Archive for Şubat, 2011

Dedemizin doğum günü ve birkaç kelime daha

Henüz cümle yok, kelimeler her geçen gün artıyor.

Geçen akşam televizyonda ateş yakan bir adam gördü “ateş” dedi direkt.

Mavi rengin adı maviş oldu. “En sevdiğin renk ne?”, “Babanın gözleri ne renk?” gibi sorular sorunca “Maviş” diye cevap veriyor.

Bir de çok lazımmış gibi Akbank‘ı öğrenmiş.

Tamam yerine “Nemaaam” diyor, bayılıyorum.

Bez: Bej

Huggies: Hagiz

Cumartesi günü büyük temizlik vardı. Annem Duru’ya anlattı, “Abla gelecek iş yapacak” diye. Gün içinde ablayı gördükçe “iş, iş” demeye başladı.

Dün dedemizin yaş günüydü. Babaanneye “Babi” diyor, dilinin döndüğünce insanlara, nesnelere isim takıyor, gerçek isimlerini söyleyemediğinde bir kelime uyduruveriyor hemen. Dün akşam mutfağa gelip “babi”sini aradı birkaç kez:)

Işık’ın bu haftaki adı “Itıç” oldu, geçen hafta “” diyordu.

Halası kitap almış ona, resim çizmeyi öğretiyor. Onunla oyalandı bir süre. Biraz amcayla, biraz halayla oynadı, kuzenlerinin arasına karıştı. Mum üfledi, dedesini öptü.

Birkaç kez sabrımı zorladı dün akşam, bağırdım, pişmanım:(

Seneye, dedemizin doğum gününde yine buluşuruz inşallah diyerek yazımın sonuna üç nokta koyuyorum…

ve Minik Deniz Ali karşınızda…

Hayat sürprizlerle dolu. Ne kadar plan yapsak, hayatımıza tarihler koysak da uymuyor bazen işte. Yaradan kendisi yapıyor planını, bize de  o plana uymak düşüyor.

Dün sabah saat 8′de telefonum çaldı, baktım Emine arıyor. Anladım başımıza geleni. Emine hastaneye gidiyordu, minik Deniz sabırsız davranmış, daha annesi izne bile çıkmadan gelmeye karar vermişti. Beşiğin yeni sahibi yoldaydı…

Onlar hastaneye gittiklerinde ben de burdaki işlerimi toparlamaya çalışıyordum, kafam orada tabii. Sürekli Emine’nin eşi Melih’le konuştuk gün içinde. Yapacak bir şey yoktu, onlar da bekliyorlardı…

Daha dünyaya gelmeden beklemeyi, sabretmeyi öğretiyor bu sıpalar anne babalarına.

Seyir normal doğuma doğru gidiyordu. Bu doğum şeklinin en acayip yanı da bu, ne kadar bekleteceği belli olmuyor. 4 saat de olabilir 24 saat de…

Ben akşam 6 civarında hastanedeydim, Serhan’la orada buluştuk. Bir yandan da aklım evde, Duru ne yapacak diye düşünüp duruyorum. Bu arada Emine’nin doğum fotoğrafları için Çiseren’i istemiştim fakat kızcağız ağır gip olmuş ve hiçbir arkadaşı da müsait değildi:( Yapacak bir şey yoktu. Yani vardı da ben sonradan akıl ettim, doğuma girip fotoğrafları ben çekecektim.

Neyse, odaya çıktık, oturduk orada biraz, ben Cevat Kelle olarak görevime başladım. Emine’nin ara ara sancısı geliyordu, hafifti, fakat henüz bir açılma olmamıştı. Çaresiz bekliyorduk.

saat 7.30 civarı sancılar şiddetini artırdı, biraz da sıklaştı. Gidip hemşireye haber verdim, doğum zamanı yaklaşıyor diye düşündüm.

Ben, Emine ve Melih aşağıya indik, yani doğumhaneye… Orada Emine’yi yine NTS cihazına bağladılar. Sancıların şiddeti artmaya başlamıştı, elini tutarak destek olmaya çalıştım, bir de derin nefes alıp vermesi gerekiyordu. Şiddet çok artınca, zamanı da geldiği için epidural bağladılar Emine’ye. Eskiden nasıl doğuruyorlarmış epiduralsiz falan, hiç aklım almıyor. Emine’yi gördükten sonra ömür billah da aklım almayacak.

Bu arada eğer Kılıç Bey izin verirse ben de doğuma girecek, Deniz’in fotoğraflarını çekecektim.

Gözümüz saatte, ben, Emine ve Melih birbirimize bakarak, kâh konuşarak kâh NTS cihazının sesini dinleyip tempo tutarak:) vakit geçirmeye çalıştık. Deniz Ali nazlanıyordu. Emine, epidural bağlandığı için biraz rahatlamıştı.

Saat 11 civarı sancılar hem şiddetini hem de sıklığını artırdı. Herhalde 20 geçe falan da doğumhaneye gittik. Melih yukarı çıktı, onun yüreği dayanmayacaktı. Ben güçlü olmalıydım. Doğumhanede kenarda yerimi alıp beklemeye başladım.

Kılıç Bey geldikten sonra hızlıca doğum başladı. Ben bir kenarda sesim soluğum kesilmiş bir şekilde olanları izliyordum. Burada neler olduğunu anlatmak istemiyorum, o anı görmek, yaşamak lazım. O kadar söylüyorum.

Ne kadar sürdü bilmiyorum ama sanırım 15-20 dakika sonra falan geldi minik Deniz Ali. Kelimelerle anlatamıyorum, çok garip bir duygu. Orada bir mucizeye tanık oldum.

Bir yanda canından can çıkarmaya çalışan, acı çeken can arkadaşım, ben elimde makine, çıkacak minik adamı bekliyordum. Benim için tarif edilemez bir zaman dilimiydi.

En unutamadığım an ise kendi doğumumda da yaşadığım kavuşma anı. Deniz Ali doğdu, minik sesiyle ağlıyordu. Tüm muayene vs. süresince de ağladı. Temizleyip kontrollerini yaptıktan sonra annesinin yanına getirdiler. Ne zaman ki Emine onunla konuşmaya başladı minik adam sustu, dinledi annesini. Büyülü bir an o an ve de çook duygulu…

Emine’ye son bir bakış fırlatıp iyi olduğunu görünce ben de Deniz’le birlikte yukarı çıktım. Niyetim onu yıkanırken falan da çekmekti ama hemşireler hiç yüz vermedi.

Geldiğimizde sanırım 12 civarıydı. O saatte Duru uyumuştur diye düşünüyordum. Melih’in ablası annemin beni çok aradığını, Duru’nun huysuzlandığını, durmadığını, uyumadığını söyleyince apar topar eve gittik.

Eve vardığımızda annem Duru’nun yeni uyuduğunu söyledi. Epey bir zorlamış kadını, midesi ağrıyordu. Çocuk haklı, saat 10′a kadar beklemiş, onun uyku saati. Ben gelmeyince çıldırmış. En son dolaptaki sütlerden birini çözüp vermiş annem Duru’ya, sonra sakinleşip uyumuş, üzüldüm…

Gider gitmez emzirdim biraz. Gece uyanıp “anne” diye çağırdı beni. Sarıldı, pat pat yaptı sırtıma. Sonra anlattım “Emine’ye yardım etmeye gittim, minicik bebeği oldu, çok tatlı, sonra birlikte gidip severiz” dedim, sevindi, sonra babasını sordu, “geldi, uyuyor” dedim, sonra da anneannesini sordu. Herkesten emin olduktan sonra da uyudu.

Sabah onun uyanmasını bekledim, sevdik birbirimizi, kimseyi istemedi. Kucağımda öylece yattı. Özlemişiz…

Sonra gitme vaktim gelince durumu anlatıp çıktım evden, “akşam erken gelicem, oynarız” dedim.

Öğlen de minik mucizenin yanına gittim yine, çok tatlı Allah nazarlardan saklasın.

Bir can daha geldi aramıza… Tez canlı ama bir o kadar da nazlı… Hoş geldin minik, nazlı ve güzel adam…

duruneleryapiyor.com’a yeni çehre

Duru’nun sitesi için bir süredir yeni bir tasarım istiyordum. Kafamda sadece şu vardı: Sade olmalı, site açıldığında Duru’nun fotoğraflarının sabit olduğu bir ana sayfa olmalıydı. Her yazıya fotoğraf koymadığımdan bazen sayfalar hareketsiz olabiliyordu.

Derhal sitemin mimarı Erkan’a gittim, sağolsun o da bulduğum bir şablonun üzerinde çalışıp bu yeni sayfayı yaptı bana, çok beğendim…

Sitemiz yeni yaşına yeni bir çehreyle girdi böylece…

Pazar kareleri

Pazar akşamı babaannedeydik. “Babi” diyor babaanneye. Selin’e de “nana”. Işık’ın adı “Iç”.

Halasının aldığı “cici”sini giydirip düştük yollara…

Yine şımarıklığı üzerindeydi. Kendini yerlere attı, Boncuk’la oynadı, yemek yemedi, herkesi ayağa kaldırıp oynattı, “gel geel geell” diyip babaannesini, dedesini bile piste davet etti:) Bir ara bir baktım herkes ortada oynuyor, çok eğlenceliydi.

“Dönyor” diye diye kendi etrafında döndü bol bol, başı dönünce daha da hoşuna gitti bu durum, daha çok döndü. Ben sürekli herkesin fotoğrafını çekerken Sevim Abla, senin fotoğrafın hiç yok Duru’yla biraz da seninkini çekelim dedi. Öylece güzel 2 pozum oldu Duru’yla.

Yine bacaklarının arasından bakıp durdu.

Amcasıyla haşır neşir oldu, herkesin yanağına tek tek “fıstık” yaptı. Miyav miyav diyerek yerlerde gezindi.

Çok ama çok mutluydu.

Kısacık bir Duru-Bulut buluşması

Cumartesi günü Seherlerle görüşmeye niyetlendik, Seher’i aradım, Nero Cafe’delermiş. Biz de gitmek için hazırlandık. Tabii biz çıkana kadar saat üçbuçuk, oraya gidene kadar da dörtbuçuk oldu, belki daha da geç bir saatti. Biz gidene kadar onların evlerine gitmediğine şükrettim:)

Hava soğumuştu, Bulut tüm pamukluğuyla orada koşturuyordu, çok sevdim. Benim anormal sevme cümlelerime yandan yandan gülerek cevap verdi:) Bir ara yakalayıp pamuk yanaklarını öptüm.

Açık alanda olunca çocuklar birbirlerinden çok etrafla ilgileniyor. Pek bir araya gelemiyorlar dolayısıyla. Bir ara Bulut elindeki oyuncağını getirip Duru’ya verdi. Duru, otu çimeni görünce koşturmaya başladı oralarda. Ben de onun peşinde… Seherle görüşemedik bile, o da Bulut’un peşinde koşturuyordu, zaten Bulut hem sıkılmış hem de uykusu gelmişti.

Bir ara nasıl olduysa Duru ve Bulut yan yana geldiler, benim kız Bulut’u çok beğenmiş olacak ki dudaklarına minicik bir buse konduruverdi:) Bulanık da olsa bir fotoğraf var elimde.

Bulutçuk çok huysuzlandığından eve gitme vakti gelmişti. Kısa ve öz bir görüşmeydi ama o bile iyi geldi. Havalar biraz ısınınca görüşmeyi tekrar etmeye karar verdik.

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers