Archive for the ‘8. ay (ocak-şubat)’ Category

İlk darbe

Duru, arada aklına geldikçe okulla ilgili şeyler söylüyor.

“Anne, biliyor musun artık ben Sura’yla arkadaş değilim”

Anladım ki kendine başka bir kanki bulmuş.

“Artık Zeynep Ada’yla konuşuyorum, Sûra başka arkadaş buldu”

Üzüldüm nedense… Kızım ilk dost kazığını yemiş gibi duruyor. O üzülmemiş gibi görünüyordu, durumu kabullenmiş, yerini Zeynep Ada’yla doldurmuş.

Bakalım, kimler gelip kimler geçecek daha kim bilir…

 

 

Doğum gününün “Babası”nı kutladık

Serhan’ın doğum günüydü. 9 Şubat’ta aileyi bizim evde topladım.

Duru çok heyecanlıydı. Ne zaman gelecekler deyip durdu. Babasının doğum günü olduğunun da idrakindeymiş ki cuma günü bunu bir telefonla anladım. Tuba öğretmen aradı. “Babasının doğum günüymüş, kızımla şimdi kart yapıyoruz” dedi. Okulda da anlatmış, paylaşmış demek ki…

Cumartesi hazırlıklar son sürat devam etti. Her şey pek enfes oldu, tam kıvamındaydı evelallah:) Ama bence gecenin yıldızı annemin yaptığı çıtır börekler oldu…

Duru uykudan uyandığı için pek huysuzdu, zar zor giydirdim. Kucağımda öyle yarı ağlak vaziyette otururken neyse ki imdadıma İso ve Emir yetişti. Onlar gelince modu değişti hemen. Ablam mesaide olduğundan katılamadı:(

Sonra babaanne, dede, amca, yenge, kuzen geldiler.

Sema Abla sonradan geldi. Yemeğe oturduk. Keyifli bir yemekti…

Çay demlendi, pasta kesildi, hediyeler verildi.

Duru çok neşeliydi. Kımıl kımıldı tüm akşam. Tüm sevdikleri yanındaydı, dedesi, teyzesi ve Selin hariç:(

Saat 1′e geliyordu Duru uyuduğunda, kendi alanında rekor kırdı diyebiliriz. Ama evde o kadar insan varken hayatta uyumazdı zaten…

Asıl doğum günü ertesi gün, yani 10 Şubat’tı. Duru o kadar geç yatmasına rağmen 8.30′da ayaktaydı, tabii ben de…

40 gün 40 gece kutlamaları devam etti, akşam yemeğe çıktık. Oradaki garson abilerle kurduğu diyalog ve kırıtmayla karışık hareketler görülmeye değer, bir yandan da endişelendiriyor beni bu yabancılarla olan rahat diyaloglar, Allah korusun… Babasına aslanlı bir Galatasaray resmi yaptı hediye olarak:)

Keyifli bir yemekti, yalnız havalandırmanın yetersizliğinden, oradan çıktığımızda üzerimiz epeyce kokuyordu. Kedi-köpek peşimize takılmadan eve sağ salim vardık:)

40 yaş doğum günü 2 gün 2 gece sürdü, kutladık hep beraber… 40 falan hikaye, ruhu da yüzü de genç onun…

O zamaaaannnn, 2 ileri 1 geriii, oohhh yandannn:)

 

 

 

İşte bu bana yeter

Okuldan geliş saati 16.30 civarı, her gün 5 gibi ararım evi.

Konuşur, akşam için “kaplumbağalı kart” gibi garip siparişler verir Duru.

Yine konuştuk az önce, siparişini verdi. Ardından:

“Sana bir şey söyleyebilir miyim?”

“Söyle yavrum”

“Seni seviyorum”

“Ben de seni birtanem”

Diyalog böyle sonlandı, akşamın bu yorucu saatinde detoks etkisi yaptı bu cümle.

Sıklıkla bu aralar; “Anne, seni çok seviyorum, babamı da seviyorum” diyor. Ardından “Biz de seni seviyoruz” dememizi bekliyor, o da yetmiyor “Duygulandın mı” diye soruyor:)

Duru, ne görüp duyuyorsa aynısını, hatta daha fazlasını veriyor bize…

Dopdolu bir pazar

Pazar günü dolu geçti. Kadıköy Süreyya Opereti’nde “Çocuk Dünyası” adlı oyuna gittik. Ben sıkıldım fakat Duru eğlenmişe benziyordu. Çocukluğumuzdaki oyunları tekrar ele almışlar, günümüz bebeleri pek bilmez bunları. Aslında iyi de olmuş, hatırladık hep birlikte fakat pek bir karışık işlenmişti bana göre… Kurgusunu sevmedim.

Saat 3′ü geçerek bitti oyun. Hava güzeldi, Kadıköy sokaklarında turladık, yemek yedik. Sonrasında Palladium’a gittik. Yolda uyuduğundan babasıyla sonradan katıldılar bize. Esin’in, Duru’nun doğum gününde aldığı scooter çok işimize yaradı, gittiğimiz her yere götürüyoruz, çok da güzel biniyor.

Orada tesadüfen Ebru’larla karşılaştık. İyi oldu, çok özlemişim. Güneş’i, Egemen’i ve Müjgan ablayı da gördük vesileyle. Duru, yan gözle Egemen’i kesmeyi ihmal etmedi:)

Eve gidince klasik banyo, yemek faslı. Gün güzel geçti ama bitişi üzücüydü:( İstemeyerek bağırdım Duru’ya. Saplantıları var çok. Tacını kendi çıkaracak, atletini içeri sokacağız, belli tokaları var, sıkı takılacak… Bunun gibi daha neler… Söylüyorum anlamıyor. Sonunda taştım işte, çok üzüldüm sonra da. Yine de ağlarken bile “anne” diyerek geliyor kucağıma, daha da kahroluyorum. Neyse, öyle uyudu o gece. Gece bir ara ağlayarak uyandı, kucağımda uyumak istediğini söyledi. Öylece uyumuşuz. Baktım dişlerini gıcırdatıyor, o kadar sıkılmış.

Kendi kendime bir söz verdim, ne olursa olsun sinirlendiğim zaman orayı terk edeceğim ama ona bağırmayacağım.

Ne onu üzeyim, ne kendim üzüleyim…

Kurabiyeler kadar yumuşak ve tatlı bir Duru…

Cumartesi günü babaannelerdeydik. Halası sürpriz olarak Duru’ya kurabiye yapmış. Ama ne kurabiye, kedi, kaplumbağa, ayı… Özenmiş adeta. Duru’nun çok hoşuna gitti tabii bu jest.

Yedik, içtik. Ayrılık vakti gelince halası bütün kurabiyeyi bize verdi götürmemiz için.

Arabada gidiyoruz. “anne, kurabiyeleri ne yaptın” diye sordu. Hepsini aldığımı söyledim “Hmmm” dedi, durdu…

Aradan bir süre geçtikten sonra, “Keşke 4 tane alsaydın, onlara kalmadı” dedi. Ben de üzülmesin diye “onlara da kaldı, bir sürü” dedim Böyle düşünceli davrandığı için de teşekkür edip bol bol öptüm onu.

Şükrettim Yaradan’a bir kez daha, böyle güzel, vicdanlı bir evlat verdiği için. Dünyada ondan daha tatlı bir kurabiye daha yoktur bana göre…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers