Archive for Temmuz, 2013

Pazar günü Kuzguncuk

Kuzguncuk bize yakın. 1 kez bile gitmedik. Geçenlerde internette araştırdım biraz. Şöyle havasını biraz soluyalım dedik.

Öğleden sonra Kuzguncuk’taydık. Sakin, kendi halinde, bir o kadar şehrin içinde, bozulmamış şirin bir semt. Biraz yürüdük. Evleri çok güzel, eski evler ama bakımlı ve bazıları renk rek boyanmış, oyuncak gibi:) Çok şirinlerdi.

Dondurmacısı var bir tane, Aysun’un günlük sütünden yapılıyormuş, katkısız. Lavantalı dondurmasına bayıldım. Duru çikolatalı yedi. Kesinlikle lavantalısını denemek lazım, Duru bile bayıldı…

Sonra sahildeki kahvede oturduk biraz. Duru buz gözlü güzel bir köpek buldu, ismi Anastasia idi. Biraz onu sevdik. O kadar çok rüzgar vardı ki rahat rahat oturamadık.

Dönüşte Duru’yu parka götürdüm. Duru’nun portatif tuvaleti çok işe yaradı, çoook:) Hem Duru’ya hem de minik kızı sıkışmış bir babanın çaresizliğine derman oldu. Şiddetle tavsiye olunur…

Bir pazarımız da öylece geçti gitti işte…

Mehtaplı gecelerde hep seni andım:)

Arabamız gittiğinden beri ablamlar sağ olsun bizi hiç arabasız bırakmadılar. Kendileri nereye gitseler bizi de götürdüler. Bu da işimize gelmedi değil, hem daha sık görüşüyoruz hem de kalabalık gezmeler zevkli oluyor.

Cumartesi bize sundukları teklif mehtap gezesiydi. Vapura biniliyor, Anadolu Kavağı’nda yemek molası, ardından dönüş…

Pek halim olmasa da bebem için “evet” dedim.

Duru’nun keyfine diyecek yoktu. Vapur’a Kadıköy’den bindik. Canlı müzik de vardı. Açık havada süren yaklaşık 2 saatlik yolculuk sonrası Kavak’a vardık.

Orayı oldum olası sevmişimdir. Evlenmeden önce Serhan’la gelmiştik. Epey olmuş gitmeyeli. Bir de kapıcı kuşlar gibi garsonlar olmasa… Neyse, ablamlar oruç olduğundan iftar için daha önce gittikleri küçük sevimli bir balıkçıya gittik. Duru yol boyunca balık sayıkladı.

Yemekler güzeldi. Duru balığını afiyetle yedikten sonra sesi kesildi:)

Sonra biraz yürüdük. Kedi sevdi. Hayvan sevgisi had safhada bizimkinde. Geçenlerde balonda ölmüş bir arıyı eline almış, “Bak anne arı ölmüş” diye üzülerek getirdi. Arıların ellenmemesi gerektiğini anlattık biz de, ne derece uygular bilmiyorum.

Duru klasik dondurmasını yedikten sonra da vapura bindik. Dönüş de çok keyifliydi. Ama öyle kuduruktu ki bazen sinirlerimi epey zorladı. O kadar yorulma, açık hava da kesmedi bizimkini. Uyuduğunda herhalde saat 12’ye geliyordu.

Dönüşte kucakta taşındı prenses. Biraz babası biraz İso’su, arabaya kadar götürdüler. Dönüşümüz gece saat 1’i bulmuştu.

Zevkli bir geziydi. Hem de tam mehtaplı bir gecede yapmıştık gezimizi. Bol fotoğraf, kahkaha, en kötü gecemiz böyle olsun dedik…

 

Küçük bir kaçamak


10 Temmuz’da 3 gün izin almıştım.

Duru Güral Sapanca’dan sonra tatil sayıklayıp duruyordu. Bir de okuldaki çoğu arkadaşı bir yerlere gittiler. Bu da onda dayanılmaz bir tatil arzusu yarattı.

Aklımda Büyükada vardı. 1 gece kalmalı gittik.

Kabataş’tan denizotobüsüne bindik. Yarım saatte adaya vardık.

Hafta içi ve Ramazan olması nedeniyle nispeten tenhaydı. Hava da yarı bulutlu olduğundan çok bunaltmadı bizi.

Otelimize yerleştikten sonra plajlardan birini seçip motora atladık ve gittik. Nakibey’e niyetlendiysem de plajının kum olması nedeniyle Yörükali’yi tercih ettik. Duru eğlendi, sevdi, fakat pek gidilesi bir yer değil.

Dönüşte kuşları besledi.

Akşam 6 gibi otelimize döndük. Ada Palas gerçekten harika bir otel. Özellikle bahçesi… Küçük fakat çok keyifli bir bahçesi var. Sırf bunun için bile kalınır. Odaları da çok temiz…

Akşam yemekten sonra biraz yürüdük. Çok keyifli bir yer bence Büyükada. Bozulmamış, sokakları, evleri çok keyifli. Biraz bakımsız yalnız. Belediyenin bu konuda biraz daha iyi çalışması gerekiyor.

Son durağımız Türk kahvesi için Dolci idi. Otele döndük, biraz daha bahçede oturduktan sonra odaya gittik. Duru’nun pili bitmek üzereydi.

Sabah bahçede kahvaltı… Çok keyifliydi. Gece yağmur yağmıştı epeyce, Allahtan yerler kurumuştu. Sonra büyük tura çıktık. Duru o kadar istemişti ki beyaz atlı bir araba denk geldi bize:) Atlar gittikçe ben üzüldüm, sıcak da değildi o kadar ama üzüldüm işte elimde değil. Kafamda söylene söylene gittim arabada. Duru’nun keyfine diyecek yoktu.

Turumuzu da yaptıktan sonra dondurma molası verdik.

Murat bizi Bostancı’da karşılayacak sonra Kumburgaz’a götürecekti. Tatilin 2. yarısı başlıyordu.

Duru başta  Murat’a epeyce trip attı. Yüzüne bakmadı. Neyse, öyle böyle derken kalbini kazandı tekrar. En son ayrılırken Duru kırıtarak Murat’a bakıyor ve gülüyordu. Bulduğu deniz kabuğunu da Murat’a hediye etti.

Yine aynı yerde resim çektik. 3 yıldır aynı yerde, neredeyse aynı kıyafetlerle resim çekiyoruz. güzel oluyor.

Kumburgaz’ın denizi şansımızdan harikaydı. Pırıl pırıldı. Orası en çok Duru’ya yaradı. Su kuşu olduğundan kollukları takıp boyunu aşan yerlerde rahatlıkla yüzdü.

Babaanne, dede ve halasını da gördü, hasret giderdiler… Dedesinin aldığı karpuzu bir güzel afiyetle midesine indirdi.

İştah çok iyiydi maşallah. Tüm gün yorulduğundan mı, açık havadan mı, kullandığı reflü ilacından mı çözemedim. Her ne sebeple olursa olsun onun böyle yemek yemesini seyretmek gerçekten çok keyifliydi.

Cumartesi amcası da oraya geldi. Birlikte denize indik. Bir fasıl da onunla yüzdü, gönlü oldu.

Öğleden sonra yola çıktık. Kumburgaz nire Çengelköy nire:) Allahtan Selçuk Abi de yolun bir bölümünde bize eşlik etti de çantaları ve Duru’yu taşımamıza yardımcı oldu.

Dönüşümüz daha zor oldu, indi bindi aktarma derken hiçbirimizde takat kalmadı.

Değdi ama. Güzel bir mola oldu hepimize.

Özellikle Duru’cuğum çok memnun kaldı bu geziden. Nasıl yüzdüm ama deyip durdu. Biz de onu cesaretlendirip takdir ettik.

Doktorum civanım

29 Haziran Cumartesi doktor kontrolü vardı. 4 yaş. Ablamlar götürdü bizi.

Bir süredir Duru’nun midesinden yukarı doğru gaz çıkıyor fakat bunu çıkaramıyordu. Bir akşam da aynen benim yaşadığım gibi göğsünde gaz ağrısı hissedince Duru’nun reflü olabileceği gelmişti aklıma. Gece uykusunda da öksürüyordu, muhtemelen mide asiti geliyordu boğazına. Yıldız Hanım’a bunları anlattığımda reflü teşhisi koydu. İlaç verdi, şurup.

Tartım ölçüm bitti. 19,4 kg, boy da 107 cm geldi. Sıra aşıya gelmişti. Yıldız Hanım Duru’nun doktor konusundaki hassasiyetini bildiğinden epeyce kasılmış sanırım DBT aşısı yaparken. Duru’da tık yok. İrkilmedi bile. Yıldız Hanım’ın eli mi hafif yoksa benim çocuğumun acı eşiği mi yüksek anlayamadım. “Bilseydim o kadar kasılmazdım, başım ağrıdı” dedi. Neyse, korktuğumuza değmedi, çünkü Yıldız Hanım’ın ilk aşısı idi bu.

Reflü için verdiği ilacı bir süre kullanıp sonra konuşacaktık.

Aşı, sonrasında kolunda epeyce ağrı yaptı, birkaç gün sürdü bu ağrı. Onda bile sesi çıkmadı yavrumun. Ateş yapmadı ama çok fazla kol ağrısı oldu. Gece uyurken “Anne kolum kalkmıyor” diyordu kuzum…

Benim dayanıklı akıllı kızım…

Ve sahnelerde Duruuu…..

 22 Haziran’da Duru’nun yıl sonu gösterisi vardı. Ne heyecanlı bir şeymiş bu… Bir yandan Duru’yu sahnede görecek olmanın heyecanı, diğer yandan “ya ağlarsa” korkusu…

Neyse, cumartesi sakin sakin kalktık. Gösteri kısmını pek dile getirmeden kahvaltı ettik vs. Saat 4’te orada olmamız gerekiyordu. Kavacık’ta Ahmet Mithat Kültür Merkezi’nde. Teyzeler ve hala da oraya geleceklerdi. Sınırlı misafir kapasitesi olduğundan herkesi çağıramadık.

Duru’ya kot etek ve Deha tişörtünü giydirip saçını topuz yaptım. Öyle istemişlerdi. Saat 4’te oradaydık. Benden ayrılırken yine ağladı tabii, korktum sahnede de öyle olcak diye. Seni izleyeceğim ben dedim. Yerimizi alıp beklemeye başladık. Arkalarda idik, beni görür de arıza çıkarır diye çok önlere oturmadık. Neyse perde açıldı, tüm çocuklar sahnede İstiklal Marşı için bekliyordu. Duru çok güzel okudu, öyle ciddiydi ki, iki eli yanda, tüm ciddiyetiyle okudu marşı, çok duygulandık. Ardından Türkçe ve İngilizce şarkılar okudular.

Arada beni arıyordu, el ettim ama görmedi tabii ışıklardan. Bir ara Yeşim Öğretmen’e sordu, o da burada dadi herhalde. Zaman zaman yüzünde endişe ifadesiyle şarkıları çok çok güzel söyledi. Hiç de ağlamadı. Çok gurur duydum.

Hala sonradan geldi. Onu görünce çok sevindi Duru, sahneden “halaa” diye el salladı:) Neyse, perde kapandı, sonra sırayla çıktı çocuklar.

Dramada meyve oldular, Duru karpuzdu. Yanındaki sevimli patlıcan da Gökay. O da ayrı alemdi:)

Öğretmenlerinin meyveleri yıkarken Duru’nun yaptığı hareketler hala gözümün önünde:)

Çok eğlendiler hepsi de…

Hepsi çok güzeldi. Özellikle Tuba öğretmenin hazırladığı Tayfalar rondu bence çok çok iyiydi. Bir de kostüm olarak birer tane çizgili tişört giydirebilselerdi çok daha mükemmel olacaktı gösteri. Ben izlerken çok keyif aldım. Duru özellikle Buğra’sıyla birlikte o kadar eğlendi ki onları izlerken ben daha çok eğlendim.

Duru gerçekten iyiydi, kendi çocuğum diye söylemiyorum. Hepsinde çok iyiydi. Çok da eğlendi. Hepsini hakkıyla yaptı. Dansta prenses gibiydi. Bale ve müzik öğretmeni zaten Duru’nun çok yetenekli olduğunu söylemişti. Böyle bir çocuğa sahip olduğumuz için çok çok şanslıyız…

Gösteri 2,5 saat sürdü. Biz bile izlerken yorulduk, kim bilir o minikler ne kadar yoruldular. Bravo hepsine…

Gösterinin sonunda tüm çocuklara belge dağıttılar. Mezunlar kep attı:) Bizimki belgesini alır almaz yanıma geldi. Sinirliydi biraz, yorulmuş, şekeri de düşmüştü. Arkada sandviç yemişler ama çıkınca bizden istediği ilk şey “çikolata” idi.

Öğretmenine veda edemedik. Sınıf arkadaşlarından biri Duru’ya biraz hoyratça sarılınca bizimkinin ayarı bozuldu tabii, yorgun da… Ağlayarak günü bitirdik. Öğretmenleriyle fotoğraf bile çekemedim. Neyse, gösteri boyunca gıkı çıkmadı ya, bu bana yeter.

Çıkışta anneanne, teyze, enişte, hala ve kuzen hep birlikte Küçüksu’da bir yere gittik. Orada da birkaç erkek çocuğuyla futbol oynadı:) Enerjisi bitmemiş demek ki:) Her yeri simsiyah olmuştu top oynamaktan, kirlenmek güzeldir:)

Duru’nun ikinci sahne deneyimi idi bu. Eğer sayarsak, ilki geçen yıl gittiğimiz tatil köyündeydi, birlikte aynı sahneyi paylaşmıştık. İnsan çok heyecanlanıyor, merakla bekliyor, duygulanıyor. Annemi şimdi daha iyi anladım. Demek, o da beni seyrederken aynı şeyleri hissediyormuş, hep anlatırdı bana…

Sonraki gün gösteriyi izledik videodan. Buğra’yla bir ara birbirlerine bakıp gülüp eğlenip şarkı söylüyor Duru. Bana şöyle dedi: “Anne bak, Buğra’yla nasıl da birbirimize bakıp şarkı söylüyoruz”:) Kalıverdim öylece. Okulun gönderdiği videoyu izlemedim henüz, fakat fotoğrafları gördüm. Birkaç kare haricinde güzel değil, beğenmedim. Öylesine çekilmişler, ne kadraj var, ne açı… Keşke böyle güzel bir gösterinin fotoğrafçısı ve fotoğrafları da iyi olsa… Neyse ki biz çektik, en azından onlar var.

Mutlu bir günü daha bitirdik. Kızım bana güzel bir deneyim daha yaşattı. Daha nicelerine, birlikte, sağlıkla inşallah…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers