Archive for the ‘6. ay ve dünya nimetlerine geçiş’ Category

Neler seviyor, neler sevmiyor?

Duru’yu 6. ayını bitirinceye kadar sadece anne sütüyle beslemiştim. Birazcık üzüm suyu, mandalina suyu falan damlatıyordum arada ağzına ama asıl olarak 6. ay bitince katı gıdaya geçtik. İlk günler patates+havuç püresinin içine anne sütü ve zeytinyağı ekleyip yediriyorduk. Ara öğün olarak cam rendeden geçirdiğim elma ve anne sütüyle hazırladığımız pirinç unu mamasını (çok içime sinmediğinden birkaç kez yedirdim) veriyordum. Hiçbir zaman blander kullanmadım, hep çatalla ezip yedirdim yemeklerini. O nedenle de şimdi zorluk çekmiyorum Allaha şükür. Bir-iki kez ağzına kıyma geldiğinde, bir kez de elmayı ısırarak yerken kusmuştu, onun dışında yeni yemek sistemine de kolayca adapte oldu…

Duru yeni tatlara açık bir bebek. Havuç+patates karışımına kereviz, ıspanak, pancar, balkabağı, karnıbahar, pırasa gibi kış sebzelerini dönüşümlü olarak ekledim, içine yağsız kıyma da koyup çatalla ezerek verdim. Bazen de pirinç, irmik, kırmızı mercimek ekliyoruz. Hiçbirine itiraz etmedi. Bir keresinde de dondurucuya koyduğum enginarları pişirmiştim kendimize, ona da vermiştim, bayıla bayıla yarım enginarı yemişti.

Duru katı gıdaya geçtikten sonra babam onun organik sebze ihtiyacını karşılamayı gönüllü olarak üstlendi. 15 günde bir, işyerine yakın olan Feriköy’deki organik pazara gidip minik minik havuçlar, kereviz, patates, elma, ne bulursa alıyor. Her hafta bir paket bezi de dedesinden. Daha ne olsun… Duru’nun üzerinde çok hakkı var annemle babamın, sağ olsunlar…

Gelelim Duru’nun meyve zevkine… Meyve olarak muzu seviyor, yerli minik muzlardan veriyorum, elmayla pek arası yok. Bazen yiyor bazen yemiyor, bazen suyunu içiriyorum. Annem elmayı yedirmenin bin bir türlü yolunu bulmuş, ekmekle, pekmezle, yoğurtla, rendelemeden, rendeleyerek… Akşam eve gittiğimde elmayı ne şekilde yedirdiğinin raporunu veriyor bana kadıncağız. Anlayacağınız elma konusunda sağı solu belli değil arkadaşın. Portakal ve kiviye bayılıyor. Geçen gün portakal ve nar suyunu sıkıp bardağa koydum, bayıla bayıla içti. Sonra birazcık ağız kenarları kızardı o ayrı… Yaz gelse de şeftali, kayısı, üzüm de versem…

Duru’nun en sevdiği yiyecekse yoğurt. Yoğurt makinesinin kavanozlarına günlük sütten mayalıyorum. 1 kavanoza 1 çay kaşığı yoğurt yetiyor. Maya olarak Sütaş’ın kaymaklı yoğurdu çok iyi, diğerleriyle mayalayınca yoğurt uzuyor. Bir de organik yoğurtla mayalamıştım, o da güzel oldu fakat çabuk ekşidi. Yarım litreden 3 kavanoz çıkıyor. Versem 2 kavanozu bitirir ama dokunur diye korkuyorum. Şimdilik bir kavanozu ikiye bölüyoruz, yarısını öğle yarısını akşam yemeğiyle tüketiyor.

Kahvaltı menüsünde yumurta sarısı ve beyaz peyniri var. Beyaz peyniri suda bekleterek tuzunu alıyor, yumurta sırısıyla karıştırıyoruz. Yumurta+peyniri bulamaç olarak kısa bir süre yedi, sonrasında ayrı ayrı verdik. Anne sütünü de ayrı bir kaptan kaşıkla içiriyoruz. Pekmez ve organik tam buğday ekmeğinin içi, bazen de Hipp’in organik bebe bisküvisi kahvaltıdaki diğer elemanlar. Severek yiyor hepsini. Pazar sabahları babası geç kalkıyor. Duru’nun kahvaltısını saat 9.30 gibi yediriyorum. Bizim kahvaltı saatimizde uyumamışsa onu da mama sandalyesine oturtup birazcık kaşar peyniri, ekmek içi veriyorum. Tok olsa bile hayır demiyor.

Değişiklik olsun diye akşamları bazen tarhana çorbası (tel şehriyeli, bazen sebze ilaveli), bazen de içinde ıspanak, havuç gibi sebzeleri eklediğimiz pirinç lapası (az tereyağı ilaveli) veriyoruz. Bu ikisi olunca kocaman bi kaseyi yoğurtla çabucak bitiriyor. Öyle heyecanlanıyor ki yerken, elleri iki yanda sürekli kıpır kıpır… Rondodan geçirdiğimiz 1 çay kaşığı kadar cevizi de yemeklerine ekliyoruz. Arada balık veriyorum. İstavrit, levrek verdim, levreği daha çok sevdi. Bir de kıyma, soğan, maydanoz ve ekmek içi ve kuru naneyle yaptığım köfteyi azıcık suda pişirip veriyoruz arada. En güzeli de doyunca yemiyor, bağırıyor, elleriyle itiyor, ağzını kitliyor. Ben de ısrar etmiyorum.

Yemekle ilgili uyduruk bir bestem de var tabii ki. Sadece “Mama” kelimesinden ibaret, sözü ve bestesi bana ait bir şarkı. Elimde yemek tepsisi, “Maaamaa maaamaa” diye içeri girince Duru hemen anlıyor yemek saatinin geldiğini.

Bu yazıyı niye yazdım? Ben de bilmiyorum… Muhtemelen bir süre sonra unutacağım bunları. Sonuçta hepsi birer anı. İlerde okuyup hatırlarız, “Bak Duru’cuğum” derim ben, “bunları yiyormuşsun kızım, ne ilginç karışımlar değil mi?” Büyüyünce sebze falan yemezse elimde delil olur, bebekken nasıl da bayılarak yiyormuşsun der, gösteririm. Hem belki birilerinin işine yarar. Bu kadar…


Güzel bir icat: Portatif mama sandalyesi

Bebek 6. ayda katı gıdaya geçince mama sandalyesi ihtiyacı doğuyor. Ebru, daha Duru ortada yokken Güneş’in mama sandalyesini bize vermişti. Biz de jelatinlemiş, zamanı gelince kullanmak üzere kaldırmıştık. Yani, daha Duru yokken mama sandalyesi bizimleydi. Duru yemek yemeye başlayınca mama sandalyesini çıkardık. O da artık evin bir bireyiydi, sandalyesi de böylece yemek masamızın başköşesinde yerini almıştı.

Bu tip mama sandalyeleri biraz büyükçe oluyor, dolayısıyla fazla yer kaplıyor. Bir de Duru’yu oturtunca bir süre sonra sıkılıyordu. Sanırım etrafı çok kapalı geliyordu ona.

Yılbaşında teyzesi ve eniştesi ona portatif mama sandalyesi almışlar. Tepsisinde oyuncakları var. İlk oturttuğumuzda oyuncaklar o kadar ilgisini çekmişti ki hangi biriyle oynayacağını şaşırmıştı. Bu sandalye geldikten sonra büyük olanını kullanmaz olduk. Portatif olanı hem daha az yer kaplıyor hem de istediğimiz yere kolayca götürebiliyoruz. Yaklaşık 1,5 aydır kullanıyoruz, oyuncakları hala ilgisini çekiyor.

Böyle olunca öteki sandalyeyi yine zamanını beklemek üzere Duru’nun odasına kaldırdık.

Pembe prenses

Pembe çocukta en sevmediğim renklerden biri. Özellikle koyu pembeyi hiç sevemiyorum. Kız bebek ve çocuk kıyafetlerinde de maalesef hep bu renk kullanılıyor ve bir süre sonra ister istemez almak zorunda kalıyorsunuz. Bu, bir pijama takımı, teyzesinin aldıklarından. O kadar severek kullandım ve kullanıyorum ki, pembeye olan katı tutumumu yumuşattı. Duru’ya açık uçuk pembenin ne kadar yakıştığını görünce bu rengin en azından bu tonunu sevmeye ve hayatıma biraz biraz dahil etmeye karar verdim.

Fotoğraflar 30 Kasım 2009

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers