Archive for Haziran, 2012

Bir düğün daha geldi ve geçti

Pazar akşamı bir düğüne daha gittik. Düğün Kalender Orduevi’ndeydi.

Duru düğün için çok heyecanlıydı tabii.

Ben de kuaföre gittim, saçıma fön çektirmek için. Bir gün önceden Duru’ya sen de gelmek ister misin diye sordum, o da şiddetle hayır dedi ve benim de gitmemi istemedi. Meğerse korkuyormuş ve bana bir şey olacak zannediyormuş.

Neyse, gittik kuaföre, içeri girdik. Sıramı bekliyorum. Duru da yanımda. Sonra bana sıra gelince “gitme anne”ler başladı. Serhan’ın yanına gönderdim ben de. İkisi arabada oturdular. 5 dakikada bir “Anneye bir şey olmayacak değil mi” diye soruyormuş Serhan’a:( Sonra yanıma geldiler. Baktı ki her şey yolunda tekrar arabaya döndüler.

Kuaförden sonra Duru’yu giydirdim. Sonra da ben giyindim. Sıcakta ne makyaj duruyor ne saç tabii. Yine de fena olmadım hani:) Duru ise tam bir karnaval çocuğuna dönüştü, bayıldım kendi yavruma…

Yola çıktık. Biz oraya vardığımızda nikah yeni bitiyordu. Ortam harikaydı. Yemyeşil bir alan, karşıda yapay bir şelale, ortalıkta dolaşan bir sürü yavru ördek, kaz… Duru görünce direkt ördekleri kovalamaya başladı.

Nikah bitince herkes soluğu Duru’nun yanında alınca kıyamet o zaman koptu işte… Ağlayarak bana bir yapıştı ki zor sakinleştirdim. Tüm düğün boyunca da yapışık kardeştik. Ayağımda topuklular, uzun elbisem ve kucağımda Duru…

İçeri girdiğimizde beni tekrar dışarı çıkarıyordu. Bu düğün gerçekten benim için çok zorlu geçti. Serhan’a bile gitmedi. Bir ara amcası sağ olsun oyaladı da iki lokma yemek girdi mideme.

Sonlara doğru açıldı biraz biraz. Birlikte dans ettik. Pastadan sonra kalkalım dedi, ben de memnun oldum, artık pilim bitmişti çünkü.

Duru çok güzel olmuştu o gün. Çiçek, kelebek gibiydi. Dolayısıyla da herkes sevmek, sıkıştırmak istedi.

Ben geceyi, Sindrella gibi başlayıp Külkedisi olarak sonlandırdım. Gecenin sonunda ne saçımdan ne makyajımdan eser kalmıştı:)

Ayaklarım kurtar beni diyordu, arabaya binip oturunca anladım. Bantlı ve ince topuk ayakkabıyla çimende yavru peşinden gitmek, kucakta koala misali taşımak kolay olmadı. Elbisemin boyun kısmı da feci acıtmştı.

Çok şikayet ettim biliyorum ama pek bir yoruldum o gece.

Gelin, damat, ortam, misafirler, yemek, havai fişek gösterisi her şey çok çok güzeldi…

Ömür boyu mutlu olsunlar…

 

 

Bir pazar günü klasiği: Çengelköy sahili

Pazar sabahtan kendimizi yine attık Çengelköy sahiline.

Serhan uyuyordu. Mavibüs sağ olsun, bizi götürüverdi Çengelköy’e.

İskelenin oradaki çay bahçesinde kahvaltımızı ettik. Benim kahvaltı Duru’nun ısrarlarıyla yine son buldu. Deniz kenarındaki banklara doğru ilerledik. Balık tutan birkaç kişi vardı yine. Düşen balıkları toplama görevi tabii Duru’nun oldu:)

Biraz oturduk oralarda.

Sonra eve doğru yola koyulduk. Seval Pastanesi eve gitmeden önceki son durağımız. 1 top dondurma yalanmadan gidilmiyor.

Sonra yine mavibüs ve ev yolları…

Dönüşte güneş iyice tepede olduğundan yürümek biraz zorlaşıyor.

Eve döndüğümüzde Duru yorulmuş olacak ki uzun süre koltuktan kalkamadı…

 

At üzeri Polonezköy

Cumartesi öğleden sonra Polonezköy’e mangala gittik Esin’lerle. Her zamanki yere, adı Tarkan’ın yeri:) Tabii ki öyle değil, Tarkan’ın evinin karşısında, dere kenarında bir yer, adı Güzel Vadi Restoran.

Evden çıkmamız 3′ü buldu, tam saati, gidene kadar 4 oldu. Hava da daha serinlemişti.

Esin, Mert, Gökay, Hilal vardı. Bu sefer bizim yavruların arası daha iyiydi. Gökay bir kere Duru’nun yüzüne yumruk geçirse de olayı hafif atlattık. “Böyle yaparsan seninle oynamam” dedi Duru Gökay’a:)

Bir ara Hilal’le Duru’yu çimenlerde eğlerken at geldi, adı Cabbar. Pek sakin. Duru üzerine binmek istedi. Nasıl olur falan demeye kalmadan atın sahibi Duru’yla Hilal’i atın üzerine bindirdi. Sanki kırk yıllık biniciler, ne korku var ne bir şey. Ben ve Esin arkada, başta heyecanlansak da sonradan alıştık ve bu güzel manzaranın tadını çıkardık.

İkinci partiye Gökay da katıldı. Bu kez üçü bindiler, koala gibi birbirlerine sarıldılar:)

Onları seyretmek çok eğlenceliydi. Hele bir ara üçü birden şarkı söylemeye başladılar, oradaki aileler de dahil hepimiz onları gülerek izledik:)

Yemek faslından sonra biraz oyun, biraz bebeleri yukarda eğleme, salıncak, koşmaca falan derken saat geçti gitti…

Çaylarımızı da içtik. Kalkma vakti gelmişti.

Bugün bir şey daha anladım ki bebelerimiz bebelikten çıkmış da bizim haberimiz yok. Ve onlar çok cesaretliler. Yeter ki imkanlar tanınsın ve kısıtlanmasınlar. Korkmadan, çekinmeden, ağlanıp sızlanmadan neşeyle dolaştılar atın üzerinde.

Umarım hep de böyle olurlar…

Doktor civanım

Birkaç seferdir Duru’nun doktor kontrolü feci zor feçiyordu, öyle ki boyunu kilosunu bile ölçemiyor üstüne üstlük ağlamaktan perişan olan Duru en sonunda sinirsel olarak öğürerek kusuyordu. Doktorumuz çok iyi olmasına rağmen küçüklükten beri aşı, kan aldırma vs. derken bir türlü yıldızı barışmadı Duru’nun. Bunun doktor fobisi olmadığını aslında doktorumuza karşı gelişen bir şey olduğunu göz doktoru Şule Hanım’a gittikten sonra daha da iyi anladım. Orada o kadar rahattı ki, sorunsuz bir şekilde göz kontrolünden sonra güle oynaya hastaneden ayrılmıştık.

Bulut’un doktoru Yıldız Perk uzun süredir aklımdaydı. Bu kez ona götürmeyi kafaya koydum.

Randevu aldım, 2 ay önceden falan, sabah 9.20′yi zor bulmuştum. O da epey yoğundu anlaşılan.

Gitmeden dedeyi de yukarı bıraktık.

Heyecanlanarak gittim. Sanki ben kontrol olacağım. Neyse, içerisi çok güzel, çocukların önce oynayıp rahatlamaları için kaydırak gibi oyuncaklar var. Beklemeden girdik içeri.

Yıldız Hanım dünya tatlısı bir insan. Benim doktorum Aylin Hanım’a benziyor. Zaten Seherlere de o tavsiye etmiş, arkadaşı galiba. Bıkmadan, yorulmadan uğraştı Duru’yla. Hiç üstüne gitmeden, sadece konuşarak Duru’dan bir kez olsun tebessümü kapmak için epey çabaladı. Gıdıklama bahanesiyle Duru’nun karnını, boğazını muayene etti. Oyunla ağzını açtırıp dilini çıkarttırdı. “Duru’nun yanında iken asla ondan bahsetmiyoruz, onun adı işyerindeki müdür olacak ve o şekilde konuşacağız” dedi. Duru’nun elinde bebek yerine dinozor görünce şaşırdı, bu oyuncaklar onun güçlü bir çocuk olduğunu gösterirmiş. Bir de dinozor isimlerini onun ağzından duyunca iyice şaşırdı, bir tanesini defterine not etti. Çocukların söylediği değişik kelimeleri not edip bir dahaki buluşmada onlara söylermiş. Bu denli hassas ve çocuğun psikolojisini dikkate alan bir yaklaşımı var. Bir şeyler konuşuyor, sonra Duru’yu da olayın içine sokup “çak” diyor. Duru epey alıştı ona. “Zaten bu tanışma randevusu, bugün bir şey yapmayacağım” dedi. Ürkütmenin bir manası yok. Lolipopu alınca Yıldız Hanım iyice gözüne girdi Duru’nun. Fakat hemen yemek istedi. Karnı aç olduğu için yemesini istemedim. “Sadece birkaç kez yalayıp koyalım kahvaltıdan sonra vereceğim söz” dedim, o da sözünü tuttu, birkaç kez yaladı ve şekeri şortunun cebine koydu.

Ben Yıldız Hanım’a bayıldım, sanırım Duru da. Bu vakitten sonra doktor değiştirmek anlamsız aslında ama diğer türlü kontrol yapılamıyor zaten, stresi, ağlaması, kusması da cabası…

Dediğim gibi beni orada tek rahatsız eden şey asistanı oldu. Neyse, belki zamanla alışırız birbirimize. Herhalde 3 yaşından sonra geldik diye kabullenmekte zorlanıyor biraz bizi:) Ne diyeyim…

Her şey normal şükür. Boy 101 cm, kilo 17,4 kg. Yaşının çok üstünde olduğunu söyledi doktor.

Yani gerçekten kadına hayran oldum, ne yaptı etti, boyunu kilosunu ölçtürdü, hem de hiç zorlamadan, kendi isteğiyle gitti çıktı tartıya Duru, duvara yaslandı, Yıldız Hanım ölçtü boyunu da.

Doktordan sonra güzel bir kahvaltıyı hak etmişti Duru, tabii biz de. Cafe Lamartine’e gittik, daha önce de gitmiş, çok sevmiştik.

Yoldan geçerken acayip bir çiçek türüyle tanıştık. Yani ben ve Duru tanıştık, çünkü Serhan onun adının pasiflora olduğunu söyledi. Allahım, bir çiçekte bu kadar detay çok fazla dedim ve onu yaratanın önünde saygıyla eğildim. Gerçekten özenerek yaratmış.

Kahvaltı yine müthişti. Duru da yedi. Kahvaltısı bitip doyduğundan emin olunca “Cebinde ne vardı hatırlıyor musun, onu yiyebilirsin artık” dedim. Hatırlayınca sevindi. Allahtan o kadar düşünlüğü yok şekere, hepsini bitirmeden şekeri atmam için bana verdi.

Bir ara pasifloranın üzerindeki tomurcukları kopardı. Sonra başladı ağlamaya. İstemeden yaptı herhalde. Güzelim pasiflorayı bir daha gözü görmedi.

Bu kontrolden de yırttık, ikidir çok başarılıyız bu konuda. Umarım böyle gider. Bir sonraki kontrol Eylülde.

 

?

Geçen akşam Duru’yla kitaplarından birine bakıyoruz, muhtemelen de dinozorlu olana:) Kitabın en arkasında diğer kitap kapaklarının olduğu iki sayfa var. Minik minik kapak resimlerinin olduğu kutucuklar, kutucukların birinde de kapak yerine soru işareti var. Bu ne, diye sordum. “sürpriz çözüm” diye cevap verdi bana:) Çok eğlendim ve takdir ettim:)

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers