Archive for the ‘16. ay’ Category

Minik Duru geziyor: Hafta sonu Armutlu

Eveeet, geldi geliyor derken bu seneki Armutlu gezimizi de tamamladık geçen hafta sonu. Hava pek bir naneydi. Cuma günü özellikle, kış kıyamet bastırınca, oraya gidip en kötü evde oturur, kuruyemiş, meyve yer içer, yatar yuvarlanırız hep beraber diye düşündük:)

Cuma akşamı annemi bıraktıktan sonra Sema Abla’yı aldık. O da bizimle gelecekti. Duru onu görünce pek bir keyiflendi, öyle ki o gece saat 1′de zor uyuttum.

Ertesi gün çanta, valiz, Duru’nun eşyaları, evin toparlanması derken çıkmamız saat 1′i buldu. Ben işlerimi hallederken Duru da halasıyla hasret giderdi. Hava da kötü olduğundan çok acele etmedik çıkmak için. Saat 1′de çıktık, normalde yol 3 saat sürüyormuş. Bizimki 6 saat sürdü, şaka gibiydi. Çok trafik vardı. Bir ara Sema Abla dönüp Duru’yla “Mayymun” diyerek şakalaşıyordu. O “mayymun” dedikçe bizimki de “Hadi ya” diye cevap veriyordu ona, çok güldük.

Neyse öyle böyle saat 7′yi geçerek Armutlu İhlas Evleri’ne vardık. Ben iner inmez asfaltı öptüm:) Ne de olsa 6 saattir yoldaydık beklenmedik bir şekilde. İyi olan, havanın biraz daha iyiye gidiyor olmasıydı.

Evde bizi sabırsız bir grup bekliyordu. Dedenin, babaannenin gözü yollarda kalmıştı. Bir de Mualla teyzemiz vardı. Duru onları görünce coştu da coştu, tüm numaralarını sergiledi. Dedeye her zamanki gibi ayrı bir ilgi gösterdi tabii. O gece de zor uyuttum, aklı içerde kalıyordu çünkü. En sonunda saat 12′ye doğru bütün ışıkları, televizyonu kapattık. Zar zor uyuttum, biraz da kızdım Duru’ya, başka çarem yoktu çünkü, öyle olunca çaresiz uyudu, sızdı daha doğrusu.

Duru, Mualla Teyze'sinin kucağında

Armutlu'da günbatımı

Ertesi sabaha hava günlük güneşlikti. Bizimki balkona çıkmak istiyordu sürekli. Kahvaltı bile yaptıramadım, sürekli eliyle dışarıyı işaret ediyordu. Kahvaltıdan sonra ben, Duru, Serhan ve Sema abla çıktık dışarı. Biraz yürüdük, parka götürdük onu. Sonra çarşıya gittik. Kuşları seyrettik.

Halası Duru'yu bisküviyle beslerken

Halası ona top aldı, onlarla oynadı. En önemlisi de Duru’dan ilk çiçeğimi aldım. Bir ara ben kahve molası vermişken babası da Duru’yu gezdiriyordu. Serhan sonradan anlatıyor. “Gel anneye çiçek götürelim” demiş, gitmişler kendi koparmış çiçeği, baktım “anneee” diyerek geliyor bana, elinde bir tane kadife çiçeği. Çok duygulandım, öptüm onu, kokladık çiçeği beraber. Saklıyorum, hep de saklayacağım…

Duru en sonunda yorgunluktan bitap düştü, arabasına oturttum, hiç itiraz etmedi. Bir baktım, bir süre sonra uyuyup kalmıştı.

Eve gittik, hâlâ uyuyordu, yatırdım, uyanmadı, o derece yorulmuş demek ki. yemek hazırlıklarına giriştik, çorba yaptım ona. Uyanınca azıcık içti. O kadar. Gerisini yolda yedirmek üzere yanıma aldım.

Babaanne ve dedesiyle biraz daha oynadıktan sonra saat 5′i geçerek dönüş yoluna çıktık. Yolda durduk, böğürtlen topladı Serhan’la Sema Abla. Benimkine de verdim azıcık, yüzünü buruşturdu. Erik, üzüm ve muzunu yedirdim. Güzel güzel koltuğunda oturdu. Sertab’ın “Rengarenk” şarkısı ve albümü eşliğinde yolculuğa devam ettik. Slow parçalarda hüzünleniyor, bakışları bile değişiyor.

İzmit’te mola verdik. Yemek yedik. Ona da çorbasını yedirmek için uğraştım epey. Bir yere gidince iştah falan kalmıyor çocukta, aç da… Önce patates kızartması yemek istedi. 2 gündür adam gibi bir şey yemiyordu, ben de kızdım ona yine. Gözümün içine baktı önce, sonra kuzu kuzu çorbasını bitirdi. Pipetle ayran da içti bir güzel. İçerde kelebek türü bir şey uçuyordu, onu takip etti heyecanla. Yemekten sonra kalktık. Arabada uyudu zaten, yol boyunca da uyanmadı. Uyuduğu için annemi alırken dedeye de uğrayamadık, hevesi kursağında kaldı adamcağızın.

Eve gittiğimizde üzerini ve kaç saattir değiştirmediğim şişmiş bezini değiştirdim. Yerine alırken uyanır gibi oldu, emzirdim, daldı hemen. Ben de valiz boşaltma vs. işlerimin başına döndüm.

Babaanne, dede ve hala, Mualla teyze, açık hava iyi geldi Duru’ya. Bu sene de Armutlu böylece geçti gitti…

Minik Duru 16 aylık

Geçtiğimiz pazar günü kızımın 16. ayı bitti, 10.10.2010′da. Bu resim de tam o gün Armutlu’da çekildi.
Duru bugünlerde neler yapıyor?

En sevdiği yemekler: Pilav, makarna, kereviz, tarhana, ezogelin çorbası, turşu (pancar turşusu).
Kahvaltıda: Domates, salatalık (bazen yer, bazen ısırıp ısırıp tükürür).
Meyveler: Siyah erik, üzüm, şeftali, elma.
İştah durumu: Vasat, oyunla, bir şeylere dalarak yiyor anca. Pilav, makarna, turşu olunca durum değişiyor, kendi istiyor, işaret ediyor tabağı, bir de salatalık hastası.
Kelimeler: Al, at, aç (ikisi aynı “a町eklinde), atta, attı, civciv, havhavhavhav, miyav, hadi ya, tül, diş, ver, gel, agila (? bir şeye işaret ederken), dede, anneanne (nenene), araba (aaba), ağaç, tül (tü), ayı (aı), maymun (mıymıın).
Boy: 1 ay önce 86 cm idi.
Kilo: 1 ay önce 12,1 kg idi.
Ayakkabı numarası: Dün 22 numara giydirdik tam geldi. Demek ki ayakkabı alırken 23 numara alacağız.
Aktiviteler: Top oynamak, bultakta şekil bulmak, bulunca sevinmek, benden, babadan, anneanneden alkış beklemek, kitap okutmak, müzikte popo kıvırmak, kitapta objeleri sorunca göstermek, minik otomobiline binmek, bebeğini “ee ee” diye kolunda sallayıp uyutmak, bizi, bebeklerini “mini mini” diye beslemek, salıncağa binmek, küpleri üst üste dizmek, pipetle içmek, balkondaki sandalyede oturmak, sabah biz işe giderken balkondan domateslere bakmak, salondaki çiçeği gözümüzün içine baka baka sarsmak, babadan azar işitince kafasını önüne eğmek, sonra gidip oyuncaklarıyla oynayarak konuyu dağıtmak, konunun dağıldığına kanaat getirdiğinde yine giderek çiçeği sarsmak (hem de gözümüzün içine baka baka), kafasını bacaklarının arasına alıp ordan bakmak, koltuğun altına vs. eğilip bakmak, çömelmek bu vaziyette oynamak, kaka yapmak, tası kaşıkla karıştırıp mama yapmak ve bize yedirmek, altını değiştirdikten sonra kendisine verilen bezi anneannesine götürerek çöpe atmasını sağlamak ve bundan müthiş keyif almak, kahvaltı masası hazırlarken eline verilen ekmek, kaşık, peynir gibi şeyleri babasına götürüp masaya koymasını sağlamak.
En sevdiği şarkı: Sertab Erener “Rengarenk”
Uyku düzeni: Geceleri hâlâ uyanıyor, gündüz iyi uyuyor, akşamları geç yatmaya başladı, bazen 12′yi, 1′i bile buluyor.

Yeni kelimeler, yeni oyunlar

Duru yavaş yavaş kelimeleri söylemeye başladı demiştim. Gariptir ki daha önceden söylediği bazı kelimeleri şimdi söylemiyor, “çiçek” gibi, ilginç…

Gelelim yenilerine… Dün ilk defa araba dedi, yani “aaba” olarak söyledi. Bir de tül diyor onu da “tü” şeklinde söylüyor. Şimdilik kelimelerde aradaki ya da sondaki 1 harfimiz eksik:) En güzel de ağaç diyor ama… Onun tüm harflerinin hakkını veriyor.

Dün almış televizyon kumandasını eline, televizyona tutarak “aç” diyor. Ç harfini güzel ve belirgin söylüyor. L’ler, R’ler yok şimdilik:) Çünkü abla’ya da aba diyor:)

Duru beni, bebeklerini, hayvan şeklindeki yastıklarını beslemeye bayılıyor. Daha önce onun kuklalarıyla oynuyorduk bu oyunu. Ben kuklayı elime geçiriyor, “açım besle beni” diyordum, o da besliyordu. Şimdi kendiliğinden besliyor, elinde ne varsa, plastik minik oyuncaklar falan, benim ağzıma tutuyor mesela, “mini mini” diyor. Bu da beslenme sesi herhalde onun dünyasında:) Kız çocuklarının doğası işte, bebek beslemek, uyutmak… Evcilik oyunu gibi oynuyoruz şimdiden.

Favori objesi hâlâ vantilatör. Onu gösterip duruyor. Bir de ütüyle ütü masasına taktı şimdi. Bir ütüyü gösteriyor, yüzünü buruşturuyor (korkuyor ütüden), bir de ütü masasını. Her defasında isimlerini söylüyorum ben de. Yakında ütü de diyecek bu gidişle:)

Ben ona bultak almıştım birkaç ay önce, BİM’de görmüş, nasılsa zamanı gelecek diye almıştım. Birkaç güne kadar onun şekilleriyle, parçalarıyla oynuyor, alıyor, atıyordu oraya buraya. Şimdi onunla oynamaya başladık birlikte. Hem şekilleri öğretiyor hem de şekilleri doğru deliklere yerleştirmesine yardım ediyorum. Epey ilgisini çekiyor. Şimdilik çok başarılı değil, her zaman doğru deliği bulamıyor tabii ama bulup yerleştirdiği de oluyor. Alkışlıyoruz o zaman. Herkese tek tek bakıyor, herkesten tek tek alkış istiyor. Sonra da seviniyor. İnsanların daha bebeklikten başlayarak takdir edilmeye ihtiyaçları var.

Geçen akşam yere örtü serip mercimek doldurduğum iki tası koydum Duru’nun önüne. Bir de kaşık verdim eline. Mercimekleri kaşıklayıp öbür tasa doldurma antrenmanı yaptırmaktı niyetim, kaşık tutma becerisi falan. Tabii bu sadece niyette kaldı, olsun önemli olan niyettir dedim kendi kendime:) Bizimki mercimekleri avuçlayıp tasa, yere, oraya buraya atmayı tercih etti. Kaşıkla da yapmaya çalıştı bir-iki kez. En son tası alıp fırlatınca, her taraf mercimek oldu. Akşam akşam süpürgeyi çıkardım ben de:)

Başka başka şeyler bulmak lazım onu oyalamak için, düşünüyorum. Cogito ergo sum…

Minik Duru 1 hafta anne-baba kuzusu

Geçen hafta Serhan’la birlikte yıllık iznimizin ikinci haftasını kullandık. 1 hafta çok iyi geldi. Şehir dışına da çıkmadığımızdan gerçekten dinlendik bu kez. Bir de kızıma olan “hayranlığım” bir kat daha arttı.

İnsanın evladına hayranlık duyması çok garip bir şey. Bunu ara ara düşünürdüm. Bu bir haftada bu daha da pekişti. Daha doğrusu ona hayranlık duyduğumu kesin ve net anlamış oldum. Durup durup baktım ona, minik burnuna, gözlerine, yüzüne… Davranışlarıni inceledim. Gelişimini inceledim, ne kadar hızlı öğrendiğini gördüm onu izlerken. Bize olan davranışları… Duygusallığı… Minicik kalbinde ne kadar büyük bir sevgi yeşerttiğini gördüm… Şükrettim…

Bu 1 haftada neler yaptık? Aslında çok şey yapamadık, çünkü hava pek bir kötüydü şansımızdan. Genellikle evdeydik. Zaten bizim küçük hanım öğle uykusundan saat 3 gibi uyandığından evden çıkmalarımız 4′ü buluyordu. 4′ten sonra da bir yerlere gidiyorduk.

Bir gün Hıdiv Kasrı’na gittik. Biraz yürüyüş yaptık, çocuk parkında Duru’yu salladık, kaydıraktan kaydırdık. Eskiden salıncağı sevmezdi ama artık bayılıyor. Eve ufak portatif bir salıncak almak lazım, kış da geliyor zaten.



Dönüşte yemek yediğimiz yerdeki oyuncak otomobili de çok sevdi Duru. Yüzündeki ifadeye bakar mısınız, ne kadar önemli bir iş yapıyor, direksiyon çeviriyor…

Onunla evde vakit geçirmek çok güzeldi. Şimdi iyice bebeklikten çıktığından büyük bir insan gibi her denileni anlayıp kendini de anlatıyor. 24 saat vakit geçirince onun ne kadar çok büyüdüğünü de gördüm. Keyfi de yerindeydi bizimleyken, çok mutluydu. En çok dans etmeyi seviyor. “O piti piti karamela sepeti”ni söyleyip oynatıyorum onu. Kendi oynamak istediğinde de “O piti piti” diyor, ben de söylüyorum, oynuyor. Ama nasıl oynamak, popo bir o yana bir bu yana, kafa önde, eller, ayaklar pek havalı. Tam yemelik:) Bir de Sertab’ın “Rengarenk” şarkısına bayılıyor, çalıyoruz oynuyor.

Bu arada Duru’nun kavramlar kitabındaki pek çok nesneyi tanıdığını görünce çok şaşırdım. Her şeyi tanıyor, sorunca gösteriyor, hafızaya almış. İyi çalıştırmış annem:)

Bir gün babaanneye gittik. Duru; Selin, hala, dede, babaannesiyle tek tek ilgilendi, öptü, sevdi onları. Dedeyle ayrı bir ilgilendi yine. Sonra da ailenin kızları olarak boy sırasına dizilip poz verdik.

Bir akşam da Ebru’lara gittik. Hava güzeldi bahçelerinde oturduk. Duru Selçuk’a hasta. O konuşurken hep gülerek izler onu. Herhalde hareketli, kıpır kıpır konuştuğu için çok ilgisini çekiyor Selçuk. Resimde bile gülerek bakmış ona.

Güneş’in oyuncaklarıyla güzel güzel oynadı, Güneş de oyuncaklarını paylaştı bizimkiyle, çok tatlılardı.

Birer gün de hem benim hem de Serhan’ın şirketine uğradık. Arkadaşlarımıza götürdük küçük hanımı. Fıldır fıldır dolandı ortalıkta. Herkesi ayrı ayrı öptü ama kimsenin kucağına gitmedi, ne de olsa keşfedecek çok şey vardı ortamda.

Onun dışında en güzel günümüz Polonezköy’deki Country Club’a gittiğimiz cumartesiydi. Havalar kötü gitmişti o nedenle bir türlü gerçekleştirememiştik bu gezimizi. Neyse ki tatilin bitmesine ramak kala Allah kıyak geçti Duru’cuğa:)

Havayı güzel görünce saat 4′ten sonra gittik oraya. Bizim eve yarım saat neredeyse. Polonezköy’ün içinde ama ara bir yoldan epeyce içe ilerlemek gerekiyor. Kapıda bir giriş ücreti ödeniyor, istenirse içeride yeme içme olanağı da var.

Hava ılık, güneş sıcacık. Kapıdan girdik içeri. Aman Allahım o nasıl bir yer. Sanki bir tablo ya da ne bileyim böyle köy gibi bir yer. Kocaman çimenlik, çimende otlayan inekler, koyunlar, ortada gezinen kazlar, ördekler, gölde siyah kuğular, albino tavuskuşları, daha ne ararsanız, rüya gibi…

Bir de hamak koymuşlar. İnsanın burda ömrü uzar.
Bizimki hayvanları gördükçe çıldırdı tabii. Çığlıklar attı, koştu… Hatta burnu akıyordu biraz da, korkarak götürdük aslında ama hiçbir şeyi kalmadı maşallah orda.

Bir sürü hayvan vardı. Gölde siyah kuğular vardı, hepsi de insana alışmış, görünce geliveriyorlar. Kuğular kafalarını kaldırarak adeta “Duru Duru” diye ses çıkarıyordu, gerçekten şaka değil. Şaşırdık:)

Cüce keçiler bile vardı, Heidi’ninkilerden. Duru’nun elini yaladılar:) Onlar da evcilleşmiş, görünce bizi bir-iki hepsi geliverdiler yanımıza.

Ortamın havasından, suyundan mı ama bir şeyinden, tüm hayvanat, nebatat ve beşer dostluk, kardeşlik ve sevgi yumağı idi, olması gerektiği gibi.. Hatta bir tavuk keçinin tüylerini didikliyor, keçi de halinden memnun oturmuş etrafı seyrediyordu:)

Daha pek çok hayvancık vardı ortamda, tabii bol da tezek:) Deve, lama, kanguru, geyikler, kuşlar, pelikan, domuz, eşek, tavşanlar… Daha da aklıma gelmeyen neler kimbilir. En güzeli de çoğunun kafes arkasında değil aramızda gezmesi, onlara dokunabiliyor olmamızdı. Duru’nun şimdiye kadar sadece kitaplarından, oyuncaklarından gördüğü hayvanlara burada eliyle dokunabiliyor olması güzeldi tabii. Ben birazcık korktum en başta, alışkın değilim hayvanlara. Otlayan kıvırcık merinos koyuna dokundum, tüyleri sertti, irkildi hayvancık da:)

Duru’nun onları sevmesi hoşuma gidiyor, korkutmamaya çalışıyorum onu da, kendime hakim oluyorum.

Duru babasıyla midilli sevdi.

“İnee” diyerek ismini söylediği, çok sevdiği ineği ilk defa burda yakından gördü, çok heyecanlandı.

Bu tavuğa bayıldım, önce Kübra’nın sonra Nermin’in nikahlarına giderken böyle yaptıracağım saçımı:)

Bir de buna bayıldım, ne güzel yaratmış Yaradan. Tam bir sanat harikası, her zaman söylerim, Yaradan çok zevkli gerçekten…

Bizimki iyice geçti kendinden. Ben bile geçtim, o nasıl geçmesin…

Bir de çok garip bir tavşan vardı ortalıkta. Beyaz, biraz ilerliyor sonra durup bekliyor. Zıp zıp tavşan, arkasında Duru… Tavşan duruyor, bizimki seviyor onu.

Duru orda arkadaş bulmadı mı, buldu tabii ki. Yemek yenilen yerde küçük çocuklar için minik bir park var, ben Duru’yu orda sallarken babası da beyaz geyikleri taze otla besliyordu. Yanımıza çok tatlı bir çocuk geldi. Alp adı, 2,5 yaşında. Kaydıraktan kayıyor, “Bebek bak” diyor bizimkine, kaydıraktan kayarken hava atıyor ona:). Sonra “Cee” oyunu oynadılar, Duru gülmekten çatlayacaktı bir ara. Alp’i sevdi, öptü, o da bizimkinin elini öptü. Geldi, Duru’yu salladı. Çok şekerlerdi. Birlikte tavşan peşinde koştular sonra, çok romantikti:)

Gün yavaş yavaş bitiyor, hayvanlar yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlıyordu. Evli evine köylü köyüne hesabı. Bizim de eve gitme vaktimiz gelmişti anlaşılan. İstemeye istemeye, ağır adımlarla, kapıya doğru ilerledik. Biz giderken tavuklar da tellerin üzerine tüneyip günü uğurlarken dedikodu yapıyorlardı bir yandan:) Ben ve Duru da aralarına katıldık…

Muhabbet güzeldi, artık gitmek gerekti ama…

O günü de öylece bitirdik, tadı damağımızda kaldı. Geç keşfettik burayı, bakalım hava güzel olursa bir hafta sonu daha kaçmak lazım.

Güzel bir 1 haftaydı. Hepimize çok iyi geldi. En kötü yanı duruma fazla alışıp silbaştan yeni bir düzen kurmak oluyor, hem ben hem Duru için.

Pazartesi onu çok özledim tabii. Kokusu burnumda tüttü, bir an önce eve gitmek için saat saydım resmen. Apartmandan içeri girince merdivenler bitmek bilmiyor, abartmıyorum. Görünce sarıldık birbirimize, bir süre öylece kaldık, o da çok özlemiş beni.

Gece 11 buçukta zor uyuttum. Çok tatlıydı yine. Küpleriyle oynamaya bayılıyor hâlâ, 3-4 küpü üst üste dizip dizip deviriyor. Şimdi taklit dönemi de başladı. Dün televizyondaki Abiye Kuzu’nun gülüşünü taklit ediyordu. Bizim evde boy aynası yok. Bir yerde boy aynası görünce karşısına geçip yüzünü türlü şekillere sokup gülmeye bayılıyor. Tam dönemiymiş şimdi, çocuk kendinin ayrı bir birey olduğunu algılarmış artık, o yüzden aynanın karşısına geçip kendini seyretmeyi severmiş.

Kelime dağarcığı da gelişti. Aç, at, attı, gel, ver, ine (inek), hadi ya:) gibi şeyler söyleyebiliyor. Yemesi hâlâ sorunlu, pilav ve makarnaya bayılıyor yalnızca. Biz de içine sebze, kıyma katıp yediriyoruz. Ayranı, salatalığı da seviyor.

1 haftanın özeti bu mudur, budur.

Tatilden birkaç kare

Oydulay, ilk hedefinij akdenijdiy, ileyiiii!


Duru, yakışıklımın kucağında


Orada da muhtelif koltuklara oturttu kendini.


Duru, İsmail eniştesiyle tatil boyunca aşk halindeydi...


Üçümüzün aynı karede olabildiği nadir pozlardan, Emir sağolsun...


İrili ufaklı herkes yavrusuna sarıldı:)


Günbatımında anneanne ve Duru birlikte...


Ayasaranda'da günbatımı muhteşemdi...


İki kumru manzaranın tadını çıkarıyor


Gökyüzünde yangın vardı...


Duru salıncakta sallanırken ben de bu güzelliği görüntüledim...


Her bir yemeği reddeden Duru, makarnayı hapur hupur yedi.


Üst baş battı, her yer yoğurt ve yağ içindeydi.


Bu kocaman topa hasta oldu


Bu pozlarını çok sevdim.


Uzun ince bir yoldayım, daha yolun başındayım, keşfedecek çoook şey var...

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers