Archive for the ‘23. ay’ Category

Minik Duru Büyüyor: Duru 2 yaşında!

Hazırlıklar, hazırlıklar ve de hazırlıklar…

Epeydir üzerinde çalışıyordum Duru’nun doğum günü için, güzel geçsin güzel olsun istiyordum.

Pazar seçim olduğundan doğum gününü cumartesi yapacaktık.

Geçen sene de izin almıştım iş yerinden, cuma günü yani doğum gününde kızımla birlikte olmak için.

Neyse, başlayalım bakalım…

Bu doğum gününde hayvanlı bir konsept düşündüm. Duru’nun en sevdiği şey hayvanlar çünkü. Pasta siparişini, geçen sene doğum günü pastamızı yapan İlker Hanım’a verdik yine. Duru’ya sormuştum pastanın üzerinde hangi hayvanlar olsun diye, o da saydı bana fil, ayı, aslan diye. Ben de bu şekilde bir pasta olsun istedim.

Duru’nun doğum günü kıyafetini ablam hazırladı. İnternetten bir model bulup göndermiştim, ablam onun çok daha güzelini yaptı, kıyafeti gördükten sonra anladık bunu. Harika bir iş çıkardı, ellerine sağlık. Resmen ince işçilik çıkarmış, her detayını oya gibi işlemiş. Bir de altına Converse almış, 80′li yılların Madonna’sı gibi bir şey çıktı ortaya:) Duru o kadar şanslı ki kendine özel stilisti bile var:)

Yaklaşık 2 haftadır falan Duru’nun resimlerinden oluşan bir power point sunumu üzerinde çalışıyordum. En sevdiği iki şarkı Rengarenk ve Öp Öp çalacaktı fonda ve Duru’nun 1 senede neler yaptığını esprili bir dille anlatacaktım. Geçen sene de yapmıştık. Neyse geçen hafta bitirip son dokunuşu yapması için üstada, Serhan’a teslim ettim işi:)

Bunun yanında, duvar süsleri, bardakların üzerine yapıştırmak üzere yine power point’te yaptığım hayvan figürlü tasarımlar, hediyelerimin üzerine yapıştıracağım etiketleri de hazırladım. İnternetten araştırdım boş vakitlerimde, birkaç yabancı siteden ve Füsun Hanım’ın bloğundan esinlendim. Sağolsun Seher çıkış aldı iş yerinde.

Bu sene gelen misafirlere Duru’dan ne versem diye düşünürken Esin’le telefonda konuşurken bir fikir vermişti bana, 12 ayının resmini koy diye. Ben de bu güzel fikire ilaveten her misafirin bir resmini de bu kompozisyona eklemeye karar verdim. Çerçeveleri Ikea’dan aldık, rengarenk. Duvarları süslemek için krapon kağıdı almıştım, hediye paketlerini de bununla yapacaktım. Bir de daha önceden hayvancıklı mandallar almıştım, bunları da hediyelerin bir köşesine iliştirecektim.

Seher'in yaptığı muhteşem tasarım...

Ortaya böyle bir şey çıktı...

Neyse geçen hafta içi bu tip çalışmalarla geçti. Seher harika bir tasarım yaptı fotoğraflardan. Buradan tekrar teşekkür etmek istiyorum. Düğün davetiyemizi de eşi Tolga yapmıştı. Herhalde Duru’nun düğün davetiyesine de elleri değecek bu gidişle:)

Serhan bastırdı onları. Gece bilmemkaçlara kadar paketleme, kesme biçme, yapıştırma işleriyle uğraştım. Çok zevkli işin bu kısımları, ama biraz deli işi. Hatta işyerindeki arkadaşlar bile dalga geçtiler, kafayı Duru’yla bozdun diye. Zevk alıyorum ben bunlarla uğraşmaktan, gerçekten bu tip detayların insanıyım…

Perşembe gecesi kesme-yapıştırma, paketleme işlerim bitmişti. Serhan da prezentasyonun üzerinde çalıştı. Yalnız Duru’ya hediye almamıştım. Perşembe onu da hallettim. Arabaları çok seviyor. Minik üçlü araba setiyle Melissa Dough’un magnetli bebek giydirme setini aldım.

Perşembe akşamı bir-iki süs yapıştırdım duvara, sabah Duru uyanınca görsün istedim.

Cuma sabahı uyanmasından itibaren ara ara kameraya çektim Duru’nun 2. yaş doğum günün. Geçen sene de yapmıştım.

Hediyesini verdik babasıyla. Arabayı çok evdi, “aaaa” diyerek açtı. Mavi araba da vardı içlerinde, en sevdiği renk…

Magnet de ilgisini çekti epey oyalandı. Baba işe gidince kahvaltı ettik.

Hiç iştahı yok, ben varım diye iyice serdi olayı tabii.

Kahvaltıdan sonra parka gittik, Emir de geldi bizimle. Suya taş attık, kaydıraktan kaydı, koştu. Döndüğümüzde çok yorulmuştu, hemen uyudu.

Kurbağalı süs havuzuna taş atmaca

Ben ortalığı toparladım biraz. Kolumda hafif bir kaşıntı başlamıştı bu arada. Bilek kemiğimin üzeri hain bir sivrisinek saldırısına maruz kalmıştı. Neyse, önemsemedim. Neler yapacağım kafamda belliydi. Annem dolma, Esin kısır, ablam meyveli tart yapacak, babaannemiz de börek getirecekti. Ben de bol salata çeşidi, poğaça, kurabiye türü şeyler yapacaktım.

Bu arada Duru sanki bugün daha bir büyüdü. Erken ergenlik yaşıyor resmen. Bir kapris, bir aksilik. İnat… Allah sabır versin…

Akşam ablam geldi, annemle dolma sardılar. Duru’nun giysisini de getirdi. Giydirdik. Önce giymek istemedi. sonra İso görsün bak çok beğenecek deyince giydi anca:) İso hastası gerçekten, İsmail abiye bayılıyor. Çok beğendi Duru da. “Ben maymunum, ben papağanım” demeye başladı. En sonunda tavuskuşunda karar kıldı, “Ben tavuskuşuyum” dedi. Ayakkabıları da giydirdik, baktı “komit oldu” dedi. Ben de “harika oldu” dedim, neyse ki çıkartmadı.

Kelime haznesi, eklerin kullanımı, zaman eki kullanımları müthiş. 3-4 kelimelik cümleler kurabiliyor. Dedim ya, sanki doğum gününde daha bir büyüdü Duru, kocaman oldu… Maşallah…

Duru benden başka kimseyi gözü görmediğinden gündüz pek bir şey yapamadım. Banyosu vs. derken gün bitti zaten. Serhan minik bir tart almış, onu kestik, mum üfledik. Gerçek doğum gününde pasta olmazsa olmazdı.

Ben de Duru’yu saat 10 gibi uyuttuktan sonra işe koyuldum. Poğaça, dereotlu kurabiyeyi yapıverdim. Bu arada ablam amerikanın turşularını, patatesini falan doğradı, acayip kolaylaştırdı işimi. Hakları ödenmez, annemle ikisi benden çok yoruldular 2 gün boyunca… Kardeşin değeri böyle günlerde çok daha iyi anlaşılıyor.

Kurabiye hamurunu yoğurdum, ablam kalıplarla şekillendirdi. Ben de amerikanın son dokunuşunu yaptım, mayonezini katıp kaldırdım. Mantar salatasını da hazırladım. En son saat 3′ doğru kabaklı havuç salatası yapıyordum. Yatmadan büfenin üzerini hazırladım, tabaklar, bardaklar, çatallar. Ertesi güne kalmasın istedim.

Kaçta yattım hatırlamıyorum, yattığımda ağrımadık noktam bir tek saçlarımdı herhalde.

Kolum da kötülemişti, giderek şişiyor ve ağrı yapıyordu. Alçak sivrisinek tam kemiğimin üzerine bütün zehirini bırakmış, bunun için tam gününü bulmuştu. Her şeyde bir hayır vardı ama:)

Günü bitirmiştim, büyük güne hazırdım…

Yattığımda hemen uyuyamadım, düşündüm…

Mis kokulu canım kızım gün geçtikçe büyüyordu. O büyüdükçe beni garip bir hüzün kaplıyor, neden bilmiyorum. Sanki bir daha kucağıma gelmeyecek, beni bırakıp gidecek gibi…

Pamuğumun her yaşı ayrı güzel, eminim ki bundan sonraki yıllar da çok güzel geçecek…

Geçen seneden bu yana ne çok yol kat etti. Yürüdü, konuştu, o artık evin içinde ayrı kişiliği olan, ne istediğini bilen, istediğini yapan, istemediği hiçbir şeyi yapmayan, geçmişi hatırlayan, sevdikleri ve sevmedikleri olan, sahiplenen, seven, koruyan, sevgi dolu bir birey…

Onun artık arkadaşları bile var…

Mutlu ve sağlıklı, sevdiklerinin yanında mutlu bir yaş olsun kuzum…

 

 

 

 

 

 

 

Doğum günü hazırlıkları tam gaz…

Kaç akşamdır saat 2′lerde yatıyorum. Bu sabah çok zor kalktım, aksi gibi Duru’cuk gece birkaç kez uyandı, sıcaktan belki de…

Duru’nun kıyafetini ablam dikiyor, o da gece 2,5′ta yatmış. Sabah aradım, dişi ağrıyordu yine:( Kafamızda bir şey oluşturduk, onu hazırlıyor, eminim ki güzel bir şey çıkacak.

Ben de süslemeler için kes yapıştır işlemlerimi bitirdim.

Menü de oluştu gibi. Dün alışverişin bir kısmını hallettik Serhan’la. Bu akşam da geri kalanını halledeceğim.

Yarın işe gitmek yok. Duru’mun yanında olacağım doğum gününde.

Yarın akşam epey bir şey halletmem lazım. Cumartesi gününe taze pişmesi gerekenleri hallederim.

Öyle böyle derken yine bir şey anlamadan geçip gidiverecek…

1 sene ne çabuk geçiyor…

Bir bakmışım 1 sene daha geçmiş…

Bu telaşı yaşamak çok güzel, umarım bu doğum gününden de alnımın akıyla çıkarım…

Pazar ve brunch eşliğinde doğum günü

Pazar öğleden önce brunch’a gittik, Sevim Abla’nın doğum günüydü. Bize güzel bir kahvaltı hazırladı, dışarda, sahildeydik.

Duru’cuk oradaki benzinciyi görünce “aramayita”  (araba yıkama) diyerek koştu. Otomobil yıkıyorlar orada, Duru’nun da çok hoşuna gidiyor tabii. Köpüklü köpüklü. Kaç kere gittik izlemeye kim bilir… Bir de market buldu, oyuncaklar da vardı içinde. Her fırsatta elimizden tutup oraya götürdü. Arabalarla oynadı, oynadıklarını da yerine koydu allahtan.

Öğlen çok sıcak oldu, bizimki dur durak bilmiyor, neyse ki yanımda güneş kremi getirmiştim, sürdüm kollarına Duru’nun. Şapkasını da taktım, günü kazasız atlattık böylece. Bol bol da su içti.

Amcası ona rüzgar gülü aldı. Çok sevdi onu Duru.

Bir ara baktım dedesinin elinden tumuş ikisi sakin sakin sahilde yürüyorlar. Öyle hoşuma gitti ki… Bizimle yürümez öyle.

Bir müddet arkalarından gittim. N’olur n’olmaz, birden fırlayıp koşabilir de Duru, dede de yetişemez, yan taraf deniz. Neyse, yanlarına gittim, tabii büyü bozuldu, biraz daha yürüdü, kucağına al beni dedi. Dönmeye zor ikna ettim.

Birkaç posta daha gittik sahil kısmına. Bir keresinde halası da geldi bizimle. Ona balıkları gösterdi, çok hoşuna gitti Duru’nun. Kovada oynayan gümüş renkli balıklar epey ilgisini çekti.

Bir ara Sevim Abla’nın minik yeğeninin gözlüğünü taktı, çıkarmadı gözünden resmen. Demek gözlük alsak takacak süslü Pakize:)

Saat 3 gibi pastamızı kestik, Sevim ablayı tebrik ettik, hediyesini verdik.

Biraz daha oturduk, Duru hem koşmaktan hem de sıcaktan yorulmuştu. Biz de yorulduk tabii.

4 gibi kalktık, bir arada olduğumuz güzel bir gündü.

Yolda hemen uyudu Durucuk.

Hatta anneanneye gittiğimizde de uyanmadı, yatağa yatırdık.

Biz de Serhan’la Duru’nun doğum günü için gerekli olan birtakım şeyleri almak için dışarı çıktık.

Uzun süredir ilk kez yan yana, el ele yürüdük:)

Akşam üzeri Tiya, İso ve Emir geldi, dede de tabii.

İso aşığı Duru, bayılıyor ona. Dede de Duru’ya bayılıyor ama bizimki yüz vermiyor pek. Bir ara “onu öyle yapma dede” deyince babam şaşırıp kaldı:)

Bir ara saçlarını açtık Duru’nun, hemen havaya girdi, saçlarını falan savurmaya başladı. İçgüdüsel herhalde. Ben de tokayı taktım, kokoş çocuk havası geliyor demek ki saçlar açılınca.

Dopdolu bir pazar yaşadık kısaca… Yorucu ama güzeldi…

 

 

 

Haziran ayı, Duru-Bulut buluşması

Grupanya’dan bir fırsat kodu almıştım, Polonezköy’de kahvaltı. Nihayet zamanı uydurup Seherlerle gitmeye karar verdik, cumartesi günü.

Sabah konuştuk, bir sorun yoktu. Bir de tesisi arayayım, netleştireyim durumu dedim. İyi ki de aramışım. Doluymuş o gün, 300 kişi varmış. Meğerse bu fırsatı 17 bin kişi almış! Aman Allahım dedim, bu sondur, bir daha yanına bile yaklaşmam bu tip şeylerin.

Neyse biz de ördekli yere gitmeye karar verdik, Tarkan’ın evinin arkası. Esinler öğretmişti orayı da bize, biraz salaştır ama serin ve geniş alana sahiptir, bir de çok kalabalık olmaz hiçbir  zaman.

Neyse gittik. Bulut uyuyordu, biraz daha arabada kaldı  babasıyla. Biz de inip masa ayarladık. Bizimki derhal fıldırmaya başladı, küçük bir parkı da var, kırık merdivenli bir kaydırak, bir tahterevalli, birkaç da salıncak. Hindi, tavuk, debaci (tavşan:) kafesi de var. Derken Bulut uyandı, gittik yanına. İlk başta ayrı tellerden çaldılar ikisi de. Bizimkinin aklı parkta, kaydırakta. Bulut araba sürüyor. Bir ara baktım annesini sallıyor salıncakta, çok hoşuma gitti, centilmen minik adam:)

Neyse bir süre sonra ikisi birlikte oynamaya başladılar. Önce ikisi çay bardağını birbirine tokuştura tokuştura, şerefe yaparak su içtiler.

Orada bir oyuncakçı vardı, bizimki gitti geldi ona baktı. En sonunda şu iğrenç Miki’yi almak zorunda kaldık. Ama işe yaradı, kurunca trampet çalıyor. Bizimkiler de ayaklarını vurarak ona eşlik ettiler.

Sonra kovalamaç oynadılar.

Taş toplayıp dereye taş attılar.

Bir ara Bulut’un minik arabalarını sürdüler ikisi, güzel güzel oynadılar.

Ağaçların arasında koşturdular, ortaya çıkan manzara Hint filmi gibiydi.

Orada rampa bir yer var, bir baktık bir ara ikisi birden koşup tırmanıverdiler oraya. Birkaç kez inip inip çıktılar. Benim yüreğim ağzıma geldi tabii. Başka taraflara baktım:)

E tabii yoruldular bir ara, sandalyeye oturdular yan yana. Bir taraftan simitlerini bölüp birlikte kemirdiler. Bir taraftan da Bulut Duru’nun şapkasına vuruyor, Duru da kahkaha atıyordu, çok eğlendiler. Biz de onların karşısına geçip film izler gibi seyrettik olanları… Bir ara Bulut Duru’ya dokunurken, “Onu yapma öyle Bulut” diye serzenişte bulundu, komiğime gitti:)

Duru’nun tam, “benim” dönemi. Anne onun, baba onun, aydede onun, çöp arabası onun… Bulut’un mavi arabasını sahipleniverdi orada da, benim demeye başladı. Baktık sonra Bulut da “Menim” demeye başladı, haklı çocuk, araba onun çünkü:) Bizimki bir de triplere giriyor benim derken üstelik. Ah bu kızlar, çok cadı çoookk…

Ayrıldığımızda saat 4′e geliyordu. İyi vakit geçirdik, çocuklar için de bizim için de harika bir gündü. Giderken Bulut hüzünlendi, Duru onlarla gitsin istedi. Bizimki de Bulut deyip durdu sonradan.

O kadar yorulmuş ki arabada uyudu anında.

Bu sefer iyi anlaştılar, oynadılar. Belki büyüdükçe daha da iyi anlaşırlar, kim bilir…

Yeni mahsul çilek, çok çok

Bu sene çileklerimiz coştu. Bir saksıda ben diyeyim 50 siz deyin 60 tane çilek var. Boy boy, irili ufaklı. Nasıl coştular anlatamam.

Güzel beyaz çiçekleri var, acıbadem gibi kokuyorlar. Önce çiçeklendiler. Sonra o çiçekler döküldü, hepsinin yerini birer çilek topu aldı. Güneşe değenler kızarıyor şimdi. İlk mahsulümüz de Duru’nun midesinde. İkincisini fotoğraflamak nasip oldu, ilkini annem yedirmiş öğlen.

Cuma akşamı çilek yüzünden Duru’yu üzdük biraz. Çilekleri koparıp koparıp atıyormuş. Biz de çiçek koparsın, yaprak koparsın istemiyoruz. Hem büyüyünce Duru yiyecek onları. Annem durumu Serhan’a anlattı. Serhan da ciddi bir ses tonuyla olaya ağırlığını koyunca baktım Duru ağlayarak yanıma geliyor, bir yandan da öğürüyor. Anladım ki yine sinirsel bir kusma krizi bizi bekliyor. Aldım arka balkona götürdüm. Dikkatini dağıtmaya çalıştım ama çok üzülmüş olacak ki başarılı olamadım:( Bütün balkon, üstüm, onun üzeri kusmuk oldu. Neyse, biraz rahatlayınca üstelerimizi değiştik. Önce o, sonra ben banyo yaptık. Babanın yanına gitti sonra, neyse ki kapris yapmadı. Babanın laflarından çok etkileniyor. Ben de öyle olurdum. Anneyle yüzgöz oluyor insan, lafı uyarıcı etki yapıyor o kadar. Ama babanın lafları… Etkisi daha ağır oluyor.

Anladık ki kızımız pek hassas. Dengeyi bulmazsak bu tip manzaralardan nasibimizi daha çok alırız:)

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers