Archive for the ‘2. ay’ Category

Çişli bir akşam:)

Dün akşam iftardan sonra bizimkileri dışarı çıkaralım dedik. Biz eve gittiğimizde neredeyse hava kararacak gibi oluyor, parka götürsek çok az zaman sonra geri döneceğiz. Annem oruç tuttuğundan pek hali olmuyor, Duru’yu parka götürmek için.

Neyse, yemeği yedikten sonra toparlandık, çıkmadan önce Duru’ya sordum “çişin var mı, varsa yapalım, bez bağlamayacağım sana” dedim. Yapmadı, bez de bağlatmadı. Yanıma her ihtimale karşı yedek kıyafet aldım ben de.

Beykoz’daki her zamanki yerimize gittik. Orada Duru’dan 4-5 yaş büyük 2 çocuk bir de abla sayılabilecek yaşta kız çocuğu vardı. Kafenin önünde çimenlik bir alan var, oraya gittiğimizde bu çocuklar koşturuyordu. Bizimki de katıldı aralarına. Koştur koştur, onlar kovalıyor, bu kaçıyor, çığlıklar atıyor. Kızlar bunun üzerine geldikçe hem hoşuna gidiyor hem de heyecanlanıp “yapma abacım” diyor onlara:) Seyrederken eğlendim.

Bir ara koşarken çişi gelmiş gibi hareketler yapmaya başladı. Sordum, “yot” dedi. Neyse, bir süre sonra geldi yanıma “çiiş, çiişş” diyerekten, ama iş işten geçmişti. Çünkü onu söylerken bir yandan da koyvermiş gidiyordu:)

Tuvalete koşturduk, olan olmuştu ama. Tuttum, yapmadı, demek sonuna kadar halletmiş bir güzel.

Bize de kafeden ayrılmak düştü. Allahtan çayımız kahvemiz bitmiş, kalkmak üzereydik. Duru’nun zamanlaması müthişti yine.

Arabaya gittik. Babasına “Baba ben çiş yaptım” diyordu marifetmiş gibi:)

Üzerini değiştirdim. terlemişti zaten.

Demek ki neymiş, evde çişini yapmazsa dışarı çıkarken bezlemek gerekiyormuş.

Gece bezlemedim yine, yapmaz diye. Yapmadı da zaten.

Bir günümüz daha böyle bitti.

Ve kaza 2:(

Gece seslendi Duru. Gittim. Bir çiş kokusu hakim. Evet, kaza 2… Baktım ıslak. Çarşaflar aynen kirli sepetine. “İşedim” diyor bizimki. Üzerini değiştim. “Altını bezleyeyim mi kızım” dedim, “Evet” dedi. Garip bir mahcubiyet de vardı. Üzüldüm kuzuma.

Demek ki geceleri artık bezleyeceğim. Ya da gecenin bir yarısı lazımlığa oturtacağım.

Akşam ola hayrola…

İlk kazamız

Yaklaşık 10 gündür falan (bilmiyorum, belki daha az) Duru’nun altını geceleri de bezlemiyoruz. Bir cesaret geldi bize sormayın. Bunda Duru’nun payı büyük tabii. Pazar günü babaanneye de taşıdık lazımlığı, aksi takdirde başka bir yere yapmıyor.

Dün çok su içti. Yatmadan 1 saat önce de yapmıştı çişini. Gece sordum çiş var mı diye, “yot” dedi:) Neyse sabah oldu, beni yanına çağırdı. Kucağıma aldım. Baktım bir ıslaklık mevcut. Evet, kaza 1:)

Neyse ki donanım tamdı, yatak pedi, bir de ekstra alt değiştirme bezini de çarşafın altına koymuştum. Yatağa hiç geçmemiş bile.

Bakalım, bu gece de aynısı tekrarlanırsa geceleri bezli günler bizi bekler…

Pazar günü Kumburgaz

Karpuz kabuğu Kumburgaz’da çoktaan denize düşmüştü ama biz bir türlü sezonu açamamıştık orada.

Neyse ki Sema Abla’nın doğum günü vesile oldu da gidebildik.

Hava da çok sıcak değildi allahtan.

Gider gitmez Işık’ı gördü Duru. “Ne tatlısın sen” dedi ona, kolundan öptü:)

Saat 5 gibi kumsala indik. Denizi görünce bizimki tutturdu giricem diye. Babası, halası, amcası ve Işık girdiler denize. Duru çıkmak bilmez. Artık soğuktan dudakları mosmor oldu, kızdım biraz, zorla çıkardım.

Biraz kumda oynadılar babasıyla. Sonra hoop tekrar denize.

Çıkınca bu sefer amca ve halasıyla kumda oyalandı. Kumdan pasta yaptılar. “Akşama bu pastayı yiyelim mi ” dedim, “Hayır, kum bu” dedi:)

Kumsal faslı güzel ve keyifli geçti. Çişi geldiğinden yukarı çıktık.

Neyse, amcası karpuz kesti, incecik tam Duru’ya göre bir dilimi de ona verdi yemesi için.Bayıla bayıla yedi bizimki. Evde versen yüzüne bakmaz.

Yemek yerken Serhan ufak bir kaza atlattı, sandalyenin ayakları kırıldı, zavallım kendini yerde buldu. Neyse ki bir şey olmadı. İyi ki annem ya da babam üzerindeyken olmadı diye şükrettik.

Yemek faslından sonra pasta kestik. Pastanın tüm fındıkları Duru’ya gitti:)

Buraya kadar her şey iyiydi. Saati 10 etmiştik. İçeri gittim toparlanmaya, derken bir çığlık. Duru düşmüştü, kafa üstü, hem de betona. İçeri gidene kadar ömrümden ömür gitti. O kadar korkmuştu ki hıçkırıyordu kesik kesik. Çok korktuk hepimiz. Daha fazla bahsetmek istemiyorum. Tek söyleyebileceğim, Allah’ın Duru’yu koruduğu ve bu olayı çok ucuz atlattığımızdı. Kafasında şişlik, morarma bile olmamıştı.

Güzel bir gün geçirmiştik ama günün sonunda böyle bir olay yaşamamız hepimizi çok korkutup yıprattı. Allah beterinden korusun…

Böyle işte.

Dün akşam ablamlar bizdeydi. Düşme olayından konuşuyorduk. Duru “Ben düştüm, annem bana kızdı” demiş. Çok üzüldüm, demek çocuk düştüğünde “annem bana kızacak” gibi bir paranoya geliştirmiş. Ya da o anki telaşımı ona kızdım gibi algılamış. Buna daha çok üzüldüm:(

Sonra Duru’nun yanına gittim. Yanına çöktüm, gözlerine bakarak “ben sana kızmadım, sana bir şey oldu diye çok korktum” dedim. O da neşeli gözleriyle bana baktı, senle uğraşamam kadın şimdi der gibiydi…

Çocuğun gözünde nasıl bir profil çizdiysem artık…

Kendimi oturup biraz gözden geçirsem iyi olacak…

Bu resim geçen sene 1 Ağustos’ta çekilmiş.

Büyüyor… 2 yıla ne çok şey sığdırıyor çocuklar…

Ben Duru’yum Duru!

2 akşam önce uyuyacağız tam, kucağımda, malum… Ben de onu seviyorum bu arada, “Ben kızımı çok seviyorum, benim küçük bebeğim, meleğim” falan diyorum. Birden emmeyi bırakıp kafayı hafiçe kaldırarak “Ben küçük bebek değilim, ben Duru’yum” dedi:) Tamam, hey dostum sakin ol dedim ben de ona:)

Bu sıralar şiddetli bir “Duru kimliği”ni ispatlama durumu söz konusu. O Duru, ne bir bebek, ne bir abla, ne de başka bir şey. Bu böyle biline:)

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers