Archive for the ‘6. ay (kasım-aralık)’ Category

Kestanenin “k”sı düştü dile:)

Cumartesi-pazar yoktu Serhan. Hatta cuma akşamından yoktu. Cuma mesaideydim, eve gece 12′de geldim. Serhan da olmayınca Duru bunalıma girmiş resmen. Eve geldiğimde kafayı gömmüş yatıyordu. Bir asabi bir asabi, beni de istemedi, bağırdı. Babasını özlemiş:( Hıçkıra hıçkıra ağladı. Zor sakinleştirdim. Mesainin üstüne tuz biber oldu bu da. Uyuduğunda saat 2′ye geliyordu…

Neyse ertesi gün daha iyiydi. Kahvaltı ettik, hava da güzeldi. Dışarı çıktık, parka gittik biraz. Dönüşte pizza yaptık. Afiyetle yedik. Morali düzeldi. Parktan topladığımız yapraklarla ağaç oluşturduk. Epey vakit geçti, Duru’nun da hoşuna gitti…

Pazar günü evdeydik. Hava kötüydü zaten. Duru’ya Tübitak yayınlarından “İlk Resim Kitabım”ı almıştım. İçinde bir sürü şeyler var yapacak, birlikte onları kestik, boyadık, çizdik, yapıştırdık… Duru da çok hevesliydi, epey uğraştı.

Çok enteresan, babası aradığında onunla konuşmak istemedi. Belki de kendince tavrını koydu…

Akşam yemeğinden sonra dede bize kestane yaptı. Onu da yiyince Duru’nun dili çözüldü:) K’ları T olarak söyleyen Duru K’ları K gibi söylemeye başladı:) Buna kendisi de şaşırdı, bir süre pratik yaptı:

“Anne, bak, pe-li-Kan”

“Anne, Ka-buK”

….

İçinde K harfi geçen kelimeleri bulup kulağıma yavaş yavaş, heceledi.

Tıpkı yeni yürüyen bir çocuğun temkinli adım atması gibi, çok ilginç. Bu harf onun için yeni olduğundan biraz da bastırarak söylüyor:) 16 Aralık 2012, K’nin dile düştüğü tarihtir:)

Tabii ben manyak bir anne olarak çocuğumdaki bu ilerlemeden de burulacak bir taraf buldum:(

Benim k’ları söyleyemeyen, yok’lara yot diyen bebeğim, büyüyordu…

Vallahi iflah olmam ben…

Neyse, Serhan geç geldi. Duru da ben de uyuyorduk o geldiğinde.

Biz kavuştuk ama baba-kızın kavuşması sabaha kaldı.

Uyumadan önce “Babam gelecekti hani, gelmedi” diye sordu bana.

Pazartesi sabahı kavuşmaları da biraz “nazlanarak” oldu, tavrını sürdürdü Duru. Hemen koşmadı babasına…

Babasının ona aldığı “My Little Pony” serisinden minik atı ve çikolataları görünce çözüldü tabii…

Bu ayrılık zor oldu bu kez, önümüzde Ankara maçı var, 3-4 gün yok yine bizim bey, bakalım küçük hanım buna ne diyecek??

 

 

 

 

Nihayet süsledik

Bu Aralık ayında da ağacımızı süsleyebildik nihayet. Duru hasta olduğundan birkaç gün ertelemiştik.

Dün kendini daha iyi hissediyordu, öyle olunca da daha fazla ertelemeyelim dedik.

Çıkardık ağacımızı, süslerimizi. Babasıyla Duru süsledi ben de çekim yaptım her zamanki gibi:) 2 süsü elime verdi Duru, bunları da sen tak anne diyerek…

Akşam salondaki koltukta uyudu Duru önce. Sadece ağacın ışıkları yanıyordu. Bir ara sesi geldi, içeri gittim, baktım yüzünde bir gülümseme, uyanmış ağacı seyrediyor. Sonra mutlu mutlu yine uykuya daldı…

İçim ısındı…

 

Evimizde küçük bir hasta var:(

Bu okul nasıl bir şeymiş yahu… Herkes derdi de şaşırırdım. Bizim de başımıza geldi sonunda…

Pazartesi günü Duru hastalandı. 2 akşam ateşi 38,6′lara çıktı. Gündüz ateşi nispeten daha düşük oluyordu. İştah falan yok tabii. Buna rağmen yine de huysuzluk yapmıyor hiç, kendi kendine atlatıyor hastalığını:(

En son dün akşam daha iyiydi, ateşi 37,6′lara geriledi fakat 2 gündür ishal zavallım. Yediğini yarım saat sonra gönderiyor. Vallahi süzüldü, minicik kaldı suratı:(

Doktorumuz bir şey demedi, ishal diyetine devam edeceğiz. Kendi kendine geçecek herhalde.

Bu sabaha karşı çiş için uyandı. Sonra tekrar yatırdım yatağına. Baktım yatakta ağlamaya başladı, efendim okula gitmeyecekmiş, iyileşmemiş kendisi henüz, ateşi düşmemiş:) Ben de bu konuyu şimdi konuşmayalım dedim. Sinirleniyorum artık, Duru’nun okula karşı olan bu tutumundan hoşlanmıyorum. Hemen de anlamış, iyileşince okula gideceğini kavramış. Ben “çok yağmur yağdı, o nedenle okulda temizlik varmış, tatilmiş okul” dedim. Ama görülüyor ki Duru bunu pek de “yememiş”.

Bakalım, yarın iyi olursa siftahı yapacağız. Tam alışıyor, araya bir şey giriyor ve yine okuldan uzaklaşıyor. Yarın Cihan öğretmenin dersi var, belki bu onun gitmesi için iyi bir sebep olabilir.

Yazasım yok… Yazmalıyım bir yandan da…

Epeydir yazasım yok. İşler de yoğun, bir türlü kendime gelip iki kelime laflayamadım burda:)

Neyse, bakalım, en son doğum günü maceramı yazmıştım.

Onun üstüne, geçen cumartesi Kübra geldi bize, çok sevindirdi bizi de…

Gelirken yine incelik yapıp Duru için harika bir yılbaşı tacı getirmiş, Boray‘ın el yapımı cicilerinden. Bu konudan da ayrıca bahsedeceğim. Çok beğendik ailece, Duru kafasından çıkarmak istemedi. Kolyeye dikkatinizi çekerim. Benim eski kolyelerimden biri. O kadar beğendi ki onu da boynundan çıkarmadı, pek süslü kızımız, anasına çekmemiş iyi…

Oturduk, konuştuk, yedik, içtik… Duru da pek memnundu durumdan, ona bir arkadaş gelmişti ne de olsa:)

Gidip gidip öptü Kübra’yı…

Özlemişim Kübra’yı. Ne güzel bir insan, ne kadar dolu… Güzel güzel anlattı bize yaptıklarını, hem güldük hem öğrendik:)

Serhan fuardaydı. Dolayısıyla babaanneye gidemedik bu hafta. Duru halasını sayıkladı, babaanneye gitmiyor muyuz diye sordu birkaç kez:( Üzüldüm, haftaya gideriz dedim…

Geçen hafta sonu da öyle geçti.

Ben yine doğdum!

Doğ doğ nereye kadar ayol:) 17 Kasım itibarıyla bir yaş daha geçti, kaç olduğumu tabii ki söylemeyeceğim, siz deyin 25 ben diyeyim 26:)

Neyse, işte doğdum diye kendime bir hediye yapmak istedim. 1 gece, Duru’yu da alarak ufak bir kaçamak yaptık, Çatalca Durusu Metra Club’a gittik…

Hava soğuktu biraz. Hatta, epey soğuktu. Zaten hiçbir doğum günümü güneşli hatırlamam, kar yağmadığına şükretmek lazım:)

Duru pek memnun kaldı bu geziden. Bahçedeki tavşanları, tavuskuşlarını besledi, at çiftliğini gezdi, Black diye çok şirin bir midilli vardı, ona bindi… En çok o memnun kaldı geziden…

Bu sefer, biraz ders gibiydi de. Binicilik eğitiminin başlangıç kısmını anlattı abi Duru’ya. Oturup kalkarken birden dengesini kaybederek Black’in üzerine yapışıverdi:) Gerçekten harika bir yer burası, eğitimcileri de atları da mükemmel…

Ben dinlendim dersem yalan olur. Tek iyi yanı üçümüzün bir arada olmasıydı. Bir de at çiftliğini sevdim, sakin ve sessizdi. Sanırım sessizliği özlemişim ben…

Gece Duru öksürdü biraz, zaten burnu akarak gitmişti, biraz da üşüttü orada zavallım. Tedirgin oldum, uyuyamadım da…

Metra Club’a gelince… Ne öldürür, ne güldürür:) Belki daha sıcak bir havada daha sevimli gelebilir gözüme. Peysaj harika fakat işletmecilik, ı ııhh! Hele kahvaltısı, sınıfta kaldı. Fakaattt, akşam yemeği için aynı şeyi söyleyemem. Aşçıları çok iyi olmalı, lezzeti yerindeydi yemeklerin, fiyat kalite dengesi ise eh işte… Aynı aşçı nasıl olur da kahvaltıya bayat poğaça, kek ve kokmuş kıymalı ekmek gibi şeyleri çıkarabilir anlamadım, biz taze ekmekle daha memnun olabilirdik…

Saat 1′i geçiyordu oradan ayrıldığımızda. Duru’yu önce at çiftliğine götürdük. Midilliye bindi, atları besledi. Kahvaltıdan atları beslemek için yanımıza aldığımız elma ve armutları verdiler babasıyla. Ben de fotoğraf çektim bol bol, bir de kalan zamanımda sessizliği dinledim, çok sessizdi, güzel olan da buydu:)

Dönüşte de tavşan ve tavuskuşlarını besledik.

Erkek olanı zavallı dişiye hiç yemek yedirmedi, sinir oldum. Duru erkeği beslerken ben de bir yandan dişiyi besledim, kadın haklarını korudum:) Ama öyle arsız bir şey ki kendininkini bitirip hemen karısının yemeğine dalıyordu:(

Dönüşte babaannelere uğradık. Selin de oradaydı. Özlemişiz.

Duru, halasına yapıştı adeta, Selin’e başta yüz vermese de sonrasında yanında ayrılmaz oldu. Epeydir görmediği için yabancıladı herhalde. Madem hepimiz bir aradayız dedik, pastayı aldık, kutlamayı da yaptık… İyi ki doğdum yahu, ben doğmasam böyle güzel ve akıllı bir yavrudan mahrum kalacaktı dünya:) Buradaki gizli özne Duru, yanlış anlaşılmasın:)

Eve gittiğimimzde saat 7 idi. Yemek yedik, biraz boyama, biraz oyun derken baktım ki uyuma vakti gelmiş…

İyisiyle kötüsüyle, en önemlisi sağlıkla bir yaşım daha bitti… İnşallah yenisi de en az bu kadar iyi geçer…

 

Arama
Son Yorumlar
Lilypie - Personal pictureLilypie Second Birthday tickers