Archive for the ‘Gezme tozma’ Category

Anneler Günü’nü de kutladık

Günün en güzel şeyi kızımın kollarını kocaman açarak “Anneler günün kutlu olsun” deyip beni öpmesiydi. O olmasaydı ben anne olamazdım ki, bilsem daha önce yapardım…

Günün ikinci güzelliği akşam üzeri ani bir kararla ablamlarla buluşup mangala gitmemizdi. Çok uzun süredir yapmıyorduk, ablam çok yoğun çalışıyor, özlüyor fakat görüşemiyoruz…

Apar topar hazırlandık, evden bir şeyler götürdük, doğru Polonezköy ördekli yere…

Oraya vardığımızda neredeyse saat 6.30’du. Hava ılıktı ama üşütmedi neyse ki.

Duru Cabbar’a bindi, sayıklayıp duruyordu zaten uzun süredir.

Biraz salıncak, biraz tavşan besleme… Emir’i de çok özlemiş, sarılıp durdular birbirlerine.

Komşuda pişti, bize de düştü:)

Hava kararmıştı kalktığımızda, soğumaya da başlamıştı.

Açık havada epeydir yapamadığımız bu toplaşma çok çok iyi oldu.

Yeni bir keşif

Duru’nun at sevgisi küçücük boyunu aştı. Sırf at değil bütün hayvanları çok seviyor. Örümcek görünce eline peçete alıp onu incitmeden alıyor ve başka yere götürüyor mesela:) Oh, ben de börtü böcekten pek korkarım, ona belli etmedim tabii bunu, benim alamadığım mahlukatı Duru alır bari, iyi oldu:)

Böyle hain planları kafasında uçuştururken boş durmuyor tabii bu vatandaş. Sürekli bir yerler araştırıyorum Duru için. Fırsat siteleri epey işime yarıyor bu durumlarda. Yine onlardan bulduğum bir yer oldu, İstanbul Atlı Spor Kulübü…

Duru’yu daha önce Kaan Bey’e götürüyorduk, orada Papatya’ya biniyordu. Oradan da memnunduk fakat pistte 5 turla sınırlı kalıyor at binişi. Bir de burayı denemek istedik.

İyi ki de denemişiz. Çok güzel bir yer burası. Yarım saat doğada at yürüyüşü daha cazip geldi.

Saat 12’de idi randevumuz. Bekletmeden aldılar bizi. Viona isimli bir pony getirdiler. Midilliden hallice:) İçinde çocuk ve büyüklerin olduğu 6-7 kişilik bir grupla yollara düştük, biz de grubun arkasından tabana kuvvet…

Atlarla orman yürüyüşüne katıldık. Oraya gitmesek öyle bir yer olduğunu bilmezdik. Nasıl yeşil, nasıl güzel… Önde bizim küçük hanım atta salınıyor, arkada biz etrafa ağzı açık ayran budalası gibi bakına bakına yürüyoruz.

Bir iyi geldi ki bize… Yeşillik, yürüyüş, doğa… Terapi gibiydi.

Yarım saat yürüdük. Sonra oradaki kafede oturup çay içtik. Bu arada Duru at oldu, eşkin gidiş, tırıs gidiş, adeta, dörtnal komutlarımı uyguladı.Bu da Duru’nun “at” pozu:)

Tostunu da yiyip yorulduğunu anlayınca da gidelim dedi…

Biz orayı çok beğendik. Hem oradaki görevliler, hem ortam, temizlik… Yine gideceğiz, tavsiye ederim…

 www.iask.org.tr

Siftahı yaptık

Duru deniz sezonunu açtı.

28 Nisan’da İsmail Abi ve Emir’le buluştuk. Hava çok güzel, yurdum insanı tüm sahil boyunca mangalları tüttürüyor. Öyle olunca da bize sahil kısmından ekmek çıkmadı.

Daha önce Darıca tarafında “Harikalar Sahili” diye bir yer olduğunu duymuştum. Serhan da bildiğini söyledi, hep birlikte düştük yollara. Meğerse bildiği yer orası değilmiş. Orası mangal diyarından daha da beterdi:) Çaresiz, oralara gitmişken biraz yürüyüş yapıp lunaparka gittik. Duru’nun gönlü oldu işte…

Dönüşte Bayramoğlu’ndan geçtik. Sezon açılmadığından oturup 2 çay içecek yer bulamadık. Bayramoğlu’nun bir plajı vardı, oraya gittik, gidince de Duru Hanım durur mu, hemen çoraplar ayakkabılar çıktı, ayaklar denize sokuldu. Suda kendini kaybetti. Biraz daha sıcak olsa eminim ki geçen yıl Ağva’da yaptığı gibi coşacaktı suda.

Biraz oynadı suyun içinde. Midye kabukları buldu. Ayakları üşümüş olacak ki, gidelim dedi. Kuruladım ayaklarını, hakikaten de üşümüştü. Çoraplarını giydirdim… Deniz çok güzel görünüyordu. Pırıl pırıl, sakin… Bizim bile giresimiz geldi…

İsmail Abi’yi ayrı bir seviyor, resimden de anlaşılıyordur.

Koala gibi yapışıp kalıyor adeta:)

Velhasıl kaç gündür havaların ısındığını gören küçük hanımın dileği kabul olmuştu. Denize gidelim diye tuttura tuttura denize soktu ayaklarını, sezonu açtı…

Fakat bir şey içemeden döndük ya ben ona yanarım:)

 

23 Nisan neşe doluyor insan

Çocuğumu götürecek doğru dürüst bir program bulamadım, ne yazık…

Esinlerle konuşmuş, Özgürlük Parkı’nda karar kılmıştık, ama ne yazık ki yanlış karar vermişiz. Her yer ana baba günü. Trafik yüzünden zar zor ulaşabildiğimiz parktan arkamıza bakmadan kaçtık.

Yürüyerek Bağdat Caddesi’ne gittik. Bebelerle bir şeyler yedik. Gökay ve Hilal’i de özlemişim, kocaman olmuşlar.

Sonra Göztepe Parkı’na gittik. Orası çok daha iyiydi, her yer lalelerle doluydu. Alan da daha müsaitti. Parkta oynayıp enerjilerini attılar. Özellikle Hilal ve Duru çok iyi anlaştılar. El ele tutuşup yürüdüler, koştular, birbirlerini beklediler.

Onların böyle anlaşmalarına bayılıyorum. Ne kadar az görüşseler de kaldıkları yerden devam edebiliyorlar.

Sonra çimenlere oturup kek yediler.

Biraz dinlendikten sonra Esinler yola devam etti, biz de Mert’i de alarak önce onu eve bıraktık sonra eve döndük.

Nasıl geçtiğini anlamadım, eve geldiğimizde saat 8’di. Yemek, oyun ve uyku, klasik bir pazar sonu…

Küçük kızımdan büyük laflar

Geçtiğimiz hafta sonu cumartesi hava mükemmeldi. Duru bir süredir trafik levhalarına aşırı ilgili. Neredeyse artık tüm işaretlerin ne anlama geldiğini biliyor:)

Öyle olunca da Hadianne.com’dan gelen bir mailden “Konuşan Trafik” isimli bir tiyatro oyunu olduğu haberini aldım ve hemen oyun için rezervasyon yaptırdım. Kadıköy’de, saat 11.00’de idi tiyatro. Oyun 55 dakika sürdü. Kuralları, belirli işaretleri şarkıyla öğretiyordu. Bazı bölümlerinde biraz sıkıldım ama oyunun geneli eğlenceli ve anlaşılırdı. Özellikle oyuncu abiye bayıldı Duru:) Oyunun sonunda çocuklara bir de sertifika dağıttılar. Bir kağıt parçasının çocukları nasıl mutlu ettiğini görmek de güzeldi, iyi bir düşünceydi bence de… Sonuçta Duru mutlu mesut çıktı oyundan…

Çıkışta Moda’ya kadar yürüdük, epeydir gitmemişim, çok uzun bir yürüyüş parkuru var. Orada yürüdükten sonra yukarı çıkıp bir şeyler yedik. Parkta biraz vakit geçirdik. Sonra da dondurma isteğiyle yanıp tutuşan kızımızı memnun ettik, biz de nasiplendik bu durumdan tabii:) Dondurma sezonunu açmış bulunduk böylece…

Eve gidip biraz dinlendikten sonra babaannelere doğru yola çıktık.

Yolda meyve almak için durduk. Oradaki parkta biraz oynamak istedi Duru. İndik. Yavrum, pamuk gibi koştu oralarda. Sonra büyüklerin spor yapması için bulunan bir aleti çevirirken nasıl olduysa çenesine geldi:( Çok acımış, sonradan fark ettim. Çok ağlamadı çünkü, biraz ovaladım. Sonra bir arkadaş buldu ve onunla oynamaya başladı. Bir süre sonra baktığımda çenesi şişmişti. Ve ertesi gün simsiyah morardı:( Baktım elini koymuş çenesine, enerji veriyorum diyor bir de bana…

Babaanneye gittik. Orada da bir posta kafasını çarptı. Neyse hasarsız atlattık.

Yemek yerken Duru kulağıma bir şeyler fısıldadı, anlamadım. Sonra “Bütün sıkıntıları çok yakında son bulacak” dedi. Ben şaşırdım, kimin diye sorunca “Babaannemin” dedi… Hepimiz şaşırdık. Çocuğa malum oldu herhalde, iyi olacak diye de sevindik… Epeydir sıkıntıları var, yürümekte güçlük çekiyor ve tedavi oluyor. Duru bu sürecin farkında aslında, bu sözleriyle de onu ispat etti. O da iyileşmesini istiyor, inşallah da şifa bulur bir an önce:(

Ertesi gün benim bir seminere katılmam gerekiyordu. Baba kızı baş başa bırakıp çıktım evden. Dışarı çıkmışlar, bir oyun alanına gitmişler. Çok güzel oynamış orada. Döndüğümde anlattı. “Keşke sen de görebilseydin annecim” dedi… Onun böyle güzel sözlerine bayılıyorum…

 

 

 

 

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers