Archive for Haziran, 2011

Gecikmiş bir yazı

Bu sene Babalar Günü yolda geçti. Tatilimizin ilk günüydü.

Bu günler benim için önemli. Evet, anneler-babalar sadece senenin 1 günü hatırlanmamalı, bunu ben de biliyorum ama en azından bu 1 gün, bizim için çok önemli olan anne ve babalarımıza ne kadar özel olduklarını hissettirebilmek için birer fırsat bence.

Yolda olduğumuzdan babalarımızın bu günlerini ancak onları telefonla arayarak kutlayabildik, yanlarında olamadık bu sene.

Bizim babaya gelince:) Ben de kendimce küçük de olsa bir şey yaptım Serhan’a. Her sene bir şeyler yapmaya çalışırım. Bu sene 3. babalar günü onun. 2009′da, Duru’yu hediye etmiştim:) Geçen sene ne yaptım hatırlamıyorum. Bu sene, üzerinde “My love belongs to Daddy” yazan bir tişört giydirdim 19 Haziran’da. Ben olsam sevinirdim, umarım Serhan da beğenmiştir:)

Kız çocuklarının hayatlarında babalarının rolü çoook büyük, hem de öyle böyle değil.

Kendimden biliyorum, babam benim güç sembolümdü. Sığındığım, zorda kaldığımda beni koruyan, beni hep seven, hastalandığımda annem kadar başımda bekleyen, sıcak yaz günlerinde gazeteden yelpazelerle serinleten, soğuk kış gecelerinde üstümü örten, defalarca da kontrol edendi.

Bir yandan da çekinip korktuğum, saygı duyduğum insandı babam. Her şeyi en son o duyardı:)

Hatırlıyorum, küçükken babam geç gelirdi, çok çalışırdı. Hâlâ da çalışır, pazar günleri dahil işine gider. O gelene kadar uyumazdım bazı geceler. Sadece birazcık oynamak, onun dizine oturmak, kucağında hasret gidermek için. O da ne kadar geç gelirse gelsin bizi kocaman öper, benimle oynardı.

Sakin ve munis bir çocuk olduğumdan babamla pek sürtüşmemiz olmamıştır. Bazen ablamla gece geç saatlere kadar oturup kahkahadan evi çınlattığımızda içerden seslenirdi bize, kızardı şakadan:) Biz de bir anlık susar, 5 dakika sonra icraatımıza kaldığmız yerden devam ederdik. O günleri çok özlüyorum, abla sen de özlüyor musun:(

Hastalandığımızda bizi doktora hep babam götürürdü. Çok aktif bir rolü vardı hayatımda, hâlâ da öyledir.

Çok ama çok fedakârdı. Yapı olarak öyle zaten. Sonsuz bir vericiliği var. Bizim her ihtiyacımızı elinde olmasa bile yaratır yine karşılardı. Kendini hiç düşünmedi. Tüm imkanlarını sonuna kadar yavruları için kullandı. Hakkını ödeyememem hiçbir zaman.

Hâlâ beni arayıp “bebeğim” dediğinde içim titrer. Böyle bir şey işte kız çocuğunun babasına olan sevgisi…

Babama karşı çok zayıfım. Bu yazıyı yazarken bile nedensiz yere gözlerim doluyor, çözemedim, bulamadım nedenini…

Şimdi Duru’ya bakıyorum, büyüyor, yetişiyor. Yarın yetişkin bir genç kız olduğunda eminim o da babası için buna benzer şeyler hissedecek.

Bir kızın yetişmesinde babanın rolünün bu kadar önemli olduğunu bilmezdim. Kendi hayatım, deneyimlerim, yaşadıklarım bunu gösterdi bana.

Serhan 1 gece iş nedeniyle şehir dışında kaldı. Dün akşam geldiğinde Duru’nun ona öyle bir sarılışı vardı ki… Hele bu  sabah. Dolu dolu “babammm” diyerek kucağına bir gidişi vardı ki… Bu sefer çok özlemiş. Giderek daha da düşecek, biliyorum.

Aralarındaki diyaloğu seviyorum. Serhan çok anlayışlı ve sakin. Bu, Duru’ya ekstra bir huzur ve güven verecek, eminim.

Kız çocukları hep babalarına benzer eşler ararmış.

Benim babam dünyadaki en iyi erkeklerden biri, duygusal, romantik, fedakâr, sevgi dolu, koruyan, gözeten, ince düşünceli… Adam gibi adam… Bana göre tabii, bir de anneme sormalı:)

Ben, babamın benzerini buldum, hem de daha sakin ve anlayışlısını:)

Umarım Duru da babası gibi bir eş bulacak kadar şanslıdır.

Geç de olsa, hayatımdaki en önemli iki erkeğin bu günlerini kutluyorum tekrar. İyi ki beni seçmişsiniz… Umarım çoook uzun yıllar daha benim hayatımı aydınlatmaya devam edersiniz…

 

 

 

 

 

 

 

Bir tatil daha bitti

Bu sene Kemer’deydik, Limak Limra’da. Tesis iyiydi. Kalabalıktı ama büyük olduğundan o kadar insan iyi dağılmıştı alanda.

Gelelim nasıl geçtiğine…

Valla ben anlamadım, anlayan varsa anlatsın.

Bir koşturma, bir telaş, gitmeden önce hazırlanma, giderken yol, orada yemekti, denizdi derken 5 gün hemen bitiverdi.

Gitmeden önce anlattık Duru’ya , denize tatile gideceğimizi.

Pazar sabaha karşı yola çıktık. Saat 4 gibi, gitmek için Duru’yu kucağımıza alır almaz uyku sersemi “denize” dedi gözü yarım açık. Arabaya binince cinleşti, çalan müzikle oynamaya başladı. Neyse ki uyudu sonradan.

Duru muhteşemdi orada, performans olarak:) Hiç oturmadı, hiç yemedi… Sadece bana geldi, yapışık yaşadık yine.

En büyük değişiklik Duru’nun ilk kez çocuk animasyonuna katılmasıydı.

İlk akşam biraz tedirgindi.

Duru ilk akşam sahnede tedirgindi biraz. Etrafı epeyce seyretti önce...

Sahneye bıraktığımda inmek istemedi önce kucağımdan. Sonra nasıl ikna ettiğimi hatırlamıyorum, indi, çocukların arasına karıştı. Bir daha da sahneden inmek istemedi. Işıklar, müzik adeta başını döndürdü Duru’nun, ne de olsa genlerinde var:)

Sanıyorum ikinci akşam, Duru sahneye alıştı:)

Sahnede dört dönerken:)

İlk akşam o kadar yorulmuştu ki bu vaziyetteydi uyurken.

Ordaki yaşıtı olan bir Rus çocuğu fena taktı Duru’ya, gördüğü yerde affetmedi, öpüverdi dudağından, yanağından.

Saçının arkası futbolcu saçı gibi uzun, kendine has Rus bebesi minik yavrumu öpüyor:(

Duru da papatya gibiydi onca çocuk arasında. Belki de bana öyle geldi, ne de olsa benim yavrumdu…

İşte benim nazlı, minik papatyam

Hemen her akşam animasyondaydık. Büyükler için olan animasyonlar çoğunlukla dans içerikliydi, onu da seyretti gözünü ayırmadan.

Yemeklerimiz genellikle koşturmaca içerisinde geçti. Duru iki lokma yiyip hemen doyarak masadan ayrılmak istediğinden ben de telaş içerisinde yuttum lokmalarımı. Aklı fikri animasyondaydı, “animus animus” diyerek hemen masayı terk etmek istiyordu. Anneanneyi istemedi, arada Serhan onu eylerken ben de yemeğimi bitirmeye çalıştım. En sevdiği pilav ve makarnanın bile çoğu zaman yüzüne bakmadı. Tüm tatil boyunca süt ve bisküviyle doyurdu karnını. Bir de portakal ve erik yedi. Bol bol da ayran içti.

Duru bayıla bayıla portakal yiyor.

Su birikintilerine rahatça ayaklarını vurdu. Burada kısıtlama yok, istediği gibi hareket etti.

Gittiğimizin 3. günü ateşlendi. Bir önceki gece animasyonda çok terlemişti, muhtemelen ondan oldu ya da mikrop kaptı bir yerlerden. Benim de bademciğim ağrıyordu. Neyse ki hemen atlattı.

Gündüz meme olayımız olmadı. Öğlen uykularını kucağımda gezerken uyudu.

Sonra sahilde, şemsiyenin altında, açık havada yatırarak uyuttuk.

Geceleri emerek uyudu. Sabah kalktığında durumu kabulleniyordu neyse ki.

Oradaki çocuk parkındaki kaydırağa ayaklarıyla yürüyerek çıkıp sonra kayıveriyordu. Salıncak da çok hoşuna gitti, çok çok sallandı.

He şey bu aralar onun olduğundan oradaki bir Rus çocuğunun oyuncağını almak için yapmadığını bırakmadı. Görür görmez “benim” diyerek ağlamaya başladı, ama ne ağlamak. Çaresiz istedim yarım yamalak İngilizcemle. Sağolsun o da ikisini birden verdi. Neyse ki birini geri vermeye razı oldu Duru. Bunu da denize girme bahanesiyle alıp kadının çantasının yanına, görünmeyen bir yere koyuverdik.

Bakar mısınız ne kadar da mutlu...

Denizle arası pek hoş olmadı, “istemem soğuk deniz” diyerek ağlayıp durdu. Havuzunu doldurduk biz de, onu epey oyaladı küçücük havuz.

Deniz taşlıktı ama çok temiz ve güzeldi, kumsal da çakıldı. Ayağını pek basmak istemedi bu sefer, rahatsız etti kum onu. Kolluk almıştık. İlk gün itiraz etmeden severek taktı. Sonraki günler nedense denize girmek istemedi, son gün gitmeye yakın denizle aşk halindeydi adeta.

Duru, babasıyla aşk halinde

Hava iyiydi, sıcaktı hatta. Gidilebilecek en iyi dönemde gittik.

Ebru’nun doğum gününde hediye ettiği muhteşem bikiniyle plajın yıldızıydı kendisi:)

Neredeyse gittiği kakayla geri dönecekti. Dördüncü gün fitille hallettik işi. Yapmak istemedi, “istemem kakayı” diye ağladı hep. Ateşli olmanın verdiği huysuzluk da vardı üzerinde. Fıldır fıldır gezen çocuk o gün hiç kucağımdan inmedi. Sonunda dayanamadı tabii. Sonrasında rahatladı, 3 saat uyudu. O gün zor bir gündü. Üzüldük…

Dönüşten bir gece önce Seda’yı gördük. Onların kaldığı tesise gittik. Uykusu olduğundan pek rahat vermedi bize. Dönüşte de Hakan’ı ancak 15 dakika görebildik. O kadar huysuzluk yaptı, o kadar ağladı ki dönmek zorunda kaldık. Dönüş yolundan itibaren meme türküsünü tutturmaya başladı yine.

İnatları, kaprisleri, iştahsızlığı bir yana bırakırsak güzeldi.

Yorucuydu, gerçekten yorucuydu. Duru mutluydu ama, bu da yetti bana. Hem hep birlikte olmak da güzeldi.

Artık ben susayım, resimler o günleri biraz daha anlatsın…

Animatörler öğlen dans provası yaparken bizimki de kendinden geçmiş, müziğe bırakmış kendini...

Ormandaki küçük prenses...

Minik ladynin tişörtündeki ilk karakterin ismine dikkatinizi çekerim:)

Duru, diskoya gitmek için babadan izni koparmış arkadaşlarını bekliyor:)

Orada öylece oynarken o kadar güzel görünüyordu ki...

Islakken kirpikleri daha da güzel. Maşallah...

Kumlu ve tuzlu kıvırcık saçlar...

Gülerken yüzündeki her zerre gülüyor ya, bayılıyorum...

Öğle sıcaklarında yürümek istemediğinde ya baba tepesinde ya da kucağımdaydı.

Babasının yanında vantrlog kuklası gibi duruyor.

Bizimki olayı çözmüş, abi ve ablalarını taklit etmeye çalışıyor.

Bir dahaki tatilde görüşmek üzere...

 

 

 

 

 

O konuşuyor, biz hayretten susuyoruz

Duru’nun dili iyice çözüldü. Hareketleri iyice değişti. “Ben” durumu tavanda. Her şeyi önce o yapacak. Hatta yatağına yatmak istemediğinde “önce ben yatacağım” deyince hemen gidiyor, bağırarak “hayır ben” diyor.

Beni hiç paylaşamıyor. “Benim annem” diyor bağırarak, bir yandan da bana sarılıyor.

Bana cok nazı geçiyor. Beni oynatıyor. Bazen çok sabırlı oluyorum, bazen hiç sabrım olmuyor. Bağırıyorum, sonra üzülüyorum. “Beni affettin mi” diyorum “evet” diyor, daha da acıyor içim.

Büyümek hem güzel hem zor. Benim uyumlu kuzumun yerinde yeller esiyor.

Giyinmek istemiyor. Sen bilirsin, istersen gelme deyince giyiyor. Saçlarını taratmıyor. Banyo yaparken zorlanıyoruz artık. Kafasını yıkatmak istemiyor.

Pepe diye bir çizgi film var, ondan bir küsme hareketi öğrendi, 2 haftadır onu yapıyor. Hoşuma gitmekle beraber alışkanlık yaratıp yerleşmesini de istemiyorum. Bir triplerde anlayacağınız. Dün akşam istediği olmayınca yani meme ememeyince küstü yine bana. Ben de “bana küsme ben seni çok seviyorum” dedim. O da tamam dedi. Ama çok komik ve güzel küsüyor:)

Ciddi küsmelerinde suratındaki ifadeyi de görmelisiniz.

Dün tatil dönüşünün ilk günüydü. Hiç zorluk çekmemiş. Ben daha zor adapte oldum. Yemeğini ve aralarda bir sürü şeyi güzelce midesine indirmiş hanımefendi. Benden de 2 kaşığı zor yiyor. İyi ki anneanne var…

En sevdiği şey suyla ve legolarıyla oynamak. Mutfak tezgahının üzerine bir şey serip oturtuyorum. Musluğu da açıyoruz, keyifli keyifli oynuyor orada…

Geçtiğimiz cumartesi (25 haziran) babasıyla bilgisayarda havai fişek gösterisi seyrediyor. Durup duruken şu cümleyi kurmuş: Havai fişet kıımıjı kıımıjı patliyor. Aynen böyle, inanamadım sonra bana da söyledi. Debdeptlerin kırmızı olduğunu duyunca içim buruldu kızım büyüyor diye. Hasta ruh ben:)

Bir de “senin için”i öğrendi. Tatilden önceki cumartesi babasıyla parka gittiler. Dönüşte baktım merdivenlerden çıkarken bağırıyor “senin içiin senin içiiinn” diye. Elinde iki tane çiçek, bana verdi gülerek, “senin için anne” dedi. Çok büyük mutluluk…

Pazar sabahı da onu oyalamak için Migrosa götürdüm, bir iki de birşey aldık. Dönüşte biraz yürüyor, sonra puf puf diyor durarak. Neymiş yorulmuş efendim. Sonra bir ara tam ters istikamete doğru gitmeye başladı. “Yayamaj çocuk Duyu” dedi sonra da gülerek:) Caillou başlıyor deyip zor ikna ederek eve götürebildim.

Dün akşam Migros’a uğradık. Hem Duru’ya hem anneme süt aldık, anneminki light. Onları çıkarıp masanın üzerine koydum. Ama her samanki sütlerden değil, ilk kez aldık o markayı. Geldi, masanın üzerindeki sütleri göstererek “Bu anneannenin sütü, bu Duru’nun sütü” dedi. Şaşırdık…

Büyüyor…

Biz kabulünde zorlanıyoruz, hepsi bu…

 

 

 

 

 

Mehter Marşı eşliğinde meme bıraktırma günleri

Offff offf…

Ne zor şeymiş Allahım…

Ben mi zorlaştırıyorum bu süreci bilmiyorum, çıkamadım işin içinden.

2 ileri bir geri…

Tatile gitmeden 1 hafta önce başladım. Doğum gününde o krizi yaşayınca vakti geldi zannettim. Zannetmişim…

İlk akşam işten döndüğümde limon sürdüm. Baktı tadına, yüzünü buruşturdu, acı dedi. Sonra oyuna falan daldı. Arada yokladı tabii. Açtım, denemeden istemedi. Uyuturken de çok zor oldu, çok ağladı. Çok huysuzlandı. O ağladıkça ben de ağladım gizliden. Kucağımda gezdire gezdire, doğum gününü, Bulut’u anlat anlata uyuttum. İyice daldığından emin olunca da emzirdim biraz.

Sabaha karşı uyandı. “Biliyorsun tadı acı” dedim, vermedim. O da kabullendi, uyumakta zorlandı, yarım saat sonra daldı.

İlk gün böyle geçmişti. İşe giderken de vermemiştim.

O günüm çok kötü geçti. Anladım ki Duru’dan çok ben hazır değilim. Sabah sabah iş yerinde hem anlattım hem ağladım. Emzirmek bir anne için çok önemliymiş, bunu anladım. Kendini yararlı hissettiren, yavrusuyla sıcacık iç içe olduğu nadir anlar, sanırım bu duyguları bir daha yaşayamayacak olmak insanın içini acıtıyor.

İkinci akşam daha zor geçti. Yine limon kullandım. Ama uyuma faslı tam bir kabustu. En sonunda verdim. Kararım, gündüz emzirmemek, gece devam etmekti. O şekilde geçti birkaç günümüz, o da zorlamadı zaten. Tatil de rahat geçti. Gündüz hiç aramadı. Birkaç teşebbüsünü de başarıyla geri çevirdim. Uyurken ve gece verdim. Gündüz olunca tadı acı biliyorsun, akşam düzelecek diye açıkladım. Gündüz açıp bakıyor, “düzeldiii” diye gözümün içine bakıyordu. Ben de hayır, akşama annecim diyordum. 1 gün ateşlendi, o zaman gündüz de verdim 1 kez. Ondan sonra denge şaştı işte.

Neyse, tatil umduğumdan daha iyiydi bu konuda. Rahat bıraktı beni. Asıl, döndüğümüzde koptu olay.

Eskisinden daha ısrarcı oldu. Limonlu olmasına rağmen devam etti.

Geçtiğimiz pazar günü en son çare salça denedim. Bundan nefret  ediyorum ama elime o geldi o anda, limon kâr etmiyordu artık. Öyle görünce garipleşti, üzüldü herhalde canım, “memeyi öpücem” dedi. Öptü. Sonra ara ara açıp baktı. Bir keresinde de açtığımda yere bir parça salça düştü. Dehşet dolu gözlerle “meme döküldü” dedi. O an anladım yanlış yaptığımı. O kadar bunalımdaydı ki iki gün, sanki büyük bir adammış, dünya başına yıkılmış gibi, hiçbir şey yapmak istemiyor, sadece yatıyor, depresyonda… Zaten bir süre sonra o kadar kafasına vurdu ki herhalde salçalısının da tadına baktı.

Dün akşam da son çare bal denedim. Serhan’ın fikriydi. Limon bitti, salça süremem, tatlı sevmiyor, olabilir diye düşündüm. Oldu da. Tadına baktı, “bal” dedi. Ama bir daha emmedi. Uyurken de emmedi. Sarılıp uyuduk.

Bu da yanlış aslında, çünkü Duru baldan nefret edebilir. Zaten tatlıyla arası yok, böyle bir şeye sebep olmak istemem.

Ne yapacağım, nasıl bir yol takip edeceğimi bilmiyorum. En azından gece emzirmeye devam etmek istiyorum, ama bu sefer de çocukta bir dengesizlik ve beklenti yaratıyor bu durum.

Offf offf…

Çok zormuş. Ben çok zormuş dedikçe de zor geçer bu süreç.

2 hafta bitti.

Kararlı davranmıyorum.

Önce kendim hazır olmalıyım.

Duru ne yapsın…

 

 

 

 

Ve büyük gün…

Büyük hazırlıklar bitmişti. Duru gece çok uyanmıştı aksi gibi. İyice sersemlemiş kafayla kalktım, banyo faslı, bir şeyler atıştırma derken saatler geçiyordu. Duru uyandı. Salondaki değişiklikleri görünce sevindi çok. Masayı hazırlamaya başladım. Bu arada Duru babasıyla oynuyordu.

Yiyeceklere son dokunuşları yaptıktan sonra Duru uyudu. Erken uyudu hem de. Yine bize kıyağını geçti yavrum. Her şeyi tam zamanında olduğu gibi uykusu da tam zamanındaydı. Erken uyuyup, erken uyanacaktı.

Serhan balon şişirdi, salonu süsledi bu arada.

Duru güzel de uyudu. Uyanınca salona getirdim. Balonları görünce sevindi, yerdeki balonları da duvara asmamızı söyledi. Ben üstümü giyinip makyajımı yapmıştım. Beni öyle görünce de sevdi, beğendi:) Atti dedi, herhalde gezmeye gideceğiz zannetti. Ben de “Biz gitmeyeceğiz, herkes bize gelecek, doğum günün var” dedim. Bir şeyler yedirmek istedim yemedi. 2 gündür bir şey yemiyor, memeyle doyuruyor karnını resmen. Ben de üzülüyorum bu duruma, zorlamanın da bir manası yok, zorla yemiyor çünkü.

Kıyafetini giymek istemedi önce. Ben de İso sevgisini kullandım, “Bak İso gelecek, giyelim cicilerimizi seni böyle görsün dedim”. “Haddiii” dedi:) Duru’nun zayıf noktasını keşfettiğim iyi oldu:)

Güzelce giydirdim, tokasını taktım. Gerçekten muhteşem oldu fıstık gibiydi o giysilerin içinde. Ablam müthiş bir iş çıkarmıştı. Duru o kıyafetin içinde daha bir büyük duruyordu ya da bana öyle geldi.

Her şey hazırdı. Bir tek davetliler eksikti. Beklemeye başladık. Bu arada 1-2 poz da resim çektik.

Saat 1 gibi kızımın pastası geldi. Hemen dolaba koydum, minik hayvancıklar sanki ziyaretçilerini bekliyor gibi görünüyordu. Görüntüsü çok güzeldi, eminim ki tadı da harikaydı.

İlk önce Ebru’lar geldi. Duru biraz gergindi. Sürekli meme istiyordu. Elimden tutup odasına götürüyor sürekli emiyordu.

Bir ara Güneş’le oynamaya daldı neyse ki.

Ben odadan çıkınca hemen peşimden geliyor, meme diyordu. Ne babasını, ne anneannesini ne de Emir’i istiyordu.

Sonra Murat geldi. Ece’nin hem sınavı hem provası vardı o güne, gelebilseydi keşke. Murat gelince bir posta da o zaman düştü memeye, aslında tanıyor ama nedense bir yabancıladı insanları.

Onlar gideceği için yiyeceklerden birer tabak hazırlayıp verdik. Balkonda yediler, afiyet olsun.

Sonraki misafirlerimiz Tiya, İso ve Emir’di. İso’yu görünce çok mutlu oldu Duru. Ablam da Duru’yu o kıyafetler içinde görünce bayıldı, model, kıyafeti güzel taşımıştı ne de olsa…

Duru, stilisti Özlem Hanım'ın kucağında...

Ebru’lar saat 4 gibi gideceklerdi, aynı gün bir düğüne katılmak durumundaydılar:(

Pelin de geldi sonra. Ardından’da Esin’ler. Doğum günü istediğim havaya giriyordu yavaş yavaş. Saat 5′i geçtiğinde babam hariç herkes gelmişti.

Üçü bir yerde Bıyıklıoğlu kızları...

Mert ve fıstık yavrusu Hilal

Duru had safhada meme krizine giriyordu. O gün herhalde 10 kez emmiştir 2 saat içinde. Bir ara öyle bunaldım ki hiç istemediğim bir şekilde bağırdım Duru’ya, yazmak dahi istemiyorum. Çok pişmanım gerçekten, bunu kızımın doğum gününde yapmamalıydım.

Yeme-içme faslına başlanmıştı bu arada. Bende de hiç iştah kalmadı tabii.

Geç kalmış bir fotoğraf, ama olsun...

Sağolsun Selin Duru’yu biraz oyaladı odasında.

Neyse, o olayın ardından Duru da ben de krizi atlattıktan sonra sıra pastaya gelmişti.

Pastayı son haline getirdim, çubukları vardı, onları taktım. Böyle oldu:

Mumları yakıp içeri götürdük pastayı. Duru, pastayı görünce çok sevindi.

Sonra mumu üfledi.

Kendini alkışladı.

Tüm olanları Bulut uzaktan izliyordu. Onu da aldık yanımıza. Ve şov başladı:)

Mumu yaktık tekrar. Bulut üfledi.

Sonra tekrar yaktık. Bu kez ikisi üfledi.

Sonra Bulut pastanın üzerindeki hayvancıkların şapka, burun, allah ne verdiyse bilumum yerlerini koparıp yemeye başladı:) Öyle tatlı yedi ki benim bile canım istedi:)

Sonra yanımıza Hilal ve Gökay kuzuları da geldi, ortalık şenlendi iyice.

Pasta hayvancıklarını yeme ve mum üfleme faslı bittikten sonra sıra pastayı kesmeye gelmişti.

Olay bittiğinde pasta bu haldeydi:)

Neyse biraz kendime gelmiştim ben de. Hava değişmişti.

Sonra misafirlerimizin hediyelerini verdik. Ardından da hazırladığımız slayt şovu seyrettik. Rengarenk ve Öp Öp gibi hareketli parçaları duyan Duru, Bulut ve Hilal kendini piste attı. Harika manzaralar çıktı ortaya, çok ama çok eğlenceliydi.

Duru kendini izlerken çok mutluydu. Bulut da öyle:)

Bir süre sonra koşturmaya başladılar. Bulut, Duru’yu arkadan izledi önce bir süre. Eteği çok dikkatini çekmiş olacak ki bir hamleyle Duru’nun eteğine doğru koştu. Birbirlerini kovalamaya başladılar.

Duru’nun bir tokası bir eteği, kolu neresi denk gelirse Bulut Bey yokladı bir güzel:) Arkada, annemlerin surat ifadelerine dikkatinizi çekerim:)

Hilal’in dans şovu da müthişti, resmen hiç oturmadı.

Çocuklar koptuktan sonra sıra büyüklerdeydi. Bir ara salona girdiğimde herkes ayakta dans ediyordu. Ablam, Sevim abla, Sema abla ve Selin, kolkola girip çıkarak dönüyordu, ben de katıldım aralarına.

Duru İso’sunun kucağında iken çok mesuttu. Gökay da ablamı çok sevdi, o da Gökay’ı. Aşk dörtgeni tamamlanmıştı.

Bu da bir kucağa iki yavru sığdıran sevgili eniştem:

Gelen konuklarımız Duru’nun defterine yazdılar yine.

Yorulan Duru, amcasının kafasında pek rahat etti.

Üç Bıyıklıoğlu kızı daha:)

Bıyıklıoğlu kızlarından üçü daha

Duru eteği çıkarınca Selin’e şapka oldu, kızılderili gibi:)

Duru saat 8′i geçerek uyumuştu. Babam da nihayet 9′a doğru gelmişti. O gelirken biz doktora gidiyorduk. Kolum iyice şişmişti ve kırmızılık giderek ilerliyordu. Sivri, bana fena alerji yapmıştı.

Eve geldiğimizde Duru uyuyordu hâlâ. Kolum enfeksiyon kapmış. Geçer herhalde diyerekten ilaç almadım tabii.

Duru uyudukça dede sabırsızlanıyordu. Gidip Duru’yu uyandırdı ablam. Dedesini görünce çok sevindi.

Babam kıyafetini görmemişti, eteğini tekrar giydirdik. Babama da seyrettirdik slayt şovu. Duru tekrar tekrar seyretmek istedi, kendini izlemeyi seviyor kerata:)

Günü bu resimle noktaladık, güzel bir resim oldu…

Seneye de aynı kadro bir arada yine güzel bir doğum gününde buluşuruz inşallah…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers