Archive for the ‘7. ve 8. aylar’ Category
8. ay doktor kontrolü
6 Şubat Cumartesi Duru’nun 8. ay doktor kontrolü vardı. Doktorumuz Gülbin Gökçay. En başından beri Duru’yu o takip ediyor.
Bu ay aşısı yokmuş, ilk defa canı acımadı Durucuğun. Gerçi alışkın o, daha ilk aylarda az kan alınmadı zavallıcıktan. Hiç de sesi çıkmazdı, hala da öyle. Aşı olurken biz ondan daha panik oluyoruz.
Gülbin Hanım kilosunu gayet iyi buldu, 9,1 kg geldi, geçen aydan bu yana yaklaşık 800 g almış. Boyu da 71 cm’den 72,5 cm’ye çıkmış. Bu ay boyu da kilosu da %90′da. Gece çok sık uyandığını söyledim. Anneyi kaybetme korkusunu yaşadıkları dönemdedir muhtemelen dedi, uyurken yanına benim kıyafetlerimden birini bırakmamı söyledi. Dün gece denedim ama illa beni görmek istiyor yanında.
Bu ayı da sorunsuz atlattık şükür, daha nice sorunsuz aylara diyorum…
Duru’nun uyku halleri
Her pazartesi evde olduğumdan kızımla daha fazla vakit geçiriyorum. Allahtan 1 yaşına kadar süt izni var ve böylece 3 gün birbirimize biraz olsun doyuyoruz.
Duru bugünlerde ayaklanıyor diye yazmıştım önceki yazımda, büyüyor demiştim. Başka bir şey daha fark ettim. Duru uyurken dudağını meme emiyor gibi hareket ettirirdi. Dün gördüm ki artık bunu yapmıyor. Bir de dümdüz yatan kızım artık kendisi yan dönüp de uyuyor. Geceleri hala sıkça uyanıyor, yanında ben varsam gözünü kapatıp uyuyor. Ama beni göremezse ağlayıp çağırıyor, kucağıma alıyorum, susup uyuyor. Sanırım anneyi kaybetme korkusunu yaşadığı döneme girdik. Uykusuz kalmama rağmen çok da şikayetçi değilim. Kucağımda uyumasına ve onun sıcaklığını duyup ipek saçlarını okşamaya bayılıyorum. Dedim ya, Duru’nun her halini doya doya yaşamak istiyorum…
Duru’da ayaklanma halleri
Duru epeydir birimizin yardımıyla oturur vaziyetten ayağa kalkarak bir yere tutunuyor ve ayakta durabiliyor. Koltuğa, sandalyeye ya da sehpanın kenarına tutunarak ayakta durmak onun da hoşuna gidiyor. Bu fotoğrafları da 29 Ocak akşamında çekmiştim.
Dün akşam annemle oynuyorlardı. Annemin kucağında otururken, sandalyeye bağladığımız portatif mama sandalyesine tutunarak kendisi ayağa kalktı, hem de yardımsız. Sonra oturdu, sonra tekrar kalktı. Benim “Hadi kızım tutun da kalk” komutumu anlıyor, kollarını uzatarak mama sandalyesinin kenarına tutunuyor ve kendisi kalkıyordu.
Bu durumda iki şeye inanamadım. Minik kızım büyüyor ve laftan anlar hale geliyordu. Gerçi daha önceden de cama yakın olan koltukta otururken “ce yap” dediğimizde tülü alıp yüzüne getiriyordu ama dünkü hareketi onun artık ufak bir bebek olmadığını iyice anlamamı sağladı. En azından “otur” ve “kalk” gibi kısa ve basit kelimeleri anlayarak denileni yapması ile bir tuhaf hissettim kendimi. Bir de bu olay, her şeyin nasıl muazzam bir düzende işlediğini bir kez daha gösterdi bana. Daha önce değil, daha sonra da değil, sırası gelince oluveriyordu…
Duru’m büyüyor. Ben de onun büyümesini hayretler içerisinde izliyorum…
Aynı çekimde bin bir surat
Bu pazartesi Duru’yla çok keyifli zamanlar geçirdik. Çalışmaya başlayınca onun kimi hallerini kaçırıyorum diye çok üzülüyorum. Çok çabuk büyüdüğü gibi her gün farklı bir şey yapıyor. O yüzden fırsat buldukça resimlerini çekiyorum. O gün de bol resimli günlerden biriydi. Bu çalışmamı “Duru’nun bin bir yüzü” olarak adlandırdım. Bunlar çektiğim karelerden sadece birkaçı. Yalnız bebek ve çocuk fotoğrafı çekmek çok zor. Tam istediğim pozu yakaladım diyorsunuz, deklanşöre basıncaya kadar hop pozisyonunu değiştiriveriyor. Ortaya da pek çok bulanık ve işe yaramaz poz çıkıyor. Şimdi yazarken düşündüm de zaman da böyle sanki. Siz deklanşöre basana kadar, yani hep bir şeylere odaklanıp sadece onu beklerken anı kaçırıyorsunuz, bir bakmışsınız zaman akıp gidivermiş ellerinizden… Sonuçta elimizde pek az işe yarar an ve anı kalıyor, gerisi ise bulanık ve silik…
Neyse, asıl olan benim Duru’m ve ben onun her anını doya doya yaşamak istiyorum…



















