Archive for the ‘1. ay’ Category

Banyoda Meydan Muharebeleri

El mi yaman bey mi?

Ben daha yamanım, anneyim çünkü:)

Birazcık ağırlığımız olsun canım, hep şefkat, her dediğine tamam falan yüz göz olduk iyice.

Salı akşamı zorla soktum banyoya Duru’yu.

Eve gittiğimde fikren hazırlamaya başladım onu. “Banyo yapacağız” dedim. Hayır falan dedi ama dinlemedim bu sefer. Karnı da tok değildi, kussa da bir şey çıkmayacaktı zaten.

Neyse, benim bu kadar kararlı olduğumu görünce itirazsız çıkardı üzerindekileri. Banyoya gidince biraz mızmızlanmaya başladı. Eline kaşık vermiştik, onu suya tuttu falan, bir yandan hoşuna gidiyor, bir yandan tedirgin… Suyu vücuduna dökünce başladı feryada. Nasıl ama, nasıl direniyor. Kayacak düşecek diye ödüm koptu. Onu tutarken aynı anda yıkayamayacağımdan Serhan yardım etti, o şampuanladı. Ağlamaktan kusar gibi oldu yine, neyse ki ucundan döndük. En son aşamada bağırıyordu “yapmayın bunu” diye. O telaşın içinde, çocuğum “fiilin sonuna çoğul kişi eki yapıştırıyor” diye şaşırıp gururlandım bir yandan, manyak ben:) Yapma demiyor, babasıyla ikimize sesleniyor, yapmayın diyor:) Öyle böyle bitti meydan muharebemiz. Benim şort tişört hak getire. Duru’yu verdim babasına, o kurulanırken ben de Duru’ya methiyeler düzdüm. “Aferim kızıma, ne güzel yıkandı, kocaman abla oldu o, banyoda yıkandı” diyerekten. Duru’nun suratındaki acı dolu ifade birden değişti, hafif bir tebessüm etti, gurur ifadesi vardı ıslak gözlerinde.

O banyo yaptıktan sonra herkes rahatladı, hele annem… Dert ediniyordu kadıncağız Duru banyo yapmadı diye. haksız da değil, bu sıcaklarda kaç gün olmuştu yıkanmayalı.

Bir meydan muharebesi de bu akşam var. Sabahtan hazırladım yine onu bu fikre. Bakalım akşam göreceğiz ne kadar hazır, ne kadar değil…

İlk şarkı

Geçen hafta sonu cumartesiydi sanırım, kendi kendine şarkı söyledi bizimki. Gözümün içine baka baka, takdir beklercesine söyledi şarkısını. Şarkı şöyle sözlere sahip::)

Durucum Durucum güzel Durucum

Annesinin yavrusu tatlı kuzusu

Durucum Durucum güzel Durucum

Annesinin bebeği tatlı şebeği

Duru, son iki mısrasını söyledi. Önce anlamadım, baktım benim onu uyuturken söylediğim şarkı. Şarkının kökleri ablama uzanıyor, Emir’li versiyonunu söylerdi ona, ben de alıp Duru’ya adapte etmiştim.

O kadar çok söylemişim ki demek ki hafızaya almış bizimki.

En çok da “tatlı şebeği” kısmına güldüm:)

Şebeğin anlamını bilse… Komik ve eğlenceli ama…

Tıpkı benim minik Duru’m gibi:)

2 yaş sendromu tam gaz…

Sabır sabır sabır…

Benim minik meleğimin yerinde yeller esiyor.

Nasıl bir şeymiş bu 2 yaş yarabbi. Kız çocuklarında daha mı ağır geçiyor ne?

Sürekli bir itiraz, sürekli istememe, en çok kullanılan kelimelerse “hayır”, “ittemem (istemem)”.

Bir de dengesiz. Mesela yemeği bitiyor, doydum diyor, tabağını mutfağa götürürken aklı çıkıyor, “benim yemeğim, benim makarnam” diye inliyor.

Gözünde de yaş hazır, zannedersiniz çok üzüldü bir şeye…

Ağlayınca babasına “Baba, ağladım” diyor. Bir de dikkat çekiyor olaya.

Eskiden 2 yaş sendromu falan yokmuş. Azıcık şımardık mı annemizin terliği ya da hakiki bir Osmanlı tokadı yüzümüzle, popomuzla ya da neresi denk gelirse oramızla buluşuverirmiş. Biz de sınırımızı, edebimizi bilip otururmuşuz.

Bu bilinçli anne-baba olma sendromu var ya bizlerde, ah yok mu o çocuğu iyi yetiştirebilme sevdası…

Her şey ondan çıkıyor.

Kıyamıyorum da, o boncuk gözleriyle bana bakınca gülme geliyor resmen. Sinir minir kalmıyor.

Dün bunlara bir de “banyo” sendromu eklendi.

Bizim küçük hanfendü! banyo yapmak istemiyor. Dünyayı yıktı.  Yeter ki yıkansın diye önce odasına kurdum techizatı. Kovayı, küveti görünce ağlamaya başladı. Oturttum küvetine, çıkmak istedi. Suyu da döktük güzelce. Bir de güçlü. Aldım, banyoya götürdüm sonra, ikimiz birlikte girdik. Kıyameti kopardı, ağlamaktan kustu yine:(

Benim şort tişört sırılsıklam oldu. Kafasını yıkayamadan çıkarmak zorunda kaldım banyodan. Çok yoruldum sabah sabah, sinir bozukluğu da cabası. Babasına verdim kurulaması için. Bir süre  gözükmedim ortalarda. Serhan da “Anne çok üzüldü, kızdı sana” falan dedi. Duru anladı ama değişen bir şey olmadı.

Bir süre sonra içeri gittim. Hiç bakmadım Duru’ya. O da anladı, hemen yanıma geldi, “Annem” diye sırnaştı, bacağımı yaladı:) Bir de yalama huyu başladı çocukta. Yüz vermedim. “Ben sana kızdım, üzüldüm” dedim. Nasıl ilgimi çekmeye çalışıyor, yaptığını da biliyor. Biraz yaptım kaprisimi, sonra sarıldım yine.

Ne yapacağımı bilmiyorum. Bitlenir Allah korusun:) Şimdi banyoda fayanslara yazabilen bir kalem varmış Mothercare’de, ondan alacağım. Belki fayansları çizerken oyalanır da ben de yıkayıveririm.

Giyinmek, üzerini değiştirmek de istemiyor. “Sen bilirsin, gitmek istemiyorsan evde otur sen, biz gideceğiz” deyince giyinmeyi kabul ediyor.

Hafta sonu Bulut türküsü tutturdu. Bulut’a gitmek istiyorum dedi. Cumartesi ulaşamadım Seher’e. Pazar günü de banyo yapmadığı için küçük bir ceza verdim,“ Banyo yapmadığın için Bulut’a seni götürmeyeceğim” dedim anladı mı bilmiyorum.

Dün annemlere gittik, ablamlar da geldi.

Bir şımardı bir şımardı. İso, tiya, Emir üçlüsüyle pek mutluydu. Sonra da babaannelere gittik, özlemiş onları da.

Duru’nun eskilerini ayırmıştım verilmek üzere, babamın bir tanıdığı varmış. Verileceklerin arasında Duru’nun hiç giymediği, yüzüne bakmadığı kışlık bir terlik de vardı. Tutturdu onu giyeceğim diye. Giydirdim çaresiz. Bütün gün onunla dolaştı, pişmedi de ayakları. Gece eve geldiğimizde yarı uyur yarı uyanıkken çıkardım ayaklarından. Başladı ağlamaya, nasıl ağlamak hem de…

Büyüdükçe hem bedeni hem ruhu değişiyor.

Gözüme baka baka sınırılarımı zorluyor benim, beni deniyor.

Yapma dediklerimi gözümün içine baka baka yapıyor.

Bazen de melek oluyor, “tamam anne, tamam baba” diyor sakin sakin.

Biliyorum ki hiçbir şey eskisi kadar kolay olmayacak.

Güç yarışına girecek benimle, babasıyla.

Patronun kim olduğunu gösterecek kadar katı da olamıyorum, olmalı mıyım acaba?

Dün denedik banyo sırasında, ağlasa da yaptıracaktım banyosunu, kusunca vazgeçtik. Kazanan Duru oldu.

Çaresizim a dostlar… Böhüüü…

Gecikmiş bir yazı

Bu sene Babalar Günü yolda geçti. Tatilimizin ilk günüydü.

Bu günler benim için önemli. Evet, anneler-babalar sadece senenin 1 günü hatırlanmamalı, bunu ben de biliyorum ama en azından bu 1 gün, bizim için çok önemli olan anne ve babalarımıza ne kadar özel olduklarını hissettirebilmek için birer fırsat bence.

Yolda olduğumuzdan babalarımızın bu günlerini ancak onları telefonla arayarak kutlayabildik, yanlarında olamadık bu sene.

Bizim babaya gelince:) Ben de kendimce küçük de olsa bir şey yaptım Serhan’a. Her sene bir şeyler yapmaya çalışırım. Bu sene 3. babalar günü onun. 2009′da, Duru’yu hediye etmiştim:) Geçen sene ne yaptım hatırlamıyorum. Bu sene, üzerinde “My love belongs to Daddy” yazan bir tişört giydirdim 19 Haziran’da. Ben olsam sevinirdim, umarım Serhan da beğenmiştir:)

Kız çocuklarının hayatlarında babalarının rolü çoook büyük, hem de öyle böyle değil.

Kendimden biliyorum, babam benim güç sembolümdü. Sığındığım, zorda kaldığımda beni koruyan, beni hep seven, hastalandığımda annem kadar başımda bekleyen, sıcak yaz günlerinde gazeteden yelpazelerle serinleten, soğuk kış gecelerinde üstümü örten, defalarca da kontrol edendi.

Bir yandan da çekinip korktuğum, saygı duyduğum insandı babam. Her şeyi en son o duyardı:)

Hatırlıyorum, küçükken babam geç gelirdi, çok çalışırdı. Hâlâ da çalışır, pazar günleri dahil işine gider. O gelene kadar uyumazdım bazı geceler. Sadece birazcık oynamak, onun dizine oturmak, kucağında hasret gidermek için. O da ne kadar geç gelirse gelsin bizi kocaman öper, benimle oynardı.

Sakin ve munis bir çocuk olduğumdan babamla pek sürtüşmemiz olmamıştır. Bazen ablamla gece geç saatlere kadar oturup kahkahadan evi çınlattığımızda içerden seslenirdi bize, kızardı şakadan:) Biz de bir anlık susar, 5 dakika sonra icraatımıza kaldığmız yerden devam ederdik. O günleri çok özlüyorum, abla sen de özlüyor musun:(

Hastalandığımızda bizi doktora hep babam götürürdü. Çok aktif bir rolü vardı hayatımda, hâlâ da öyledir.

Çok ama çok fedakârdı. Yapı olarak öyle zaten. Sonsuz bir vericiliği var. Bizim her ihtiyacımızı elinde olmasa bile yaratır yine karşılardı. Kendini hiç düşünmedi. Tüm imkanlarını sonuna kadar yavruları için kullandı. Hakkını ödeyememem hiçbir zaman.

Hâlâ beni arayıp “bebeğim” dediğinde içim titrer. Böyle bir şey işte kız çocuğunun babasına olan sevgisi…

Babama karşı çok zayıfım. Bu yazıyı yazarken bile nedensiz yere gözlerim doluyor, çözemedim, bulamadım nedenini…

Şimdi Duru’ya bakıyorum, büyüyor, yetişiyor. Yarın yetişkin bir genç kız olduğunda eminim o da babası için buna benzer şeyler hissedecek.

Bir kızın yetişmesinde babanın rolünün bu kadar önemli olduğunu bilmezdim. Kendi hayatım, deneyimlerim, yaşadıklarım bunu gösterdi bana.

Serhan 1 gece iş nedeniyle şehir dışında kaldı. Dün akşam geldiğinde Duru’nun ona öyle bir sarılışı vardı ki… Hele bu  sabah. Dolu dolu “babammm” diyerek kucağına bir gidişi vardı ki… Bu sefer çok özlemiş. Giderek daha da düşecek, biliyorum.

Aralarındaki diyaloğu seviyorum. Serhan çok anlayışlı ve sakin. Bu, Duru’ya ekstra bir huzur ve güven verecek, eminim.

Kız çocukları hep babalarına benzer eşler ararmış.

Benim babam dünyadaki en iyi erkeklerden biri, duygusal, romantik, fedakâr, sevgi dolu, koruyan, gözeten, ince düşünceli… Adam gibi adam… Bana göre tabii, bir de anneme sormalı:)

Ben, babamın benzerini buldum, hem de daha sakin ve anlayışlısını:)

Umarım Duru da babası gibi bir eş bulacak kadar şanslıdır.

Geç de olsa, hayatımdaki en önemli iki erkeğin bu günlerini kutluyorum tekrar. İyi ki beni seçmişsiniz… Umarım çoook uzun yıllar daha benim hayatımı aydınlatmaya devam edersiniz…

 

 

 

 

 

 

 

Bir tatil daha bitti

Bu sene Kemer’deydik, Limak Limra’da. Tesis iyiydi. Kalabalıktı ama büyük olduğundan o kadar insan iyi dağılmıştı alanda.

Gelelim nasıl geçtiğine…

Valla ben anlamadım, anlayan varsa anlatsın.

Bir koşturma, bir telaş, gitmeden önce hazırlanma, giderken yol, orada yemekti, denizdi derken 5 gün hemen bitiverdi.

Gitmeden önce anlattık Duru’ya , denize tatile gideceğimizi.

Pazar sabaha karşı yola çıktık. Saat 4 gibi, gitmek için Duru’yu kucağımıza alır almaz uyku sersemi “denize” dedi gözü yarım açık. Arabaya binince cinleşti, çalan müzikle oynamaya başladı. Neyse ki uyudu sonradan.

Duru muhteşemdi orada, performans olarak:) Hiç oturmadı, hiç yemedi… Sadece bana geldi, yapışık yaşadık yine.

En büyük değişiklik Duru’nun ilk kez çocuk animasyonuna katılmasıydı.

İlk akşam biraz tedirgindi.

Duru ilk akşam sahnede tedirgindi biraz. Etrafı epeyce seyretti önce...

Sahneye bıraktığımda inmek istemedi önce kucağımdan. Sonra nasıl ikna ettiğimi hatırlamıyorum, indi, çocukların arasına karıştı. Bir daha da sahneden inmek istemedi. Işıklar, müzik adeta başını döndürdü Duru’nun, ne de olsa genlerinde var:)

Sanıyorum ikinci akşam, Duru sahneye alıştı:)

Sahnede dört dönerken:)

İlk akşam o kadar yorulmuştu ki bu vaziyetteydi uyurken.

Ordaki yaşıtı olan bir Rus çocuğu fena taktı Duru’ya, gördüğü yerde affetmedi, öpüverdi dudağından, yanağından.

Saçının arkası futbolcu saçı gibi uzun, kendine has Rus bebesi minik yavrumu öpüyor:(

Duru da papatya gibiydi onca çocuk arasında. Belki de bana öyle geldi, ne de olsa benim yavrumdu…

İşte benim nazlı, minik papatyam

Hemen her akşam animasyondaydık. Büyükler için olan animasyonlar çoğunlukla dans içerikliydi, onu da seyretti gözünü ayırmadan.

Yemeklerimiz genellikle koşturmaca içerisinde geçti. Duru iki lokma yiyip hemen doyarak masadan ayrılmak istediğinden ben de telaş içerisinde yuttum lokmalarımı. Aklı fikri animasyondaydı, “animus animus” diyerek hemen masayı terk etmek istiyordu. Anneanneyi istemedi, arada Serhan onu eylerken ben de yemeğimi bitirmeye çalıştım. En sevdiği pilav ve makarnanın bile çoğu zaman yüzüne bakmadı. Tüm tatil boyunca süt ve bisküviyle doyurdu karnını. Bir de portakal ve erik yedi. Bol bol da ayran içti.

Duru bayıla bayıla portakal yiyor.

Su birikintilerine rahatça ayaklarını vurdu. Burada kısıtlama yok, istediği gibi hareket etti.

Gittiğimizin 3. günü ateşlendi. Bir önceki gece animasyonda çok terlemişti, muhtemelen ondan oldu ya da mikrop kaptı bir yerlerden. Benim de bademciğim ağrıyordu. Neyse ki hemen atlattı.

Gündüz meme olayımız olmadı. Öğlen uykularını kucağımda gezerken uyudu.

Sonra sahilde, şemsiyenin altında, açık havada yatırarak uyuttuk.

Geceleri emerek uyudu. Sabah kalktığında durumu kabulleniyordu neyse ki.

Oradaki çocuk parkındaki kaydırağa ayaklarıyla yürüyerek çıkıp sonra kayıveriyordu. Salıncak da çok hoşuna gitti, çok çok sallandı.

He şey bu aralar onun olduğundan oradaki bir Rus çocuğunun oyuncağını almak için yapmadığını bırakmadı. Görür görmez “benim” diyerek ağlamaya başladı, ama ne ağlamak. Çaresiz istedim yarım yamalak İngilizcemle. Sağolsun o da ikisini birden verdi. Neyse ki birini geri vermeye razı oldu Duru. Bunu da denize girme bahanesiyle alıp kadının çantasının yanına, görünmeyen bir yere koyuverdik.

Bakar mısınız ne kadar da mutlu...

Denizle arası pek hoş olmadı, “istemem soğuk deniz” diyerek ağlayıp durdu. Havuzunu doldurduk biz de, onu epey oyaladı küçücük havuz.

Deniz taşlıktı ama çok temiz ve güzeldi, kumsal da çakıldı. Ayağını pek basmak istemedi bu sefer, rahatsız etti kum onu. Kolluk almıştık. İlk gün itiraz etmeden severek taktı. Sonraki günler nedense denize girmek istemedi, son gün gitmeye yakın denizle aşk halindeydi adeta.

Duru, babasıyla aşk halinde

Hava iyiydi, sıcaktı hatta. Gidilebilecek en iyi dönemde gittik.

Ebru’nun doğum gününde hediye ettiği muhteşem bikiniyle plajın yıldızıydı kendisi:)

Neredeyse gittiği kakayla geri dönecekti. Dördüncü gün fitille hallettik işi. Yapmak istemedi, “istemem kakayı” diye ağladı hep. Ateşli olmanın verdiği huysuzluk da vardı üzerinde. Fıldır fıldır gezen çocuk o gün hiç kucağımdan inmedi. Sonunda dayanamadı tabii. Sonrasında rahatladı, 3 saat uyudu. O gün zor bir gündü. Üzüldük…

Dönüşten bir gece önce Seda’yı gördük. Onların kaldığı tesise gittik. Uykusu olduğundan pek rahat vermedi bize. Dönüşte de Hakan’ı ancak 15 dakika görebildik. O kadar huysuzluk yaptı, o kadar ağladı ki dönmek zorunda kaldık. Dönüş yolundan itibaren meme türküsünü tutturmaya başladı yine.

İnatları, kaprisleri, iştahsızlığı bir yana bırakırsak güzeldi.

Yorucuydu, gerçekten yorucuydu. Duru mutluydu ama, bu da yetti bana. Hem hep birlikte olmak da güzeldi.

Artık ben susayım, resimler o günleri biraz daha anlatsın…

Animatörler öğlen dans provası yaparken bizimki de kendinden geçmiş, müziğe bırakmış kendini...

Ormandaki küçük prenses...

Minik ladynin tişörtündeki ilk karakterin ismine dikkatinizi çekerim:)

Duru, diskoya gitmek için babadan izni koparmış arkadaşlarını bekliyor:)

Orada öylece oynarken o kadar güzel görünüyordu ki...

Islakken kirpikleri daha da güzel. Maşallah...

Kumlu ve tuzlu kıvırcık saçlar...

Gülerken yüzündeki her zerre gülüyor ya, bayılıyorum...

Öğle sıcaklarında yürümek istemediğinde ya baba tepesinde ya da kucağımdaydı.

Babasının yanında vantrlog kuklası gibi duruyor.

Bizimki olayı çözmüş, abi ve ablalarını taklit etmeye çalışıyor.

Bir dahaki tatilde görüşmek üzere...

 

 

 

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers