Archive for Şubat, 2010

İki yeni gelişme

Dün akşam eve gittiğimde annem iki yeni haber verdi Duru’yla ilgili. Birincisi; Duru’nun üst sol dişi de yoldaydı. Baktım, evet beyazlamıştı o da. İkincisi de Duru bir yere tutunmadan ayakta öylece durabiliyordu. Durabiliyor dediğim birkaç saniye kadar… Koltuğa tutunarak da sıralıyor artık. Ben de denedim, gerçekten elleri hiçbir yere değmeden öylece durdu. Onun da çok hoşuna gidiyor, sonrasında gülerek bana sarılıyor.

Dün akşam çok güzel oynadık onunla. Bol kahkahalı, bol öpücüklü… Eve geldiğimde annem ona yemek yediriyordu. Ben öpünce o da beni öpmek istedi, öptü de… Tüm yanağım yoğurt oldu tabii.

Epey yorulmuş olmalı ki saat 10′da uyuduktan sonra 1′e kadar uyanmadı. Hatta yatağına yatırmak için kucağıma aldığımda bile… Gece de sadece 2 kez uyandı.

İnternetten okuyordum hep, ne kadar az olursa olsun annelerin çocuklarıyla geçirdikleri zaman kaliteli olmalıdır diye. Doğruymuş. Hafta içi o kadar az vaktim kalıyor ki bu kadarcık zaman ikimizi de tatmin etsin diye uğraşıyorum. Bazen başarılı oluyorum, bazen de kafamda bin bir türlü şey varken elimde olmadan bunu beceremiyorum. İşin sırrı, insanın günün bütün sorunlarından, evde bekleyen işlerden 1-2 saat olsun sıyrılıp sadece bebeğine yoğunlaşmasında. Dün akşam bunu yapmayı başardığım akşamlardan biriydi, hem ben hem Duru birlikte geçirdiğimiz 2 saatten büyük keyif aldık. O mutlu mutlu uyudu, ben de 2 saat ertelediğim işlerimi bu mutlulukla daha çabuk hallettim. Duru’yu yatırdıktan sonra yorgun ama mutlu bir kadın olarak ben de uyudum.

Yalancıktan ağlama durumları

Duru son iki güne kadar kafasını çarptığı ve aniden korktuğu anlar haricinde ağlamayı bilmeyen bir bebekti. Kafası çok hassastır, azıcık bir yere değsin hemen dudağını büzer. Bir de evimiz sakin olduğundan ani seslere karşı oldukça tepkilidir. Neyse, bu 2 günde ne olduysa yalancıktan ağlama öğrenmiş. Mesela kucaktan indiriyorsunuz miyavlar gibi ağlama numarası yapıyor. Altını değiştirmek için yatırıyorsunuz yine aynı numara. Gece uyandığında bir-iki ses çıkarır, ben de hemen giderdim yanına. Şimdi bir gürlüyor ki sanki o yarım saattir uyanmış, ben onu duymamışım da sinirlenmiş gibi bağırıyor. Uyku düzeni de değişti. Önceden geceleri kucağıma alınca veya emzirince tekrar uyurdu. Şimdi de uyuyor, fakat yatağına yatırınca hemen uyanıyor, cin gibi bakıyor bana. Mecbur tekrar alıyorum kucağıma, uyutup sessizce yatırmaya çalışıyorum ki uyanmasın. Neden böyle bir değişim oldu anlamadım. Acaba büyüyorum mu diyor? Ya da “ben de varım” mı diyor? Veya bu evde benim borum öter zamanlarına mı yaklaştık? Hep öyle sakin kalacak değil ya, böyle değişimlerden geçmesi çok normal. Korkum, bunu alışkanlık haline getirip mızmız bir çocuk olması… Çocuk psikolojisini çözmek zor zenaat…

Bilinmeyen bir yüzün peşinden gitmek

Hamile olduğunu öğrendiği günden itibaren insanın hayatında çok farklı bir sayfa açılıyor. Bu sayfada öyle şeyler yazıyor ki, meraktan kendinizi alamıyor, bir an önce okuyup bitirmek istiyorsunuz. Nasıl olacak, kime benzeyecek, güzel mi, sağlıklı mı diye düşünerek günler birbirini kovalıyor. Bir de bakmışsınız ki minik yavrunuz kucağınızda, göğsünüzün tam üzerinde yatıyor…

İlk doktora gittiğim günü hatırlıyorum. O gece uyuyamamıştım. Doktorun ne diyeceğini merakla bekliyorduk, bir de ultrasonda ne göreceğimizi. İlk 3 ay düşük tehlikesi olduğundan riskli dönem. Bebeğimiz sağlıklı mıydı? Serhan’la birlikte 20 Ekim’de gitmişiz doktora, yani Duru 7 hafta 2 günlükken. Bu da ilk resmi…

Ortadaki büyük siyah leke Duru’nun içinde yüzdüğü kesesi, minik beyazcık ise Duru’cuk. Bu görüntüyü ilk gördüğümde çok duygulanıp ağlamıştım. Hele kalp atışını duyunca hepten fena oluyor insan. Duru’cuk burada her ne kadar 1 cm olsa da benim kalbimde kocaman bir yer kaplamıştı. Neyse ki sağlıklıydı.

Her ay bebeğin gelişimini izlemek de çok keyifli, tabii her şey normal gittiği takdirde… Şükür ki Duru’da riskli bir durum yoktu. Aylin Hanım bize her şeyi anlatırdı ekranda, “bu parmağı, 3 boğumlu, bu böbrekleri, bu midesi” diye her organını gösterir, her şeyin normal gittiğini sakin sakin anlatırdı. Çıkarken de birkaç ultrason görüntüsü verirdi, biz de 1 ay onlara bakar avunurduk.

Bebeğin cinsiyetini öğrenmek de ayrı bir heyecan. Sanki bir çekilişin ya da bir sınavın sonucunu bekler gibi… Gerçi erkek de, kız da olsa her halukârda bebeğinizi çok seveceksiniz ama insan ister istemez bir beklenti içine giriyor. Eşim ve ben en başından beri bu minik keseciğin kız olacağını düşünüyorduk. Gerçi beni gören, sivri karnımdan dolayı bebeğin erkek olacağı hakkında yorumlarda bulunuyordu ama biz onun kız olduğunu hissediyorduk. Duru 4 aylıkken Aylin Hanım bir şeyler görmüş fakat emin olmadığından bizi ümitlendirmek istememişti. Erkek olunca bir uzantı, kız olunca da 5 adet çizgi görünüyormuş. Birkaç çizgi görmüştü, fakat göbek kordonuyla karışma ihtimali olduğundan ufak da olsa yanılma payı bırakmıştı. Minik bebeğimiz büyük olasılıkla kızdı. Doktorumuz resmini bile çekmişti. 5. ayda ise cinsiyetinin kesinlikle kız olduğunu söyledi bize.

Biz Duru’yu siyah beyaz da olsa yarım saat görebilmek için her ay kontrolleri iple çekiyorduk. Bazen yüzünü göstermiyordu, o zaman buruk ayrılıyorduk doktordan. İnsan, minik yavrusunun bilmediği, görmediği yüzünün neye benzediğini bu görüntülerden keşfedebilmek için 1 ayı iple çekiyor…

Duru 6 aylık olunca sıra ayrıntılı ultrasona gelmişti. Daha önce internetten çok güzel resimler görmüş, hatta bu görüntülerle bebeğin gerçek görüntüsünün birbirine oldukça benzediği hakkında yorumlar okumuştum. İyice heyecanlanmıştım, belki de bu kez Duru yüzünü daha net bir şekilde gösterecekti. Aylin Hanım bizi Recep Has‘a göndermişti. Yine çok heyecanlıydım. İlk kez bebeğimi siyah beyaz değil, gerçeğine en yakın biçimde görecektim, bakalım buna izin verecek miydi?

Tüm ölçümlerini tıkır tıkır yapmış, iş Duru’nun yüzünü göstermeye gelince epeyce uğraşmıştı Recep Bey. Hem pozisyonu müsait değildi hem de çok hareketliydi. 3 boyutlu ultrasonda, bebek hareketli olduğunda net bir görüntü elde edilemiyor. Recep Bey araya başka bir hasta alıp sonra tekrar bakmıştı. Uzun bir uğraştan sonra şu görüntüyü elde ettik…

Biz de bu resmiyle avunmuştuk Duru’nun. Serhan’a benziyordu sanki. Doğduğunda hakikaten de babasının minik bir kopyasıydı.

Duru karnımda büyüdükçe yüzünü göstermemeye başladı. Zaten bebek büyüdükçe organlarını ve uzuvlarını tek tek görüyorsunuz ekranda, sadece kafa, ayak, mide, kalp gibi. En son şubat kontrolünde şöyle bir “ce” yapmış, yüzünü göstermişti bize. Kontrollerin birçoğunda pozisyon müsait olmadığından yüzü yerine ayaklarını görüyorduk.

Daha önce doğum yapan tüm tanıdıklarım bebeklerini rüyalarında görmüşlerdi. Ben de bir kez olsun görmek istiyordum, bari rüyamda görsem kızımı diyordum. Doğuma yakın günlerin birinde bir kez rüyama girmişti. Pembe-beyaz minicik bir şeydi, emziriyordum, gözleri kapalıydı.

Sabır, sabır, sabır… En başta sabretmeyi öğrendiğim yolculuğumda 9 ay 14 gün bilmediğim bir yüzün peşinden gittim. 10 Haziran 2009, Çarşamba günü saat 10.20′de kızımın nemli, soğuk, şiş ve kırmızı yüzünü nihayet görmüş, tenimde hissetmiştim. O andan beri de, bildiğim ama büyüdükçe değişen bir yüzün peşinden gitmeye devam ediyorum…

Oto koltuğu 2. etap

Duru büyüdükçe yeni ihtiyaçları da ortaya çıkıyor doğal olarak. Daha büyük kıyafetler, daha büyük ayakkabılar ve daha büyük bir oto koltuğu…

Hasta olduğundan onu en son 15 gün önce dışarı çıkarmıştık. Hastaneden çıkış anından itibaren onu ana kucağında taşıyorduk her yere. Artık büyüdüğü için sığmıyordu. Biz yine de emniyetli olsun diye ana kucağına oturtmuş fakat kemerlerin bağlanmadığını görünce bir oto koltuğu almanın zamanının geldiğini anlamıştık.

Hastalığının üzerinden 15 gün geçmişti ve Duru daha iyiydi. Artık gezmelere devam edebilirdik. Hazır dışarı çıkıyorken de oto koltuğu bakmaya karar verdik. Duru’nun arkadaşı Bulut’un anne ve babası Koala markalı oto koltuğu almışlar, çok da memnun kalmışlardı. Hem kaliteli hem de fiyatı diğerlerine göre oldukça iyiydi. İnternetten İçerenköy’de İrem Bebe‘de bulunduğunu öğrendik, yerinde görüp almaya karar verdik.

Önce 9-18 kilo için olanı mı alsak diye düşündük. Bu tipi biraz daha eğimliydi, yani koltuk gereğinde yatabiliyordu, görünüş olarak daha rahattı. Sonra 9-36 kilo için olanına baktık. Çok dik geldi bize, sanki içinde rahat edemeyecekmiş gibi görünüyordu. Duru’yu her ikisinin içine de oturttuk. Ordaki satışçı çocuktan rahatsız olduğundan huysuzluk yaptı biraz. Dolayısıyla hangisinde rahat ettiğini anlayamadık. En sonunda mavi-gri renkli, 9-36 kilo için olanında karar kıldık. Duru bir de oyuncak seçti kendisine, böylece ilk kez beğendiği bir oyuncağı da almış olduk.

Duru'cuk ve kendi seçtiği minik aslancık

Koltuğu arabaya monte ettikten sonra sıra Duru’yu oturtmaya gelmişti. Sanki koca bir insan gibiydi. Bir güzel oturdu koltuğuna, oturmak ne kelime kuruldu adeta… Üreticiler bilerek yapmışlar herhalde, bize rahatsız gelen dimdik koltukta o kadar rahattı ki keşke daha önce alsaymışız diye düşündük. Duru’nun yemek vakti geldiğinden arabayı bir yere park ettik, o koltukta oturup dışarıyı seyrederken ben de rahatça yemeğini yedirdim Duru’cuğa.

Böylece minik kızımızın da şu hayatta bir koltuğu oldu. Hem de koltuğunu çok sevdi. Onun mutluluğu bizi de mutlu etti. Herkes mutlu mesut o günü tamamladık.

Bir beşik dolusu Duru

Duru 7 aydır bu beşikte yanımızda yatıyordu. İlk doğduğunda beşik gözümüze çok büyük geliyordu. Zaman çabuk geçti, Duru’cuk büyüdü, büyüdü… Ben de geceleri daha rahat uyusun diye Ocak ayının ortalarında onu odasındaki karyolasında yatırmaya başladım. Kollarını iki yana açarak uyuduğundan son zamanlarda beşiğinde sıkılıyor, geceleri daha sık uyanıyordu. Geçen hafta Duru’yu beşiğine yatırıp resmini çektim. Bir de eve ilk geldiği gün beşiğinde çektiğim resmine baktım. Arada gerçekten çok fark var. İlkinde Duru beşikte küçücük kalmış, ikincisindeyse beşik Duru’nun yanında küçük kalmış:)

Beşik şimdilik görevini tamamlamış olmanın huzuruyla odamızda boş duruyor. Onu Emine’nin inşallah yakın bir gelecekte olacak bebeği için saklıyorum. Bakalım Duru’nun süslü beşiği yeni sahibine ne zaman kavuşacak?

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers