Archive for the ‘21. ay’ Category

21. ay doktor kontrolü

Günler öncesinden stresi beni sarmıştı bu kontrolün. Geçen seferki kontrol hiç iç açıcı geçmediğinden günler öncesinden anlatmaya başladık Duru’ya. Hatta bir de kitap aldm ona, ismi “Doktorda”. Tübitak yayınlarının, 3 kardeş doktora gidiyor, birinin kolunda sorun var, birisi iğne oluyor, birisi de üşütmüş, doktora götürüyor anneleri, sonra ezaneden ilaç alıyorlar falan. Duru’ya da anlattım böyle.

Neyse, o gün gelip çattııı… Bari biz tartalım, boyunu ölçelim dedik. Tartı işlemi başarıyla gerçekleşti, boy ölçme sorunluydu, ayakta ölçtürmedi. Başını da zorla ölçtük. Bu arada bana sarılıp “anne memeee” diye bağırıyordu. Kusacak diye çok korktum, Allahtan olmadı öyle bir şey. Neyse, Gülbin Hanım geldi, biraz sakinleştirdik Duru’yu. “Hani anlatmıştım ya, doktor teyze kulağına, gözlerine bakacak, sonra sana alkış yapacağız” falan dedim. Öylece sustu, her kontrolden sonra alkışladık, heeey diyerek ellerimizi havaya kaldırdık. Zavallım, bir yandan ağlıyor bir yandan da heeeyyy diye ellerini bizimle birlikte havaya kaldırıyor. En son iğne faslında azıcık ağladı, sonra yine alkışladık falan, bu kez gerçekten daha sakindi. Sanırım hem ona anlatmalarımızın hem de kitabın etkisi büyük oldu. Kilo 14,5 kg, boy 89,5 cm geldi, gelişim %97′de, maşallah, normal her şey.

Oradan çıktığımızda Seher’i aradım. Bulut’a götüreceğim seni dedim Duru’ya. Gittik. Bulut, baştan pek yüz vermedi bizimkine. 1-2 pataklama girişimi de oldu. Çocuğun uyku saatiydi ve evinde başka birilerini istemiyordu, normaldi. Sonra birlikte cee falan oynadılar, biz anne-babalar iki laf ettik, Seher’in yaptığı ve ısrarla onun halka açılması gerektiğini düşündüğüm leziz keklerinden yedik bayıla bayıla. Zaman geçiverdi, giderken bizim yavrular pek bir anlaştı, birbirlerini dudaktan öpüp durdular. Şimdi “Bulut n’aptı kızım?” diye sorduğumda aklında sadece iyi anılar kalmış, eliyle öpücük işareti yapıyor:)

Bu kontrol de böyle geçti. Diğeri 6 ay sonra…

Akşam, iş dönüşü ritüeli

İşten eve uçarak gidiyorum dersem abartı olmaz. Aşağıdan zile bastıktan sonra apartmanın dış kapısını açınca hemen Duru’nun sesini duyuyorum: “Annniii”. Sonra ben de cevap veriyorum: “Duuruuu”. Ondan tekrar bir “annee” sesi, benden sırasıyla “Yaavvruumm”, “Duuuruuu” nidaları, merdivenler çıkılıyor ve kapıda pırıl pırıl gözlerle benim yumuk kızım beni bekliyor.

İçeri giriyorum. Üzerimi hemen çıkardıktan sonra kocaman bir kucaklaşma… Sonra “Gel üzerimi değiştirelim, ellerimi yıkayalım” diyorum. Eskiden buna da izin vermez, hemen “meme” derdi. Şimdi bekliyor en azından. Birlikte önce yatak odasına gidip üst değişiyor, ardından banyoya gidip ben ellerimi yıkarken o da tartıda tartılıyor. Ve sonrası… Onu kucaklıyor, sarıla sarıla salondaki koltuğumuza ilerliyoruz. Sabırsızlıkla memesini bekliyor.

Salona geçiyoruz, kuzu tos vurarak memesine kavuşuyor:) Sonra başlıyorum anlatmaya. “Duru ben seni çok özledim, gündüz hep seni düşündüm biliyor musun?” Ondan şöyle bir ses geliyor: “Hııı”. Devam ediyorum: “Arkadaşlarıma seni anlattım, resimlerine baktım.” Ondan yine “hııı” sesi. “Senin en çok nerelerini özlüyorum biliyor musun?” Ondan “Hı?” sesi. “Ellerini, yanaklarını, kulaklarını, ayaklarını, kirpiklerini…” diye saymaya başlıyorum. Artık öğrendi o da, bu soruyu sorunca bacaklarını, yanaklarını gösteriyor:)

Bazen o kadar sevgi doluyor ki ben onu severken o da elimi tutuyor, bastırıyor yanaklarına.

Arada soluklanmak için kalkıyor, sonra yine dönüyor memeye.

Akşamlarımız böyle başlıyor bizim…

 

Poşette hediye arama

Akşamları eve giderken çoğunlukla bir markete uğrar, evin ihtiyaçlarını alır, öyle gideriz Serhan’la. En kötü, benim elimde her akşam mutlaka bir poşet bulunur, pazardan, marketten vs. Duru, akşamları bizi kapıda beklerken elimizdekilere hiç bakmamıştır, tek derdi bizizdir.

Geçen hafta günlerden perşembe miydi cuma mı ne, Duru gündüz, araba araba diye tutturmuş. Annem de aradı, “Annesi, akşam araba getir Duru’ya” deyince eve giderken bir tane araba aldım makulünden. Eve gelince de hemen torbadan çıkarıp verdim, çok sevindi.

Fakat bu durum çocukta bir alışkanlığa dönüştü. Pazartesi akşamı Serhan elinde poşetle geldi eve, ben de poşetleri alıp mutfağa koymuştum. Bizimki hemen gitti poşete baktı “aaba” diyerek. Göremeyince de sızlanmaya başladı. Ben de “onlar yemek kızım, ben sana araba almıştım” falan dedim. İlk kez poşetten, kendisi için bir şey çıkmasını bekledi yavrucak:)

O nedenle eve girer girmez, çocuk için alınan bir şeyin poşetten çıkarılıp verilmemesi gerekiyor sanki, alışkanlık olmaması açısından. Biraz vakit geçirip ilerleyen saatlerde vermek lazım, bunu öğrenmiş bulundum. Yavruları boş beklentilere sokmamak en iyisi….

Siyah zeytin, beyaz zeytin

Duru zeytine bayılıyor. Uzun süredir siyah zeytin hastası. Versen 10-20 tane yer. Neyse, geçenlerde çeşit olsun diye Serhan yeşil zeytin de almış. Geçen hafta sonu kahvaltıda yeşil zeytini de koydum sofraya. 1 tane yedi, bayıldı tabii. Tam ona göre, ekşi, azıcık da tuzlu. Herhalde 10 tane yemiştir. Arada siyah zeytin veriyorum istemiyor artık, “Biyaaj” diyerek yeşil zeytin istiyor. Yani bizde zeytinler iki çeşit: Siyah ve beyaz zeytin:)

Geçen hafta

Güneş’in 7. yaş partisi

1 sene çabuk geçti, Güneşçik 1 yaş daha büyüdü. Ona Güneşçik demek de anlamsız artık, çünkü artık bir genç kız oldu adeta…

Cumartesi günü Portakal Parti Evi’nde kutlanacaktı doğum günü. Niyetim Duru’yu erken uyutabilmek ve zamanında gidebilmekti, fakat işin içinde çocuk olunca bu tip planlar sadece niyette kalıyor çoğunlukla.

Bizim kız o gün yarım gibi yattı ve neredeyse 2,5 saat uyuyarak kendi alanında bir rekora imza attı:) Uyandığında saat 3′e geliyordu. Yemek yedirme, Duru’yu giydirme, hazırlanma derken saati 4 ettik çıkmak için. Üzerine bir de trafik eklenince ancak 5 gibi oradaydık.

Duru daha dış kapıda huzursuzlandı, “Anne” diyerek, korkan gözlerle bakıyordu bana. Portakal Parti Evi, bir apartman dairesinde. Oda oda, büyükler bir odada, çocukların oynadığı alan başka tarafta. İyi düşünülmüş. Animatör, çocukları eğlendiriyordu biz gittiğimizde. O kadar kalabalıktı ve gürültü vardı ki bizimki ağlamaya başladı derhal. Bir ara o kadar kötü oldu ki yine kusacak zannettim, sürekli “Anne meme” diyerek ağlıyordu. Onun için güven=meme, bir kez daha anlamış bulundum.

Neyse, tam sakinleşti derken bir çocuk balonları tek tek patlatmaya başladı. Bu sefer yine başladı ağlamaya. Tam sakinleşti, doğum günü pastası geldi, kesildikten sonra animatör, konfetilerin olduğu bir şey patlattı, çıkan ses Duru’yu yine korkuttu. Çok yoruldum tabii.

Neyse, pastadan sonra misafirler evlerine gitmeye başladı. Ortalık durulunca Duru da daha sakinleşti, ortalarda oynamaya başladı. 1-2 vukuat daha oldu onu ağlatacak. Sonra o da ben de rahatladık. Orada bir oyun odası vardı, biraz orada oyalandı.

Birkaç abi vardı, onları seyretti, çalan müzikte oynadı. Tabii yine 5 dakika oturmadı. Selçuk, Güneş ve Şamil haricinde kimseye pas vermedi. Ebru’nun hevesi yine kursağında kaldı:(

Ve Didem’le de tanıştık:) Duru’ya çok güzel bir hediye almış. Dünden beridir Didem’in adını öğrendi Duru, hediyeyi kim aldı diye sorunca “Didem” diyor çok güzel bir şekilde:)

Saat 7 gibi dağıldık biz de evlerimize. Yolda uyuyakaldı Duru’cuk, çok yorulmuştu ağlamaktan.

Bir kez daha anladım ki bir süre daha gittiğim yerden bir şey anlayamayacağım herhalde. Ebru’yla oturup 2 laf edemedim ya ben ona yanarım:)

Bu geçen sene, yine Güneş’in doğum gününde çekilmiş bir resim.

Bu da bu yılki Duru.

Zaman böyle bir şey işte. İnsanı, hayvanı, bitkiyi, canlı olan ne varsa büyütüyor, cansız olanı eskitiyor.

Nice yıllara Güneşçim, güzel yüzün gibi bahtın da güzel olur inşallah…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers