birkaç adım atıyordu… 9 Temmuz günü ilk kez daha cesaretliydi. Daha önceden elimizden tutup yürür, yürümek istemediğinde de hemen yere oturup emekleyiverirdi. O gün nolduysa cesaret geliverdi Durucuğa. Yerden eğilip top, oyuncak almalar, bütün salonu tek başına adımlamalar… Elimizden tutmayı da istemiyor artık, ensesinden, sırtından belli belirsiz tutuyor, daha doğrusu tutar gibi yapıyoruz, o da fıldır fıldır yürüyor maşallah.

Durum böyle olunca da hep yürümek istiyor artık.

Bu arada geçen haftaki huzursuzluğunun, gece ağlamalarının nedeni de belli oldu. Biz alt ön kesicilerin yanındaki dişleri beklerken dün bir baktım ki kocaman bir yan kesici beyazlamış. Zavallı, demek ki bütün huzursuzluğu ondanmış. Tabii bir de tatil dönüşü eve kapandı, 24 saat yanında olan anne ve babası yok. Bana trip yaptı geçen hafta, öyle ki beni sadece meme olarak görüyordu:) Buna çok üzülüyordum aslında, neyse ki hafta sonu bu durumu telafi ettim, yani etmeye çalıştım aslında. Aramız şimdi daha iyi… Bu iyilik hali ne kadar sürer bilemem…

Duru her söyleneni iyice anlıyor. Bir tek konuşamıyor. Annemle jimnastik yapıyorlarmış hafta içi. Ellerini kaldır deyince kaldırıyor, ayaklarını kaldır deyince kaldırıyor. Her istediğini “ıııh”la, işaret ederek ya da bakarak anlatıyor. Bir şeyi vermek istemeyince “vermem” diyor. Kendisi tam bir küçük şahsiyet oldu

Duru’nun cephesinden haberler şimdilik bu kadar.

Minik Duru kumlu ayak…

Geçen hafta Duru’yla ilk tatilimize çıktık. Rezervasyonumuzu erkenden yaptırmıştık, birkaç ay öncesinden. Belek’i sevmememe rağmen, denizinin kumlu ve sıcak olmasından dolayı Limak Atlantis’i seçmiştik.

Zaman dediğin nedir ki, hemen geçiveriyor işte. Geldi gelecek derken tatilimizi yaptık da bitti bile. Duru’yla ilk tatilimiz olduğu için hem ben hem de Serhan oldukça heyecanlıydık. Kızımızla 1 hafta boyunca dolu dolu 24 saat birlikte olacaktık, onunla denize girecektik.

27 Temmuz Pazar günü, sabaha karşı 5′e doğru yola çıktık, öğleden sonra saat 4′e doğru da oradaydık. Serhan çabucak götürdü bizi, burdan kaptan şoförümüze kocaman bir alkış:)

Tatile çıkmanın en zor yanı hazırlık aşamasıydı. Çocuğumla ilk tatil olduğu için ne alınır, ne gerekir tam olarak bilemediğimden pek çok çanta yapmak zorunda kaldım. Zaten bizim küçük hanımın giysileri, oyuncakları, ilaçları vs. derken ona ait bir valiz, 4-5 de küçük çanta yaptım. Bizimse sadece 1 valizdi eşyalarımız. Yanıma birkaç parça yedek giysi, arabada onu oyalayacak birkaç oyuncak, bez gibi şeyler aldım. Hatta yolda yemesi için yemeğini yaptım, küçük kavanozlara yoğurt yapıp yanımıza aldım. Dondurduğumuz plastik soğutucu buz kalıplarını da Tchibo’dan aldığım, otomobilde kullanılan soğutucu çantanın içine koyduk. Oraya kadar bozulmadan götürdük.

Neyse öyle böyle derken, ittire kaktıra hazırlıklarımı tamamladım, artık yola ve tatile hazırdım:)

Sabaha doğru yola çıktık. Zaten birkaç saat öyle uykuda geçti. Uyanınca mızmızlanmaya başladı. “Meme meme” diyip durdu, ben de emzirdim tabii. Sonra olan oldu, Duru’yu araba tuttu ve kustu.

Hemen durduk, üstünü başını değiştirdik, biraz hava aldırıp yola devam ettik.

Yolun kalan kısmı daha kolaydı, Afyon’da kahvaltı ettik, sonra da uyudu zaten. Saat 4′e doğru tesisteydik.

Odamıza yerleştikten sonra birşeyler yiyip kendimizi sahile attık hemen. Durucuk denizi sevecek miydi, merak ediyorduk. Deniz biraz dalgalıydı. Babası kucağına alıp alıştırmaya çalıştı onu. Sevdi galiba ama öyle bayıldı da diyemem.



İlk gece zorluydu. Duru yerini yadırgadı herhalde. Geceyarısı aniden uyanıp ağlamaya başladı, kolik ağlaması gibi. Meme istemedi, babasının kucağında sakinleşti, kapıyı gösterip ağlıyordu, anlamadık. Sonra bana geldi, emzirdim biraz, sakinleşti, tekrar uykuya daldı.

Sonraki günlerde hem biz hem de Duru, duruma daha adapte olduk:) Düzeni değiştiğinden huyu da değişmişti, anlaşılan zorlu bir tatil bizi bekliyordu:)

Yemek yemek istemiyor, mızmızlanıyor, sürekli elimizden tutup koşturmak istiyordu. Öyle tatlıydı ki, bir eli havada, diğer eliyle de bizim elimizden tutup fıldır fıldır geziyordu. Serhan’la dönüşümlü yedik yemeklerimizi, çünkü mama sandalyesinde oturmaktan bir süre sonra sıkılıyor, yürümek istiyordu. Sıkıldığı zaman elini ağzına sokup kendini kusturur gibi yapıyordu, biz de hemen konuyu değiştirip unutturmaya çalışıyorduk, küçücük çocuğun dikkat çekmek için böyle bir şeye başvurabileceğine inanamıyor insan.

Yemek olayı biraz zorladı. Götürdüğüm yoğurtlar birkaç gün idare etti. Otelin bebek büfesi de vardı ama pek bir şey bulamadım, normal yemeklerden, Duru için uygun olan ne varsa yermeye çalıştım, tabii ne kadar yediyse… Çoğu zaman meyve ve muz kurtardı bizi, bir de bayılarak yediği ekmek…

Tatil Duru’ya odaklıydı, öğlen saat 11-12 gibi uyuyordu, odaya gidiyorduk. Saat 2-3′e kadar uyuyordu.

Uyanınca yemek faslı, sonra saat 4′ten sonra deniz, akşam yine yemek… Bazen akşam yemeğinden sonra animasyonu seyretmeye gidiyorduk ama animasyon izlemek yerine Duru’nun elinden tutup fıldırıyorduk bütün otel bahçesinde. Bu resim de fıldırmadan önce çekildi. Bir tek kare olsun resim çektirebilmek için kucağımda zor zaptediyorum arkadaşı.

Bir akşam Antalya’ya indik, Serhan’ın arkadaşı Hakan’la buluştuk. Güzel geçti o akşam, bizimki açık havada, salıncakta uyudu, biz de saat 12′ye kadar dışarda kaldık ilk defa böylece.

Duru, abi hastası. Nerede erkek çocuk görse peşinden koşturdu. Kızlara pek yüz verdiği yok. Her yemekte mutlaka birini bulup göz teması kuruyor, sonra da “Abiye Kuzu” tonuyla kikirdiyordu. Çok eğlendik. Tabii ona yemek yedirmeye çalışırkenki mücadelemizi saymazsak…

Duru orada bir de arkadaş edindi. Hollandalı çok şeker bir çiftin dünya tatlısı kızları, Liyn (Nasıl yazıldığını bilmiyorum??) Liyn, bu eylülde 2 yaşına girecekmiş, o kadar sakin o kadar uslu ki… Bizimkiyse heyecanlı. Duru’nun heyecanlı haline onlar bile çok güldü…

Sonraki günler de hemen geçiverdi. Bol bol denize soktuk, kumlarda yuvarlandı, emekledi, yürüdü, ağaç kabuğu yoldu, kumun tadına baktı:) Bulunduğu yerler çok pis ve tehlikeli olmadığı sürece ben de kısıtlamadım onu. Yine de dikkat etmeye çalıştım tabii. Böylece ben de titizlik konusunda biraz terbiyelendim. Kısıtlasam ne olacak, beni mi dinleyecek sanki. Küçücük çocuğun bir siniri var ki akıllara durgunluk verir. Ayağını kuma bir çırpışı, bir tepinişi vardı ki gülsem mi ağlasam mı bilemedim:) Çocukla kesinlikle inatlaşmamayı öğrendim. Her şeyi tatlı dille anlatmak gerekiyor. Ama insanım, sabredemediğim noktalar, anlar olmadı değil, o yüzden affola…

Duru, sahil yürüyüşleri sırasında yerden taş da topladı. O taşları öyle sahipleniyordu ki, yere düştüğünde arıyor, ağlıyordu. Öyle birkaç tane taş var şimdi hatıra olarak sakladığım. Taşı eline alıp, bir eliyle de bizim elimizden tutup sahilde dört döndü. Onu dört döndürürken Serhan’ın omuzlar da ıstakoz kıvamını aldı tabii.


Ben tam donanımlı kameraman Cevat Kelle’liğime orda da devam ettim tabii, 6 günde 600′ü aşkın fotoğraf çekmişim. Kumda, çimende, denizde, yemekte, parkta, orda burda her yerde resmi ve kamera kaydı var Duru’nun:) Biraz da hastalık galiba benimkisi, ama onun fotoğraflarını çekmek çok hoşuma gidiyor.





Bu arada Duru babaya çok fazla düştü. Adeta aşk yaşadılar tatil boyunca. Her kız çocuğu gibi o da babacı olacak ama sonunda anayı bulacak:) Çok gariptir, denize girerken de beni istedi hep, babaya güvenmedi nedense??



Burun ısırmaca, el çırpmaca, her tür oyun vardı. Gazete okudular birlikte… Lastik kızım babasının kucağına yattı mutlu mutlu.


Beni de memecibaşı ilan etti, tüm tatil boyunca neredeyse saat başı emdi. Ben de itiraz etmedim, sıcakta sıvı ihtiyacının önemli bir kısmını karşıladık böylece.

Bu arada ben son iki gün sabah saat 7 gibi denize gittim. Müthiş keyifliydi, sakin, tenha, dalgasız tertemizdi deniz, tam benim sevdiğim gibi. Onlar odada uyurken ben denize girip, biraz güneşlenip odaya döndüm. Bu arada onlar da uyanmış oluyordu. Sonra gün yeniden başlıyordu bizim için. Serhan da 2 kez voleybol oynadı, çok sever, benim için dans nasıl tutkuysa onun için de voleybol öyledir. Böylece kendimize de minik fırsatlar yaratmaya çalıştık.

Tesis güzeldi. Personel süperdi. Çalışanlardan herhangi birinin bile suratı asık olmaz mı kardeşim. Hepsinin sinirleri alınmış gibiydi, herhalde özel seçmişler adamları. İşletmecilği mükemmeldi, her konuda müthiş yardımcı olmaya çalıştılar, gerçekten çok iyilerdi. Tesiste 1800 kişi varmış ama o kadar iyi dağıtmışlar ki hiç vıcık kalabalık yoktu ortalıkta. Bunun yanında her şeyin yine de saatli olması, yemeği almak vs. yoruyor insanı, bu nedenle sevmiyorum böyle tatil köyü mantığını. Ama çocukla riski göze alamadık, burayı seçtik bu sene. Memnun da kaldık.

Son gün, yani cumartesi günü de saat 2 gibi yola çıktık. Uyudu biraz.

Uyandıktan sonra yine mızmızlandı, ardından da kustu. Sonrasında da yolun büyük kısmında kucağımda geldi. Gece olunca gökyüzünde yıldız gösterdim ona. Çok sevdi, yol boyu ona baktı, takip etti. Onun da yıldızı var, babası almış internetten:) Hatta benim de var, şu hayatta birer yıldızımız var bizim:)

Sonra da kucağımda uyudu miniğim. Eve geldiğinde uyandı. “Aaaa” diye şaşırma sesi eşliğinde evi dolaştı. Tavşanını özlemiş, ona sarıldı. Eve gelir gelmez ordaki mızmız çocuktan eser kalmadı, sakin sakin oturdu, sonra da yatağında uyudu bir güzel.

İlk tatilimiz böyle geçti işte. Kazasız belasız Allaha şükür. Sinek ısırığımız bile olmadı, Euphia’nın bitkisel içerikli sivrisinek kovucu spreyini almıştım Duru için, çok işe yaradı. Fiziksel olarak yorulduk, yorulmadık diyemem ama beynim dinlenmiş olarak döndüm. En güzeli de yavrumla ve eşimle başbaşa, dolu dolu 6 gün geçirdim. Dün işte ilk günümdü, çok özledim yavrumu. Resimlerine bakıp bakıp durdum, kokusu burnumda tüttü. Akşam eve gidip yumuldum derhal. Anneme eziyet etmemiş hiç, güzel güzel yemeğini yemiş. Yalnız öğlen uykusunda uyanmış bir ara ağlayarak, sonra tekrar uyutmuş annem.

Güzeldi vesselam, her güzel şey gibi de çabucaak bitti…

Minik Duru küçük maymun

Küçük maymun, çünkü çok taklitçi:)

Cumartesi günü İsmail abi Duru’nun karşısına geçip omuzlarını yukarı doğru kaldırarak, “Duru bak” diyordu. Baktık Duru da aynısını yapıyor. Biz güldükçe onun da hoşuna gitti, yapmaya devam etti.

Doğum gününde de yine unutmamış, aynısını yaptı. Hatta birkaç kez sadece İsmail abiyi görmesi yetti, onu görünce direkt omuzlarını yukarı doğru kaldırıyordu Duru:)

Bu da o anlardan birinde çekildi:)

Bir ara korktum çocukta tik olacak diye. Neyse allahtan unuttu şu sıralar.

Duru’nun ilk doğum günü kutlaması

Ve büyük gün gelmişti. Gece 3′te yattıktan sonra sanırım 8 gibi uyandım. Önce ortalığı genel olarak topladıktan sonra Duru’ya kahvaltı yaptırmadan yıkadım. Sonra kahvaltısını hazırladım. Annem onu yedirirken ben işlerin başına koyuldum.

Serhan bu arada daha önce üzerinde çalıştığım slayt şova son şeklini vermek üzere işe koyuldu. Fakat işler umduğumuz gibi gitmedi, pek çok zorluk çıktı, ama hepsine bir çözüm buldu akıllım benim :)

Saat 11 gibi Duru uyudu. Ben de geri kalan yiyecekleri yaptım. Sonra evi genel olarak tekrar temizledim. Saat 1-1.30 gibi Duru uyandı. Annem yemeğini yedirdi. Ben de hazırlanmaya başladım. Bu arada Serhan hâlâ slayt şovla uğraşıyordu zavallım:(

Duru yemeğini yedikten sonra artık hazırlanma sırası ona gelmişti. Cicilerini giydirdim, çok ama çok güzel oldu maşallah… Gelin gibiydi, çok duygulandım.

Hava da çok sıcaktı o gün. Buram buram terledik aaaaaa:)

Ablamlar saat 2 buçuk gibi geldi. Duru onları görünce neşelendi. Zaten cicilerini giydirince de çok sevinmişti. Değişik bir gün olacağının farkında mıydı acaba?

Ablamların ardından Ayşegül geldi. Onu da uzun süredir görememiştik, kısmet bugüneymiş. Duru’yu görünce şaşırdı, çünkü birkaç aylıkken görmüştü en son.

Saat 3 gibi de pastamız geldi. Çok merak ediyordum nasıl olacağını. Pastayı bizzat İlker Hanım kendi elleriyle teslim etti, 1 şeklindeki pastamız gerçekten çok güzel görünüyordu. Eminim tadı da çok güzeldi. Pastayı da hemen dolaba koydum sırasını beklemek üzere…

Pastanın ardından sıra Ebru, Selçuk ve Güneş’teydi. Ebrucum kek ve elmalı pay yapıp getirmişti, çok güzel görünüyordu onlar da. Onları da buyur ettik içeri. İçerde Duru’yla Selçuk oynadılar güzel güzel. Selçuk kucağına aldı, havalara kaldırdı Duru’yu, bizimkinin de pek hoşuna gitti tabii.

Sonra da babaannemiz, dedemiz, amcamız, yengemiz, halamız, küçük halamız, küçük amcamız:) geldiler. Onlar da börek getirdiler, Dilim Börek’in nefis böreklerinden. Böylece bir tek babamla Esin ve Mert kalmıştı geriye. Duru her kapı çalınışında çok heyecanlanıyordu. Kapı açılınca kendi dışarı gidecek zannediyor, gitmeyince de basıyordu yaygarayı:) Zavallım bir de giydirdik ya, attaya gidecek zannetti kendini.

Sohbet başlamıştı. Ben tam donanımlı kameraman Cevat Kelle gibi sürekli ortada dolaşıp fotoğraf ve kamera ile görüntü almaya çalıştım:)

Saat 4′e doğru Esin ve Mert de gelmişti. Gökay ve Hilal’i evde bırakmışlar. Ben onları da çok özlemiştim.

Böylece babam haricindeki herkes gelmişti. Babam hep geç katılır bu tip toplantılara, bugün de öyle olmuştu.

Herkes hoş gelmiş sefa gelmişti. Erkeklerden birkaçı -İsmail abi, Selçuk, Mert ve bazen Serhan- balkonda oturmayı tercih ettiler. İçerisi çok sıcaktı gerçekten. Balkonda da muhabbet iyiydi anlaşılan.

Ben her şeye yetişmeye çalışıyordum. Ama sanki hiçbir şeye yetişemiyordum:) Sersem gibiydim:) Masa hazırdı. Sohbet tüm hızıyla devam ediyordu. Duru, Selin’le oynuyordu, güzel güzel oyaladı Selin halası Duru’yu.

Artık iyice acıkmıştı misafirler. Yavaş yavaş yeme içme faslına geçilmeliydi.

Benim yaptığım patatesli toplar ve kısır, annemlerin getirdiği börek, amerikan salatam, annemin zeytinyağlı dolmaları, lorlu dereotlu kurabiyelerim, Ebrunun elmalıları ve köşede kakaolu keki, arka sırada ablamın marmelatlı kurabiyeleri, mahlepli halkaları, zencefilli kurabiyelerim, annemin patatesli ay çörekleri.

Günün favori besinleri amerikan salatası, zeytinyağlı dolma ve börekti sanırım. Her şey bol boldu, çeşit güzeldi. Getirenin, yapanın, herkesin ellerine sağlık. Hepsi Duru’nun kısmetiydi, çok güzeldi tatları.

Herkes bol bol yesin içsin istiyordum. Bu arada Duru’yla da ilgilenmeye çalışıyordum. Zavallım, çok sıcaktan arada bunalıp huysuzlanıyordu, yine de yaygarayı koparmıyordu ama. Selin ara ara onu odasına götürdü. Arabasına bindirip gezdirdi. Zaman zaman Güneş oyaladı, Emir devreye girdi. Bir ara o kadar uykusu gelmişti ki onu emzirip uyutayım dedim ama ne mümkün. Aklı içerdeyken hiç uyur mu, uyumaz tabii. Neyse azıcık dinlenmiş oluyordu böylece.


Sonra sıra hediye faslına geldi. Herkes bir şeyler getirmiş sağolsun. Babaanne ve dedesi altın getirmiş. Anneanne ve dedesi de altın almışlar Duru’ya. Halası hayvanları tanıtan şarkılı güzel bir oyuncak almış, bir de çok güzel bir puzzle yaptırmış, üzerinde Duru’nun bir sürü resmi var. Selin de parmak kuklalı oyuncak almış, bir de yine üzerinde Duru’nun resimlerinin olduğu 2 güzel hediye hazırlamış kendisi. Teyzesi, eniştesi ve Emir abisi de Duru’nun ilk otomobilini almışlardı:) Ebru teyzeleri ve Esin teyzeleri de birer altın getirmişler. Sevim yengesi ve Selçuk amcası da biraz ilerde Duru’ya okumamız için cd’li kitap seti ve çok güzel bir elbise almışlar, bayıldım. Ayşegül Teyzesi de çok şirin kıyafetler almış, harika hepsi de. Herkese bir de buradan teşekkür ediyoruz.

Sevim yenge ve Selçuk amcanın hediyeleri

Sevim yenge ve Selçuk amcanın hediyeleri

Selin'in Duru için hazırladığı poster

Duru, halasının aldığı oyuncakla haşır neşir:) Altta da parmak kuklası var.

Böylece Duru’nun bir sürü hediyesi oldu. Doğum gününe Duru’nun arkadaşı Bulut da gelecekti ama planlarında değişiklik oldu. Hediyesini cuma gününden yolladı Seher. Çok güzel bir sepetin içinde, harfli bir oyuncak, şirin elma şeklinde tokalar ve Duru’yla Bulut’un bir resminin olduğu güzel bir çerçeve göndermişti.

Sonra bende bir ara film kopmuş. Sanırım bu hediye faslından sonra ben Duru’yu içeri götürdüm biraz uyur diye. Tabii uyumadı. Geri döndüğümüzde herkes onlar için hazırladığım hediyeleri almış ve açmıştı bile:)

Bu faslı kaçırıp fotoğraflayamamıştım. O anı görmek isterdim, kısmet olmadı. Umarım herkes beğenmiştir çerçevelerini. Ne çıktıysa bahtlarına artık:)

Bu arada babam hâlâ gelmemişti. Ben azimliydim oysa ki, o gelmeden pastayı kesmek istemiyordum:) Esinler haklı olarak gitmek istiyordu, çünkü bebekleri onları bekliyordu evde.

Baktım saat 6 olmuştu bile. Duru da uyumadığına göre pastayı kesmek şart olmuştu, daha fazla bekleyemedik, çünkü kaçta geleceği belli değildi babamın.

Önce Serhan’la hazırladığımız slayt şovu seyrettirdik misafirlerimize. Duru huysuzlandığı için ben yarısında onu içeri götürdüm. Döndüğümde bitmişti, herkes için güzel bir anı olmuştu sanırım. Sonra da pastayı kesmeye sıra gelmişti.

Mumu yaktım, pastayı masaya getirdim. Duru şaşırdı. Hep birlikte “İyi ki doğdun” şarkısını söyleyip alkışladık. Korktu bizimki, dudağını büktü:)

Mumu üflemeyi bilmediğinden onun yerine biz gerçekleştirdik bu işlemi:)

Babası da ben de kızımızın birer yanağından öptük, çok güzeldi. Ama o bunalmıştı sanki biraz:)

Pastayı kestik, servis ettik.

Pasta nefisti gerçekten, çok hafifti. Şeker hamuru da çok lezzetliydi. Normalde bu tip pastaların hamuru genelde yenmez ama ben de dahil hemen herkes yedi, İlker Hanım‘ın ellerine sağlık tekrar. Bir lokma da Duru’ya tattırdım kekinden.

Pasta kesildikten sonra kızın üstünü çıkardım. Çok terlemişti. Çok bekledim babam Duru’yu böyle gelin gibi görsün diye ama artık çok sıcak olmuştu, sırtı da su gibiydi yavrumun.

Çay servisini yaptık. Bu arada babam saat 7′ye doğru gelebildi. Torunuyla aşk yaşadı bir süre.

Duru 2 dedesinin arasında çok mutlu gözüküyordu.

Sonra meydana küçük amca Işık çıkıverdi birden. Kendisi tam bir bilgisayar canavarı olduğundan tüm gün bilgisayarın başındaydı. Acıkmış. Onun dolma yiyişini hiç unutmuyorum öyle tatlıydı ki:) Böylece onun da yüzünü dolmanın hürmetine iki lokma görmüş olduk.

Bu arada Duru’nun o kadar uykusu gelmişti ki yemeğini bile yediremeden uyumuştu.

Selin’le birlikte, “Tombik tombik tostombik” adlı şarkımızın eşliğinde yaptığımız dansımızla geceye son noktayı koyduk:) Günün en güzel şarkısı yine aynıydı, ben, Emir ve Selin’den oluşan koro, birlikte söyledik bu şarkıyı, eğlendik kendi çapımızda:)

Ertesi gün okul olduğundan saat 8-9 gibi herkes kalktı. Duru hâlâ uyuyordu.

Annemle ortalığı topladık, o da çok yoruldu canım, sağolsun. Derken saat 10 buçuk gibi uyandı bizimki. Cin gibiydi. Neyse, yemeğini yedirdim, biraz oyaladık. 12 gibi uyudu. Dolu dolu geçirdi doğum gününü.

Doğum gününden detaylar bu kadar. Benim için çok güzel bir gündü. Her ne kadar telaştan, koşturmadan pek bir şey anlayamasam da iyi ve güzel hisler bıraktı bende. İlk doğum günü olduğundan acemilik de var tabii, istemeden sürç-i lisan ettiysek affola:) Nice nice doğum günlerinde görüşmek üzere…


Doğum günü hazırlıkları

Eveet, bugün doğum gününü kutlamış ve büyük günü başarıyla tamamlamış olmanın verdiği mutluluk, rahatlık ve biraz da yorgunlukla yazıyorum.

1 yaş diye pek bir özendim Duru’nun doğum gününe. Yapı olarak her şey güzel olsun, her şey zevkli olsun isterim, araştırırım. Bu nedenle muhtemelen bundan sonraki doğum günleri de farklı olmayacak Duru’nun. Benim için büyük bir zevk bu tip detayları düşünmek…

Öncelikle misafirlerime hazırladığım hediyeler artık onların evlerinde olduğundan bunlardan bahsedebilirim artık. Onlar için çerçeve alıp içine Duru’nun farklı resimlerini koydum. Bunları daha önce de doğum hediyelerimizi aldığımız Tahtakale Şark Han’dan almıştım. Böylece renkli renkli bir sürü çerçevemiz oldu. Cuma gecesi hediye paketi yaptım bunları. Üzerlerine de iş yerinden arkadaşım Nermin’le birlikte hazırladığımız “Duru 1 yaşında sticker’ini” yapıştırdım, çok güzel oldular. Bana Nermincim bir de kapı süsü yapmıştı ama onu iş yerimde unuttuğumdan kapıya asamadım tabii:(

Gelenlerin yazması için bir de hatıra defteri almıştım. Kafamda hep kelebekli, çiçekli şeyler vardı, buldum da.

Bir süredir, doğum gününde bütün aile ve arkadaşlarımla birlikte izlemek için bir şey yapmayı düşünüyordum. En önemlisi de kızım büyüdüğünde ona seyretmesi için bir hediye, bir hatıra bırakacaktım ilk yaş doğum gününden. En sonunda Power Point’te bir slayt şov hazırlamaya karar verdim. Bunun için epey uğraştım tabii. Önce Power Point’i hatırlamam gerekiyordu, allahtan kolaydı, hemen çözdüm işi. Slayt şov Duru’nun 1 yılını anlatacaktı, resimler ve altında Duru’nun kendi ağzından cümleler olacaktı. Doğumundan bu yana en önemli günlerini, anlarını bir bir hatırladım bu sayede, epey çaplı ve derin bir araştırma oldu benim için, çok uğraştım ama deydi. Cengiz, Duru’nun ilk aylarında Serhan’a bir ninni göndermişti mp3 olarak. Adı “Minik Duru”ydu. Sanki benim kızıma yazılmıştı. Müzik olarak da fonda bu çalmalıydı tabii.

Kabasını böylece şekillendirdim. Geriye üzerine müzik koymak ve biraz da süslemek kalıyordu. Bu kısmı beni aştı, bu aşamada da devreye Serhan girdi. Karı-koca imece usulü güzel bir şey hazırladık.

Bu arada geçen hafta pasta siparişini İlker Ergin-Efla Pasta‘ya vermiştim. Pastayı nereye yaptırsam diye uzun uzun araştırdım. İçime pek bir yer sinmemişti. Sonra aklıma geldi birden. İlker Hanım, doğum fotoğrafçımız Çiseren’in arkadaşı, facebook’tan yaptığı pastaları görüyordum zaman zaman, çok güzellerdi. Kafamda belli bir model vardı zaten. 1 şeklinde, beyaz zemin üzerinde kelebek ve çiçeklerin bir de uğur böceğinin olduğu (Nerminle yaptığımız sticker’la da uyumlu olacaktı böylece) bir pasta olacaktı. İlker Hanım’la da konuşup muzlu çilekli, bitter çikolata kremalı olacak şekilde pastanın siparişini verdim.

Duru’nun doğum günü kıyafetini geçen cumartesi gününden halletmiştik. Hep beyaz giysin istiyordum, bu sefer mor istemedim hiç:) Mothercare’den bulduk elbiseyi, ayakkabıları da Joker’den aldık, çok güzellerdi.

Toka bakmış ama bulamamıştım. Ben de Beşiktaş’tan tokalarını ve kurdelelerini ayrı ayrı aldım. Serhan yapıştırdı onları, çok şirin oldular.

Böylece Duru’nun temel ihtiyaçlarını halletmiş olduk.

Cumartesi temizlik ve yiyecek hazırlama günüydü. Önce temizliği hallettik. Bu arada alışveriş de yapmamız gerekiyordu. Akşam üzeri de çıkmışken Duru için daha önce almayı planladığımız yürüteç arabayı da almak üzere Joker’e gittik. Tam almak için kasaya doğru yürürken ablam aradı. Duru’ya bir şey aldık çok güzel diye. Baktım bizim alacağımız şeyin aynısını almışlar, şaşırdık tabii. Aynen çıktık Joker’den biz de.

Duru yürüteç otomobili görünce şaşırdı, sevindi. Daha çok üzerindeki oyuncak ilgisini çekti. Oyalandı epeyce.

Akşamımız hazırlıkla geçti. Salonu süsledik. Yıldızlar, balonlar, iyi ki doğdun yazıları astık.

Annem ablamla dolma sardı. Ben lorlu dereotlu tuzlu kurabiye, zencefilli kurabiye, amerikan salatası yaptım akşamdan. Ablam marmelatlı kurabiye, annem de patatesli ay çöreği yaptı. Pazar gününe kısır ve patatesli toplar kalmıştı bir tek. Bir de tekrar kabaca temizlik yapmak gerekiyordu.Masayı da hazırlayıp yattım. Yattığımda gece saat 3′tü.

Heyecandan bir süre uyuyamadım. Sonra sızmışım.

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers