Archive for the ‘11. ay’ Category

Yumurtanın içinde ne var?

Duru için araştırmalar yaparken internette bir şey buldum: Dinozor yumurtası. Suya koyuyorsunuz ve 24 saat içinde, yumurtanın içinden dinozor, yılan, kaplumbağa gibi hayvanlar çıkıyor.

İnternetten sipariş verdim, ertesi gün geldi. Çok heyecanlı. Hakikaten yumurta şeklinde. Akşamın olmasını iple çektim.

Duru’ya bir sürprizle gidiyor olmak çok güzel. Fakat bu da alışkanlık yapıyor, bu sefer hep “sürpriz” bekliyor, her akşam bir şey getirmek istemiyorum. Getirmeyince bu sefer de bozuluyor. Biz yukarı çıkarken o daha evin kapısından bağırıyor, “Annee, bana sürprizin var mı?” diye…

Neyse yumurtayı görünce çok heyecanlandı. Anlattım ona, “bunu suya koyacağız, hiç çıkarmayacağız, suda durdukça yumurta çatlayacak ve içinden bir hayvancık çıkacak” diye. “Tamam” dedi heyecanla.

Kavanoza koyduk, başladık beklemeye…

Arada sudan çıkarmak istedi yumurtayı ama yumurtanın bozulacağını ve içinden bir şey çıkamayacağını söyledim.

Birkaç saat sonra yumurta çatladı ve içinden yeşil bir şey göründü.

Gece yatmadan önce yumurtasına baktı.

Sabah kalktığımızda yumurtanın içinden bir “yılan” çıktığını gördük.

Ben işe gittiğimde de daha fazla bekleyememiş, anneme sudan çıkarttırmış yumurtayı.

Akşama elinde yeşil bir kobra yılanı vardı. 1-2 gün oynadı onunla, sonra yılanı bir daha göremedik.

Muhtemelen o da diğer oynanmayan oyuncakları gibi bir köşecikte yerini almıştı.

Bu yumurtadan çıkarılacak kıssadan hisse şudur ki hayatta bazen beklemek ve sabretmek gerekir.

Belki biraz olsun sabretmeyi öğrenmiştir diye düşünüyorum, beklemeyi de…

Bir maceramız daha burada bitti…

Almak isteyenler yumurtaları buradan bulabilirler…

 

Hıdiv’de bir pazar daha…

Üzerinden epey geçti aslında, eklememişim bunları.

15 gün olacak neredeyse…

Bütün gün koştu, koştu, koştu… Bir ara küstü, gitti oturdu bir şemsiyenin altına. Küskünlüğü geçince yanımıza geri geldi. Çimenlerde bir kız çocuğu buldu, onunla birbirlerini kovaladılar. Çimenlerde yuvarlandılar. Bitmek tükenmek bilmeyen ne çok enerjileri var…

Biraz fotoğraflar konuşsun, fotoğraflar Serhan’dan…

 

Bir dönem mi kapanıyor?

3 gündür yok mm. En son 9 Mayis’taydı sanki, sabahın erken saatlerinde.

3 gündür geçiştiriyorum, başka bir şey öneriyorum, “sen artık büyüdün” diyorum. 1-2 küsüyor, sonra yine geliyor yanıma. Kriz halinde, saplantı halinde değil en azından, iyi olan yanı bu. Zaten günde 1′e indirmiştik en son, yaklaşık 1 aydır öyle gidiyordu çerez niyetine…

Garip bir his, fazla yazmak istemiyorum bu konuda. Hâlâ inanamıyorum çünkü, dile kolay 3 koca yıl oldu neredeyse…

İçimden sadece teşekkür etmek geliyor Duru’ya,  bana bu duyguyu doya doya yaşattığı için…

Üzgün bir yanım… Biraz da buruk… Şaşkın…

Her şeyi kolaylaştırdığı ve bu kadar anlayışlı olduğu için de teşekkür ediyorum kızıma…

Bir dönem daha mı kapanıyor ne??

Ali Deniz ve Duru’yla Durusu’da bir gün…

Geçen yıldan beri konuşuyorduk Eminelerle, Durusu diye bir yerden bahsediyor ve mutlaka gidelim diyorlardı. O gün, cumartesi imiş…

Cumartesi sabah erkenden kalktım, kahvaltılıkları hazırladım. Sonra da Duru’yu ve kendimi. Serhan ve annem de hazır olunca düştük yollara.

Biz direkt gidelim dedik vakit kaybetmemek için. Bilseydik Eminelerle giderdik. Yolu biraz uzak ve bilmeyenler için karışık. Gps’iniz varsa ona güvenin, biz güvenmedik yanlış yollara saptık:) Durusu Park Resort olarak girerseniz Gps sizi dosdoğru oraya götürür.

Oraların bu kadar yeşil olduğunu bilmezdim. O kadar yola değdi aslında. Durusu, aslında bir tesisin, at çiftliğinin ve müstakil evlerin olduğu kocaman yemyeşil bir alan. Aşağıda gölü de var, Terkos. Biz gölkenarına gittik.

Hava çok sıcaktı, kendimize gölge bir alan bulduk. Yerimiz iyiydi, kalabalığa karışmadan kendi halimizde oturup kafamızı dinledik.

Ali Deniz uyuyordu arabada, Emine uyandırıp, üzerini değiştirip yanımıza getirdi. Bayılıyorum ona, maşallah diyor başka bir şey demiyorum…

Duru, bu kez daha bir ablaydı Ali Deniz’e karşı. Sevdi onu, o da Duru’yu. Ali Deniz yürürken Duru onun elini tutmak istedi. Yeni yürümeye başladığından el tutmak istemiyor, doğal olarak Duru’nun da elini tutmak istemedi. Benimki buna içerlemiş, sonradan konuşurken öğrendim. “Ali Deniz’i sevdin mi kızım, ne güzel değil mi” diye sordum. O da “Evet ama o benim elimi tutmak istemedi” dedi.

Çok keyifli bir kahvaltı yaptık. Emine’nin termosta geterdiği çay çok iyi gitti. Duru bol bol salatalık ve elma yedi. Açık hava hepimizin iştahını açtı.

Sonra biraz çayırda yürüdü babalar ve bebeler. Biz de kız kıza sohbet ettik.

Arazide yavrusunu kollayan anne, Emine, o bir “arazi annesi”… Anne, her yerde anne, kollayan, gözeten ve düşünen…

Akşam üzeri atlara bakmaya gittik. Sonrasında niyetimiz et alıp geri dönüp mangal yapmaktı fakat hava serinlemeye başlamıştı.

Atlara bayılıyorum. Duru da öyle. Beyaz bir at buldu, sevdi. “Bu benim oğlum” dedi:) Elindeki otu yiyince tekrar koparıp tekrar verdi. Ben de sevdim, çok güzel ve özel hayvanlar atlar…

Atları da sevdikten sonra geri döndük. Ali Deniz uyumadığı için huysuzlanmaya başlamıştı. Serhan’la bir süre aşk yaşadılar, beni de sevsin öyle Ali Deniz, ama erkekleri daha çok seviyormuş maalesef:(

Ali Deniz’in kafasına tülbent bağladık, şapkamız yoktu, güneşse çoktu… Bakar mısınız şirinliğe:)

Saat 4 gibiydi herhalde, dönüşe geçtik. Yoldan yoğurt aldık. Çok acayip bir yoğurt, üzerinde kalın bir yağ tabakası var. Bu yoğurtsa bizim yediklerimiz ne acaba??

Oradan ayrıldık. Çok ama çok keyifli bir gündü bizim için… Yalnız Ali Deniz bağımlılık yaratacak bende…

Duru yolda uyudu. Bayıla bayıla uyudu hem de… Öptüm öptüm öptüm…

Eve gittiğimizde hepimiz yorulmuştuk.

 

 

 

 

 

 

Ratatouille filminin oyuncuları değişti:)

Fazla lafa gerek yok, iş yerinden arkadaşım İlknur yapmış sağ olsun…

Yukarıdan bize bakan Bulut, sağdaki kollarını kavuşturmuş Seher ve soldaki kıvırcık Bendeniz… Baş rolde ise Duru:)

Çok beğendim, ellerine, emeğine sağlık arkadaşım…

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers