Archive for the ‘5. ay (ekim-kasım)’ Category

Aşk ve sevgi kelebeği

Bir önceki yazımı “bakalım daha neler duyacak ve göreceğim” diye bitirmiştim.

Duydum:)

Dün akşam Serhan Duru’yu evden almış, beni karşılamaya geldiler.

Görünce çok sevindim tabii, sürpriz oldu.

Duru’yu aldım kucağıma yola koyulduk, arka koltukta tabii.

Neyse, bir süre geçti. Kafasını öne eğdi, mahçup bir tavırla ve alçak bir sesle:

“Anneee, Güneş bana aşık olduğunu söyledii. Ben de ona seviyorum dedim”

Kafam bulandı birden, duyduklarıma inanamadım. Yahu, bu çocuk daha 3,5 yaşında!

Soğukkanlılığı elden bırakmadan ve abartmadan birkaç şey söylemeye çalıştım:

“Aaa, kızım ne güzel, arkadaşlar birbirini sever tabii, sen de ona sen de benim iyi arkadaşımsın de” gibi şeyler…

Serhan’ın durumunu düşünemiyorum, zavallım, kız babası:)

Serhan başka şeyler de anlatmaya çalıştı bana İngilizce, Duru’nun anlamaması için, durum şöyle imiş, efendim bunları yemek yerken babasına ve anneannesine de anlatmış, ayrıca başka erkek çocukları da başka kız çocuklarına aşıkmış ya da tam tersi ne bileyim…

Allahım, bütün bunları nereden öğreniyorlar, güleyim mi, donayım mı, kalayım mı bilemedim:)

Hele söylerkenki mahçup tavrını hiç unutmayacağım. A çocuğum nereden biliyorsun sen bu gibi durumlarda utanmayı…

Sanırım bir dinozor değil bir sevgi kelebeği yetişiyor evimizde…

 

 

İlk veli toplantısı

Pazar günü okulda “veli toplantısı” vardı.

Saat 2′de başladı. 1 saat sürer, biter diye beklerken neredeyse 4 saat kaldık.

Duru merak edip sordu tabii ben gitmeden, “Şimdi de Tuba öğretmen anne babalara bir şeyler anlatıp öğretecekmiş, o yüzden çocuklara tatil, sadece anne babalara” diyerek, babasıyla baş başa bırakarak çıktım evden. Esin aldı beni.

Gittiğimizde saat 2′yi biraz geçiyordu ve şaşırtıcıdır ki sınıfa en son giren 2 veliydik. Bu kadar dakik olmaları enteresan geldi bana, genellikle ben önce gelip beklerdim insanları:)

Tuba öğretmen her zamanki, şıklığı, güzelliği, canlılığı ve sadeliği ile hem de hasta olmasına rağmen, 4 saate yakın enerjisinden bir şey kaybetmeden anlattı bizlere okuldaki durumu ve etkinlikleri. Sağ olsun var olsun…

Tüm branş öğretmenli tek tek gelip derste neler yaptıklarını, nasıl bir yol izlediklerini anlattılar. En komiği de Cihan öğretmenle olan diyalogdu:)

Öğretmenler tek tek sınıfa girerken ben Cihan öğretmeni merak ediyordum. Duru’nun ağzından, Tuba ve Semiha öğretmenlerden sonra ismini en sık duyduğum öğretmen Cihan’dı çünkü… Kadın zannediyordum, değilmiş, tahmin etmeliydim:)

Cihan öğretmen sınıfa girdi, “siz Cihan öğretmensiniz demek” dememe kalmadan, “Duru’nun annesi misiniz” diye sordu bana:) “Duru’yla aşk yaşıyoruz biz, aramız çok iyi ” dedi. Bir yandan da Tuba öğretmen bana bakarak muzip muzip gülümsüyor:) Cihan öğretmen tam çocukların bayılacağı gibi, enerji bombası. Bizimle de kısa bir workshop yaptı, derslerin nasıl geçtiğine dair bir fikir oluştu bizlerde…

Kısacası okul çabalıyor. Öğretmenler dolu, hepsi bir şeyler vermek için uğraşıyor çocuklara.

Sonra kokteyl kısmına geçildi, kurabiye, poğaça, meyve suyu eşliğinde sohbet devam etti…

Yeni senede velilerin de katılacağı workshoplar olacakmış, çocuklarla birlikte çok eğleneceğiz gibi duruyor.

Faydalı bir gündü. Velileri tanıdık, çocuklar okulda neler yapıyor, görmesek de dinledik…

Deren Ada’nın teyzesi de toplantıdaydı. Her gün Duru’nun ağzından ismini duyuyorum, bir de İrem’den sık bahsediyor. Sanırım 3 kişilik bir dünya kurmuşlar kendilerine. Deren Ada’nın teyzesi de aynı şeyi söylemiş, evde Duru’dan bahsediyormuş sık sık. Ne güzel…

Özellikle Tuba öğretmene performansı için bir kez daha teşekkür ediyorum buradan. Çok iyi bir evsahibiydi, sabırla anlattı, cevapladı soruları.

Dönüşte Esin’le Migros’a uğradık. O ayrı bir yazı konusu olur, öyle garip bir market deneyimiydi yani:) Burada anlatmayayım, zaten ben ve Esin’den başka da kimsenin başına gelemezdi:))

Benim evde olmamam Serhan’a yaradı. Kızıyla aşk meşk içinde buldum ikisini. Seyahatte olduğundan çok da özlemişti. Öyle ki yemekte her zamanki yerime oturtmadı beni, oraya babası oturacak ve yemeğini o yedirecekmiş. İtiraf ediyorum ki sinirlendim ve KISKANDIM!

Neyse, sonra derhal silkinip kendime geldim, insanoğlu olarak bu kadar zayıf olmamalı idim:) Sakinleşip yemeğe devam ettim, Duru da babasının kucağında oturarak yemeğini yedi.

Sonra onlar bilgisayar başına gittiler, bu kez ses etmedim. Bilgisayara alışsın istemiyorum, sonradan bazı alışkanlıkları değiştirmek çok zor oluyor. Ayaklarımı uzatıp koltuğa uzanmanın dayanılmaz hafifliğiyle, uzun süredir seyredemediğim televizyonun başına geçtim. Nasılsa her yavru bir gün anayı bulacaktı:)

Bilgisayarda işi bitince baktım pıtır pıtır bir ayak sesi… Bebe anasını bulmuştu:) Geldi, koltukta yapışıverdi üzerime. Ben de öpüp kokladım:)

Pijamalar giydirildi, Duru’nun yayına uzanıldı:) Öpme, koklama faslı… Duru’dan bir ses “anne, uyuu hadii, yaramazlık yapma”:)

Yan yana uyumuşuz..

Bakalım, daha neler görüp işiteceğiz Duru sayesinde…

 

 

Lastik lastik jimnastik

Çok lafa gerek yok… Duru’yla kimi zaman ben kimi zaman babası “sirkçilik” oynuyoruz:)

O da gayet iyi uyum sağlıyor…

Fotoğraflar gayet güzel anlatıyor zaten, o nedenle susuyorum…

Dopdolu bir 29 Ekim…

Veee tatilin son günü amaaa çok önemli bir gün, 29 Ekim…

Sabah kalktık. Kaç gündür Dinozor Müzesi sayıklıyordu Duru. Bugün son gün olduğundan ve söz verdiğimiz için götürmek gerekti.

Yollara düştük haliyle.

Forum İstanbul’a geldik.

Müzeden keyif alacağını düşünmüştüm. Geçen yıl gittiğimizde daha yeni tanıyordu dinozorları. Yanılmışım… Meğerse geçen yıl aklı ermiyormuş çocuğumun dinozorlara. Çünkü ben bile hafif ürkmüştüm, bunu hisseden Duru “korkma anneee, bir şey olmaz” diyerek bana destek oluyordu küçücük haliyle:)

Müzenin olduğu kata çıktık. Duru biraz tedirgindi. Fakat kriz boyutuna ulaşacağını hiç düşünmemiştim.

Gişeye gittik. Oradan gitmek istedi. Sonra içeri girdik bakmak için. Korktu. Serhan’ın yanına gidip bilet almamasını söyleyecektim ki çoktan iş işten geçmişti. Ancak 5 dakika kadar durabildik içeride.

Babasının kucağına yapıştı ve ağlamaya başladı Duru. Sinirlendim, çünkü kaç gündür burayı sayıklıyordu ve sadece onun için gelmiştik onca yolu. Sonra Duru’ya kızdım diye kendime kızdım. Hiç istemediğim bir hal almıştı gezi…

Neyse ki gişedeki görevli biletleri geri almasa da başka bir tarihe erteleme esnekliği sağladı bize, o da bir şey…

Sinirim biraz yatışınca yemek yemeğe gittik. Orada eskisi gibi davranmaya devam ettim. Bazı durumlarda sakin kalabilmeyi ne zaman öğreneceğim acaba??

Yemekte pizza vardı, ilk kez iştahla yedi pizzasını. Önceden sadece zeytinlerini yerdi.

Sırada Emine’ler vardı. Bayramda görüşememiştik ve yarım saat olsun uğramak istiyordum. Gittiğimizde Ali Deniz uyuyordu:( Çok güzeldi… Emine’nin yeğeni Defne, annesi, babaanne ve dedesi oradaydı. İki kız çocuk bir arada son derece tehlikeli olabiliyor, bunu öğrendim. Baktım bir ara “benim bunum var, senin şunun var”a dönüştü sohbetleri. Duru sevdi ama Defne’yi. Şükrü amcanın “Senin deden olayım mı ben” sorusuna “Hayır, benim dedem var” cevabı da hoş bir cevap oldu:)

Neyse ki çocuklar Emine’nin icat ettiği, küpleri üst üste dizme ve taşıma oyunuyla barış imzaladılar. Duru gitmek istemedi ama daha sırada babaanneler vardı. Yarın sabah erkenden Serhan’ın Almanya’ya gidecek olması vaktimizi kısıtlıyordu.

Son durak babaanne, dede ve halaydı. Bu kez dedesiyle oyuncak köpeği tamir etme oyununu oynadı, çok da keyif aldı bundan. Sonra da oturdu çayını içti, haşlanmış patates yedi:) Saat 6′ya doğru kalktık oradan da.

Yollar açıktı, baktık saat Cumhuriyet Bayramı için hazırlanan ışık gösterisine çok yaklaşmıştı, biz de son anda karar verip gösteriyi izlemeye karar verdik. Cadde’deki yürüyüşe katılmak vardı aslında fakat Serhan’ın  ertesi sabah erken kalkacak olması ve evde bir dolu işinin olması nedeniyle yapamadık bunu:( İnşallah seneye. O yüzden bari bunu görmeliydi Duru… Anneanneyi de aldık evden.

Saat 7 gibi Çengelköy’deydik. Her yer tıklım tıklım, otoparkta zor yer bulduk.

Saat 8′e doğru başladı gösteri. Duru beklerken çok sıkıldı, bir de havai fişek seslerinden tedirgin oldu ki bir an önce gitmek istedi…

Eve geldiğimizde hem yorulmuş hem de acıkmıştı.

Normal hayatımıza geri döndük…

İçimde, ertesi gün kocasını Almanya’ya, yavrusunu okula, kendisini de işe yollayacak olmanın ezikliği ve asap bozukluğu vardı.

Bir tatil daha bitmişti…

Bu bayram da “rüzgar gibi geçti”

Bir Kurban Bayramı ve daha da önemlisi Cumhuriyet Bayramı geride kaldı, herkese kutlu ve mutlu olsun…

Salı da dahil olmak üzere izinliydim yani herkesten 1 gün daha fazla izin yaptım. Ona rağmen doyamadım tatile de Duru’ya da…

Salı ben götürdüm okula Duru’yu, biraz gözleri doldu benden ayrılırken. Orada saklanıp seni bekleyeceğim dedim her zamanki gibi. Dönüşte, “seni çok özledim, sana çok güzel yemekler yaptım” dedim. O da uyandı hemen, “sen eve mi gittin anne” dedi, hiçbir şey kaçmıyor gözünden:)

Bu bayram hem hiçbir şey yapmadık aslında hem de çok şey yaptık gibi… 6 güne Duru için bir şeyler sığdırmaya çalıştık…

İlk gün bayram ziyaretindeydik Babaannelere gittik. Amcalar da oradaydı. İstisnasız herkesin elini öpüp bizzat para istedi:) Dedesinden, halasından amcasından aldığı yetmemiş gibi babaannesini para almadan bırakmadı resmen. Kızım deden verdi ya dememi takmadı bile. Kime çekti bu çocuk bilmiyorum…

Halayla arası çok iyi, nazar değmesin…

İkinci gün Murat’larla Ağva’daydık.

Gitmeyi hiç istemedi. Surat ifadesinden durum anlaşılıyordur herhalde:)

Başta epey yadırgasa da sonra alıştı Duru. Burada da deli dana misali koşuyor da koşuyor:)

Murat’tan çekiniyor resmen.

Ağva’da bir kız çocuğu vardı, ismi Ela, Duru’dan biraz büyük. Başta Duru’ya yanaşmadı ama sonra çok iyi anlaşıp oynadılar. Ela’nın takıları bizde bile yoktur:) Resimde görecekleriniz sadece bir kısmı…

Duru ilgiyle taktı onları. İki bilezik ve bir yüzük verdi arkadaşı. Bu çilekli yüzükten istiyorum diye de siparişi verdi bana. Hava çok güzeldi, güzel de geçti. Dönüşte de uyudu Duru. O gün resmen 4 saat uyudu, son zamanların rekorunu kırdı.

Akşama ablamlar geldi bayramlaşmaya. Zavallı ablam büyük bir hevesle Duru’ya aldığı oyuncağı verirken İsmail Abi devreye girince hevesi de yarıda kaldı. Duru İso’yu görünce dünyayı unutuyor. Emir’i de çok özlemiş. 4 saat uyuduğundan uyumak bilmedi o akşam.

Üçüncü gün yine yolumuz Kenan Bey’e düştü. Duru, sevgili Papatya’sına kavuştu. Oradaki yavru köpekler büyümüş. Bir tanesiyle oynamak isteyince Duru’ya yine havlayınca zavallı kızım ağlayarak yanıma kaçtı:( Çocuğumda hiç yoktan köpek korkusu oluştu…

O günün akşamına Cengiz, Yeşim ve Cemdemir geldi ziyaretimize. Cemdemir çok yakışıklı, karizmatik ve uslu bir çocuk:) Bakınız ve maşallah deyiniz…

Duru’yla yarı anlaştılar, yarı bağırıştılar.

Bir ara Serhan, ikisini de kucağına alıp kitap okudu onlara. Üçü  bir arada çok şirin gözüküyor… T-rex’i katmadım dikkat ederseniz…

Giderayak her şey tam anlamıyla rayına oturdu, hep öyle olur ya…

Çok keyifli bir akşamdı. Arayı uzatmamak lazım ama çok mümkün olmuyor bu hayat koşullarında…

Bayramın 4. günü tiyatro faaliyetimiz vardı. Duru giderken apartmanda poz verdi:: İşte böyle:

Fareli Köyün Kavalcısı’na bilet almıştım. Bu sefer anneanne de geldi bizimle. Bence çok güzel, eğlenceli bir oyundu, gitmeyen herkese tavsiye ederim. Oradaki “Çingene Kız” tiplemesini ayrıca tebrik ederim, tam benim kafadan:) Duru sıkıldı yine, oyun 1,5 saat sürüyor. Belki de yaşına göre değil o yüzden sıkıldı. Ama biz ailece çok eğlendik.

Dönüşte biraz Kadıköy’de scooter’ına bindi. Karnı acıkmıştı, çok sinirli oluyor karnı acıkınca. Kadıköy’ün içine doğru yürüdük, yemek yedik.

Duru’ya bayrak aldık.

Dönüşte oturur oturmaz uyudu Duru’cuk…

Bu geziden çok keyif aldım ben. Okul hayatım boyunca buralardan ayrılmazdık arkadaşlarla, gelmeyeli epey olmuş… Tekrar aynı yerlerde gezmek beni çok mutlu etti.

 

 

 

 

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers