Archive for the ‘4. ay (Eylül 10-Ekim 10)’ Category

Beyin gücünün inkar edilemez gücü

Bu da arşivden…

Vallahi de oldu, billahi de oldu, ben bile inanamadım. Anlatayım…

Bunu yapan ben değilim, Duru. Pazartesi izinliydim. Duru’yu okula ben gönderdim, ikimiz için de keyifliydi. Sonra evde biraz temizlik yaptım, Duru’nun gelmesini bekledim. Saat 2’ye doğru geldi servisi. Biraz dinlenip annemi de alıp Çengelköy’e pazara gittik. Onun öncesinde çay içmek için iskelenin oradaki çay bahçesine oturduk. Önümüzden Duru’nun arkadaşı Zeynep Ada geçti, Duru sevinerek hemen yanına gitti. O andan itibaren hiç oturmadılar, koştular koştular, çok güzel oynadılar. Tabii bu güzel dakikalar Duru’nun çok hoşuna gitti ve günün geri kalanını Zeynep Ada diye sayıklayarak geçidi.

Ertesi gün İsmail Abi ve Emir geldi, birlikte yine aynı yere gittik. Daha gitmeden dudağını bükerek Zeynep Ada’nın adını sayıklamaya başladı. Ben de orada değildir herhalde, belki baska bir yere gitmislerdir dedim. O kadar çok istiyordu ki orada olmasını, anlatamam. Masaya oturduk Zeynep Ada, portakal suyunu içiyor Zeynep Ada… En sonunda “Anne gidip bir bakalım mı, belki deniz kenarındadır” dedi. Babasıyla kalktılar ve gittiler. Baktım, orada çocuklarla koşuyor. Hiç ihtimal vermedim, hemen nasıl da arkadaş bulmuş dedim içimden. Amanın bir baktım ki Zeynep Ada… O an inandım düşünce gücüne. İnsan gerçekten saf ve temiz duygularla, gerçekten inanarak isterse oluyor demek ki… Hemen yanıma getirdi Zeynep Ada’yı, gözlerindeki pırıltıyı keşke dondurup fotoğraflayabilseydim. En az onun kadar sevindim ben de…

Canım kızım, umarım gönlünden istediğin her şeyi hayat sana sunar, tıpkı o gün olduğu gibi…

 

At ve sadaka

Bu da taa Ekim’den kalma bir yazı…

Duru 1 yaşına bile girmemişti daha, nerede at görsek sevdirirdi babası, o benden daha cesaretli. Hayvanlarla içli dışlı olması hoşuma gidiyor Duru’nun, ben de ses etmiyorum, dikkatli olmak koşuluyla tabii.

Epeydir de Duru’yu at binmeye götürüyoruz. Kenan bey At çiftliği yaklaşık 2 yıldır gittiğimiz bir yer. Oradaki Papatya’yı da biliyoruz, Duru hep ona biniyor.

Cumartesi oradaydık. Keyifle bindi Duru Papatya’ya. Evden çıkmadan havuç, elma, şeker falan almıştık, babasıyla beslemesi için. Şekeri yedirdiler, hatta salyalanmış elini getirip gösterdi Duru bana:), hemen gidip yıkadık. Neyse, sıra havuça gelmişti. Fakat işler beklediğimiz gibi gitmedi, Papatya, havuç yerine Duru’nun elini yemek istedi. Acı bir çığlıkla kendimizden geçtik. Neyse ki hayvan kendiliğinden açtı ağzını da büyük bir faciadan kurtardık. Hemen elini sabunlu suyla yıkadım. Buz koyduk. Öyle acı ağladı ki, soğukkanlılığı elden bırakmadan ne yapacağımı şaşırdım, belli etmedim ama çok korktum. Ara ara eli sızlıyor, çığlığı basıyordu yavrum. Orta ve yandaki iki parmakta ısırık izi ve şişlik oluştu. Kırıktan şüphelendik öce. Neyse ki biraz sakinleşince arabaa bindik ve yolda uyudu. Uyuduğu zaman elini yumruk yaptığını, buna rağmen uyanmadığını görünce rahatladım biraz. Uyandığında acının geçtiğini söyledi, mucize gibiydi. Allahtan nazlı bir çocuk değil, yaradan yavrumu çok ama çok büyük bir şeyden korudu. Atın aslında kötlük yapmak istemediğini, elini havuç zannedip ısırdığını, bebekken onun da yemek yedirirken elimi ekmek zannedip yanlışlıkla ısırdığını söyledim. Korkmasını istemiyorum. “Atlara güvenmemem gerektiğini öğrendim” dedi.

Hayat acı tecrübelerle dolu, Yaradan hepsinden böyle ufak sıyrıklarla çıkabilmeyi nasip etsin. Fakire bir sadaka şart oldu…

 

Müzik kulağı mı??

10 Ekim 2013, Cuma

Duru’nun öğretmeni evlenmiş, hem tebrik etmek hem de Duru’nun okuldaki halet-i ruhiyesini sormak için Kadriye öğretmenle görüştüm az önce.

Sözleri övgü doluydu. Özellikle İngilizce ve müzik dersindeki performansına hayran kaldığını söyledi. Müzik kulağının çok gelişmiş olduğunu, piyano dersi almasının faydalı olacağını da söyledi. Biz de farkındaydık Duru’nun bu özelliğinin. Daha ufacıkken müzik çaldığında birlikte ritim tutardık. Şimdi de öğretmeni çok zor bir ritim vuruyormuş ve Duru aynısını bire bir çalıyormuş. Ben de deniyorum hakikaten bire bir aynı ritmi vuruyor eliyle. Bayramdan sonraki hafta toplantı varmış, kalmamı ve özel görüşeceğimizi söyledi. Bakalım, hayatımızda neler olacak:)

Korku

8 Ekim 2013 Salı

Yine bir uyuma seansında idik. Uykuya biraz zor geçiyor. O da haklı, ben zaten 8’i geçerek evde olabiliyorum. Yemek falan derken neredeyse Duru’yla bir şeyler yapıyor olabildiğimiz saat 8 buçuğu buluyor. E onun da en geç dokuzda yatakta olması gerekiyor. Dolayısıyla tam oyunun en iyi yerinde “biraz daha oynayalım, sonra yatağa gideceğiz” demek kötü oluyor. O da bazen “uyumiycam da uyumiycam” diyerek kendince tepkisini gösteriyor.

Neyse, yine böyle bir akşam işte. Yatakta yatıyoruz. Bana yine hikayeler, şarkılar… Belli ki uyumak istemiyor. Sonra birden aklına yaşlanma ve ölüm geldi. Arada bu tip sorular soruyor. “Anne, ben de yaşlanıcam mı” diye sordu. Ben de “Tabii sen de büyüyeceksin” diye cevap verdim. Bu sefer “ben ölmek istemiyorum” diye ağlamaya başladı. Sinirim bozuldu benim de tabii. Zor sakinleştirdim. Cumartesi kahvaltıya gideceğiz bak falan diyerek mevzu değiştirdim. Sonra espriler yapınca gülmeye başladı. Biraz da zorla ağlattı kendini. Bazen ruh halini çözemiyorum gerçekten.

Gece gece sinirim bozuldu…

Hassas çocuk

7 Ekim Pazartesi

Her akşam Duru’yla bizim yatakta yan yana yatıp uyuyoruz artık. Konuşa konuşa, biraz gülüp biraz beni kızdırarak uykuya dalıyor Durucuk.

Geçen sabah uyanıp yanıma gelmişti. Sonra yine uyudu. Öyle olunca ben de kalkıp işe gittim. Uyanınca epey huysuzlanmış. Servisle değil, ayılınca annemle gitmiş okula. Dün akşam uyumak üzere konuşuyoruz. Önce okulda öğrendiği bir hikayeyi nlattı. Ama nasıl anlatmak. Hiç teklemeden, eeee bile demeden, ifadeler, mimikleriyle birlikte anlattı. Öyle beğendim ki 2 kez anlattırdım. Sonra o bitince “Anne biliyor musun, sen sabahları elimden kayıp gidince çok üzülüyorum, seni tutmaya çalışıyorum ama yine de tutamıyorum” deyince çook derin düşünceler aldı beni:(

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers