Archive for the ‘18. ay’ Category

Beşik yeni sahibine teslim edildi

Durucuk tam 7 ay bu beşikte yatmıştı. Geceleri sık uyanmaya başlamıştı. Eli kolu bir yere çarpınca darlanıp ağlayarak uyanıyordu. Biz de onu karyolasında yatırmaya alıştırdık. 2010 Ocak ayının ortalarından beri de boş duruyordu beşikçik.

Beşiğin yeni sahibi belliydi aslında, aylar öncesinden rezerve edilmişti, sadece aramıza katılmasını bekliyorduk.

Kız mıydı, erkek mi?? Bakalım kim şereflendirecekti Duru’nun beşiğini.

Derken sevgili arkadaşım Emine müjdeli haberi verdi, bundan yaklaşık 7 ay önce… Hamileydi…

3 aya kalmadan da bebeğimizin cinsiyeti belli oldu, erkekti yeni sahip…

Beşikte yatacak küçücük misafirimizin adı Deniz olacaktı, adı da güzeldi…

Aylar geçti, biz bir türlü ayarlayıp da buluşamadık Emine’lerle teslimat için. Neyse ki Kurban Bayramı’nın uzun tatili imdadımıza yetişti.

Beşiği vermeden önce, Deniz’cik temiz temiz yatsın diye tülünü bebek sabunuyla yıkayıp poşetlemiştim. Öylece duruyordu.

Bu resim de beşikte gelinen en son noktadır:

O gün öğlen mutlu mesut uyuduğunda Duru’yu beşiğine koyup veda fotoğrafı çektim…

Yeni sahibi Minik Deniz’imiz de umarım Duru gibi huzurlu, mutlu uykular uyur bu beşikte. Sağlıklı, güzel günler geçirir annesi babasıyla…

Tak tak tak, girebilir miyim?

Duru ile yapışık yaşıyoruz epey bir süredir. Şimdi babaya da düşkünlük başladı. “Gel” diyor, elimizden tutup istediği yere götürüyor bizi.

Bu yapışıklık, bizlerin doğal ihtiyaçlarımızı karşılayamamız sıkıntısını da birlikte getiriyor çoğu zaman. Mesela eve gittiğimde o kucağımdayken ellerimi yıkıyorum, kimseye gitmiyor çünkü. Ben ya da babası banyoya, tuvalete gittiğimizde de direkt peşimizden gelip kapıyı açıveriyor-du. Kilit de yok kapıda…

Geçen gün, bizler tuvaletteyken kapının açılmaması gerektiğini söyledik Duru’ya. Kapıyı tak tak diye vur, müsaitsek biz açarız sana demiş, göstermiştik nasıl yapacağını. Hafızaya alınmış bu.

Bu sabah ben hazırlanıyorum, baba da banyoda. Bizimki banyonun kapısına gitti. Bir duraksadı önce. Sonra elini yumruk yapıp tak tak diye vurdu kapıya, önceki gibi direkt açmadı. Öylece kalakaldım.

Babası “gel kızım” dedi, ben de “girebilirsin bak baba gel dedi” dedim. Sonra kapıyı açtı. Çok duygulandım, kal geldi denir ya öyle oldum işte.

Bu durum beni hem sevindirdi hem de garip bir şekilde buruldum, manyak bir insanım ben. Demek ki Duru her söyleneni anlıyor ve yapıyor, laf dinliyor. Bu güzel olan tarafı. Diğer yandan  her şeyi bu kadar kabul edebiliyor olmasına da üzüldüm. Gerçi ben de böyleydim küçükken, çok laf dinlerdim, yaramazlık yapmazdım hiç. Azıcık yaramazlık mı yapsa ya da kabul etmese mi diğer çocuklar gibi, benim gibi hassas olmaz hem büyüyünce… Allahım, valla bu insanoğluna da yaranılmaz… O zaman da disipline sokmak için uğraşırım.

Neyse sabah sabah afalladım böyle. Duygularım karıştı. Garip bir insanım ben, bu olayla bir kez daha anlamış oldum…

Bir de şunu anladım, Duru’m bizi seçmiş, bize özel (her çocuk kendi ailesine özeldir), hassas, duygusal bir çocuk. Maşallah diyorum 41 kez…

Minik Duru 18 aylık!

Duru, bibuçuk… Ne çabuk geçti zaman demekten usandım artık, ama öyle…

Her gün daha değişen, daha şekillenen, daha ayrı bir kişilik olan Duru ile biz de öğrenip büyüyoruz. Onun için daha fazla ne yapabilirim, daha fazla ne verebilirimi düşünmekle geçiyor çoğu zamanım. Kitaplar, çeşitli kavram çalışmaları, oyunlar… Ama tüm bunların yanında ona verebileceğim(iz) en güzel şey sevgi ve her zaman onun yanında olacağımı(zı) bilmesi, bana, bize güvenmesi, aile sıcaklığını ona hissettirebilmemiz herhalde…

Çok yaşa, güzel yaşa, benim her gün büyüyen ama gözümde hep bebek kalacak Minik Duru’m…

18. ay doktor kontrolü

Pazartesi günü izinliydik Serhan’la. Serhan cumartesi çalışacağından Gülbin Hanım’daki randevumuzu pazartesiye aldırdım. Muayenenin bu kadar zorlu geçeceğini bilmiyorduk tabii.

Saat 3 buçuğu geçerek orda olduk. Bekleme odasında minik masa ve sandalye vardı, Duru oturup güzel güzel oynadı.

Sonra muayene odasına girdik. Başka bir doktor daha vardı asistan, onu görür görmez başladı ağlamaya bizimki. Gören canını acıtıyorlar sanır. Yok öyle bir şey, daha dokunmamıştı bile. Boyunu zorla ölçtürdük, kafa ölçüsünü bile alamadı. Beraber tartıldık, kucağımdan inmedi.

Gülbin Hanım geldi. Duru çığlık çığlığa, bir ara kusacaktı yine ağlamaktan. Çok hırpalandı zavallım. Bir de karma aşıyı yiyince işler çığırından çıktı. Emzirerek sakinleştirdim, iyi ki meme var:) Sonra kucağıma yapışık oturdu bir müddet, başını göğsüme dayadı. Doktor giderken de ona bay bay yaptı yine de.

Arabada da sızdı zavallım. 2,5 yaşına kadar böyleymiş, yakınları dışında kimsenin özel alanına girmesini istemiyor demek ki.

18. ay boy-kilo durumu gayet iyi, 88,5 cm, 13 kilo. %97′lerde yine, maşallah. Ayak numarası 23, geçen gün evde giymesi için 23 numara bir patik aldım, tam parmak ucuna geldi, çaresiz 24 ile değiştirdim, satıcı adam bile şaşırdı bu duruma:)

Dün akşam televizyonun kumandasını kullanarak radyoyu açmış. Sertab’ın Rengarenk’inden sonraki favorimiz Tarkan’ın “Öp öp”ü. Orda da o çalıyormuş, bitmiş tabii. Eve geldim, bana “öp öp öp” sesini taklit ediyor, eliyle öpücük işareti yapıyor, “onu bul çal oynayayım” demek istiyor. Nermin bana bir cd doldurmuştu gitmeden sağolsun, onda vardı, çaldım. Herhalde 5-6 kez çaldırmıştır peşpeşe.

Onunla birlikte ben de oynamaya başladım, sonra babası geldi, o da katıldı bize, akşam akşam hareket oldu. Sonra babası aldı kucağına, birlikte dans ettiler, Duru yapıştı babasına, sırtına pat pat diye vurdu sevgisinden.

Bir de mesela Duru kucağımdayken Serhan da yanımıza gelince, bizi öyle yan yana görünce bu durum çok hoşuna gidiyor. Babasına benim yanağımı gösteriyor öpsün diye, kendini güvende hissediyor herhalde, annem babam yanımda, birbirlerini seviyorlar, ne güzel falan diye düşünüyor. Küçücükler ama her şeyin farkındalar, bilmez anlamaz dememek lazım…

Yeni yeni kelimeler

Cuma akşamı mesaideydim, epey de geç döndüm eve. Annem uyutmuş Duru’yu. Ben olmayınca babasının yanından ayrılmamış tüm akşam. Gece 2 idi eve geldiğimde. Çok özledim onu, güzel güzel uyuyordu. Dayanamayıp aldım kucağıma, sarıldım, kokladım.

Ertesi gün de işe gideceğimden sabahtan Serhan bizi annemlere bıraktı, o da işe gitti. Pek çalışkandık bu hafta sonu yani:)

Duru’yu evin yakınındaki parka götürdüm. Salıncakta salladım biraz. Sonra orda bir amca gördü. Ona nasıl yandan yandan bakıyor, poz yapıyor… O da Duru’yu sevdi, bizimki mest tabii. Hava da çok güzeldi, iyi oldu.

Dönüşte hemen uyudu Duru’cuk, yorulmuş tabii. Ben de işe gittim. Döndüğümde Selin bizdeydi, güzel güzel oynuyorlardı ikisi. Babam Duru’ya bir sürü şey almış yine, kitap, top, bebek. Bir de “Neşeli Telefon” diye bir oyuncak almış. Harfleri, sayıları, şekilleri öğretiyor. Biz ona şekilleri, renkleri anlatıyorduk, annem de anlatıyormuş. Mesela “yeşil kare nerde” diye soruyoruz, gösteriyor resmen. Öğrenmiş demek ki. Arada ufak yanılmalar oluyor renklerde tabii, ama genellikle buluyor doğrularını. Şaşırdım… Neşeli Telefon’daki kadının sesi çok uyuz. Buna rağmen faydalı bir eser, çocuğu resmen konuşmaya teşvik ediyor. Sesli, ışıklı, renkli olması da iyi, çocuğun dikkatini çekiyor. Mesela “Merhaba” diyor kadın, Duru da “meaba” diyor hemen. Biz sevdik bu oyuncağı, buradan dedesine teşekkür ediyoruz tekrar…

En sevdiği harf de “A” imiş Duru’nun, öyle söyüyor. En sevdiğin harf ne diyoruz “A” diyor:) Pamuklu kulak temizleme çubuklarından A yapıyor kendince, çubukları üst üste koyuyor.

Pazar günü de çok sevdiğim eski iş arkadaşım Kübra’ların evindeydik. Yeni evlendiler. Orda uslu uslu durdu. Bir ara yanan mumlu şamdanı devirme eğiliminde bulundu ama ben kızınca bu eğilim olarak kaldı allahtan. Sonrasında da elini uzatıp uzatıp gözümün içine baktı. Top şeklinde plastik gece lambaları vardı, onlarla oynadı, “Mep mep” diye diye epey oyalandı. Mep de nerden çıktıysa, topa mep diyor. Melih’e yandan yandan kesikler atmayı da ihmal etmedi:)

Duru enginara bayılıyor. 1 tane enginarı yiyor güzelce. Yeni favorilerinden biri de havuç, havuç yemeği yapıyoruz resmen. Enginara da “aguvar” diyor.

Şekilli küpüyle oynarken yine şekilleri tanıtıyorum, “bak bu dikdörtgen, hadi bununu yerini bulalım, atalım” falan diyorum. “Dikdörtgen de bakayım” dedim, bu kelime çok hoşuna gitti Duru’nun“Di-dö-pen” diyor:) Durup durup söylüyor, çok komik.

Bir de pisi artık “kedi” oldu, köpeğe hâlâ “havhavhav” diyor. Bu kadar…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers